32 Yorum

Sana söz yine baharlar gelecek

Uzun zamandır karşılaşmadığım insanlarla karşılaştığımda, geleneksel “Nasılsın, iyi misin?” soruları sorulunca “İyiyim, şimdi iyiyim” derken buluyorum kendimi. “Artık iyiyim.

Bir ara değildim, hem de hiç.

Bu, şimdiye kadar yazdığım en uzun yazılardan biri olabilir. Ancak uyku konusu merak alanınıza giriyor ya da zorunluluktan sizi ilgilendiriyorsa tahammül edeceğinizi düşünüyorum.

Hayatımın en yorucu, en uykusuz, en zor 15 ayını geçirdim. Bunları, bebeğimi çok yorucu, çok zor bir bebekmiş gibi konumlandırmaktan imtina ederek yazıyorum, çünkü değil. İki şey zor oldu bu süreçte: (1) Yaş farkı fazla ve gerek fiziksel, gerek duygusal ihtiyaçları çok farklı olan çocukların etrafında yeni hayatımızı düzenlemekte zorlandık ve (2) Bu bebeğimizin de, kendisinden önce gelenler gibi kolay uyuyacağını varsaydık, her çocuğun farklı olduğunu hesaba katmadık.

Dijital Topuklar’dan yaklaşık 10 gün önceydi, ağlayarak Seride’yi (Uyku Meleği) aramıştım. Ve benim için çok enteresan bir adımdı, çünkü önceki iki bebeğimi -ikincisinde yaşadığımız kolik sıkıntılarını saymazsak- gayet güzel uyutmuştum. Bunu da “elimin tersiyle büyüteceğim” diye düşünürken şimdi bir uyku koçuna ihtiyaç duymuştum, ben nerde yanlış yapmıştım?!

Gerçekten de o güne kadar ben de, Doğan da nerede yanlış yaptığımızı bulmaya çalıştık. Acaba başından beri aynı odada yattık diye mi böyle olmuştu? Diğer ikisini hastaneden geldiğimiz andan itibaren odalarında yatırmıştık. Derya’yı ise kuzenimin verdiği, yatağın kenarına bitiştirilen park yatakta yatırmıştık. Ve ilk 6 ay her şey harikaydı. Ne zaman ki kendi yatağına (bizim odada) geçirdik, o zaman işler kontrolden çıkmaya başladı.

Doğan o kadar inanmıştı ki bunun sorumlusunun aynı odada yatmamız ve o yapışık yatak olduğuna, o yatağa (pembeydi) “Pembe bok” ismini takmıştı. “Pembe bok yüzünden oldu tüm bunlar, ona alıştı, şimdi kendi yatağında yatmıyor” diyip duruyordu. Oysa o 6 ay boyunca bu “pembe bok”a hiç laf etmemiş, gece kalkmasına bile gerek kalmadığından (bebeği yatağa çekip, emzirip, geri koyuyordum, başkasının beslemesine gerek kalmıyordu) itiraz etmemişti. Ve ben sorumlunun o pembe bok olduğunu düşünmüyordum, öyle olsa bile o 6 ay bana çok iyi gelmişti. Daha önceki çocuklarımda yapmadığım bir şeyi yapmış, bebeğimle birlikte uyumuştum ve bu ikimizi de iyi hissettirmişti. Hem, her şeyi bir kenara bırak, başka şansımız da yoktu zaten, oda kalmamıştı evde!

Daha önceki çocuklarımda Ferber, Tracy Hogg ve Harvey Karp‘ı okumuş, onların izinden gitmiştim. (Hatta Ferber’ı doğru dürüst okumamış, bir arkadaşımın tavsiyesiyle intenetten incelemiştim sadece). Ferber o zamanlar (10 sene önce) bu kadar “Tu kaka” değildi ve hakikaten de üçüncü günden itibaren uyumaya başlamıştı bebeğim. Bu, onun hayatında kalıcı bir iz bıraktı mı, gerçekten kendi kendine uyumayı değil de o ağladığında kimsenin gelmediğini mi öğrendi, bunu hiç bilemeyeceğim.

İkinci bebeğim öyle “Bırak ağlasın” yapılacak bir tip değildi, ben de biraz daha duygularımla bağlantılı haldeydim, istemedim ağlamaya terk etmeyi… Kolik ayları boyunca Harvey Karp, sonrasında da Tracy Hogg’u okudum, anlattım, özetini yazdım. Sonuçta o da abisi gibi 6. aydan sonra gece beslenmesini bıraktı ve biz mutlu mesut hayatımıza devam ettik. Dolayısıyla üçüncü bebeğimde uyku konusunda hele de böylesine zorlanmayı hiç beklemiyordum.

Seride’ye bunları anlattığımda bana ilk söylediği şey “İlk ikisinde şanslıymışsın, bu sefer piyango çıkmış” oldu. Yani biz bir hata falan yapmamıştık, bu çocuk farklıydı sadece…

Bunu duymak beni rahatlatsa da hâlâ hatamı aramaya devam ettim bir süre… Seride “Çoğu uyku sorunu kitabı okuyarak çözümleniyor zaten, bana, kitapla çözüm bulamayan anne-babalar geliyor” demişti. O an iki şeyi fark ettim: (1) Destek almaya başlamakla iyi etmiştim çünkü yaşadıklarım (ve sonrasında yaşayacaklarım!) tek başıma çözebileceğim cinsten değildi ve (2) Seride’nin bahsettiği kitap, kendisinin de eğitim aldığı Kim West’in kitabıydı ve ben bir süre önce “Nasılsa gerekmeyecek” diyerek elden çıkarmıştım!

Seride’yle konuştuk, bana ne yapmam gerektiğini söyledi ancak yine de benim “Başlıyorum” demem vakit aldı. O kadar yorgun ve o kadar tükenmiştim ki bana iyi geleceğini de bilsem yeni bir düzene geçmek için gereken gücü bulamamıştım henüz.

Bulduğumda da aksilikler peşimizi bırakmadı. Tadilatlar, hastalıklar, seyahatler, şu an aklıma gelmeyen bir sürü şey bizim bu “Uyku eğitimi” sürecimizi fena baltaladı.

İlk sorunumuz gece kesintisiz uyumamasıydı. Bunun ilk sebebini, geceleri uykuya çok geç yatıyor olmasına bağlamıştı Seride… İkinci uykudan sonra uyanık kalma süresi ortalama 4 saat olmalıydı o yaşta, ancak Derya yeri geldiğinde 5 saat uyanık kalıyordu. “Bir saat fazla uyumayı sen tolere edebilirsin, ama bu yaştaki bir bebek edemez” demişti. Evde iki çocuk daha olunca bebeğin uykusu önceliklendirilemeyebiliyor, biz de bunu yaşadık. Aman o antrenmandan gelsin, öteki banyoya girsin, herkes birlikte yemek yesin diye diye, onlarla uyumlanamayacak yaştaki bir bebeği, kaldırabileceğinden daha geç yatırıyordum. Bunu fark ettiğim noktada tüm işimi gücümü, yemeği falan bırakıp Derya’nın uyuması gereken saatte uyuması tüm ailenin birinci önceliği oldu.

Sağlıklı büyüyen bir bebeğin 6. aydan sonra gece beslenmesine ihtiyacı olmadığını biliyordum ve daha önceki bebeklerimde de bunu uygulamıştım. Biri parmağını emdiği, biri de emzik aldığı için bunu yapmak kolay olmuştu. Ancak bu sefer olmamıştı işte… O geceleri her uyandığında -ki çok sık uyanıyordu- ben de uyutmak için emzirmiştim çünkü emzikle arası nane mollaydı, nitekim bir noktada bıraktı.

Gece kesintisiz uykuyu yakalamak istiyorsam gece emzirmesini kesmem gerekiyordu. Da, bunu da henüz yapacak gücüm yoktu. Bir süre daha kalktığında emzirmeye devam ettim. Onu emzirmeden uyumaya alıştırmaya çalışmaktansa, hemencecik emziriverip yatağına koymak ya da yanımda yatırmak daha kolayıma geliyordu.

Hem, ne olurdu ki canım böyle devam etseydik? O uyandığında yanıma alırım, emziririm, sonra beraber uyuruz işte yumuş yumuş, oh mis! Daha ne kadar sürecekti ki bu, şunun şurasında birkaç ay…

Çok sürmedi. Çünkü sorun, yanımızda da uyumamasıydı. Sürekli emmek istiyor, uykuya dalması uzun sürüyordu. O daldıktan sonra da benim uykum kaçmış oluyor, ben uyuyana kadar o tekrar uyanıyordu. Dolayısıyla hiç de öyle “yumuş” bir durum söz konusu değildi bizim için. Sürekli bir uykusuzluk, gerginlik, sinir birikimi hali giderek artıyordu. Çok tek taraflı bir ilişki olmaya başlamıştı bu, artık sürdürülebilir olmaktan çıkmıştı.

Bu noktada ani bir gelişme oldu: Uzun zamandır niyet ettiğimiz bir şeyi yaptık ve Derya’yı bizim odadan çıkarıp abisinin odasına geçirdik. Doğan’ın teorisi, “pembe bok”tan sonra aynı yatakta olmasa da aynı odada yatmaya devam ettiğimiz için, gece uyandığında yanımıza gelmek istediği yönündeydi. Odasını değiştirince uyumaya başlayacaktı sözümona…

Ancak uyumaya başlamadı. Tam tersi, Derin’i uyandırmaya başladı. Böyle olunca Derin önce bizim odaya taşındı ve geceleri dönüşümlü olarak ben ve Doğan Derya’yla yatmaya başladık.

Sadece odasını değiştirmekle kalmadık, beşiğini taşımayıp yer yatağına da geçirdik Derya’yı. Kız kardeşim bu yer yatağı olayını uzun zamandır yapıyordu ve ona da, yeğenime de çok iyi gelmişti. Bizim için de iyi olacaktı, ki Derya hakikaten ilk günler çok sevmişti yer yatağını…

Bu sırada ben -henüz bizim odadan çıkmadan- Seride’nin önerisiyle, Kim West’in “shuffle” olarak adlandırdığı yöntemi uygulamaya başlamıştım: Giderek yatağından uzaklaşmaya başlayarak, ama aynı odanın içinde kalarak, uykuya kendi kendine dalmasını öğretmeye çalışmak… İşe de yaramıştı. Seride kesintisiz uykunun -gece emzirmeyi bırakırsam- 8-9 günde geleceğini söylemişti ve biz ilk üç günde bile bayağı bir yol kat etmiştik.

Ancak bizim odadan çıktıktan sonra düzenimiz yine bozuldu. Hastalandık, hastaneye yattık, sonrasında Doğan seyahate gitti, biz halama gittik, halamda park yatakta yattı falan, eve geldiğimizde her şeye sil baştan başlamamız gerekti ve bizimki yine memeye düşünce ben dellenip gece emzirmeyi bir gece ansızın bıraktım. Tahminimden çok daha kolay olmuştu. Demek o da hazır ve dahası buna ihtiyaç duyuyordu; ki bir sabah uyandığındaki göz altlarının morluğuna bakınca her şey ortadaydı.

Zaten yatağında uyumaya başlaması da çok kolay olmamıştı. Çare olarak odasının kapısına şu parmaklıklı kapılardan koyduk ve ben bu sayede kapının dışına çıkmayı becerebildim. Bir süre daha odasının kapısının önünde kaldım, o da benim orada olduğumu bilerek uyudu. Daha sonra artık orada da durmamaya başladım ve yatağını, kapıyı görecek şekilde çektiğim yerden, olması gereken yere geri çekebildim.

Şimdi burada böyle anlatıyorum ama yazması kolay… Arada -birçok öngörülemeyen durumdan dolayı- çok fazla geriye dönüşler yaşadık. Aşağıdaki notu Şubat sonunda bir günde not etmişim… Sabaha karşı uyanma saatleri… FullSizeRender (11) Aslında bu noktada gece uykuları adına bayağı bir yol kat etmiştik. 04’e kadar falan kesintisiz uyumaya başlamıştı, ancak 04’ten sonrası işte yukarıdaki gibiydi.

Bu sırada her ne olduysa gündüz uykuları bozulmuştu. Her biri en az 1 saat süren gündüz uykuları, her nedense yarım saate çekildi. 30 dakikadan bir dakika fazla uyumuyor, 31. dakikada uyanıyordu. İki uykunun toplam süresi 1 saat buluyor ve bu yetmediğinden üç uykuya çıkarmaya çalıştığımda da üçüncü uykuya çok zor yatıyor, uyutmaya uğraştığım süre, uyumasından daha uzun sürüyordu. Seride gündüzleri 1 saatten daha az uyuduğunda geri yatırmamı önerdi. İlk 5-6 gün direneceğini ama sonra geri uyumaya başlayacağını söyledi. Bana çok inandırıcı gelmese de başladım. 

Ümitsiz bir şekilde başladım. Olur muydu canım, cin gibi uyanan çocuğu nasıl geri uyutacaktım gündüz gündüz?! Uyumadı da zaten, ilk birkaç gün… Sonra, bir gün, uyudu! Ertesi gün de uyudu! Sonra baktım, yarım saat sonra uyandığında, onu geri yatırıyorum ve uyumaya devam ediyor. Sonra bir baktım gündüz uykuları yeniden 1 saate uzamış!

Gündüz uykuları düzelince gece uykuları da düzene girmeye başladı tekrar. Ve nihayetinde, önce 02’ye kadar, sonra 05’e kadar kesintisiz uyumaya başladı bizimki… Bazı sabahlar 06’yı bile görür olmuştuk. Ancak ortalama uyanma saati 05:00-05:20 etrafında toplanıyordu. Sıradaki zorluğumuz buydu.

Derya’nın uyku eğitimi uzayınca biz Doğan’la daha fazla ayrı kalmak istemedik ve Derin’i yatağıyla birlikte Deniz’in odasına taşıdık bu sefer… Yerde yatıyordu abisinin odasında… Odada adım atacak yer yoktu, bir yandan bir arada eğleniyorlardı ama sıkılmaya da başlamışlardı, çok kavga ediyorlardı, sabah hazırlanmak zor oluyordu falan derken artık Derin’in odasına dönmesi gerekiyordu. Ama Derya’nın uykusu en azından 6’yı bulmadan bunu yapamıyorduk çünkü Derin 5’te uyanırsa hayatta geri uyumazdı.

Seride bu kez, Derya 6’dan önce uyandığında onu geri yatırmamı önerdi. Tam bu sırada, “nasıl olsa ihtiyacım olmayacak” diyerek aylaaar önce elden çıkardığım Kim West’in kitabını Kindle’a indirmiş, altını çize çize okuyordum ben ve o da aynı şeyi söylüyordu: “6’dan önce uyanmaların hepsi erkendir.” Ben de bunu Derya’ya söyledim: “Evladım, 6’dan önce yatağından çıkmak yok, o saatten sonra başım üstüne ama 6’ya kadar yatağındasın. Valla ben demedim, Kim West dedi.” Tabii bu, burada yazdığım kadar kolay olmadı, hatta birkaç gün boyunca sadece Derya ve ben değil, tüm ev halkı 5 buçukta uyandık. Ama bir süre sonra 6’ya kadar yatağında sessiz kalmayı kabullendi ve Derin odasına dönebildi. Ve şimdi de 6’ya kadar uyumaya başladı. Herhalde “Madem yataktan çıkarmıyorlar, bari uyuyayım” diye düşünüyor.

Aslında burada yazdığım hiçbir şey bu kadar kolay olmadı. Yazım hataları var mı diye dönüp dönüp okuyorum yazdıklarımı ve inanamıyorum öyle zor bir süreci birkaç cümleye sığdırabildiğime!

Derin odasına döndükten sonra yine bir geriye dönüş yaşadık ve yine 5’e çekildi Derya’nın uyanma saatleri… Bu, birkaç gün sürdü, şimdi yine 6 civarı uyanıyor. 6’dan 10 dakika önce olsa da (bu sabahki gibi) odasından alıyorum Derin’i uyandırmasın diye… Çok çocuklu evde uyku eğitimi bir başkasının uykusunun başladığı yerde bitiyor sonuçta

Geldiğimiz noktada, gece birkaç kez uyandığında da kimi zaman suyunu içip yatan, kimi zaman sadece yanına çağıran, ortalamada sabah 6’ya kadar uyuyan bir bebeğimiz var ve bu, bundan birkaç ay öncesine kadar hayal bile edemediğimiz bir şeydi.

Bu süreç, bana uykuyla ilgili bildiklerimi yeniden hatırlatırken, bilmediğim yeni şeyler de öğretti.

Birincisi, uyku önemli bir şey… O kadar önemli ki, eskiler “Uyusun da büyüsün” demişler, “Yesin de büyüsün” dememişler. Bunu zaten biliyordum ancak evde iki çocuk daha olunca, önceliğini unutmuşum. Derya’nın 7 yerine 8’de yatması, geceleri aşırı yorgunluktan uyuyamamasının ve bizim korkunç bir döngüye girmemizin birincil sebeplerinden biriydi.

İkincisi, uyku çok matematiksel bir şey… Seride’den destek almaya başladığımda benden ilk istediği şey üç günlük birUyku güncesi tutmamdı. Kaçta yattı, kaçta kalktı, ne kadar uyudu, ne zaman meme emdi, gibi ayrıntıları görmek istiyordu. Bu, ona bebeğin “uyku ritmini” görmek konusunda yardımcı olacaktı. Ve ben de yazdım.

Bu, o kadar önemliydi ki… Ne zaman Seride’ye “Bu sefer de şöyle bir şey oldu” desem benden günceyi istedi. “Günceyi görmeden bir şey diyemem” diyordu hep ve bir sonraki adımı da günceye göre söylüyordu. Gündüz uykularını uzatmamız gerektiğini de, bir noktadan sonra sabah uykusunu uzatmayı bırakmamız gerektiğini de hep bu günceye göre söyledi.

Bu, Derya’nın durumunda çok kritikti ama her bebek böyle olacak diye bir şey yok tabii ki… Diğer bebeklerimde günce falan tutmadım ben ve bu tür şeyler de yaşamadım, çünkü onların uykusu Derya’nınki kadar hassas değildi; dış faktörlerden bu kadar kolay etkilenmiyorlardı. Dolayısıyla, bebeğinizin uykusunu dakika dakika hesaplamak zorunda değilsiniz belki, ancak bilmeniz gereken çok önemli iki şey var: (1) Yaşına göre (ortalama) uyku ihtiyacının ne olduğu… (2) Yaşına göre (ortalama) uyanık kalma süresinin ne olduğu…

Tüm bunları yazabilmem vakit aldı, sanırım geride kaldığını görmek istedim önce… Ve aslında ben, dün Kim West’in anlattıklarını yazacaktım ama parmaklarımdan bunlar çıktı… Demek ki önce bunları dökmem gerekiyormuş. (Kim West yazısı da yakında…)

Biz, daha önce yaşamadığımız zorlukta bir durum yaşadık. Müthiş yoruldum, müthiş yıprandım ancak uyku konusunda acayip bir farkındalık yaşadım bu süreçte. “Beni öldürmeyen şey beni güçlendirir.” Öyle oldu.

Geçenlerde Seride’ye “Sen olmasan bu süreci atlatamazdık” dediğimde bana zarif bir şekilde “Estağfurullah” diyordu ki sözünü kestim: “Seride! Öyle deme! Bana ‘Evet, yapamazdınız, çünkü sıradışı bir zorluktu bu’ demene ihtiyacım var! Bunu senden duymaya ihtiyacım var!”

Dedi ki; “Evet, uykusu hassas bir çocuğun var. Muhtemelen 3 yaşına geldiğinde bile sen programını onun uykusu etrafında yapıyor olacaksın.”

Ben buna razıyım. O belirsizlik var ya o “Bu gece kaç kez kalkacak acaba?” diye bilmemek ve her sabah “Acaba bu gece uyur mu?” diye umutsuz bir şekilde güne başlamak, sinir hastası ediyor insanı… 6’da kalkacak olmayı bilmek bile çok önemli bir veri benim için. 5 çok erken, ama 5’e kadar uyuyacağını bildiğimde bile plan yapabiliyorum: 11’de yatsam, 5’te kalksam 6 saat uyumuş olurum, neyin kötüsü?!

Çok zor bir dönem geçirdim, geçirdik. Hepimiz çok etkilendik. Etrafımdaki, yakınımdaki herkes gerildi, üzüldü, annem-babam bile dertlendi “Yavrum bize verin, biz uyutalım” dediler de alamadılar emziriyorum diye… Çok yıprandık. Doğan’la inanılmaz gerildik, bütün öfkemi ondan çıkardım çoğu zaman. Çok komik şeyler de yaşadık, gece kaç kere kalktığımı, kalkıp kalmadığımı falan unuttuğum oldu bu süreçte… Hayatımızda ilk kez ayrı odalarda yattık Doğan’la, Derya’yla yatma sırası onda olduğunda aynı odada olmasına rağmen o uyanmadı bazen, ben iki kapının arkasından duydum Derya’nın ağladığını, sabah kahkahalarla güldük halimize, ağlanacak halimize…

Ama geçti…

Arada sırada dönüşler yaşasak da, hala 6’dan önce uyansak da, uyku konusu her zaman yumuşak karnımız olacak olsa da o tarifsiz zorluktaki günler bitti.

Eskiden “Acaba bu gece ne kadar uyuyacak?” diye endişeyle sorardım… Şimdi merakla soruyorum, çünkü her gün biraz daha iyiye gidiyor. Uykuyla ilişkisi her gün biraz daha iyiye gidiyor. Her gün daha az direniyor, her seferinde daha barışık oluyor. Geçen gün Peri’lerin evindeydik ve orada uyuttum onu… Yer yatağına yatırdım, “Şimdi uyuyacaksın” dedim, birkaç kere gidip gelmem gerekti, toplamda 45 dakika uyudu ama UYUDU! Bir başkasının evinde, bağırmadan, çağırmadan, tepinmeden, kabul ederek uyudu!

Bu var ya, inanılmaz büyük bir eşik bizim için!

FullSizeRender (12)

 

Çok kişisel bir süreç bu, ve herkes için bu şekilde ilerleyecek diye bir şey yok. Ancak uykusuzluk çeken annelerin bu yazıdan şunları çıkarmalarını isterim:

Uyku sorunu yaşıyorsanız, birkaç noktaya dikkat etmeniz halinde çözebilme ihtimaliniz yükseliyor. Bebeğinizin uyku ihtiyacı, gündüz ne kadar, gece ne kadar uyuması gerektiği ve ne kadar uyanık kalması gerektiği gibi konulara dikkat edin.

Uyku eğitimi, çocuğu ağlatarak uyutmak demek değil, ona kendi kendine uyumayı öğretmek… Bunu yapmak zorunda değilsiniz, eğer halihazırdaki düzeninizden memnunsanız…

Bu işin bir doğrusu ya da yanlışı yok. Eğer bebeğinizle birlikte uyuyorsanız, ya da onu geceleri emzirerek uyutuyorsanız, ya da onu ayağınızda sallayarak uyutuyorsanız,… ve tüm bunlardan hepiniz mutluysanız, bu konuda bir şey yapmanıza gerek yok. Önemli olan, uyku dinamikleriniz her neyse, hepiniz için sürdürülebilir olması…

Eğer çözemiyorsanız, uyku danışmanından destek alabilirsiniz. Ve hayır, bu “son moda, trend” falan bir konu değil. Uyku konusu çok teknik bir konu ve çoğu çocuk doktoru bile bu konuda yeterince donanımlı değil, çünkü bebek uykusu tıp fakültesinde öğretilmiyor. Herhangi bir sağlık sorunu olmadığı halde uyku sorunu yaşayan hastalarını uyku danışmanlarına yönlendiren çocuk doktorlarının sayısı giderek artıyor. Alanında kendini kanıtlamış bir uyku danışmanıyla çalışmak şimdiye kadar hayatınızda yapacağınız en iyi şey olabilir.

En önemlisi: tek bir uyku eğitimi yöntemi yok. Bebeğiniz ve sizin için uygun olan her neyse, sizin için doğrusu o…

Daha da önemlisi: Geçiyor. Öyle ya da böyle geçiyor. Biliyorum, yaşarken hiç geçmeyecekmiş gibi geliyor; biliyorum, delip geçiyor ama geçiyor.

Bahar cidden yeniden geliyor.

32 yorum

  1. Bu yazıyı okurken bir çocuk büyütmek ne kadar zor diye düşündüm, sadece uykusu değil, yemesi, içmesi, hastalığı.. ama bir yandan da hayattaki bir çok zor şeyin yanında ne kadar büyük bir sevgi, ne kadar derin ve yoğun bir duygu… parenting is a rollercoster demişler, sadece inişler ve çıkışlar yüzünden değil sanırım, korkudan kalbin ağzından çıkacak sanıyorsun ama tekrar tekrar binmek istiyorsun..

  2. Tek nefeste okudum. Yaşadığımız birçok ortak nokta var. Kısacası tazelendim, umutlandım. Çok iyi geldi bu yazınız.

  3. Peki Derya akşam kaçta uykuya yatıyor? Teşekkürler

    • İkinci uykusundan kalkış saatine göre yatırıyorum. Ortalama 7 buçuk gibi uyumuş oluyor.

      • Geçmiş olsun :) İnşallah daha da rahat hale gelir gunden güne Deryanin uykuları.. Bir şey sormak istiyorum, ikinci uykuyu mesela beşte kalkacak şekilde yapıp, dört saat sonra dokuzda yatirmayi denediniz mi? Yani daha geç yatıp geç kalkmayı seviyor olabilir mi? Çünkü meraklı cüce demiri hatırlıyorum, sanki o da yedi buçuk gibi uyuyor ama çok erken kalkıyordu.. Yani Deryanin da belki uykusu bitiyor olabilir mi :) -meraktan soruyorum sadece,
        akil verenlerden bıkmışsınızdır muhtemelen :)-

      • Ya 7 buçuktan 5 e kadar deliksiz mi uyuyor. Müthis bir sey! Hiç mi uyanmiyor?

  4. Siz benim için ‘benden kötüleri de var’ dediğimsiniz. Oyle guzel anlatmışsınız ki insan yanlışlarını görüyor, cesaret buluyor. Ben yapabilirim dıorum hala. Yardıma ihtiyacım yok dıyorum. Ve her sinir bozukluğunda bu da geçecek dıyorum sizin gibi. Bu da bitecek…

  5. Cok benziyor yasadiklarimiz ve cozumlerimiz…cok sukur o cilgin gunler gecti

  6. Sonuna kadar okudum bir nefeste.Bence yazının ve hikayenin can alıcı kısmı, kilit noktası “aynı odanın içinde kalarak, uykuya kendi kendine dalmasını öğretmeye çalışmak…”İşte bu nasıl olacak? Nasıl kendi kendine uyuyacak. Bunun yöntemleri kitapta var mı?

    • Evet, “shuffle” olarak adlandırdığı bir tekniği var.

      • Merhabalar, internette bahsettiğiniz teknik ile ilgili Türkçe siteye rastlamadım. Biraz bilgi verebilir misiniz rumuz: iki küçük çocuğu olan uykusuz anne

  7. gecmis olsun, bravo sana bu kadar zorlugun arasinda bir de ne kadar guzel isler cikardin digital topuklar vs. insallah kendine zaman ayirabilmeye baslamissindir. cok sevindim nispeten bir duzen yakalamaniza. sevgiler

  8. Geçmiş olsun o zaman. Gerçekten uykusuzluk çok zormuş. Benim ilk oğlum böyleydi ve eşimle aramızda uçurumlar oluştu uyku yüzünden. İşin kötüsü 5 yaşına dek uykusu hassastı ve hep korku vs gibi sebeplerle uyandı aylar boyu. Bende bu gece kaç saat uyuyacağım/kaç kez uyanacağım korkusu oluştu resmen. Bana kimse niye söylemedi bebeklerin uyumadığını diye ağlıyordum :)) sonra kızım oldu baktım uyudu :) piyango gerçekten

  9. Çoook aydınlatıcı ve hafifleten bir yazı olmuş. Cok teşekkür ederim

  10. Sizin uzun dediğiniz uyku yazısını (o kadar dertliyim ki) ben bir solukta okudum :) bebeğim ilk 5 ay kesintisiz sabaha kadar uyurdu. Ne olduysa odamızı taşıdıktan sonra oldu. Taşındığımız gece 7 kere falan uyandı ve o günden beri de (4.5 aydır) düzelmedi. Gece her kalkıştan sonra saate bakıp “neyse bu seferden sonra sabaha kadar uyur heralde” diye umutla yatıyorum fakat en fazla 2 saat sonra tekrar uyanış ve her gece aynı şeyi umut etmekten hala bıkmıyorum aptal gibi :) neyi eksik yapıyorum bilmiyorum ama zaten uyuduğu zamanlarda da hiçbir şey yapmıyordum. Neyse şimdi eski odamıza geri taşındık belki bundan sonra uyur (hehe bekle uyur)

  11. Yazıyı okurken daha bir kaç ay önce atlattığımız buhran dolu o günleri tekrar yaşadım. Uykusuzluktan eşimle birbirimize sarıyorduk resmen. Ancak kararlı olup, ben bu işi halledeceğim diyerek başlamak en önemli adım bence. Ve dediğiniz gibi geçiyor işte, geriye dönüp baktığımızda ne günlerdi diyoruz tabi. Bende bu konuda yaşadıklarımızı blogumda paylaşmıştım. Şimdi çok şükür nadiren şaşsa da sabaha kadar mışıl mışıl uyuyan bir oğlum var.

  12. Ne kadar güzel ifade etmişsiniz yasadiklarinizi, kaleminize saglik. Hiç sıkılmadan okudum.

  13. Çok güzel ifade etmişsiniz. Kaleminize sağlık.

  14. Akşam 7 değil 8 de uyutmak… kısmına takıldım. İdeal gece uykusuna geçme saati Derya için 7 miymiş?
    Her çocuğun yaşına göre ortalama uyku süresi ne kadar olmalı? Bilginiz var mı? ( benim kızım 13 aylık)

    • Bu bahsettiğim birkaç ay önceydi. Şimdi hem daha uzun uyuyor, hem daha uzun uyanık kalabiliyor. Yatma saati 7 buçuğu buluyor genelde…

  15. Gozlerim dolu dolu okudum. Oglum deryadan 1 ay kucuk ve benzer sikintilar surecler. Gercekten geciyor. Her annenin bir digerine en guzel soyleyebilecegi sey bu bence lohusalik ve sonrasi icin. Gercekten geciyor. Sevgiler

  16. Çok benzer bir sürecimiz var, ilk oğlum çok geç uykuya dalardı ama bir daldı mı 4 saat aralıkla gecede bir kere uyanır, emer, sabah 07:00ye kadar uyurdu. İkinci oğlum (14 aylık) ilk 4 ay hiçbir yatakta/beşikte vs. A ve sırtüstü asla uyumadı, gece göğsümün üzerinde uyuttum ve her uyandığında aynen emzirmek zorunda kaldım. 5. ayda yatağa geçirmeyi başardım ama her saat başı veya 40dk bir kalktığı için geçenlerde gece emzirmesini kesmeye karar verdim. İlk 10 gün çok kolay oldu, uyanıyor ve 5dk pışpışlayınca uykuya geri dönüyordu ve uyanma aralıkları 3-4 saate çıkmıştı, fakat birkaç haftadır uyanınca pışpışla uyuması çok zor oluyor, çok ağlıyor, ikimiz de çok yıpranıyoruz. Sanki ona eziyet ediyormuşum gibi hissediyorum. Bazen mecburen bir sefer yine meme veriyorum ve sizin gibi her sabah 05:00 gibi uyanıyor. Okula giden abisini uyandırıyor. Emzirmeyi nasıl bıraktınız, bu süreçte neler yaşadınız biraz da ondan detaylı bahseder misiniz Elif hanım lütfen. Sevgiler, kolaylıklar.

  17. 15 aylık bebeğim var. Okurken ben de geçmişimizi hatırladım. Ne berbat günlerdi. Ben de bu kitap sayesinde 6. Ayında öğrettim uyumayı. Gece bazen kalkıyor bazen kalkmıyor. Ama şu gittiğimiz yerde uyuma meselesi hala sorun. Bu yüzden kimseye gidemiyoruz.

  18. Tam 27 ay, 4 saat üst üste uyumadan ve toplam gecelik uyku sürem 4 saati gecmeden yaşadım. Üstelik çalışıyordum. Emzirerek uyutmanin ve bunu surdurmenin en buyuk hatam oldugunu düşünüyorum. Uykusuzluk ve -bilenler bilir -sebep olduğu seyler yüzünden depresyonun eşiğindeydim. Uykusuzluk başka bir şey. Anlatılmaz yaşanir.

  19. Çocuklarımi büyütmüş olmama rağmen okudum ve çok şey öğrendim…şu anda uykuyla ilgili acil destek ihtiyacı olan anneleri düşünemiyorum..dönüp dönüp okuyorlardir satırları! Ve son olarak;
    “Sen yanmasan ben yanmasam nasıl çıkar karanlıklar aydinliga”
    Sevgiler :)

  20. Uyku meselesi doğumdan sonra beni en çok endişelendiren şey. Hayat neler gösterir bilemiyorum ama amacım ve planım bebekle aynı yatakta yatmamak. Varsın gece kalkayım, her gece oda değiştireyim emzirmek için, bakım vermek için, ama alışkanlığı bozmayayım istiyorum. Emzirilen yeri, uyuduğu yeri bilsin ve ona göre şekil alsın istiyorum. Bu durum tabii ki tamamen ihtiyaca ve kişisel tercihlere göre şekillenen bir şey. Ama dediğim gibi, planım bu. Yaşadıkça göreceğiz, bakalım nasıl olacak?

    Haa, bu arada, ben hala Ferber’i çok seviyorum. İçimde bir Alman anası mı yatıyor bilmiyorum, ama geleceği düşündükçe çocuğun karşısında kendimi elinde kırbaç şaklatan despot bir kadın olarak görüyorum. Kuralları önemsiyorum, yürek dayanırsa ne ala!

  21. Elif hanım kitabı okumadan kendimce gece emmesini iki kereye düşürüp kendi kendine uyumayı öğretmeye çalışıyorum 15 aylık bebeğime çok zor oluyor tabi fakat benim merak ettiğim evde olmadığımız gecelerde dışarıda Nasıl uyutacağım yada öğlen evde değilsek Nasıl uyuyacak siz Nasıl yaptınız bilgilendirebilirmisiniz

  22. Gökçe Torun Akçetin

    Geçmiş olsun Elif, uykusuz günler geride kaldı çok şükür. Senin adına çok sevindim. Uykusuzluk insanın cildini çok yaşlandırıyor haberin olsun.

    Dile kolay 2 yıl boyunca, uykusuz ikiz bebeklerim için herşeyi denemiş bir anne olarak seni çok iyi anlıyorum. O dönem karekterim değişti, uykusuzluktan düşünemez, gülemez olmuştum. Gergindim neden gergin olduğumu bilemeyecek kadar gergin. Tatil olarak annemde kalıp gece kesintisiz birkaç saat uyumak en büyük hayalimdi.

    Çok şükür geçti. Ama dediğin gibi deldi de geçti. Artık onlar uyuyor ama ben halen geceleri uyanıp tekrar uyuyamıyorum.

    Hep bir sebep var. Pembe yatak, yok gece emzirmesi vs. Uyku seven çocuk oldumu her durumda uyuyorlar.

    Neyse Geçmiş olsun, bol bol uyusun .
    Böyle gider artık hatta daha iyi olur. Artık geri dönüş yok.

  23. Tek nefeste okudum. Emeğinize sağlık, teşekkürler.

  24. Merhaba;

    Öncelikle geçmiş olsun:)

    Ben de şu pembe yatak meselesine takıldım. Bir arkadaşım dünyanın en rahat şeyi bu yataklar dedi. Artık kendi çouğu kullanmadığıiçin bana verecek. Teoride çok rahat gerçekten de ama mesela kendisi de sürekli uykusuzluktan şikayetçi. Çocuk belli bir süre bu yatakta yattı, hatta belki de annesinin yanına da dönüp yatmıştır kendi kendine dönebilmeye başlayınca. Acaba bu yataklar çocuğa iyi gelmiyor ve kendi kendine uyumayı öğrenmesini engelliyor olabilir mi? Atıyorum 4. aydan sonra (alışkanlıklar 4 ay gelişmez diyorlar ya) artık bu yatağı kullanmayı bırakmak mı lazım acaba? Ne dersiniz?