0 Yorum

Ezgi K’nın İkinci Gebelik Günlüğü, 38. Hafta

Yazar Hakkında

Ezgi K. – 31 yaşında, matematik öğretmeni. Tantuni aşığı, deniz sevdalısı bir Mersinli. 6 yıldır evli. Deniz adında bir kızı var. Deniz’den önceki hareketli ve renkli hayatı Deniz ile birlikte ‘ tek keyfim kahve içip güzel bir müzik eşliğinde kitap okumak’ şeklinde değişim geçirdi. İçinde yeni bir ‘cücük’ büyüyor. Büyüyen ailesiyle yeni ülkeler gezip yeni tatlar keşfetmek istiyor.

Çok yoğun geçen 38.haftadan merhaba!

Bu haftanın en güzel olayı annemin gelmesiydi. Gelene kadar ‘’Aman cücüğüm bekle beni. Sakın erken gelme’’ diye diye neyse yetişti. Annem öğretmen ve ilk doğumumda çalışıyordu. Doğum dalgaları başladığında ve bu dalgaların artık doğumun resmi olarak başladığını ilan etmesiyle birlikte anneme haber vermiştim. Annem ve babam Mersin’den gelene kadar ben doğum yapmıştım. Bu sefer annem öncesinde yanımda olmak istiyordu. Emekli de oldu. Zaman sıkıntısı yok. Artık yanımızda ve benim için konforlu günler başladı. Sadece Deniz’le oyun oynaması bile benim için dinlenme bonusu. Yemek, ortalığın toplu kalması, tam Deniz’le birbirimize girecekken bir tarafı sakinleştirmesi bonuslarını da ekleyeyim. Tam prenses dönemimdeyim doğuma kadar. Sonra gelsin Kül Kedisi hayatı. Allah başımızdan eksik etmesin annelerimizi.

Bu haftanın en üstümden yük kaldıran olayı ise hastane çantasını hazırlamamdı. İşte ayrıntılar:

Deniz için teferruatlı bir araştırma yapmıştım fakat hazır bir hastane çantam yoktu. Sancım başladığında hazırlamaya başlamıştım. Cücük için yapacağım hazırlıkların başında hastane çantası gelecek demiştim ama yine sonlara kaldı. Cücük pek şanslı. Pek çok kıyafeti var. Hem ablasının eskileri hem etraftaki kız bebelerinden gelen kıyafetler kalabalık bir koleksiyon oluşturdu. Hepsi yıkandı, ütülendi. Eksiklere göre de alınacaklar listesi yaptım. Fakat önce hastane listesini paylaşayım.

-İlk bebekte ne giydireceğini bilemiyor insan. Çıtçıtlı zıbın (atlet niyetine), üstüne de alt üst takım ya da ayaklı tulum (göbek kısmını rahatsız etmesin diye genelde tek parça tulum tercih ediliyor), çorap, penye yelek (yün yelek bebeğin yanağına değip duruyor. Hem tahriş ediyor hem de emme refleksini her daim aktif hale getiriyor), şapka, eldiven, battaniye, kundak, ağız bezi. Eldiveni sadece ilk gün ve hastaneden eve giderken kullanmıştım. İlk günler vücut ısısını ayarlayamadığı için elleri soğuk oluyor bebenin. Ama daha sonra hiç kullanmadım çünkü en önemli duyularından biri olan dokunma duyusundan eldiven takarak mahrum bırakamazdım bebemi.

-Deniz’de onun kıyafetlerini ve kendi kıyafetlerimi ayrı ayrı küçük hurçlara koymuştum. Fakat Elif’in kardeşi Ece’nin daha güzel bir fikri varmış; kıyafetleri poşete koyup üzerine ‘’1.gün’’ veya ‘’1.gün yedek’’ yazmak. Böylece hangi kıyafet olduğunu anlatmak zorunda kalmayacaksın. Üstünde yazıyor ve hazır paketli. Şahane bir fikir. Ben de öyle yaptım.

-Belki banyo yapmam gerekir diye şampuan, sabun, lif, terlik ve (koku benim için çok önemli olduğu için) kendi havlum, tarak.

-Diş fırçası, diş macunu.

-Oda içinde kullanmak için, attığımda içimin cız etmeyeceği tipte terlik.

-Deniz’de tek kullanımlık külot almıştım. Şimdi yeni yetişkin bezler çıkmış. Aynı külot gibi ama kabarık değil ve bez. Çok güzel. Onun en bol damlalısı ve en büyük boyunu aldım. Sıkıntıya gelemeyen lohusalardan biri olacak bu gebe çünkü.

-‘’Önden iki taraflı çıtçıtlı geceliğe ne gerek var ki?’’ diye düşünüyordum o lohusa geceliklerini alırken. Ah ne kadar da hayat kurtarıcıymış. Özellikle hastanede gelen giden çok olduğu için aç çıt çıtı, emzir, kapat.

-Sabahlık veya şal.

-Hoşça kal sütyen. Merhaba emzirme atleti. Kesinlikle en rahatı. Aç çıt çıtı, emzir, kapat.

-İlk gün çok süt olmuyor ama yine de yanımda olmasında yarar var; göğüs pedi.

-Meme ucu çatlak kremi.

-Doğum sürecinde oksitosin salgılanması için ayakların sıcak kalması lazım. Mutlaka çorap.

-Doğumhaneden çıkar çıkmaz süt yapıcı çay içmiştim. Çok işe yaradığını düşünüyorum. Yine çantamda.

-Bebek bezini hastanede veriyorlar ama yine de kendi tercih ettiğim bez olsun istiyorum. O yüzden bebek bezim de çantamda.

-Yeni doğan ıslak mendili, pişik kremi.

-Sancılar sırasında aç kalmıştım da Dinçer bir koşu tuzlu kraker ve bisküvi almıştı. Ne iyi gelmişti onlar. Çantama yine aynılarından koydum fakat bu sefer ceviz, badem, kuru meyve gibi atıştırmalıklar da koydum. Büyük şişe su, kuruyan ağız için şart.

-Dergi, müzik dinlemek için kulaklık, fotoğraf makinesi, makinenin ve telefonun şarj aleti.

-Kirlileri koymak için boş poşet.

-Toka. Çünkü sancı sırasında saçlar sinir kat sayımı arttırabilir.

-Kesin Deniz’i çok düşüneceğim . Bu yüzden onun kokulu bir kıyafetini yanıma alacağım. Güçsüz kaldığım zamanlarda kızımın kokusu bana güç verir.

-Kendime yedek kıyafet. Tabii ki de doğumdan önce ne giyiyorsam doğumdan sonra bir müddet daha onları giyeceğim. O göbek hop diye inmiyor a dostlar!!

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Sizin eksik gördüğünüz bir şey varsa ya da ‘’ben bunu aldım, çok iyi oldu’’ dediğiniz bir şey varsa, yazarsanız sevinirim.

Deniz’de ben sancı çekerken odam süsleniyordu. Tüller, kurdeleler, çiçekler, kapı süsleri, ikramlıklar, lohusa şerbetleri, çikolatalar, magnetler… Ne kadar gereksiz gelmişti o an. Ve dedim ki ‘’İkinci doğumda ASLA!!’’ Bu doğumda hiçbir şey hazırlamadım. Kapı süsü bile istemiyorum. Hastanelerin bebek paketleri oluyor ve içinde kapı süsü de oluyor bazılarında. Olsa bile istemiyorum. Sadece bir kutu çikolata. O kadar!

1490176435847_1

Deniz’de doğum fotoğrafçısıyla anlaşmıştık. Sancılarım başladığında haber verecektim. O da gelecekti. Fakat ben doğum sürecinde bırak doğum fotoğrafçısını, cep telefonuyla bile kimsenin fotoğraf çekmesini istememiştim. İstediğim tek şey vardı: mahremiyet. Tek başıma kalmak istiyordum. Sonuç olarak fotoğrafçıyı aramadık. Bu doğumumda da doğum fotoğrafçısı istemiyorum. Doğumdan sonra milyon tane poz çekileceğim orası ayrı ama doğum sürecinde içime dönmek istiyorum.

Neyse işte hastane çantası ve doğum süreci-sonrası ile ilgili fikirlerim böyle. Bir de cücüğün eksiklerinin olduğu listemiz var. O da şöyle efendim:

– Bebek arabası çok büyük bir soru işaretiydi. Deniz hala baston tipi bebek arabası kullanmaktan çok mutlu. ‘’Artık kardeşin var. Sen büyüdün ve arabaya binmeyeceksin’’ cümlesini düşünmek bile ağlatıyor beni. E ikisini ayrı arabalara koyup gezdiremeyeceğime göre, ikizler ya da yaşı birbirine yakın olan kardeşler için tasarlanmış olan bebek arabasını tercih ettik. Yan yana değil de arka arkaya oturma yerleri olandan. Cücük pusetiyle bana doğru dönecek, Deniz önde ve konforundan bir şey kaybetmeden oturmaya devam edecek. Katlandığında çok büyük oluyor ama bagaja başka bir şey koymazsak sığıyor.

-Ev tipi ana kucağı Deniz’de çok işime yaramıştı. Deniz’in ana kucağı ileriki yaşlarda da sallanan sandalye formunda kullanılabilen bir modeldi ve Deniz büyüdüğünde de kullanmaya devam etti. Baktık sıkıldı ve kullanmıyor, biz de kaldırmıştık. Şimdi kardeşi için onu piyasaya çıkardığımızda eminim ki ‘’Bu benim!’’ diyecek. Bu yüzden yeni bir ana kucağı arayışındayım.

-Reflü yastığı da hayat kurtarıcı bir zamazingoydu benim için. Deniz’de canını çıkardığım için atmıştım işim bittiğinde. Şimdi tekrar listede.

-Emzirme önlüğü tepe tepe kullandığım şeylerden biriydi.

-Emzik. Mutlaka!

-Deniz gündüz uykularını ilk üç ay göğsümde uyumuştu. Ben hiçbir iş yapmamıştım gündüzleri o uyurken. Ne kadar lüks değil mi? Şu an öyle olamayacak tabii ki. Cücük de göğüste uyuyacak ama slingle. İşte en ergonomiğinden bir sling şart. Araştırıyorum. Ama o en ergonomiği de en astronomik fiyatı olandan. Neyse araştırmalara devam.

-Küvet kullanıp kullanmamakta kararsızım. Deniz’de kullandık ama banyo sonrası o küveti ve malzemeleri toparlaması işkence oluyor. En güzeli kucağımda yıkamak gibi. Bakacağız.

Bu haftanın olaylarından biri de doktor kontrolüydü. 38.haftamın ilk gününde gittiğim doktorumda tüm ultrason ölçümleri normaldi. Cücüğüm yaklaşık olarak 3100g’dı. Bense bir dev anası. Hastane hakkında konuştuk. Bize önerdiği hastanelerden birine gittiğimizi fakat gördüklerimi ve hissettiklerimi anlattım. Diğer hastanelere de bakacağımızı konuştuktan sonra bir an önce hastane kararını vermemiz konusunda hem fikir olduk. İlk doğumum ve yaşadığım muhteşem duygular hakkında konuştuk. Doğum dalgaları başladığında ve hastane yatış yaptığımda odama gelip hemşireye “NST’ye mümkün olduğunca az bağlayın. Uzun süre yatırmayın. Sürekli yürüsün, hareket halinde olsun, rahat bırakın lütfen’’ demişti. Nasıl da mutlu olmuştum o söylediklerini duyunca. Çünkü okuduğum yazılarda dalga geldiğinde vücudunun seni yönlendirdiği şekilde hareket etmen ya da durman gerektiği, yatmak kadar acı veren bir pozisyon olmadığını öğrenmiştim. Ve doğumda da gerçekten bunu deneyimlemiştim. Doğum dalgası geldiğinde benim tercihim bir yere tutunup kalçamı sağa, sola dairesel hareketlerle sallamak olmuştu. Dalgalar şiddetlendiğinde ise Dinçer duvara dayanmıştı, ben Dinçer’ in kollarına asılmıştım. Vücudunuz size hangi pozisyonda rahatlayacağınızı söylüyor ve siz de onu yapıyorsunuz zaten. Her şey içgüdüsel. Bundan sonra her an doğumun başlayabileceğini ve hazırlıklı olmamı söyledi. Muayenehanesi ile evi arasındaki mesafe çok olmasa bile trafik olan bir güzergah olduğu için doğum belirtileri olur olmaz önce onu aramamı söyledi.

Peki neydi doğum belirtileri?

-Nişan gelmesi. Nedir nişan gelmesi? Halk arasında nişan gelmesi denir. Bu aslında hamileliğiniz boyunca rahim ağzınızı (serviksi) bir tıkaç gibi tıkayan, enfeksiyonlara karşı bebeğinizi koruyan, sümüğümsü bir madde olan mukusun dışarı atılmasıdır.

-Su gelmesi. Nedir su gelmesi? Amniyon zarı bebeği başta mikroorganizmalar (bakteri, virüs, protozoa gibi) olmak üzere dış ortamdaki zararlı etkenlerden koruyan ve içindeki amniyon sıvısı için depo görevi yapan amniyion kesesininin yapı maddesini oluşturur. Bu zar oldukça kalın ve dayanıklı bir yapıya sahiptir. Amniyon zarı normalde doğum eyleminde kasılmaların yarattığı gerginlikle ve genellikle rahim ağzı belli bir açıklığa ulaştıktan sonra yırtılır ve amniyon sıvısı keseden dışarı çıkarak vajinadan akıntı şeklinde boşalmaya başlar.

-Doğum sancılarının başlaması. Doğum sancısı olduğunu nereden anlayacağız? Adet sancısı gibi bir sancı belli aralıklarla kasıklara girip çıkar. Bu sancılar belli aralıklarla gelip belli süre kalır. Zaten zaman tutmaya başladığınızda mesela 20 dakikada bir gelip 30-40 saniye kadar kalır. Ardından hiçbir şey yokmuş gibi hayatınıza devam edersiniz.

İşte bu belirtiler olduğu anda kendisini aramamı, ardından ne yapmamız gerektiğiyle ilgili konuşacağımızı söyledi. Doktorum sancıların mümkün olduğunca evde karşılanması taraftarıdır. Hastaneye ne kadar geç giderse gebe, o kadar az müdahale olasılığı olacağını düşünür. İşte doktor görüşmemiz böyleydi. Bir hafta sonra, 39.haftamın ilk gününde görüşmek üzere ayrıldık.

Bu haftanın benim üzerimdeki stresi kaldıran olayı ise ağda idi. Şu kılların vücuda kesin bir faydası vardır da ondan hala yok olmamışlardır yıllar içinde. Al, al bitmiyor anacığım. O zaman mı, bu zaman mı filan derken neyse ağda olayını bitirdim de rahatladım. Gerçi Deniz’deyken yaptıramamıştım. Deniz erken gelmişti. Doktor açısından hiçbir sorun olmamıştı. Sadece epizyotomi yapılacak yeri jiletleyin, gerisi önemli değil demişti. Hakikaten de o an en önemsiz şey benim ağda yaptırıp yaptırmadığımdı.

-Bu haftanın en iç rahatlatıcı olaylarından biri de hastaneye karar vermiş olmamızdı. Doktorumun önerdiği hastanelerden bir başkasına bu hafta bakmaya gittik. Hastane ortamı güzeldi. Odaları gezdiren hemşirenin ilgisi, sevecenliği çok çok iyiydi. Talep etmememize rağmen yeni doğanın bakımının yapıldığı odayı bile gösterdi. Doğumhaneyi gördük. O gün görevli olan ebe ile tanıştık. Çok cesaret verici cümleler kurdu. O an doğuruvermek geldi içimden. Eşimin de doğum sürecinde ve doğum anında hep benimle olabileceğini, endişe etmemem gerektiğini söyledi. Hastaneden çıkarken uçuyordum resmen. Nasıl da içimi rahatlatmışlardı.

İşte böyle…Hazırlıklar tam gaz devam ederken, listeler yapılırken, alınırken, evde tüm düzeltilmesi gereken yerler düzeltilirken, temizlenmesi gereken diplere köşelere girilirken, okunması gerekenler okunurken, görüşülecek arkadaşlarla görüşülürken, son özgür zamanların tadı çıkarılırken cücüğüm büyüyor. Arada kasılmalarla beni uyarıyor. Ayaklarıyla, dizleriyle dürtüyor. Hormonlarım gebeliğin sarhoş edici dünyasında dans ettiriyor beni. Kafam çok güzel. İşleri hallettikçe, doğumumu düşündükçe, zaman yaklaştıkça kendimi hem çok endişeli hem çok enerjik hissediyorum. Çok garip bir dünyadayım.

Haftaya görüşmek üzere.