10 Yorum

Hepimiz Feminist Olmalıyız

Her şey bundan birkaç ay önce çocukları okula benim bırakıp almamla başladı.

Ekim sonu Kasım başıydı. Amerikan başkanlık seçimleri yaklaşıyordu. Günde iki saate yakın (bazen daha fazla) direksiyon başındaydım ve yolda giderken dinlediğim CNN Turk Radyo’da saçma sapan, aşırı taraflı yorumlar oluyordu. O an aklıma geldi, ben neden NPR (National Public Radio) dinlemiyordum ki? Kesin telefon uygulaması vardı!

Amerika’da yaşarken, işe gidip gelirken hep NPR dinlerdim, 11 Eylül zamanı başlamıştım. All Things Considered, Morning Edition en sevdiğim programlarıydı. Acayip bilgilenir, haberciliğin kalitesinden de mest olurdum. NPR’ın uygulamasını telefonuma yükledim, yolda hep onu dinlemeye başladım.

Sonra bunu paylaştığımda Twitter’da, bir Twitter arkadaşım (ve adaşım) bana #AmWriting Podcast’lerini önerdi.  New York Times’in ebeveynlik blogunun eski editörü KJ Dell’Antonia ve öğretmen/yazar Jessica Lahey’nin, “yazı yazmak” üzerine sohbetlerinden oluşan bir podcast serisi bu. Her biri yaklaşık 30 dakika (yaklaşık benim en kısa tek yön seyahatim kadar), dolayısıyla günde iki tane falan dinleyebiliyorum (Çocuklar arabadayken dinlemiyorum, sohbet edelim diye).

Sonra oradan başka podcast’lere yelken açtım. #40binbakımı yürüyüşlerine başlayınca yürüyüşte de dinlemeye başladım. Ara ara Instagram’da #ÇarePodcast diye paylaşım yaptığımda “Ne dinliyorsun?” diye soru alıyorum, işte bu yazıda onları yazacağım.

Genelde İngilizce dinliyorum ben, hem seviyor ve özlüyorum İngilizceyi, hem de daha özgür ve çeşitli buluyorum yabancı podcast’leri. Şu aralar en çok dinlediklerim:

  • #AmWriting – Yukarıda dediğim gibi, yazı yazmakla kıyısından köşesinden ilgileniyorsanız bence çok keyifli. Arada sırada bahçelerinde besledikleri tavuklardan, yetiştirdikleri atlardan falan da bahsediyorlar, çok güzel bambaşka bir hayatı dinlemek…
  • Letters to My Fanny – Bunu yeni dinlemeye başladım. Oldukça komik ve eğlenceli. Programın sunucusunun da, konukların da çok ağır (İngiliz) aksanları var. Programlar oldukça uzun (50 dk. civarında) dolayısıyla tek seferde dinleyemeyebiliyorum. Ancak bu da hem ebeveynlik, hem sosyal medya üzerine çok eğlenceli ve özgür bir program. Adından da belli zaten (fanny, İngilizcede vajinaya verilen komik isim: kuku)
  • Freakonomics Radio – “The Hidden Side of Everything” – “Her Şeyin Gizli Tarafı” şeklinde bir alt başlığı var desem, belki biraz fikir vermiş olurum bununla ilgili. Bu da NPR’ın radyo kanallarından biri… Daha çok psikoloji ağırlıklı podcast’ler dinliyorum buradan. Ama gerçekten her konuda farklı düşündürten bir şey var. Mesela şu bölüm çok ilgimi çekti, dinleyeceğim. Şu yazımda bahsettiğim programı buradan dinlemiştim.
  • The Science of Social Media -Twitter’da takip ettiğim birisi konuk olduğu bir programı paylaşınca keşfettim bunu da… Sosyal medyayla ilgileniyorsanız, sosyal medya alanında çalışıyorsanız bilgilendirici… Bazı püf noktalarını “Ben biliyordum” diyebiliyorsunuz, ama bazı paylaşımlar gerçekten ufuk açıyor.
  • TED Talks – Issız bir adaya düşecek olursam yanıma almak isteyeceğim nadide şeylerden biri TED Talks’a erişim olabilirdi. Görüntülü de izleyebiliyorsun, görüntüsüz de… Ben yolda olduğumdan dinliyorum sadece. Her konuda ama gerçekten her konuda, farklı uzunluklarda, ilham verici, müthiş düşündürücü, insanda dönüşüme yol açan demenin abartılı olmayacağı konuşmalar var. Bir tıp doktorunun medikal amaçlı esrar kullanımına bakış açısından, kelime türetmenin gücünü keşfeden bir adamın hikayesine, savaş bölgesinde ebeveyn olmanın nasıl bir şey olduğundan, yardım istemenin güçsüzlük değil, tam tersi güç belirtisi olmasına kadar beni acayip düşündüren, etkileyen konuşmalar dinledim/izledim burada.

Benim podcast eksenim şimdilik bu kadar ancak giderek genişletiyorum ve önerilere açığım. Sizin de “Şunu da dinlemelisin” dediğiniz programlar varsa yorumlarda paylaşın lütfen.

Bu yazıyı, son zamanlarda dinlediğim en güzel konuşmalardan birini paylaşarak bitirmek istiyorum. Nijeryalı yazar Chimamanda Ngozi Adichie’nin “We Should All Be Feminists – Hepimiz Feminist Olmalıyız” başlıklı, 29 dakikalık muhteşem konuşması… Bildiğim kadarıyla henüz bu konuşmanın Türkçe alt yazısı yok. Umarım en kısa zamanda olur, çünkü harika…

Tranksriptinden çok kısa bir kısmını aşağıda çevirdim, ruhunu biraz da olsa yansıtabilmek ümidiyle…

Kadınlar ve erkekler farklılar. Hormonlarımız farklı, cinsel organlarımız farklı, biyolojik yeteneklerimiz farklı. Kadınlar bebek doğurabiliyorlar, erkekler doğuramıyorlar. En azından şimdilik…

Erkeklerde testosteron hormonu var ve genel olarak kadınlardan daha güçlüler. Dünyadaki kadın sayısı erkeklerden biraz daha fazla; dünya nüfusunun %52’si kadın. Ancak bütün güçlü ve ayrıcalıklı pozisyonlarda erkekler var. Nobel Barış Ödüllü, Kenyalı Wangari Maathai’nin de dediği gibi, “Yukarı çıktıkça daha az kadın görüyorsunuz.” Son Amerikan seçimleri sürecinde, aynı işi yapan bir kadın ve bir erkek çalışandan, erkek olanın, erkek olduğu için daha fazla para kazandığını sıklıkla duyduk.

Anlayacağınız, kelimenin tam anlamıyla bu dünyayı erkekler yönetiyor. Bu belki, fiziksel gücün hayatta kalmak anlamına geldiği binlerce sene öncesinde mantıklıydı. Fiziksel olarak güçlü olan kişi liderlik yapmak için daha uygundu ve erkekler fiziksel olarak daha güçlüler. (Tabii ki bunun istisnaları var!)

Ancak bugün bambaşka bir dünyada yaşıyoruz. Liderlik için fiziksel güç değil, yaratıcılık, akıl ve yenilikçi olmak gerekiyor ve bu özellikleri hormonlar belirlemiyor. Bir erkek de bir kadın kadar akıllı, yaratıcı, yenilikçi olabilir. Evrim geçirdik, evet; ancak görüşünüşe bakılırsa cinsiyetle ilgili fikirlerimiz hala evrim geçirmedi.

Chimamanda Ngozi Adichie, ‘feminist’ kelimesini şöyle tarif ediyor konuşmasının sonunda: “Feminist, ‘Evet, günümüzde cinsiyet konusuyla ilgili bir sorun var ve bunu onarmalıyız. İyileştirmeliyiz’ diyen kişidir; kadın ya da erkek.”

Sizce de hepimiz feminist olmamalı mıyız?

10 yorum

  1. elinize saglık, cok keyifli ve faydalanacagım bir yazı olmus

  2. şahanesin yine Elif, yazılarını okuyup keşfedecek şeyler listeme eklediklerine bayılıyorum…
    Sevgiler.

  3. NPR dinliyorsan ‘wait wait don’t tell me’ yi siddetle tavsiye ederim 🙂

  4. Konuya ”podcast” de ne ola kıvamında aşinayım:) Bakacağım.

    Ted Konuşmaları kadar ilham verici, motive edici çok az şey var şu hayatta, aşırı seviyorum.

  5. Çizginin feminizme yakın tarafındayım. Hayata bakışım da yaşamım da öyle. Ancak, yıllar geçtikçe fark ediyorum ki ufkumu açacak, “kadın olmak” üzerine beni kamcilayacak “bilgi”den daha fazla kaçıyorum.Çünkü gerçekler, özellikle de ülkem kadınlarinin gerçeği içimi acıtıyor. Birini ben kurtarsam diğeri ne olacak? Benim gibi biri bile bu noktaya doğru sürüklenmisse…yine de “birini” bile kurtarmak adına kafa yormaya devam ediyorum ama, elim ulaştığınca, gücüm yettigince. Bence herkes feminist olmalı, evet. Etrafinizda elinizin uzanabilecegi gucunuzun yetebilecegi ve gerçekten buna ihtiyacı olan kadınlar varsa azicık kendi konforunuzdan feragat ederek belki”bir kişiyi” kurtarirsiniz.

  6. İşyerime arabayla 1 saatin üzerinde ancak gidebildiğim için podcastlar benim için hayat kurtarıcı oldu. Yeni fikirler için teşekkür. Ben aksatmadan haftalık Desert İsland Disks dinliyorum, aklınıza gelicek her ünlüyle söyleşi. Scummy Mummies çok komik, mükemmel anne olmanın hiç de gerekli olmadığı üzerine kurulu söyleşiler. Feminist konusuna girmişken, Yen’i favorim Guilty Feminist.

  7. Ted konuşmalarını seviyorum tabi kıt ingilizcem yüzünden altyazılı olanları ..

  8. Invisibilia’yi kesinlikle oneririm. Begeneceginizi dusunuyorum.