6 Yorum

Bir toplumun aynası olarak eğitim müfredatı

Eğitimle uzaktan yakından ilgisi olup internete de aşina olan herkes Ken Robinson’ı “Okullar yaratıcılığı öldürüyor mu?” başlıklı konuşmasından tanıyordur. Üzerinden 10 sene geçen bu konuşma, TED tarihinin de en çok izlenen videosu aynı zamanda…

Ben de kendisini bu video sayesinde tanıdım ve ondan beri takipteyim. Geçen yaz Amerika’ya gittiğimizde yeni çıkan, Creative Schools adlı kitabını görünce üzerine atladım tabii…

FullSizeRender (8)

Kitabın başında, eğitimin neden politik olarak çok sıcak bir konu olduğunu dört ana sebebe bağlıyor Robinson. Bunları şöyle anlatıyor:

Ekonomik: Hükümetler, ekonomik kalkınma için eğitimli bir iş gücünün gerekli olduğunu biliyorlar ve politikalarını buna göre yönlendiriyorlar. Bu yüzden eğitime bu kadar çok para harcıyorlar ve bu yüzden eğitim, dünyanın en büyük sektörlerinden biri.

Kültürel: Eğitim, toplumların değerlerini ve geleneklerini bir nesilden diğerine aktarmasının en temel yollarından biri.

Sosyal: Devletin sunduğu eğitim sisteminin temel amaçlarından biri, kökenlerinden ve koşullarından bağımsız olarak tüm öğrencilere fırsat vermek, başarılı olmalarına yol açarak aktif ve katılımcı vatandaşlar olmalarını sağlamak.

Kişisel: Birçok eğitim politikasının altında, her bireyin kendi potansiyeline ulaşma ve üretken bir hayat sürme ihtiyacının olması yatıyor.

Bu sebepleri sıraladıktan sonra bir soru soruyor Ken Robinson: So how are governments going about achieving these goals?Peki, hükümetler bu amaçlara ulaşmak için neler yapıyorlar? 

Türkiye’yi düşündüm. Yukarıdaki dört amaçtan hiçbirinin bu ülkede göz önünde bulundurulduğunu düşünmüyorum. Günümüz Türkiyesinde yukarıdaki sorunun yanıtı çok basit: Tüm eğitim politikalarını “Dindar bir nesil yetiştirmek” etrafında toplamak.

Eğitimle veli cephesinden ilgilenmeye başladığım şu son dört senedir, devlet okullarında İngilizce eğitiminin ikinci sınıfta başlamasının dışında “Bu benim çocuğumun geleceği için iyi olacak” dediğim tek bir olay yaşamadım. 4+4+4 üzerinden başlayan tartışmaları, Hz. Muhammed’in hayatı, Arapça derslerinin zorunlu tutulması, 15 Temmuz darbesi konulu kompozisyon yarışmaları düzenlenmesi ve şimdi de Fazıl Say’ın isminin müfredattan çıkarılması takip etti… Geleceğe dönük, ileriye dönük ne gibi eğitim politikaları oluşturuluyor, bir veli olarak haberim yok.

Fazıl Say’ı seven çok, sevmeyen belki daha çok (ve bu da içinde yaşadığımız topluma ayna tutuyor) ancak kesin olan bir şey var ki bu ülkenin Milli Eğitim Bakanlığı, bu topraklardan çıkmış ve şimdi dünyaca bilinen bir müzisyeni çocuklarına öğretmeyi teşvik etmiyor. “Teşvik etmiyor” diyorum çünkü Fazıl Say’ın isminin müfredattan çıkarılması, adının zikredilmeyeceği ya da Fazıl Say’ı işleyen öğretmenlerin sürüleceği anlamına gelmiyor (şimdilik). Sadece MEB, eğitim içeriğinde olarak Fazıl Say’ın kullanılmasını önermiyor.

Tüm bu olanlara insan gerçekten hayret ediyor ve “Siz kim oluyorsunuz da…” ile başlayan cümleler kurmak istiyor bu durumda… Fazıl Say’ı müfredattan çıkarmak onun değil, bu ülkenin çocuklarının kaybıdır. Tıpkı Nazım Hikmet’in okullarda gereği gibi öğretilmemesinin kayıp olduğu gibi…

Elbette bu, son 15 yıla özgü bir bakış açısı değil. Sadece bu toplumu ileriye taşıyacak sanatçılar da değil, ülkenin geçmişindeki nice karanlık, ders alınacak olay sanki hiç olmamış gibi kabul ediliyor eğitim sisteminin içerisinde… Ne Alevi katliamlarını öğrendik okulda, ne 5-6 Eylül olaylarını… Olanlar da “hain bir takım azınlıkların ayaklanması” olarak anlatıldı bizlere…

Bu Kadınlar Günü’nde oğlum bana “Anne Kadınlar Günü var, çünkü kadın işçiler fabrikada çıkan bir yangında ölmüşler” dedi. O an bir kez daha hatırladım ki okul sadece müfredattan, hayat da okuldan ibaret değil.

Aslına bakarsanız biraz da naif bir bakış açısı olarak adlandırılabilir benim beklentilerim. Neticede okul denilen şey ülkesine faydalı, verimli işçiler yetiştirmek için yaratılan ve özellikle de gelişmemiş ülkelerde toplum mühendisliği yapmak için kaçırılmaz bir fırsat olarak görülen müesseseler… Ama yine de insan, ülkesinin, geçmişinden ders almasını istiyor, bekliyor. Geldiğimiz noktada bunu dile getirmek komik denilecek ölçüde gerçek dışı, biliyorum. Bu aralar ders almak yerine, ders alınası olaylar biriktirmek peşindeyiz ülkecek…

Eğitim sistemi ve müfredat, bu ülkenin nereye gitmek istediğine dair bir büyüteç… Ve çok da can yakıcı bir büyüteç…

“Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın” demiş ya Camus. Eğitim sistemine de bakabilirsiniz. Ülkenin neye benzediğine dair net bir ayna tutuyor.

6 yorum

  1. Günaydın, yazınızı okuduktan sonra aklıma sık sık gelen Montesquieu’ye ait şu sözü de ilave etmek istedim.”Her millet layık olduğu şekilde yönetilir.Ve her millet, icraatına tahammül ettiği yönetimin mesuliyetine ortaktır.”
    Aydınlık günler ümidiyle kalalım…

    • Aynen size de katılıyorum. Tesettürlü bir öğretmenim. Yani dini hassasiyetlerim var diyebiliriz. Ancak eğitim sisteminin şu anki durumundan memnun değilim. Amaç sadece dindar nesil mi olmalı. Din eğitimini isteyen evinde veya başka şekilde gayet iyi verebilir. Aynı zamanda öğretmenim de eğitim sistemini eleştirdiğimde acımasız olduğumu meslektaşlarım düşünebiliyor. Düşünün yeni bir okul yapılıyor içinde bilgisayar labı yok. Bu durumun elelştirilmesinin bile yanlış olduğunu düşünen idareci veya öğretmenler var. Hal böyle iken neden ülkemizde iyileştirilme yapılmadığı ortada. Nasılsak öyle yönelitiliyoruz.

  2. Ne yazık ki haklısınız !

  3. halbuki din; sarmalıydı, sarılmalıydı, hoş görmeliydi. hikayenin en başında.

  4. Oysa ki eğitim sistemimiz işçiler değil ülkemizi ileri taşıyacak mühendisler bilim adamları sanatçılar, doktorlar yetiştirmeliydi

  5. “dindar nesili ” de yetiştiremediler ki ! ülkenin en düşünemeyen, en amaçsız, en bencil ve en koyun neslini yetiştirdiler ! kitaplar boş, ödevler kopyala yapıştır, fiziki koşullar akıllara ziyan, öğretmenler etkisiz..
    okul tabelasını imam hatip yapınca nesil dindar olmuyor ! vicdanı sağır, aklı kör insanlar olduk hepimiz öyle olunca da din felan hak getire ….
    ayrıca dindarlık bir hükümetin görev ve sorumluluğu da değildir !