0 Yorum

“Gelecekten Sorumluyum”

Geçtiğimiz sene Bebek Konferansı adı altında düzenlenen İlk 1000 Gün Zirvesi, bu sene Gelecekten Sorumluyum Platformu‘nun çatısı altında yoluna devam etti. İçeriği geçen senekiyle benzerlik gösteren konferansa, platformun ismini yansıtan konular da eklenmişti.

Program

Gelecekten Sorumluyum Platformu Kurucusu Şebnem Öğredik Çavuşoğlu’nun açılış konuşmasını yaptığı zirve, basketbol koçu Çetin Yılmaz’ın heyecan veren konuşmasıyla başladı. ODTÜ sosyoloji mezunu olan Yılmaz, “Bir basketbol koçu, beslenmeyle ilgili ne diyebilir ki?” diyerek başladığı konuşmasında yılların deneyimini akademik geçmişiyle de birleştirince ortaya ilgiyle dinlenen bir konuşma çıktı.

“Sizin aile dediğiniz kavrama biz takım diyoruz” diyen Yılmaz, iyi bir anne-baba olmayı, iyi bir takım oyuncusu yetiştirmeye benzetti. Yeteneğin tek başına yeterli olmadığını, fiziksel yapı, kuvvet, sıçrama/hız gibi atletik özelliklerin de gerekli olduğunu, ve fakat bunların hepsi yerinde olsa bile, paylaşmayı, yardımlaşmayı, güvenmeyi ve eleştiriye açık olmayı öğrenemeyen çocukların iyi bir takım oyuncusu olamayacağını anlattı.

Çetin Yılmaz’ın konuşması gerçekten heyecan vericiydi. “Bir çocuğun yetişmesi 100 yıl önceye dayanır” diyerek nesiller arası aktarıma göndermede bulunması ise bence çok önemliydi. Konuşmasında katılmadığım tek bir nokta vardı Yılmaz’ın: konuşma öznesini “Anneler” olarak seçmişti ve tüm konuşmasını onların üzerine kurdu. Anneleri eleştirdi, basketbol seçmelerinde seçilmeyen çocuğuna “En iyi sendin ama onlar seni seçmediler” diyen anneleri örnek gösterdi. Bunlar doğruydu elbet ama bence eksikti ve biraz “eril” bir bakış açısından geliyordu. Neticede gelecekten sadece anneler değil, babalar da sorumlu değil mi? Bu soru kendisine sorulunca salondaki izleyici ağırlıklı olarak annelerden oluştuğu için onlara hitap ettiğini söyledi, ki öyleydi gerçekten de… Ama biz anneler artık çocuk büyütmeyle ilgili tüm sorumluluğun sadece bizim üzerimize yüklenmesinden o kadar rahatsızız ki, her ne gerekçeyle olursa olsun bu tavırla karşılaştığımızda düzeltme ihtiyacı duyuyoruz (ve bence haklıyız).

Çetin Yılmaz’ın konuşmasından sonra doktor sunumları başladı. Geçen sene de öğle arasına kadar bu “bilimsel sunumlar” olmuştu ve ben o zaman henüz 4,5 aylık yeni anne olduğumdan çok ilgimi çekmişti tüm içerikler… Bu sefer biraz tekrar geldi, onun da ötesinde, laf aramızda azıcık sıkıcı buldum sunumları… İçerikleri çok kıymetliydi tabii ki, ama doktorların bazı konuları “halkın” anlayacağı dilde sadeleştirmesi çok kolay olmuyor bence ve tıbbi/teknik terimler sık tekrarlanınca içeriğe konsantre olmak zorlaşıyor. Önümüzdeki sene için bir yapıcı eleştiride bulunacak olsam, doktor sunumlarının içeriklerini bir iletişimcinin gözden geçirmesini söylerdim. Bu da benim kendi küçük önerim…

Peki ne anlattı bu doktorlar diye soracak olursan, Mikroplardan Dost Olur mu? diye başladılar, anne sütünün ilk prebiyotik olduğundan bahsettiler. Besin Alerjileri sunumunda bence çok önemli bir paylaşımda bulundular ve dediler ki: Anne sütüne karşı alerjik olunmaz; anne sütüyle geçen gıdalara karşı alerji geliştirilir. Anne sütü aracılığıyla geçen besini (o her neyse) annenin diyetinden çıkarın ama anne sütünü kesmeyin sakın!” Bir önemli paylaşım da keçi sütüne dairdi; malum, inek sütü alerjisi olan bebekler için keçi sütünün önerildiğini duyuyoruz; Prof. Dr. Reha Cengizlier inek sütüne alerjisi olan bebeklerin ancak yüzde 3 ila 5’inde keçi sütüne tolerans olduğunu söyledi. İyi haber: inek sütü alerjisi zamanla geçiyor.

FullSizeRender (13)

Gerçek Sevgi Korumaktır başlıklı panelde aşıların değeri ve aşılamanın öneminden bahsedildi. Aşının geçmişinin Budist rahiplerin kendilerini korumak için yılan zehri içtikleri günlere dayandığı, aşılama sayesinde Türkiye’de bugün çocuk felci, çiçek hastalığı, kızamık gibi hastalıkların kiminin tamamen, kiminin ise çok büyük ölçüde yok edildiği anlatıldı. Kolumuzdaki çiçek aşısı izleri boşa değildi anlayacağın, bir hastalığın sonunu getirmeye yaradı.

“Aşı, sadece aşılanan kişiyi değil, toplumu koruyor” diyen katılımcılar, Suriye’den gelen göçle birlikte yok edilme seviyesinde olan kızamık gibi hastalıkların yeniden görülmeye başladığını da söylediler.

Aşı etrafında çokça tartışma var biliyorum ve ben bu konuda taraf olmamayı seçiyorum. Halam mikrobiyoloji profesörü, aşı olmasam/çocuklarımı aşılatmasam hastalıktan önce o beni öldürür, o yüzden ben bugüne kadar aşıyı hiç sorgulamadım. Halama sordum, “Ol” dediyse oldum, “Olma” dediyse olmadım. Bu benim için müthiş bir iç rahatlığı çünkü uyku ve sağlıklı beslenme ve ekran tüketimi ve dahi birçok konuyu ince eleyip sık dokumaktan beynimi yeterince yandı. Aşıyı da halam düşünsün.

Neyse, konumuza dönersek eğer, bence aşıyla ilgili en önemli paylaşım şuydu:

Gıda Güvenliği ve Bebek Beslenme Ürünleri başlıklı panelde Gıda Mühendisleri Odası eski başkanı Petek Ataman sunum yaptı. Oldukça uzun ve yer yer koptuğum bir sunumdu bu, ancak Ataman’ın “mutlaka inceleyin” dediği Güvenli Gıda, Güvenli Gelecek sitesini de not etmeyi bildim.

Öğleden önceki Lohusayım, Farkındayım oturumuyla işin eğlenceli kısmı başladı. Eğlenceli dediysek, gülmekten bahsetmiyorum; daha az teknik, daha çok pratik ve duygusal konulardı günün geri kalanında işlenenler… Uykusuz Anneler Kulübü kurucularından Perihan Gürer’in moderatörlüğünü yaptığı oturumda psikolog Aysun Ömer uzman görüşlerini ve taze lohusa Billur Saatçi anne deneyimini paylaştılar. Aysun Bal’ın “Annenin, etrafı kalabalık da olsa, yaşadığı en büyük duygu yalnızlık. Yalnızlığa vurgu yapan anne, yalnız bırakılmaması gereken annedir sözü bende çok yer etti. “Bu dönemde annenin, bebeğinden başka kimseye yatırım yapma kapasitesi yok” diyen Bal’ın ve diğer panelistlerin paylaşımları “Keşke bu oturum, daha uzun olsaydı” dedirtti.

Öğle arasından sonra sıra etkinliğin bence “pop starı” olan ve Amerika’da “The Sleep Lady” olarak bilinen, psikolog ve uyku danışmanı Kim West’teydi. Kim West’in bende hatrı var, 16 aylık uykusuzluğum en nihayetinde yoluna girmeye başladıysa önce Uyku Meleği Seride’nin, onun üzerinden de Kim West’in sayesinde… Haliyle konuşmasını heyecanla bekliyordum. KimWest Kim, Seride’nin “Bebekler neden gece uyanıyor?” sorusunu beş maddede açıkladı ve dedi ki, bir bebeğin gece boyunca sıklıkla uyanmasının sebebi şunlar olabilir:

  1. Çok geç yatıyor. “Geç yatsın, geç kalksın” kuralı 7-8 yaşından önce geçerli değil. Bebekler ve küçük çocuklar uyumaları gereken saatte uyumazlarsa, fazla salgılanan stres hormonu (kortizol) onları gece boyunca uyandırıyor.
  2. Gündüz yeterince uyumuyor. Baktığınız zaman çok mantıklı görünmüyor, değil mi? Gündüz uyumazsa gece uyusun canım! Öyle değil işte… Gündüz iyi uyumayan çocuk -yukarıdakine benzer sebepten- gece de iyi uyumuyor. Gündüz uykuları çok önemli.
  3. Yatağa konulduğunda yeterince ayık olmuyor. Ya fazlasıyla uykulu ya da uykuya dalmış olarak yatağa bırakıldığında, akşam uykuya yatarken nasıl uyuduysa o duruma geri dönmek istiyor: Memedeyse memeye, kucaktaysa kucağa… Oysa bebek, önce gece uykusuna yatarken kendi kendine uykuya dalmayı öğrenecek. Sonra bunu, diğer uyanmalara uygulayacak.
  4. Astım, reflü gibi tıbbi bir sebepten dolayı uyanıyor. O zaman bu konuda gereken yapılmalı, doktorla ilerlemeli.
  5. Ebeveynin tutarsızlığı kafasını karıştırıyor. Bir öyle, bir böyle gidip gelmeler ona iyi gelmiyor. Ne yapacaksanız, sürdürülebilir olmalı…

Kim West’in konuşmasından başka konu başlıkları:

  • Ağlamadan çözüm olmadığını söylüyor Kim West ve uyku eğitimiyle çelişen üç şey olduğunu söylüyor:
  • Kendisi ilk çocuğunu büyütürken tek yöntem ağlatmakmış (Ferber Yöntemi). O zamandan bu zamana çok şey değişmiş ve onun önerdiği şey ağlatarak uyutmak değil, ağlamasına izin vermek.
  • Türkçeye “Kim West metodu” olarak yerleşen yöntem, her gece çocuğun yatağından biraz daha uzaklaşarak uykuya kendi kendine dalmayı öğrenmesini hedefliyor.
  • Kendi kendine uykuya dalmanın, bir çocuğun hayatına pozitif etkisi var.
    • Yaş — 6-8 ay, uykuyu öğretmek için en ideali, ancak hiçbir zaman çok geç değil, umutsuzluğa kapılmayın!
    • Huy — hassas bebekler örneğin, daha zor öğreniyorlar kendi kendilerine uyumayı…
    • Tutarsızlık — Ağlamasına bir izin verip bir “kıyamıyorsanız” süreç hepiniz için zorlaşıyor
  • Kim West’in önerdiği yöntemle kesintisiz uykuyu yakalamak ortalama 7 ila 10 gece sürüyor. (Çocuğun yaşı büyüdükçe daha uzun sürebileceğini söylüyor)
  • Gündüz uykularını düzenlemek ise 2-3 haftayı bulabiliyor.
  • 6. aydan büyük bebekler için ortalama uyanma saati 06:00 ila 07:30 arasında değişiyor. (Bilim bakalım bizim bebemiz hangi ucu tercih ediyor? Neyse, bu başka bir yazının konusu…) Ebeveynlerden biri sabah kuşuysa, bebeğin de erkenci olma olasılığı artıyor (Bilin bakalım bizim evde kim sabah kuşu? Ben mi? Yok canım!).
  • Uyku danışmanından ne zaman destek almalı? Desteğe ihtiyacınız olduğunu hissettiğinizde… Eğer kendi kendinize çözemiyorsanız bir danışmana sorun.

 Kim West’in İlk 1000 Gün Zirvesi’nde paylaştıklarının özeti buydu; ertesi gün bir de Uyku Meleği Merkezi’nde bir araya geldik, onu ayrıca yazacağım.

Dedim ya konferansın öğleden sonraki bölümü daha eğlenceliydi diye, Tuba Ünsal da konuşmacılar arasındaydı. Gelecekten Sorumluyum Platformu’nun bu sene başlattığı “Gelecekten Sorumlu Kişi” ödüllerinin ilkini alan Ünsal, konuşmasının metnine Instagram hesabında yer vermiş:  

Bugün şahane bir ödül aldım. “Gelecekten Sorumlu Kişi” ödülü.İlk1000 adım konferansında verdiler ödülümü. Bende bir konuşma hazırladım. Okumak istersiniz diye de yazdım🎈 – Dünyanın geldiği bu nokta canımızı acıtıyor.Tek suçu o an orada olmak olan milyonlarca insan öldü son bir kaç yılda. Bunlar bizi mahfediyor, canımızı yakıyor.Hergün yeni bir trajediye uyanıyoruz. Kadınlar sokaklarda katlediliyor,”Çocuk” ve “taciz”, kelimeleri hep yanyana. Hiçbirşey eskisi gibi değil” diyip yeni bir güne uyanıyoruz. Tüm bunlar olurken vicdanımız parçalanıyor,ruhumuz daralıyor ve sonrası artık her olana KAYITSIZLAŞIYORUZ. Trajediye, olanlara başımızı çevirip yalancı mutlu hayatlarımıza geri dönüyoruz. Bütün bunlar Merhamet Yorgunluğuna sebep oluyor. İçimiz paramparça ama hayat devam ediyor. Tüm bu döngünün sonucunda da Duyarsızlaşıyoruz, vurdumduymaz oluyoruz. Ve malesef sadece kendi micro dünyasında kendi çıkarları için yaşayan varlıklara dönüyoruz. Teknoloji de bu yaşam şeklini destekliyor. Birbirimizin yüzüne bakmadan yaşamaya whats up la bayram kutlamaya, maille hatır sormaya başlıyoruz. Sosyal medyaya gömülüp kimseyi görmeden günlerimiz geçiyor. Yüzyüze bakmadan yaşıyoruz. İkinci dünya savaşından bir istatistik var, Birbirlerinin yüzlerini gördüklerinde ateş edemeyen askerler yüzyüze bakınca öldüremiyor karavanaya sıkıyor kurşunlarını. Biz insanoğlu dünyaya gelirken empati kurmaya ve merhamate sahip varlıklar olarak doğuyoruz. Sonra yavaş yavaş vicdanlarımızı öldürüyoruz. Hayatımda hep klişelerle savaştım. Güzelsen Mankensin, mankenden oyuncu olmaz, kadınsan güçsüzsün, arkanda bir erkek olmalı, birden fazla işle uğraşıyorsan hepsini eksik yapıyorsundur. Sarışın kadın aptal olur, esmersen cekici değilsin. Ülkemiz de aynı klişelerle uğraşıyor. Türkiye kadınlara seçme hakkını İtalya, Fransa dahil bir çok Avrupa ülkesinden 10 yıl daha önce verdi.Dünyada da benzer klişeler var. İran, gerici, mollarla dolu! Peki İran’da üniverstelerde okuyan kadın öğrenci sayısının yüzde 65 lerde olduğunu biliyor musunuz? Klişelerden, algı cehenneminden sıyrılıp sadece “İnsan” olana odaklanmak ve sadece “Sevgi” yi beslememiz gerekiyor. Gelecekten sorumluyum eğer yanımda SEN varsan! A post shared by Tuba Unsal (@tubaunsal) on

Anne Sütü Mucizedir başlıklı konuşmasında Ayşe Öner “Anneler doğum öncesinde, emzirme konusunda donanım kazanmalı” deyince 10 sene önceki halim geldi aklıma: “Hocam ben doğuma kadar çalıştım, olmaz mı?” Gerçekten de emzirmeyle ilgili bırak donanım kazanmayı, tek satır merak edip de araştırmamıştım. Şansıma harika bir bebek hemşiresine denk gelmiştim doğumdan sonra, çok güzel bir başlangıç yapmıştım sayesinde… Öte yandan, “2 saatte bir, 20 dakika bir meme, 15 dakika bir meme” dediğini de unutuyor değilim. Şimdilerde öyle saatli emzirme önerileri giderek azalıyor, azalsın da zaten, çok yorucu ve stres yapan bir şey!

Günün son paneli, Başka Hayatlarda İlk 1000 Gün’ün konuşulduğu oturumdu. Konuşmacılar arasında Mutlu Tönbekici’nin de olacağı duyurulmuştu, ancak neden bilmiyorum, katılmadı. Ve fakat günün en doyurucu panellerinden biriydi bu da… Canım Banu (Tozluyurt) her zamanki samimiyeti ve bilgeliğiyle konuklarını o kadar güzel ağırladı, öyle güzel sohbet ettirdi ki, onun da tadına doyum olmadı.

ilk 1000 Gün Zirvesi, bir bebeğin anne karnına düşmesinden, iki yaşın sonuna kadar geçen ilk 1000 günündeki gerek fiziksel gerek psikolojik bakımın, çocuğun geleceğini şekillendirdiğini bilgisinden hareketle düzenleniyor. Önümüzdeki sene, 7 Nisan’da yine Point Otel’de düzenlenecek üçüncü Geleceğin Ayak İzleri – İlk 1000 Gün Zirvesi… İlk 1000 Gün konusu ilgi alanınıza giriyorsa (ya da o zaman girecekse) şimdiden ajandanıza not edin, zaman göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor. Bir önceki konferanstaki şu fotoğrafım daha dün gibi…

 

Bu yazı Gelecekten Sorumluyum Platformu desteğiyle yayınlanmıştır. Gelecekten Sorumluyum hakkında web sitesinden bilgi alabilirsin, Facebook, Twitter ve Instagram‘da takip edebilirsiniz.