15 Yorum

Güneşli Günler

Yazar Hakkında

EBRAR GÜLDEMLER – Anne, bibliyofil, çevirmen, öğretmen… İyiliğe, perilere, inceliklere, dengeye, kız kardeşlik kültürüne, barışmaya ve affetmeye, kelimelerin gücüne, her şeyin hayal etmekle başladığına ve en çok sevgiye inanıyor. Çocukları büyütünce gemi seyahatine çıkmayı planlıyor. Ebrar’ın tüm yazılarını buradan okuyabilirsiniz.

O yazıyı yazdığım anı hatırlıyorum, bir de şimdiye bakıyorum. Bağırarak ağlıyordum, parmaklarım tuşlara değerken kıvılcımlar çıkıyordu acıdan ve kendime duyduğum öfkeden. Çok acıyordu. Kendimi asfalt kenarında erimiş bir külah dondurma gibi hissediyordum, net.

Şimdi gözaltlarım çökük, çok yorgunum ama sakinim… Bin teşekkür… Her birinize. Tek tek. Tüm o yorumlar, akşamın o vakti gelip “geçecek kuzum” diyenler, kendi hikayesini anlatanlar, çalan telefonlar, “o değil de, senin bu bahtsızlığını napıcaz kızım?” “yanındayız,” “çok inanmıştın, biliyorum,” “ben de yaşadım,” “sakın kalbini kapatma,” “kesin bilgi, geçiyor”lar, bankta yanıma oturup susanlar… Beni nasıl sarıp sarmaladınız, gücüme güç kattınız, kocaman bir sevgi bulutunun içinde yatıp yuvarlandığımı hissettim, her kımıldanışımda iğneler batarken, merhem oldunuz. Neler yapılır söylediniz, hepsini yapıyorum tek tek ve üstelik iyi geldi muhtemelen.

Screenshot_20170324-200619_1

Ben kadın dayanışmasına hep inandım, elbette. Aksi saçma olurdu zaten… Ama bu kadar güçlü, bu kadar gerçek olduğunu bilmezdim. “Aşk acısı en büyük şey, izin ver kendine” diyeninizden, “zaman alacak, ama istemesen de geçecek” diyeninize kadar… Hele o anne itirafı… Ben sadece kendime kızmıştım mesela… Ne güldüm ya! Gülmeye başlayınca geçmeye de başlıyormuş.

Hala çok sızlıyor evet, acı sanki olduğu gibi duruyor, tüm o güzel anları, bir şakaya aynı anda gülüşümüzü, yakınlığımızı, yanında dünyanın geri kalanını unutuşumu, birbirimizi çok anladığımızı sanışımı, bana aldığı kitapları, doğumgünümdeki o olacaklardan habersiz saf neşemi falan düşününce kötü oluyorum. Fazla saf, fazla savunmasız kalmışım… Çok isterdim; “geçti bitti, on kaplan gücündeyim!” yazısı yazmayı ve gururumu falan toplayıp dimdik durmayı, henüz oraya gelmedim. İnsan aşkın karşısında zannettiğinden daha güçsüz oluyormuş… Boynu bükük kalıyormuş, çok acayip.

Ama zamanla tamamen solacak, öyleymiş yani. Hem şimdi farkındayım ki, o anları eşsiz yapan da bendim, benim bakışım, benim anlam yükleyişim… Velhasıl çiçeği atmadım, çünkü o benim çiçeğim, ortak şarkıları içim tükenene dek dinledim, ciğerim sökülene dek kendi kendime konuştum ve sesim kısılana dek ağladım, fotoğrafları kaldırdım, çünkü görmek iyi gelmiyor. Şimdilik bu kadar. Elimden gelenin en iyisi. Hala zamanı geri almak istiyorum mesela, bu sefer daha başka bir sebeple ama; savunmasızca mutlu olduğum bir ana geri dönmek, saçma sapan, daha aklı başında kadınların takılıp büyüteceği türden bir şeye takıp, yapay kavgalarla uzaklaşıp, kendimi daha büyük kalp ağrılarından korumak için… (“Diş ağrısı mı kalp ağrısı mı dersen, her zaman diş ağrısı derim” demişti Meriç, ne güzel laf)

“Hiç aşık oldun mu? Berbat değil mi? Seni savunmasız kılar. Göğsünü ve kalbini açar. Böylece biri içeri girip seni darmadağın edebilir. Tüm o savunmaları inşaa etmişsindir, kendine bir zırh yapmışsındir ki, hiçbir şey seni incitemesin. Sonra aptalin teki, üstelik herhangi bir aptaldan hiç farkı olmayan biri saçma yaşamına sızar. Ona kendinden bir parça verirsin. Istememiştir bile. Günün birinde sersemce bir şey yapar, bir öpücük ya da gülümseme, ve hayatın artık senin olmaktan çıkar. Aşk esir alır. İçine girer. Için içini yedirtir ve karanlıkta ağlatır. “Arkadaş kalalım” ya da “ne kadar anlayışlısın” kadar basit bir cümle cam kesiği gibi kalbine doğru ilerler. Aşk acıtır. Sadece hayalinde değil. Zihninde değil. Ruhun acır, içine girer ve seni paramparça eder. Hiçbir şey bunu yapamamalı, özellikle de aşk. Aşktan nefret ediyorum.” Neil Gaiman/The Sandman

İki şey öğrendim ben… Birincisi; duyguları olduğu haliyle kabul etmek. Sakince. Öfkeyse, öfke. “Evlerine ateşler yağsın,” “inşallah uçağı düşer” kadar “kalbim deliniyor”, “bir daha görsem, sonra ölsem de olur” da değerli. Gelgitler doğal. Evini yakmak istiyorsun, içindeyken üstelik, ama hemen ardından o yangından kurtarıp ona kendi evinde şefkatle bakmak da istiyorsun… Hepsi insani. Acıysa, acı. İnkar etme, bırak olsun. Sorun yok, hepsi bana ait ve kalıcı değil. Bu önemli bir dersmiş, çünkü kendimi bırakmak o karanlıktan daha hızlı çıkardı beni. Kendini akışa bırakınca, duygular da akıp gidiyor, acı da üzerine yapışmıyor, sıkışıp kalmıyorsun, o duyguyla beraber dönüşüyorsun… İyiymiş.

İkincisi daha mühim galiba… Cesaret ve utanmamak. İlk başta avucumda kalıveren o berbat utanç hissi iyileşti. Gurur duyuyorum kendimle şimdi, oh be! Şu kısacık hayatta, gerçekten tehlikelerle dolu olduğu aşikar dünyada, olduğum yerden dışarı çıkıp aşka olanca gücümle kucak açtığım için. Bu riski aldığım ve kalbimi kendime rağmen açabildiğim için. Yaşadığımı hissettim, iliklerime kadar. Buna müteşekkirim. Yine olsa yine yapardım, evet… Sonra bunu söyleyebildiğim, yenilgiyi de kabul edebildiğim ve yine denemekten vazgeçmeyecek kadar umutlu olduğum için… Kalbimin unuttuğum yerlerini hatırladığıma memnunum. Daha iyi biliyorum şimdi, neyi aradığımı ve bulabilecek güçte olduğumu. Ve neyi hiçbir koşulda istemediğimi…

IMAG8312-01

Teşekkür ederim. Beni “siz hepiniz, ben tek” duygusundan kurtardınız… Dostlukla sarmaladınız ve beni yalnızlık hissinden ve saplantısından çekip çıkardınız… Değerli hissettirdiniz, dahası kendi değerimi hatırlattınız. Çok başka bir şeydi bu, ifade etmek zor. Şimdi o patatesli börekleri, mendilleri, uzun sahil yürüyüşlerini, yaptığım inanılmaz saçma şeyleri, Sezen şarkılarını (vicdansız, rüyama, şarkıma şiirime girdin/sanki kendi bahçelerin misali arsız) bir kenara bırakıp, kendime bakma, kendimi koruma zamanı… Yeni şarkılar zamanı, mesela; “Her şey yenilenir/Hayat geri gelir/Aşk geri gelir.” -kırk kere söylersek olur belki hem-

Ve eminim ki, bizler, yani koşulsuz aşka inanan, “insan seven insan” olmak kadar basit bir şeyin peşinden giden, gözlerindeki ışığı kaybetmemiş ve hala naifliğini özenle koruyan o azınlık… Şanslıyız sahiden. Ve yalnız değiliz, asla.

Dostlukla,

15 yorum

  1. Ask tabikide geribgelicek ebrar senin gibi guclu sevgi dolu merhametli bir kadin elbetteki mutlu olacak sana kocaman sarildim kocaman optum

  2. Ohoooo ne aşklar gelip geçiyor… kabul, kimisi delip de geçiyor ama olsun her delik kocaman bir tecrübe olarak yazılıyor hanemize. Ama tek geçmeyen aşk, kendimize olan aşk olsun… insan kendini sevmezse nasıl sever çocukları? Nasıl sever kuşları? Kedileri, ağaçları ve denizleri? Kutlarim Ebrar en doğrusunu yapıyorsun, takdir de ederim, öperim de en acıyan yerlerinden, belki öpünce geçer kimbilir… hiç yılma Ebrar, hiç vazgeçme… aşk içimizde, hep olsun, aşk olsun!

  3. harikasın

  4. Utanmak, aşkla sevgiyle hiç örtüşmez ki. Sevdiğimiz, sevebildiğimiz kadar insan değil miyiz? O fotoğraftaki evlerin ağaçların arasında çıkan güneş gibi gelsin yeni insanlar hayatına. İçini ısıtsın, kalbini dinlendirsin, huzur versin, içini kıpırdatsın ama yakmasın.

  5. sırtına pıt pıt yapan arkadaşa eşlik ediyorum ben de:)

  6. Tebrikler Ebrar, böyle içten samimi yazıp duygularını paylaşabildiğin için. Şu çivisi çıkmış dünyada egoist bencil duygusuz kibirli insanların arasında bir ışık olup içimizi ısıtabildiğin için seni kutluyorum.

  7. Elim sırtında pıt pıt benim de.

  8. Son çırpınışlar… Tasvip edilemeyen hayatlarda nefessiz kalmak. Yaşama isteğinin kalmaması. Başlarken sonunu görmek ve tüm uyarılara rağmen aşk kapanına yakalanmak. Hayır, olmaz desende o kadar etkileyici sözlere, face senin için yükledim dediği şarkılara kayıtsız kalamıyor insan. Hani içim geçmiş dersin ya, belkide aşk uykusu öyle birşey benimkisi de. Sonra bir uyanış hayatım yerle bir olmuş. Olmak ve olmamak arasında gidip geliyorsun. Sonra koca bir boşluk… delirdiğimi düşünüyorum. Anlıyorum ki o isterse varsın, o isterse yoksun. AYRILIK. O denli değerli hissettirip, sonra birden değersiz bırakıp biçare insan türü beni mahluka çevirdi. İçim çok acıyor. Kusura bakma yarana merhem olamadım. Inan benim yaram çok derin, çok acıyor. Bir insanın kendine yapabileceği en büyük hatayı yaptım. Korkuyorum kendimden ve herşeyden. Hep sevgiler gönderirdim herkese. Bu kadar acıyorken kalbim çok üzgünüm.

    • o isterse varsın ,isterse yoksun kısmına hiç inanmıyorum. bende sevdim, bende terk edildim ve hatta aldatıldım ama şunu hep biliyorum ki benim değerim ona bağlı değil ! yaşananların ,duyguların ve anıların güzelliği doğrudur. bizim için güzel anılar olacaklar ama ben o insan olmadan da çoook değerliyim ve hatta o insanı anlamlı ve değerli kılan bendim çünkü duygularının farkında olan, emek veren ve sevmesini bilen taraf bendim. bunu hiç unutmayın !

    • Bir insanın kendine yapabileceği en büyük hata?? Aşık olmak mı?

  9. Ebrar! cok aciyor hem de cok! Allahim bu nasil bir cenaze bir turlu icimden kalkmak bilmiyor!
    Gececek gecmeli gecmek zorunda. Dogru olan biziz! utanc icinde olmasi gerekenler onlar. Yanacak birgun elleri kalbi kul olacak. O gun coktan bize gunes dogmus hatta gokkusagi cikmis olacak. Bekliyorum Allah sabredenin dogrunun yanindadir. Biliyorum. Sen de bekle Ebrar!

  10. Biri gittiğinde şöyle düşünürüm ,mesela 2 yıllık bi ilişki diyelim ve bitti derim ki kendi kendime 2 yıl önce hayatımda o mu vardi? yoktu ve mutluydum e şimdide yok yine mutlu olurum.evet yaşanmışlıklar filan ama onun olmadığı zamanları biliyorum ben ve yapıyordum gayet iyi gene yaparım.tabi ki bende sırta pit pit pit vurdum sarıldım

  11. Hüsnü ARKAN’ ın ‘ Gülersen’ isimli bir şarkısı var. En beğendiğim kısmı da ” En büyük acın aşk olsun Onunda çaresi var Unutursun, unutursun ‘ …

  12. Aşk ve acısı, yalnız kalbini değil de sanki tüm organlarını ağrıtıyor gibi oluyor bazen bilirim.
    Bilemediğim şey şu ki; ayrılınca gelen aşk acısı mı yoksa, beraberken biten aşk acısı mı daha çok kanatıyor? yaralarından öpüyorum kabuk bağlasın bir an önce diye