7 Yorum

“Beyin sadece davranışı ciddiye alır”

Kişisel gelişime olan ilgimi, bireysel terapi süreciyle birlikte ileriye taşıyan ve yaklaşık üç senedir ciddi bir aydınlanma yaşayan bir insan olarak, neden hâlâ bazı şeyleri değiştiremediğimin adını koydum yakın zamanda: Beyin sadece davranışı ciddiye alır.

İkisini sosyal medyada çok severek takip ettiğim üç uzmanın verdikleri bir seminere katıldım geçen hafta… Klinik Psikolog Deniz Erdem, Psikiyatrist Filiz Şükrü Gürbüz ve Uzman Psikolog Aslı Avşar tarafından düzenlenen, Zor Duygularla Başa Çıkma Becerileri konulu eğitime katıldım. Doğan’la gittik hem de…

Bu eğitimi ilk gördüğümde gitmek istemiştim aslında. “Zor Duygular” benim uzmanlık alanım, onlarla “yaşama” kısmı yani… Ancak “başa çıkma” kısmında genelde duvara tosladığım için gerçekten gitmek istiyordum. Fakat eğitim Cumartesiydi ve benim için çok zor bir gündü, sadece paylaşmakla yetindim.

Sonra Deniz’le haberleşirken eğitimin Pazar günü olduğunu öğrendim. Acaba çocukları Doğan’a bırakıp gidebilir miyim diye program yaparken Doğan da gelmek istediğini söyledi (Şaşırdım mı? Evet. Normalde kendisini böyle şeylere sürüklemem gerekir.) Ve kayınvalidem ve kayınpederimin lojistik desteğini arkamıza alarak, “birlikte ama kendimiz için” bir şeyler yapmak üzere düştük yola…

Deniz Erdem’le Dijital Topuklar vesilesiyle başlayan tanışıklığımız “Keşke daha sık görüşebilseydik” dedirten bir arkadaşlığa dönüştü. Onu, Dijital Topuklar’dan sonra ve gerçek anlamda ilk kez uzman şapkasıyla dinledim ve bana çok iyi geldi. Ne zaman bana iyi gelen terapistlerle tanışıklığım arkadaşlığa dönüşse bir yanım için sevinirken (Yaşasın, güzel vakit geçirdiğim bir arkadaş kazandım!) diğer yanım için üzülüyorum (Eyvah, iyi bir terapist kaybettim!).

Filiz Şükrü Gürbüz’le ne zamandır birbirimizi takip ediyoruz, bilmiyorum; o kadar uzun zaman oldu ki… Hem kişisel olarak çok seviyorum takip etmeyi, hem de uzmanlık alanındaki paylaşımları çok iyi geliyor bana… Mesela:

Aslı Vardar’ı ise ilk kez tanıdım ve eğitimin sonundaki kısa psikodrama tecrübesi bana çok enteresan hisler yaşattı.

Toplamda dört saat süren ve her uzmanın, birbirini tamamlayan konularda yaptıkları paylaşımlarla akıp giden bir seminerdi. Her birine ayrı ayrı teşekkür ederim; ama en çok daveti için ve kendimiz için ama birlikte bir şeyler yapmamıza vesile olan sevgili Deniz’e teşekkür ederim.

Notlarımı ve aklımda kalanları toparlamaya çalışacak olursam:

Zor Duygularla Başa Çıkmak

Duygular beyinde ortaya çıkar ama bütün vücutta hissedilir. Biri, size iyi gelmeyen bir şey söylediğinde kalbinizin nasıl sıkıştığını, nefesinizin nasıl daraldığını düşünün. Sanki hiç geçmeyecekmiş gibi geliyor, hemen o duygudan kurtulmak istiyorsunuz, değil mi? “Bir bitse şu his!” Oysa “yeterince beklersek bütün duygular değişir”…

Bazen yapılması gereken tek şey beklemek oluyor gerçekten de… Her ne kadar zor bir duyguya tahammül etmek kolay olmasa da, o zor duyguyla başa çıkabilmenin ilk şartı ona biraz olsun tahammül edebilmek aslında…

Zor duygularla, onları “regüle ederek” başa çıkıyoruz, bastırarak değil. Bu regüle etme kısmını “işlemlemek” olarak da tanımlıyordu benim terapistim. O duyguları fark etmek, kabul etmek ve beynin onları işlemlemesine izin vermek…

Kısacası zor duygularımız var, oradalar ve biz başa çıkmayı öğrenene kadar da hiçbir yere gitmiyorlar.

Nasıl düşünürsen öyle hissedersin.
Nasıl hissedersen öyle davranırsın.

Aslında tüm eğitimin özeti buydu: Beyin, sadece davranışı ciddiye alır. 

Ghandi

Hepimizin doğuştan itibaren temel bazı duygusal ihtiyaçları var: Bağ kurmak, korunmak/kollanmak, anlaşılmak, önemsenmek, gururlanmak, vs. Herhangi bir sebepten dolayı bu duygusal ihtiyaçlar karşılan(a)madığında işte bu zor duygular ortaya çıkıyor. Kimimiz yetersizlik duygusuyla yaşıyoruz sürekli (“Ben zaten yeterince iyi değilim ki…”) ya da sevgi görmeyi onaylanmakla karıştırıp sürekli başkalarını memnun etmeye çalışıyoruz (“Karnemde zayıf getirmezsem annem babam beni daha çok sever”).

Eğitimin sonunda Aslı Vardar’ın yaptırdığı imajinasyon tekniği bana çok ilginç bir şey yaşattı… Gözlerimizi kapatıp kendimizi bir çiçek olarak görmemizi söyledi Vardar. Ben papatya olacağım sandım. En sevdiğim çiçek o çünkü… (Yoksa ayçiçeği miydi? Senelerdir karar veremiyorum.) Ben papatya olmaya çalışırken, kendimi bambaşka bir şey olarak gördüm. Aslanağzı diye bir çiçek vardır hani… Tam da şunun gibi…

yellow_snapdragon__by_enny_back

Meğer bu imajinasyon tekniği sırasında olmak istediğimizi değil, olduğumuzu görürmüşüz… Bu çiçeğin bana anlatmak istediği neydi bilmiyorum ama kendisini, çayırdaki duruşunu, yağmur yağınca ıslanışını, rüzgarda eğilmesini ama sonra tekrar dikilmesini çok sevdim ben.

Bu eğitimin beni en çok etkileyen kısmı, Deniz Erdem’in “İçgörü değişim getirmez” paylaşımı oldu. Kendi duygusal eksikliklerinin farkında olmayı, bir inşaatın temeline benzetti Deniz. Evet, temel var, ancak üzerine kat çıkmak için… Yani “farkındalık”tek başına bir şeyleri değiştirmek için yeterli değil. Oysa ben kendi eksikliklerimin, yetersizlikerimin pek güzel farkındaydım! Ve “Neden bir türlü ‘kalıcı iyilik hali’ni yakalayamıyorum?” diye merak ediyordum.

Yanıtı şuymuş işte: Beyin sadece davranışı ciddiye alırmış. Yani istediğin kadar eksikliklerinin farkında ol, eğer değişmeye niyet etmez ve harekete geçmezsen değişemiyormuşsun. Öyle, eksikliklerinin farkında olan, farkındalığı yüksek bir insan olarak hayatının sonuna kadar yaşayabilirsin yani…

Değişmek kolay değil. Ama imkânsız hiç değil. Geçmişimizde alamadığımız bu duygusal eksikliklerin yol açtığı “şemalar”dan bahsetti Deniz. Yukarıdakilerden yola çıkarak örnekleyecek olursam, Yetersizlik Şeması mesela… Hayatın boyunca yetersiz olduğunu düşünmüş olabilirsin. Ve geçmişe geri dönemeyeceğin için, bu şemayı yok edemeyebilirsin. Ama “kalıcı iyilik hali” için, bu şemaları tamamen yok etmek, silmek şart değilmiş zaten. Neyse ki!

Ne yapmak lazımmış peki? Sağlıklı Yetişkin Modu’nda olmak… Neymiş bu? Çözüm odaklı, temel duygusu gerçekçilik ve (kendine) şefkatli olan kişiymiş. Böyle söyleyince o kadar da zor değil aslında… Çözüm odaklı olmak için, çözüm odaklı olmaya karar vermek iyi bir başlangıç mesela…

IMG_0275

O zaman bu yazıyı Terapi Defteri‘nden, değişime dair birkaç alıntıyla bitirelim:

Olması mümkün olmayan bir şey söyleyeyim: hiç emek vermeden, zorlanmadan ve ağlamadan değişmek.

***

Değişim, bazen kendinize rağmen, kendiniz için bir şeyler yapmaktır.

***

“Elimde değil,”, kök inançların değişmesi yolunda çok sık rastlanan bir dirençtir. Oysa hemen her şey elimizdedir; değişim çok zor ya da otomatik olabilir ama elimizdedir.

7 yorum

  1. Bir ışık daha yandı beynimde, harekete geçmeye daha kaç ışık gerekecek bakalım. Çok teşekkür ederim size bu yazıyı paylaştığınız için.
    Sevgiler

  2. Bazı yerlerini evde sesli okudum.
    Çok aşırı rahatsız oldum şuanda.

    Ben ki farkında olmanın, spor yerine yürüyüş yapmak gibi – akmasa da damlar- tadında bir aydınlanma olduğunu zannederken.
    Elbet kendimi sobelediğim tüm bu fikirler, bir yerden hareketlenir derken..

    Evet mesaj net. Yapılacaksa yap. Hayat düşünce devrimine değil, davranış evrimine saygı duyuyor. Teşekkürler!

    • Sizinle tam da aynı hislere sahiptim. Farkında olmak, kendince yöntemler uygulamak bana yetiyor sanmıştım. Ama yetmediği konusunda beni çok yakın bir arkadaşım aydınlattı, bana ayna tuttu. O rahatsızlık hissi, açığa çıkan birikmiş negatif enerji ve biraz da halının altına süpürülenlerin ortaya çıkmasıydı. Asıl farkındalığı o zaman yaşadım. Açığa çıkanlarla yaşayamazdım, çol rahatsız ediciydi. O arkadaşımın tavsiyesiyle terapiye başladım (kendisi de terapi almıştı) Şimdiki farkındalığımı ise anlatamam.. henüz yolun başındayken hem de.. Sevgiler…

    • ” Hayat düşünce devrimine değil, davranış evrimine saygı duyuyor.” harika.. ve sadece 7 cümle ile hissiyatımın özetini okudum..

      Size de teşekkürler bence:)

    • Size de tesekkurler,yorumlamanıza ve son cümlenize bayıldım.hayat mottosu gibi…

  3. Terapi sürecine yeni başladım.. Terapistimin seanslarda ilk yönlendirdiği şey, yani tekniğinin bir parçası, vücut dilimdeki “kendini kapatma” diyebileceğimiz ifadeleri “açtırmak”, zorlayıcı olsa da… açmak bazen çok zorluyor çünkü beyin o duruma alışık değil, acı çekiyor, yüzleşiyor, zorlanıyor, adapte okuyor vs.. ama açıldıktan sonra terapi daha kolay ilerliyor, çözülme başlıyor. Yani beyin, vücuttan öğreniyor bir nevi.. Bunu bilimsel olarak da açıklamıştı… Belki teknik anlamda doğru anlatmadım ama hislerim bu yönde. Evet, kesinlikle eylem gerek! (İlk adım ne kadar zor gelse de..) Bu paylaşım için gerçekten teşekkürler, benim için bir çeşit “tevafuk” sanırım… Çok anlamlı bir dönemde karşıma çıktı. Bugün… varlığınız için ayrıca “teşekkürler”…

  4. “Bilgiyi paylaşmak” en çok bu yönünüzü seviyorum sanırım tabi mizahi tutumdan sonra 😉