4 Yorum

Çocuklu Hayatın Gerekleri

Takvimler 14 Nisan 2015’i gösteriyordu. Henüz hamile değildim, öyle idiysem de farkında değildim. Teknolojik Anneler’le birlikte Adana’ya gitmiş, Adanalı kadınlar ve annelerle buluşmuştuk Büyük Sürmeli Oteli’nde… Etkinlik sonrasına kalan bir grupla da önce kebap, sonra tatlı yemiş, yetmemiş Baraj’a gitmiştik sıkma yiyelim, yanında da çay içelim diye… O grubun içinde tanıştığım kadınlardan biri de Çiğdem’di.

Kalabalık bir grupla olduğumuzdan çok derinlemesine sohbet edememiştik orada. Derya’nın doğumundan kısa süre sonra Çiğdem bana yazmış, kendi tasarımı olan Kuzo bebekucağını hediye etmişti.

Adana’daki ilk karşılaşmamızın ardından tamı tamına bir sene geçti; tarih: 14 Nisan 2016; yer: Moda, bizim ev. Bir “bebek kuşanma” buluşması için İstanbul’a gelen Çiğdem bize de uğramış, hem Derya’yı tebrik etmiş hem de bebekucağını nasıl kuşanacağımı uygulamalı olarak göstermişti.

kuzo

14 Nisan 2016

Aradan yine tamı tamına bir sene geçti. Meraktaydım: Acaba 14 Nisan 2017’de nerede karşılaşacaktık? O tarihte ben Bodrum’dan İstanbul’a dönüş yolundaydım; Çiğdem neredeydi bilmiyorum ama biz telefonda konuştuk! Ve bunu, tarihin anlam ve önemine dair yapmadık; telefonda konuşurken tarihi fark ettik. Çok enteresan değil mi?!

Çiğdem Güvercin Dağdelen, gözleri ışıl ışıl, kendisi kıpır kıpır, şimdilerde genç kızların sahip olmak için bin para verdiği gri saçlarıyla dikkat çeken bir girişimci kadın. Belgesel seyrederek büyüyen ve çocukluğunu, laboratuvarlarda hayatın sırlarını araştırmayı hayal ederek geçiren Çiğdem, o zamandan bu yana yararlı buluşlarla meyve veren bir hayat peşine düşmüş. Bu hayalle biyoloji okumuş okumasına ama akademi ortamının belgeseldeki gibi olmadığını anlayınca bölümünü hemencecik bitirmiş ve akademiden hızlı adımlara uzaklaşmış.

O ara “yeni çıkan” internete vermiş kendini; tasarım programları falan öğrenmiş. Böylesi yeni bir alanda ihtiyaç çok büyük olduğu için bir buçuk sene gibi kısa bir sürede dünya çapında firmalara iş yapar duruma gelmiş.

2003 yılına geldiğimizde Türkiye’nin ilk e-ticaret sitelerinden birinde tasarım ekibi yöneticisiymiş Çiğdem. Keyfi yerinde olmasına yerindeymiş ama bir şeyler eksikmiş. “Dünyaya faydalı olma” güdüsünün, çalıştığı firmaların müşterileri ile sınırlı kalıyor olması onu tatmin etmiyormuş.

Yıllar sonra iki kişilik ailelerini üçe çıkarmaya karar vermişler eşiyle… O süreci şöyle anlatıyor Çiğdem:

Hamileliğimin ilk aylarında, Açık Radyo’daki Do-um programında bebek kuşanmayı ilk defa duymuştum. Babywearing diyorlardı; terimin Türkçesi yoktu. Duyduklarım çok içime sindi. Bebek hem daha mutlu, hem daha sağlıklı oluyordu. Sizin elleriniz serbest kalıyor, ruh sağlığınız daha düzgün oluyordu!

Araştırdıkça yeni yararlarını öğrendim; bu “beybivirink” işini yapmam şarttı! Piyasada güvenilir halka bulamayınca Amerika’dan üç çift getirttim; ilk bebekucaklarımı diktim. İlk bir buçuk ay ters bir şey yaparım korkusundan azıcık kuşanabildim kızımı. Sonra başlayış o başlayış. Asya tipi meh dai’lerden de diktim, ağırlaşınca da onu kullandık. Doya doya kucaklaşıp koklaştık. Arkadaşlara, kuzenlere hediyeler yaptım, dağıttım.

Uzun bir araştırma sürecinin sonunda resmi olarak üretimi başladığında, o dağıttıklarından biri de bendim. Çiğdem’in büyük bir merak ve hevesle tasarlayıp ürettirdiği halkalı bebekkucaklarından birini Derya’yla denediğimde, Derya benim ağırlık taşıma sınırımın sonlarına yaklaşıyordu.

Screen Shot 2017-04-27 at 11.05.27 PM

“Neden ‘sling’ değil de “‘bebekucağı‘”? sorusunun yanıtı birkaç farklı açıdan yanıtlıyor Çiğdem… Birincisi, “sling” Türkçe değil ve kendi anadilinizde olmayan bir kelime ile bir yere kadar bağ kurabilirsiniz. İkincisi, “anakucağı”, cinsiyet eşitliğini yansıtmıyor. Babalar da bebeklerini kuşanıp taşıyorlar, o zaman “Babakucağı” mı diyeceğiz? En iyisi “bebekucağı” diyelim!

Çılgınca, değil mi? Ama ben size söyleyeyim, bu “beybiviring”cilerin hepsi böyle! Biraz deliler… 

Şöyle deliler, çok seviyor ve çok inanıyorlar bu işin faydasına… Ve çok da ciddiye alıyorlar. Toplantılar, eğitimler düzenliyorlar kendi aralarında… Bu işi daha çok kişiye yayabilmek, daha fazla sayıda ebeveyni bebeklerini kuşanmaya özendirebilmek için uğraşıyorlar. Çiğdem de Türkiye’de bu işin (bebek taşıma danışmanlığı) eğitimini alan ilk birkaç kişiden biri…

Çiğdem bu aralar Kuzo bebekucaklarının kullanım videoları içeren ve bebek kuşanmanın güzelliklerini anlatan ürün sitesi olan www.kuzobebekucagi.com üzerinde de çalışıyor. Ancak bebekucağı diye çıktığı yolu sadece onunla kısıtlı tutmamış. Açılımını “Çocuklu Hayatın Gerekleri” olarak oluşturduğu Kuzo’nun içine “yerel, yavaş, yatay” bir hayatı destekleyen başka ürünler de katmış. Katmaya da devam ediyor. Organik sıvı sabunlardan bambu göğüs pedlerine, el işi oyuncaklardan yıkanır mayo bezlere kadar farklı alanlardaki ürünler var şu anda…

Çocuk büyürken alerjiydi, onlara bırakacağımız çöp dağlarıydı; çok nokta olmuştu takıldığım. Yıkanabilir ped kullanmaya başlamıştım. Ev deterjanı yapmak istemiş, malzemeleri bir arada bulmakta zorlanmıştım. Menstural kap diye bir şey olduğunu http://dunyayikurtarankadinlar.blogspot.com.tr ’da öğrendiğimde çok şaşırmıştım; hemen adlım tabii. Kullanmaya başlayınca şaşkınlığım daha da arttı, bu kadar büyük bir kolaylığa hala topraklarımızda kolayca erişilemiyordu!!!

İşte şimdi onu da erişilebilir kılmanın peşinde Çiğdem. Ve ben mutlaka deneyeceğim! İlk 2014’te San Jose’de BlogHer‘e gittiğimde görmüştüm bu kapları (Türkçesi neyse artık, eminim ona da bi şey bulur Çiğdem) ve giderek yaygınlaştığına şahit oluyorum.

Kuzo, “sosyal sorumluluk ve kâr etme arasında bir hiyerarşinin olmadığı bir ticaret anlayışı” ile hareket eden bir “sosyal girişim”. Yerel ve etik üreticiyi türeticilerle birleştirmek gibi bir misyonla yola çıkan Good4trust‘a üye olan Kuzo, dört yıldır da, Türkiye’nin ilk -ve halen- tek kadın filmleri festivali Filmmor‘un Adana’daki gösterimlerinin düzenlenmesinde destekçisi…

Kuzo, geleceği düşünerek hareket etmenin ve dünyaya “iyi davranmanın”, çocuklu hayatın belki de en büyük gereği olduğuna inanan bir kadının, “hayata saygı göstermek için ihtiyaç duyulan en temel gündelik ürünleri” bir araya getirmeyi amaçlayan ve çok başarılı olmayı hak eden bir sosyal girişimi… Buradaki “hak etmek” kelimesini, ticarette başarının “para kazanmak” ile ölçüldüğü bir dünyanın diliyle yazdım. Yoksa bana sorarsanız, yola çıkış felsefesiyle çoktan ve fazlasıyla başarılı olmuş Kuzo.

Siz de Çiğdem gibi “Az, daha çoktur” diyor, uzun ömürlü, kullanıcısına ve doğaya saygıyla oluşturulan ürünlerin peşine düşüyorsanız, Kuzo’ya bir göz atın, hatta yakın takibe alın derim. Görünen o ki, yola çıktığı kısa sürede, anne babaların temel ihtiyaçlarının çoğuna en az bir alternatif geliştirebilen Kuzo bu yolda emin adımlarla ilerleyecek. Çünkü, Çiğdem’in de dediği gibi, “erişilebilir çözümlerle çocuklara güzel bir dünya bırakmak mümkünse, anne-babaları kimse tutamayacak.”

 

Kuzo

Bu yazı, Kuzo’nun desteğiyle yayınlanmıştır ancak yazdıklarım kendi fikirlerimdir. Kuzo ile ilgili web sitesinden daha fazla bilgi alabilir ve oyunları inceleyebilir, Facebook ve Instagram sayfalarını takip edebilirsiniz

4 yorum

  1. “bebekucağı” çok güzel olmuş.
    bu arada mailime yeni yazılarınız gelmiyor.. siz kaydederseniz çok sveinirim.
    teşekkürler

  2. Şu menstrüel kap çok ütopik geldi bana. Keşke olsa diycem ama ne bileyim, tuhaf biraz..Çiğdem’i takibe aldım, ne güzel böyle kadınlarla bizi tanıştırman, teşekkürler Elif.