3 Yorum

Çocukların Şiddet Algısı

Blog yazmaya başlamadan önceki profesyonel geçmişim sivil toplum kuruluşlarındaydı. Amerika’da yaşadığım dönemde, çeşitli alanlarda faaliyet gösteren, irili ufaklı STK’larda çalışmış, kâr amacı gütmeyen kuruluşların işleyişi hakkında bayağı bir bilgi edinmiştim.

Sektöre girmeden önce araştırma yaptığımda en çok dikkatimi çeken, aklınıza gelebilecek ve dahası aklınıza bile gelmeyecek her ihtiyacı karşılamaya yönelik bir STK oluşuydu. “Çocukluk çağı kanseri” gibi geniş bir kitleyi etkileyen sorunlardan Vietnam Gazileri’ne, kürtajı erişilebilir kılmaya çalışan STK’lardan Sağ Burun Deliği Küçük Olanlar Derneği’ne (yazar burada uydurma hakkını kullanmıştır) kadar her alanda faaliyet gösteren STK’lar vardı.

Bu ara Camus’nun “Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın” sözü sık sık aklıma geliyor. Bence bir toplumu tanımak için –sadece eğitim sistemine değil– o ülkedeki STK’lara da bakmalı. Türkiye’de çok kıymetli ve çok bilinen STK’lar var kuşkusuz, ancak yerel, tabir-i caizse “niş” denilebilecek alanlarda faaliyet gösteren kaç STK biliyorsunuz?

Bunlardan biriyle geçenlerde tanıştım: Tarlabaşı Toplum Merkezi. İngilizcedeki “Community Center”ın karşılığı olan ve Türkiye’de pek örneği olmayan ancak aslında çok büyük bir ihtiyaç olan bir STK türü “toplum merkezi.” Özetle, yerel bir bölgede yaşayan vatandaşların, o bölgeye özel eğitsel, sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarına destek sağlamaya yönelik bir girişim. ttm-logoMart ayının gri bir Cumartesi gününde bir araya geldiğimiz kahvaltıda “Tarlabaşı’nı bilir misiniz?” diye başladı konuşmasına, Tarlabaşı Toplum Merkezi’nin kurucularından ve 11 senedir parçası olan Ceren Suntekin. Katılımcıların çoğunun yanıtı aynıydı: “Eh işte, herkesin bildiği kadar. Pek ‘tekin olmayan’ bir semt.”

IMG_5736

Tarlabaşı Toplum Merkezi ekibi ve katılımcılarla birlikte…

Zülfü Livaneli’nin Serenad’ı, Pera ve Tarlabaşı’nı çok güzel anlatır. Özellikle Osmanlı’nın son dönemlerinde, “Gayrı-Müslümlerin” (bu kelimenin ne kadar ayrıştırıcı olduğunu da yeni öğrendim bu arada) yaşadığı ve şehrin en güzel, en hareketli yerlerinden biri olarak anlatıyor Livaneli oraları… “Bir zamanların Nişantaşı’sı gibi” dedi Ceren de anlatırken… Osmanlıların son zamanlarından Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar şehrin merkezi olarak bilinirmiş Tarlabaşı. Rengarenk bir dokusu varmış. Çoğunlukla yurtdışından gelen yabancılar yaşadığı için evler küçük ve darmış, bir nevi apart gibi… Tarlabaşı’nın şimdiki sakinlerinin, zamanlarının çoğunu sokakta geçirmelerinin sebebi de buymuş: Eve sığmak kolay değil.

Mübadele dönemiyle başlayarak, özellikle de 6-7 Eylül olaylarından sonra yabancılar Tarlabaşı’nı terk etmişler. Cumhuriyetin kurulmasından sonra, kırsal göçtle birlikte İstanbul’a gelenler şehir merkezindeki bu terk edilen binalara yerleşmişler. Zaman içinde onlara, şehrin diğer yerlerinde barınamayan translar ve seks işçileri katılmış. 90’lı yıllarda, normal şartlarda Nevşehir, Eskişehir gibi illerin uydu kentlerinde yaşamaları öngörülen Afrikalılar, orada çok fazla ayrımcılığa tabi tutulduklarından, Tarlabaşı’nı evleri olarak seçmişler. Ve şimdi Suriye’den göç ile gelen kitleler de onlara katılmış. Özetle, tek ortak noktaları “ötekileştirilmek” ve “çok yoksul” olmak olan dezavantajlı grupların evi haline gelmiş Tarlabaşı… 

İşte Tarlabaşı Toplum Merkezi, buradaki dezavantajlı gruplara, özellikle de çocuklara hizmet veren bir kuruluş. 2005 yılında Bilgi Üniversitesi Göç Araştırma Merkezi, bir toplum merkezi kurmak için AB’ye başvurmuş ve alınan hibe ile Tarlabaşı Toplum Merkezi ortaya çıkmış. TTM, 2007 yılında derneğe dönüşerek Bilgi Üniversitesi’nde ayrılmış. O günden bu yana kendi ayakları üzerinde durmaya çalışıyor.

17434733_1411354945591369_7653169182688088418_o

“Kendi ayakları üzerinde durmak” bir STK için, hele de küçük bir ölçekte, yerel hizmet veren bir STK için kolay bir şey değil. Belediyeden ve/veya devletten herhangi bir yardım alıp almadıklarını sorduğumda aldığım yanıt ise hiç şaşırtıcı değil: Beyoğlu Belediyesi ilk sene merkezin kira bedelini karşılamış. Ondan bu yana devletten hiçbir destek almıyorlar. AB’den ve yurtdışından aldıkları desteklerin yanı sıra bireysel yardımlarla ayakta kalmışlar bunca zaman…

Tarlabaşı Toplum Merkezi ne yapıyor diye sorarsanız, okul çıkışlarında çocuklar için etüt düzenliyorlar. Onlara vakit geçirebilecekleri güvenli bir alan sağlıyor, atölyeler düzenleyerek ilgi alanlarını keşfetmelerine yardımcı oluyorlar. Tarlabaşı’nda yaşayan çoğu çocuğun, bırak kendilerine ait bir odalarını, ders çalışabilecekleri bir masası yok… Olsa bile, okuma yazma ya da ödev konusunda destek olacak kimseleri yok. Okul sonrası, 15:00-18:00 arası, çocukların ödevlerini yapabilecekleri bir mekan oluyor Tarlabaşı Toplum Merkezi.

10

Fotoğraf: Alex Aronsy

OluyorDU demek daha doğru belki de… Tüm bunlar 2014’te değişmeye başlamış. 2014’te dış kaynaklı STK’ların desteği de çekilince küçülmek zorunda kalmışlar. 350 m2’den 70 m2’lik bir binaya geçmişler, kadrolarını küçültmüş, eğitmenlerini azaltmışlar. Ancak kapatıp gitmek gibi bir alternatifi düşünmemişler hiç. “Kimsenin görmek istemediği yerde kalmak” onlar için çok önemliymiş.

Küçük yere geçip mekan daralınca “açık kapı” ödev saatleri kalmamış tabii…Dört İşlem Atölyesi yaparlarmış eskiden, onu da devam ettirememişler. En çok ihtiyaç olan kısma odaklanmışlar bu noktada: okuma yazmayı öğrenmiş olması beklenen çocuklara okuma yazma desteği ve lise giriş sınavlarına hazırlanlara çalışma desteği vermek. 

3

Fotoğraf: Alex Aronsy

Tarlabaşı Toplum Merkezi tüm bu faaliyetleri büyük bir gönüllü grubu ile yerine getiriyor. Aralarında ciddi sayıda yabancının da bulunduğu gönüllüler, çocuklarla çalışmaya başlamadan önce bir eğitim sürecinden geçiyorlar. Gönüllüler sadece Tarlabaşı’nda yaşayanlardan oluşmuyor, sırf gönüllü olmak için yurtdışından gelen olduğunu söylüyor Ceren. Türkiye’de de yaşasa, yurtdışından da gelse, gönüllü olmak için Türkçe konuşma zorunluluğu gerekiyor.

Tarlabaşı Toplum Merkezi’nin bizi davet etmesinin sebebi, yakın zamanda gerçekleştirdikleri Çocukların Şiddet Algısı projesini paylaşmaktı. “Çocukların gözünden şiddetin nasıl algılandığını araştırmayı, çocukları şiddete karşı güçlendirmeyi ve toplumda bu konuda duyarlılık yaratmayı” hedefleyen proje kapsamında, Tarlabaşı’nda yaşayan 7-15 yaş arası çocuklarla oturumlar ve atölye çalışmaları düzenlemişler. 7-9 yaş ile resim atölyesi, 10-12 yaş ile öykü çalışması, 13-15 yaş ile fotoğraf atölyesi yapmışlar. 

16

Projenin sonuçlarını web sitesinden ayrıntılı olarak inceleyebilirsiniz, ancak özetlemek gerekirse:

  • Tarlabaşı’nda çocuklar, birçok farklı ortamda şiddete maruz kalıyor: Ev (Anne/Baba), Okul (Öğretmen/Arkadaş), Sokak (Polis)
  • Sadece kendilerine uygulanan şiddet değil, başkalarına (örneğin sokak hayvanlarına) yapılan şiddete de tanık oluyorlar.
  • Sokağın fiziksel yapısı, kaldırımların yokluğu ya da azlığı, arabaların park etmesi, her yerde çöp olması, boş evler vs. de çocuklar için risk oluşturuyor.
  • Kız çocukları toplu taşımada cinsel şiddete maruz kaldıklarını söylüyorlar. Başlarını örtmenin kendilerini birçok açıdan güvende hissettirdiklerini düşünüyorlar; kapalı kızlara “bacımız” gözüyle bakıldığına dair bir algı var çünkü…
  • Öte yandan çocuklar, medyada Tarlabaşı’nı anlatan şiddet dilinden rahatsızlar. Tarlabaşı dışarıdan tekin görünmeyebilir, ancak komşuların arasında güçlü bağlar var. Anne çocuğunu trans komşusuna emanet edip işine gidiyor

Bu aralar Tarlabaşı’nda ciddi bir kentsel dönüşüm var biliyorsunuz. Daha doğrusu “Tarlabaşı Bulvarı dönüşüyor” demeli… Arka sokaklar yine eski terkedilmişliğiyle baş başa… Dahası, eski binaların yıkılmasıyla birlikte ciddi bir asbest sorunu çıkmış ortaya… Astım gibi solunum hastalıkları tırmanmaya başlamış. Bu da Tarlabaşı’nın görünmeyen yüzlerinden biri…

Bir diğeri ise bölgede gittikçe artan Suriyeli nüfusu… Bu çocuklar da şiddetin kendi paylarına düşenini alıyor ve fazlasıyla dışlanıyorlar. Tarlabaşında çamaşırlar karşıdan karşıya asılır ya hani, nasıl oluyor diye düşünürdüm ben hep, meğer komşunla paylaştığın bir makara sistemi varmış onu işleten… Tarlabaşı’ndaki çocuklar hangi evlerde Suriyelilerin kaldığını, o evlerdeki çamaşırların asılışına göre söyleyebiliyorlarmış, eğer bir evde çamaşırlar komşuyla karşılıklı değil de balkona paralel asıldıysa o evde Suriyelilerin yaşadığını varsayıyorlarmış. “Onlar Suriyeli oldukları için onların çamaşırını kimse istemez”miş…

4

“Suriyeli” yaftası sokak hayvanlarında bile kendini gösteriyor. Karşıdan gelen köpeği “Suriyeli” olarak nitelendiren çocuğa, köpeğin Suriyeli olduğunu nereden bildiği sorulduğundaÇünkü üstü başı yara bere içinde” diyor…

22

Çocuğun Şiddet Algısı kapsamındaki atölyelerden birinde Suriyeli bir çocuğun çizdiği resim

Suriyeli çocuklar ise bu dışlamadan çok rahatsızlar… “Biz de Türkiyeli olmak istiyoruz” diyorlarmış… İnsan gibi davranılmak istiyorlar onlar da…

Tarlabaşı gibi farklı kesimlerden gelen ve tek ortak noktaları “dezavantajlı olmak” olan bir nüfusun yaşadığı zor bir bölgede çocukları bir araya getirmek, onları desteklemek, üretmeye teşvik etmek hiç kolay değil. Bunu desteksiz yapmak ise daha da zor. Bu yüzden, her türlü bağış ve desteğe açık Tarlabaşı Toplum Merkezi. 

Neler yapabilirsiniz?

  • Yeni bağışçılara ihtiyaçları var. Aylık düzenli bağışlarınızla Tarlabaşı Toplum Merkezi’ni destekleyebilirsiniz. (Eski bir STK çalışanı olarak bu düzenli bağışların ne kadar önemli olduğunu biliyorum. Az bir miktar da olsa her ay geleceğini bildiğiniz bir para, planlama yapabilmenizi sağlıyor) 
  • Doğum günü etkinliği düzenleyebilirsiniz. Kendi doğumgününüzde, uygun görürseniz çocuğunuzun doğum gününde hediye almak yerine (ya da ona ek olarak?) arkadaşlarınızı Tarlabaşı Toplum Merkezi’ne destek olmaya davet edebilirsiniz.
  • Gönüllü eğitmenlik yapabilirsiniz. Bunun için TTM’den bilgi alabilirsiniz. 
  • İş yerinizi, uzmanlık alanınızı kullandırabilirsiniz. Matbaa desteğine, tasarım desteğine her zaman ihtiyaçları var mesela… 

Çocukların Şiddet Algısı, Tarlabaşı Toplum Merkezi’nin geniş kitlelere ulaştırmak istediği bir proje… Bunun için, çocukların atölyelerde yaptıkları resimleri ve fotoğrafları içeren sergiler düzenliyorlar. Önümüzdeki iki serginin duyurusu aşağıda…

Tarlabaşı Toplum Merkezi, devlet tarafından bakımsız bırakılan, oy potansiyeli yüksek olmadığı için siyasi partilerin kadrajına pek girmeyen, birbirinden farklı dezavantajlı grupların yaşadığı bir bölgede, çok önemli bir boşluğu dolduran bir sivil toplum kuruluşu… Desteklenmeyi bence fazlasıyla hak ediyor. 

 

Tarlabasi.org
Facebook
Instagram
Twitter

 

(Fotoğraflar için Tarlabaşı Toplum Merkezi’ne teşekkür ederim.)

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

3 yorum

  1. Etkili,faydalı bir yazı olmuş…

  2. Bagis yaptim, cok tesekkurler bu yazi icin, ne kadar guzel bir girisimmis, bravo!

  3. Çok güzel bir makale olmuş. Teşekkürler.