10 Yorum

Annelik Kaygılarımla Bakıştım

Aşağıdaki yazı Güneş Kuruöz tarafından kaleme alındı.

***

Annelikte, çocuk kaç yaşındaysa oranın evhamlısı oluyorsun. “Genel annelik endişesi” diye bir cümlelik özet geçeni ben henüz görmedim. Gördüysem de kıs kıs güldüm. Şu an bebeği ilk adımlarını atan anneler, nasıl bir ayakkabıyla o poğaçaları taçlandırsam diye bir köşede kararırken, tuvalet alışkanlığı kazandırmak isteyenler bir başka köşede çocukla kurulacak iletişim dilini çalışıyor. Büyüdüğü halde hala parmak emen bebenin anne kaygıları gayet sahiciyken, ekran bağımlısı olan bebesiyle ilgili kendini sorgulayan annenin kaygıları ise gayet üç boyutlu…

O laf var ya, “neren acıyorsa canın ordadır”. Çocuk kaç yaşındaysa, evhamın da orada. “Hiç evhamsız bir yaş aralığı yok mudur” diye düşündüm geçen. Kendi çocukluğumdan yola çıkarak, bulamadım. Belki birkaç hafta ya da birkaç ay kaygısız geçirdiğin süreçlerin oluyor, annelik yaparken… Fakat onda da yaklaşan 5 yaş sendromu gerginliği, ergenlik korkusu, doğum günü telaşı, eğitim öğretim süreci, mevsim değişikliği, gündem karamsarlığı derken kaygılar torba değil ki büzesin ayol?

Kaygılar konusunda tünelin ucunda ışık yok. Ben anne olduğumda, annemin hakkımda hala nasıl evhamlandığını fark edince, ‘anne olunca anlamanın’ dipsiz kuyulara düşmek olduğunu anladım. Çocuk sahibi olmayanlar, hatta hiç regl olmayan baylar bu satırları okuyorsa bana acımasın lütfen. Bir şekilde yardım eden sessiz çalışan bir sistem var içeride… Uykusuzluk, çaresizlik, sonsuz sevgi stoklarında boğulmak gibi kekeme davranışları çekilir hale getiriyor.

Annelik vesveseleri konu başlığını incelemeye alma nedenim, kendimi özgür bırakmaktı. Kendimi karşıma alıp, olduğu gibi kabullenirsem kaygılı olduğum için artık kaygılanmam demiştim. Her ne kadar kaygıdan bazen başım dönse de hangi kaygının normal hangisinin ‘fazladan evhamlı kaygı’ olduğunu birbirinden ayırabiliyorum. Örneğin, hala parmağını emmeye devam eden 3 yaş oğluma nasıl müdahale edeceğimi, hangi hamleleri yapmam gerektiğini araştırmak, işler beklediğim gibi gitmez ve evladım süreçte zorlanırsa diye düşünmek ‘normal kaygı’. Fakat, çocuk kıkır kıkır parkta oynarken aman eyvah her an düşebilir diye sürekli çocuğu kollamak ‘hormonlu kaygı’. Oradaki kaygı, sadeleştirilmesi gereken işlenmiş kaygı. O hafta yola çıkacağız, aman hasta olmasın diye çeşitli tehditlerle çocuğu beslemek ‘normal kaygı’ iken, çocuk hasta olmasın diye evden çıkarmamak ‘hormonlu kaygı’. Gerçi, belki o kişinin kendi inandığı şey de budur. Hasta olmamak için soğuk havalarda evden çıkmamak gerektiğine inanıyordur. Vay! Kendimi ve kaygımı karşıma alıp şöyle bir incelemek empati yeteneğimi de geliştirmeye başladı. Bence iyiye gidiyorum.

Kaygıyı anne olduktan sonra resmetseydim, iç organlarımı kağıt gibi buruşmuş çizerdim. Buruşmuş ama çalışıyor. Evde, barda, yolda müzik dinlerken o eski salınan ve hafif dalgacı halim, yerini diken üstünde ve çoğunlukla taarruza hazır bir duruşa bıraktı. İşte bu bedendeki kaygı etkisiydi. Hızlı, aceleci, kriz anlarında çözüm üretmeye programlanmış ve tempolu! Belki dışardan ‘ah işte analık’ gibi duran bu hal, aslında kaygı tohumlarından yeşermiş yeni bir bendim. Çünkü bu kaygı butonu, kaç kez deneyimlesen bile, olaylar her geliştiğinde devreye giriyordu. Hastalıkta, o his kalbini tekmeliyor, minik ayrılıklarda mideni yumrukluyor, çözemediğin her sorunda etini çimdikliyor ve olaylar iyiye döndüğünde ise koltuğunu kimseye kaptırmadan direkt ‘duygusal gözyaşlarına’ bırakıyordu. Hatta bazı bazı gelen kaygısız anlarda bile, sadece kaygısız olabildiğin için kaygılandığın da oluyordu.

Evet, evet kendimi darlamamak ve özgür bırakmak için yapmam gereken bu yeni beni, yani kaygıyı karşıma alıp onunla bakışmaktı. Onu olduğu gibi kabul eder, hatta sevebilirdim bile belki. Beni olduğumdan daha çalışkan ve hızlı düşünen biri yapmıştı ne de olsa. Tamam, buradan gidersem, biraz da olsa çekilir yanı vardı onla yaşamın.

Uzmanlar, kaygılı annelerin çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsederler. Kaygısız anne olabilecekmiş gibi, buna inanırlar, sahi inanırlar mı? Pastırmasız çemen gibi, kaygısız anne… Ya da daha iddialı bir ifadeyle, ıslanmadan yüzmek gibi… Kaygısız anne olabileceğine inancım yok ama kaygısını kabullenmiş ve bunu kontrol altına alabilen, ‘geniş’ düşünmeye çalışan anneye inancım var. Kaygısını da hoş görebilen ve kendisiyle dalga geçebilen… Kaygısı üzerine eşe dosta anlatacağı komik anılar biriktiren. Çocuk gece yüksek ateşten ağlarken, kendine ‘aha da bak geldi kaygı atağı, bir sen eksiktin şu ortamda’ diyerek, onu somut bir şekilde tanımlayabilen. Kaygıya kapılmayan ancak varlığını da reddetmeyen.

Evet, ben tam da bunu istiyorum. Kaygısına kaygılanmayan anne olmak!

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

10 yorum

  1. Nasıl guzel ifade etmissiniz, bir solukta okudum

  2. Bir de maalesef bu kaygıları doğal olarak anlamayan ve gözünün içine bakarak “anne olduktan sonra çok değiştin anne halini sevmiyorum” diyerek zaten buruşmuş iç organlarını paramparça eden eşler var.

  3. Çok güzel açıklamassiniz hislerimi. Hele ki burusmus organlar kısmı. Ancak bu kadar güzel betimlenebilirdi. Sürekli ağızda atan bir kalple, kısa ayrılıklarda bile düğümlü bir bogazla ne kadar daha sağlıklı kalinabilir diye düşünüyordum bende son günlerde.

  4. Harika bir yazıydı, evet sanırım kaygılandığımız zaman bunu farketmekte bitiyor iş. Farkediyorsan durdurmak ve derecelendirmek kolay ama işte farkedebilmek büyük mesele. Düşünceler çok hızlıdır, çoğu zaman kendimiz bile kafamızdakileri takip edemeyecek kadar hızlı. Bir de bunun birbirini kovalayan karamsar düşünceler olduğunu gözönüne alınca, çoğu kişinin akışa kapılmasının nedenini anlamak hiç zor değil.

  5. Ah ah kaygısız olduğum zaman çok mu kaygısız davranıyorum yoksa diye kaygılanmaya başlıyorum ıslanmadan yüzülmez

  6. Yıllarca kaygı bozuklukları ve depresyon alanında çalışmış bir klinik psikolog olarak, yazıyı çok keyifle okudum, eline sağlık. Şunu eklemek isterim; kaygı olmasaydı, çocuklarımız da kendimiz de hayatta kalamazdık, kaygı organizmanın koruyucu meleğidir. Ama senin çok güzel bir tanımlamayla “hormonlu kaygı” dediğin, gereğinden fazla miktarda ve akıldışı senaryolara kaygı duymak, kaygı “bozukluğu” anlamına gelir ve işlevselliğini yitirmiş her organ ya da yeti gibi, bize yük olur, bizi genel anlamda aşağıya çeker. Önce kaygılarımızla yine senin güzel ifadenle “bakışmak” yani onları fark etmek, tanımak ve sonra işlevsiz olanları ayıklamaya ve geride bırakmaya çalışmak, sanırım biz annelerin en zorlandığı alanlardan biri.. Kaygısız değil de kaygı bozukluksuz ebeveynlik dileklerimle, bir de soru: ya bu babalar niye bizim gibi kaygılı değiller?!?!

  7. 100 tam puan 😉

  8. Üç çocuk annesiyim.Çok edepli kaygılara sahibim.O kadar edepliler ki ne zaman geleceklerini ve gideceklerini çok iyi biliyorlar.İyi eğittim onlarışaka bir yana çok güzel anlatmışsınız Şunu söylemek isterim ne zaman çocuklarımla ilgili kaygılansam sonraki adımın hep güzel geridönüslerle ödüllendiriliyor.

  9. Merhaba, yazacaklarım bu yazınızla alakalı değil ama yorum yapmak istediğim yazılarda ‘yorum yap’ kısmı çıkmadı. Ben çocuk gelişimi öğrencisiyim ve özellikle ‘kitaplık’ kısmında yazdıklarınız o kadar faydalı oldu ki benim için… Yazdıklarınızı genelde okumaya çalışıyorum. Okuduklarımın her biri tek tek çok faydalı oldu diye düşünüyorum ama kitaplık, gördüğüm ‘çocuk edebiyatı’ dersi için ayrıca yardımcı oldu ve olmaya devam ediyor. Teşekkür etmek istemiştim. Umarım mezun olduğumda bu okuduklarım öğrencilerime daha iyi öğretmen olmak konusunda yardımcı olur. Güzel günler. :)

  10. Himmm. Ben cok kaygili bir insanim ya da karamsar belki de ama nedense ateslenen cocuk beni zerre kadar kaygilandirmiyor, olum ve daimi sakatlanma yoksa hicbir dusme vs beni rahatsiz etmez, her turlu zor ya da tehlikeli isi gonlu varsa denetirim, denemesini isterim. Ilk cocugum tup bebek belki kayginin babasini en basta yasadim kimbilir, bir hastanede 6 aylik 6 ameliyat gecirmis cocuk gördüm belki de ondandir biraz da. Yalniz birsey var ki cocuklar cozumu karmasik psikolojik sorunlar cikardiklarinda cok kaygilaniyorum ve bunu da normal buluyorum. Bir de hic ustumuzden atamadigimiz yetersizlik duygusu var yeni nesil annelerin belasi asil onunla bakismasi cok zor.