7 Yorum

Ayşenur Ve Dağhan’ın Hikayesi

28 Mart, 2016

İstanbul

Uzun bir aradan sonra herkese merhaba,

Sizlere yazmak ve heyecanıma ortak etmek özlediğim bir duygu oldu bu geçen zaman içinde. Gebelik günlüklerini takip ettiğim arkadaşlarımın doğum hikâyelerini hep sabırsızlıkla bekleyenlerdendim ben. Ne olmuş, nasıl olmuş, doğum mucizesi bu sefer nasıl vuku bulmuş hep merak eder, biran önce yazsınlar isterdim. Gebelik günlüğümü yazdığım süre içinde de kendi kendime söz vermiştim, sıcağı sıcağına tüm duygularım tazeyken, kaleme almak üzere doğum hikâyemizi. Defalarca oturdum bu amaçla bilgisayarın başına, parça parça yazdım da ama size derleyip toplayıp bir türlü gönderemedim. Pek çok konuda yazı yazmak üzere kağıdı kalemi elime aldığımda bu durum başıma gelse de, en fazla on dakikalık konsantrasyon sağladığımda aştığım bir durumdur aslında.

Bu sefer aşmak neden uzun sürdü, önce onu anlatmaya çalışayım; en önemli sebep, ülke olarak geçirmekte olduğumuz zorlu günler… Hamileliğim boyunca da eksik olmayan kötü haberler, Dağhan dünyaya geldikten sonra da artarak devam etti. 2016 o kadar gam yüklüydü ki o yükü omuzlarımda hissetmediğim tek bir gün bile geçmedi. Bu ağırlık altında ezilirken başımı kaldırıp da hayatımın en önemli anını keyifle kaleme alamadım. Geçecek, bitecek dediğimiz süreç bir türlü bitmek bilmedi. Tüm şehrimizin bembeyaz, sessiz bir örtüyle kaplandığı bugünlerde umudu parlatmak gerek dedim ve küçük parçaları birleştirmeye başladım.

Gebelik günlüğüme başlarken kendi küçük tarihime not düşmekten bence daha önemli bir nedenim vardı; benim gibi kayıplar, tedaviler yaşayanların, senelerini bu yolda harcayanların umutlanabileceği bir günlük oluşturabilmekti sebebim. Ben o yollarda yürürken nice kayıplardan sonra bebeğini kucağını alanları, zorlu tedavi süreçlerinden sonra, zorlayıcı sabır testlerinden sonra bebekleriyle mutlu günlerde buluşanları okudukça umutlanıyordum. Dilerim bizim hikâyemiz de vazgeçmek üzere olan birilerine ışık olur.

Gelelim büyük güne! Elif’in Dağhan’ın gelişini müjdelediği yazıda da sizlerle paylaştığı gibi hamileliğimin 40+2.gününde doktor kontrolüm vardı. Kontrolde 2 cm açılmam olduğu ve kasılmaların yavaş yavaş başladığı görüldü. Doğum birkaç güne gerçekleşecek gibi görünüyordu. Bu kontrol geçirdiğim en rahat kontroldü diyebilirim. 40.haftaya ulaşmıştık, doğum kendini belli etmeye başlamıştı, her şey yolunda gidiyordu sonunda…

2009 yılının aralık ayında rahmimde hücre başkalaşımı bulunduğunda ve temizlemek için operasyona karar verildiğinde ilk defa anne olamamaktan korkmuş ve aslında anne olmayı ne kadar çok istediğimi fark etmiştim. Anne olma yolculuğum o gün başlamıştı bana göre. İşte o günden beri içimde hiçbir korku, tereddüt, endişe olmaksızın bebeğimi doğal doğumla kucağıma alacağım günün hayalini kurdum ben. Hayal kurma konusunda çok başarılı bir insan değilim ama bu hayalden öte gelecekteki gerçeğim gibi olmuştu zamanla.

Gel gör ki, öyle olamadı maalesef. Son hafta çok kötü gribe yakalandım. Tüm hamileliğimi gripten korkarak, kaçarak geçirmiştim. Vücuda giren virüsler erken doğumu tetikleyebileceğinden mümkün olduğu kadar korunmaya çalışmıştım. Son hafta belki vücudun da direncinin düşmesiyle beni kötü yakaladı. Kafam bir dünya ağırlığındayken, burnumdan nefes alamaz, ayakta bile duramayacak kadar halsiz durumdayken “doğum yaklaştı” cümlesi beni korkuttu.

Elif’le de haberleştik Çarşamba günü, anlattım, desteğini aldım. Onun sakinleştirici ve güven veren sesini duymak umduğumdan daha iyi geldi. Doktorumun yardımıyla üstesinden gelebilirim bu sürecin diye düşündüm önce ve beklemeye karar verdim. Bu arada bütün yakınlarımın “Hadi artık, bekleme!” demelerini duymazdan gelerek iki gün daha geçirdim. Sonuna bu kadar yaklaşmışken yılmak istemiyordum. Ama belki ilaç da kullanamadığım için grip iyileşeceğine ağırlaşmaya başladı ve Cuma sabahı kıpkırmızı gözlerle uyandığımda 40.haftanın verdiği ağırlık hissiyle, gribin halsizliği birleşti ve doğal doğum sürecini tamamlayamayacağımı hissettim ilk defa. Doktorumla görüştüğümde, “hangi yolu seçersem seçeyim yanımda olacağını ve gereken her şeyi yapacağını” söylediğinde hem rahatladım, hem de doğru kararı vermek konusunda tedirginleştim. Herkes kararı bana bırakmış ve beklemeye başlamıştı. Biri çıkıp “doğrusu bu, bu yoldan devam et” dese ne kadar rahatlayacaktım. Ya da tam tersi müdahale ediyorlar diye sinirlenecektim belki. Öyle yoğun duygular yaşadığım bir gündü ki şimdi aklımdan geçenleri düşündüğümde gülümserken, hormonların tavan yaptığı saatlerde, kararsız bir kadını karar verme durumunda bırakmanın ne kadar tehlikeli olduğunun ancak farkına varabiliyorum. Sırtımda tonlarca yükle kilometrelerce koşmuş gibi yorgun ve aklımda bin bir soruyla darmadağın olmuş hissediyordum. Garip ama o gün aklımdan geçenlerden bazıları da bunlardı. Yazarım hikâyemde diye düşünmüştüm.

Etrafımda herkes endişeliydi aslında, önceki kayıplardan sonra bebeğimizin sağlıkla kucağımıza gelmesi herkesin tek dileğiydi. Geliş şeklini sadece ben umursuyordum. Bebeğimle ilk kavuşma anım hayallerimdeki gibi olsun diye direnmeye devam ediyordum. Ama bir yerde direncim kırıldı. Evdeydim. Burnumdan nefes alamadım yine bir süre. Bu sefer farklı olarak panikledim, hiç nefes alamayacakmışım gibi geldi. Ağlamaya başladım o daha da tıkanmama neden oldu. Ağladıkça nefes alamadım, nefes alamadıkça ağladım. Kimsenin müdahale etmesini de istemedim. Sevgilim yanımda değildi, son güne kadar çalışması gerektiği için okuldaydı. Mesaj gönderdim, konuşacak durumum olmadığı için. Sadece “sana ihtiyacım var” diyebildim. Olabilecek en hızlı şekilde geldi. Sonrasında kararı birlikte vererek sezaryeni kabul ettik. İçimde ne fırtınalar koptuğunu nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Doktorumla ne zaman nerede buluşacağımızı kararlaştırdık. İnanması güç belki ama o ana kadar hangi hastanede doğum yapacağım belli değildi. Benim için doktorumun yanımda olması önemliydi. Gerisini nasıl olsa o hallederdi. Bu kadar güven duyduğum biriyle yollarım kesiştiği için şükrediyorum.

Hastaneye gitmek için arabaya bindiğimizde iki kişiydik, dönüşte üç kişi olmaya bu kadar yakınlaşınca, içim dönmeye, bulanmaya, sevinçten burulmaya, korkuyla kavrulmaya, şükürle iyileşmeye başladı desem duygu karmaşasını tam tarif edebilir miyim bilmiyorum.

Hastanede hemen odaya aldılar, NST’ye bağladılar. Kasılmalar kuvvetliydi. Önceki operasyonlarımdan dolayı genel anestezi almam daha sağlıklı olacağı için diğer alternatifleri hiç düşünmedik. Bu da istediğim en son şeydi. Bebeğimi benden önce bir sürü insanın görmesi ve onunla geç kavuşmamız demekti bu. Hayal kurmayı bir kere daha o gün bıraktım. Hayaller gerçekleşmiyordu bir türlü… Heyecanımı bastırmak için abuk sabuk konuşuyordum. Gerekli gereksiz bir yığın şey anlattım, O da dinledi. Doktorum gelene kadar bildiğim bütün duaları okudum. Kendimi doğruyu yaptığıma ikna etmeye uğraştım. Güzel şeyler düşünmeye çalıştım.

Doktorlarımın gelmesiyle ortam bir anda hareketlendi. Evet, doktorlarım… İkisi birden gelip bana günün sürprizini yaptılar. Bilmiyordum, ikisinin birden geleceğini. Onları birlikte görünce nasıl sevindim, nasıl çocuk gibi oldum. Moralim yerine geldi, beni anında neşelendirdiler, doğuma güler yüzle girmem için ellerinden geleni yaptılar.

Buna karşın hasta bakıcı, sadece iki kişi olarak gelişimize çok şaşırdı, yadırgadı. “Olur, mu öyle, hiç mi kadın yakının yok?” diye ilişkilerimizi sorguladı. Gerilmeyeceğim diye kendi kendimi sakinleştirdim. Anlatmak zorunda değilim kimseye ama kadının bu kadar duyarsızca, yaşadığımız onca şeyden hep sırt sırta vererek iki kişi olarak çıktığımızı bilmeden sarf ettiği kelimeler içimi acıttı. Annemin yanımda olmayışı zaten canımı yakarken, öyle bir anda, neden bir kadına ihtiyacım olduğuyla ilgili, doğuma giden kadına söylenmemesi gereken ne varsa söyledi peş peşe. Sandalyede doğum katına götürürken geçen bu monolog karşısında cevap bile veremedim. En iyi yaptığım şeyi yaptım, sustum…

Ameliyathaneye girip masaya yerleştiğimde, oranın soğukluğu içimi ürpertti. Doktorlarım şen şakrak, enerji doluydu, bu durum beni de kendime getirdi. Biz şakalaşırken, hazırlıklar devam ediyordu. Kolumdan yayılan sıcaklık en son hissettiğim şey. Gerisi bir boşluk…

DIOZ8401

Uyandığımda ağlıyordum ve inanılmaz bir acı hissettim. Bebeğimi, Dağhan’ımı getirdiler hemen, yıkanmamıştı, hemen göğsüme verdiler. Arada ne kadar süre geçti hala bilmiyorum ama sanki bir an uyudum ve uyandığımda kurduğum hayallerin hepsini çöpe atacak denli ulvi bir hisle kollarım doluydu. İnanılmaz bir ağrı ve acı canımı yakıyordu ama sanki bulutların üstünde bebeğimle uçuyor gibiydim. Narkoz kafası bu olsa gerek! Emzir dediler, “bilmiyorum ki nasıl yapacağım” dedim ama O biliyordu… Bu kısımları hayal meyal hatırlıyorum. İlk an ziyarete gelenleri de. Yüzüm, ellerim, bütün vücudum narkozdan şişmişti. Parmaklarımı kapatamadığımı hatırlıyorum ama ne gam, bebeğim kucağımdaydı, üstelik emmeyi biliyordu, ne kadar ufak ve ne kadar akıllıydı… Doğum öncesinde üstüme binen yükten eser kalmamıştı. O’na bir sürü şey anlattım, sürekli O’nunla konuşmak istedim ama ne dediğimi hiç hatırlamıyorum. Minik yüzü, minik elleriyle bir anda dolduruverdi dünyamı. Eksikliğini hissediyordum ama eksik gördüğüm yerden çok daha fazlasını kaplayacağını bilememiştim. Şaşkındım, mutluydum, heyecanlıydım, rahatlamıştım ve huzuru iliklerime kadar hissediyordum. Kucağımda Dağhan ve her anımızda yanı başımızda sevgilimle, hiç olmadığım kadar huzur duydum.

Sezaryene karar vermemizin ne kadar doğru olduğu, doğumdan sonra anlaşıldı. Bebeğimiz içeride kakasını yapmıştı, beklemememiz bu açıdan iyi oldu. Asıl kritik olan başka bir nokta da ameliyat sırasında fark edilen bir durumdu ki, onu öğrendiğimde bir kere daha emin oldum kadınlar hislerinin peşinden gitmeliler. Neyin doğru olduğuna karar veremediğim o anlarda bile içimden kuvvetli bir his doğru kararı alacağımdan emindi aslında, öyleymiş. Şükürler olsun ki doğru yolu seçmişim.

HECQ1199

Sonrası çok hızlı, çok yavaş, çok sıradan, çok harikulade geçen dakikalar, saatler ve günler… Dünyanın belki de en sıradan şeyi nasıl bu kadar mucizevi ve inanılmaz olabiliyor hala anlayabilmiş değilim. Her gün doğan binlerce bebekten sadece biriydi bizim Dağhan’ımız. Milyarlarca anneden sadece biriydim ben. Yine de bizim küçük dünyamızın en mucizevi anlarıydı ilk kavuştuğumuz an ve sonrası. En anlatılması gereken ama tanımlanamayan, en paylaşılması gereken ama güzelliği paylaşmaktan korkarız ya, öylesi içimize attığımız muhteşemlikteydi her şey.

Bekleyişle geçen yılların, sabırla beklenen günlerin, sonu gelmez sandığımız tedavilerin, arkasından ağlayarak duygularımızı akıttığımız kayıpların ardından gelmişti umudumuz. Dağhan artık kucağımızdaydı. İyi ki katlanmışız hepsine, iyi ki yılmamışız, iyi ki umudumuzu kaybetmemişiz.

1

Son olarak, bu süreci benimle paylaşan herkese teşekkür ederim. Buradan yorumlarını esirgemeyip yalnızlığımı kıranlara, keyifli, küçük notlarıyla her haftamı aydınlatan Ebrar’a, yanımda olan dostlarıma, her gün benim rahat ettirebilmek için çabalayan babama, elimi asla bırakmayan, ben düştükçe kaldıran sevgilime, gözüm kapalı güvenerek kendimi ve bebeğimi teslim ettiğim doktorlarıma ve riskli hamilelik sürecinde direnen küçük mücadelecim, canım oğlum Dağhan’a…

Ve Elif… Bana bu paylaşımı yapma imkânı verdiğin için, sesimi başkalarına umut olabilmek adına duyurabilmemde yardımcı olduğun için sana…

Daha güzel günlerde tekrar görüşmek dileğiyle,

Sevgiler,

Ayşenur

7 yorum

  1. Ayşenur hanım öncelikle bebeğinize sağlıklı güzel bir ömür diliyorum. Sizinle ve sevdikleriyle mutlu olsun.Bende doğumumda ne benım nede aılemın elınde olmayan nedenlerden dolayı yanlızdım hastahanede unıversıte hastahenesı olduğu ıcın esımıde refakatçı kabul etmedıler.Sezaryenlı olduğum halde tek başıma sabaha kadar ağlayan bebegımle idare ettım kimseden tebrık beklemezken herkes yargıladı annen kardesın kayınvalıden görümcen oda olmadı komsundamı yokdu dıye hemsıresınden hastabakıcısına dıger hastaların refakatcılerıne kadar herkesden laf yedım zor olan surecımı manevı oalrak dahada zorlaştırdılar destek değil köstek oldu herkes yalnız değilmişim yazınızda onu anladım 🙁

    • Merhaba Leman Hn,
      Evet, yalnız değilsiniz. Bir örneğini de ilk bebeğimi kaybettiğimde yaşamıştım. Hem yanımda kimse yoktu hem de yeni doğum yapmış, bebekleri kucaklarında 7 kadınla aynı odaya yatırılmıştım. Kucağım boş, öylece kalakalmıştım. Maalesef, hastanelerimiz teknik olarak geliştirilirken, insani ve vicdani olarak geriye gidiyor diye düşünmeden edemiyorum. Aslında istediğimizçok birşey değil, az da olsa empati…

  2. Çok sevindim doğum haberinize. Ve tedaviyle olduğunu öğrenince hemen gebelik günlüklerinize baktım. Iüumut oldunuz bana. 1. Transferim 10 haftalık düşükle sonuçlandı. Umutsuzluğun ardından, 3 ay sonra yine hastanede buldum kendimi anne olma arzusuyla. Umut oldu hikayeniz. Çok teşekkürler paylaıtğınız için. İyi ki yazmışsınız.

    • Sevgili Mavi,
      Yaşadığın kötü günler için çok üzgünüm. Çok iyi anlıyorum seni. Yazılarımın ve hikayemin bir kişide bile olsa umut ateşini yakması beni inanılmaz mutlu etti. Umarım en kısa sürede bebeğini kucağına alırsın.
      Sevgiler,

  3. Bundan sonra hic mutsuz olmayin olur mu hep mutlu ol oglunla sevdiklerinle..dogum hikayeleri beni de hep cok etkilemistir sizinki de derinden etkiledi..sevgiler

  4. Ayşenur 🙂 hoşgelmiş Dağhan . mutluluk ve sevgi dolu bir ömür diliyorum.