6 Yorum

“Tam Bir Anne”

İlişkilerde hakkaniyet olmalı. Sen incindiğinde, onun işi seni rahatlatmak. Tıpkı o incindiğinde senin işinin onu rahatlatmak olması gibi. Bir taraf her şeyi üstüne aldığında denge bozulur. Oyunun kuralı bu. Sınır koymayı öğreneceğiz. Senin sıran olduğunda, senin sırandır.

diyor Nilüfer Devecigil Işığın Yolu kitabında.

Ebeveyn-çocuk ilişkisini ise şöyle tanımlıyor:

Ebeveyn-çocuk ilişkisi adil bir ilişki değildir. Sadece vermek üzerine kuruludur.

Çok çarpıcı bir cümle bence bu…

Terapi sürecimde keşfettiğim şeylerden biri de zaman zaman anneme ve babama ebeveynlik yapmaya çalıştığım olmuştu.

“Siz onların ebeveyni değilsiniz. Onlara ebeveynlik yapamazsınız. Yapmamalısınız değil, yapamazsınız, olmaz. İlişkinizin döngüsüne karşı gelemezsiniz” demişti terapistim.

Çok etkileyici ve dönüştürücü bir tespitti benim için…

Etrafımda çok görüyorum bunu… Ebeveynlerine ebeveynlik yapmaya çalışan çocuklar… Kaç yaşına gelirlerse gelsinler, yetişkin de olsa, çocuklar… Anne-babaları üzülmesin diye onlara dertlerini anlatamayan, onlardan ihtiyaç duydukları desteği almayı bırak, ihtiyaçlarını dile bile getiremeyen insanlarla dolu etrafım.

Oysa kaç yaşına gelirsek gelelim, hep ebeveynlerimizin çocukları olacağız; onlar da bizim ebeveynlerimiz.

40 yaşındayım, üç çocuğum var, hâlâ anneme hem fiziksel, hem duygusal olarak ihtiyaç duyuyorum. Bazı şeyler o olmadan olmuyor. Ya da o varken olduğu gibi olmuyor. Her yıl yazlık-kışlıkları birlikte yapardık biz annemle; onlar Bodrum’a taşınınca bu sene, oturdum tek başıma yaptım. Yapabildim mi? Evet. Ama çok sıkıcıydı. Zordu da üstelik.  (Anne-babalarını kaybeden (yetişkin) çocuklar hep “Şimdi büyüdüm” derler ya, onların ne hissettiğini biraz tahmin edebiliyorum.)

Ebeveynin “sürekli veren taraf” olması, elbette kendimizden vazgeçmek anlamına gelmiyor (gelmemeli). Neticede saçımız süpürge değil, çocuklarımız dahil hiç kimse için… Kendi ihtiyaçlarını unutmamak, dile getirmek, sadece insanın kendisi için değil, çocuklarına “Senin de ihtiyaçların var ve bunları talep edebilirsin”i öğretmek için de önemli…

Çocuğunun (duygusal) ihtiyaçları için hazırda olmakla, kendini feda etmeyi karıştırmamak lazım. Sabahın köründe kalkmış, bütün gün koşturmuş, akşam hepsini yıkayıp yatırmışken 20. kitabı okumak ya da 38. bardak suyu götürmek bence çocuğunun duygusal ihtiyacını karşılamak değil, bokunu çıkarmak oluyor. “Benimle konuşmaya ihtiyacın varsa yarın konuşalım, ama artık uyuma zamanı” demek de bence çocuğun (uyku) ihtiyacını karşılamaya yönelik bir yaklaşım ve önemli…

İnsan kaç yaşına gelirse gelsin, anne babasının duygusal desteğini arkasında hissetmek istiyor. Birkaç gündür annem yanımda ve ben kendimi çok daha güvende hissediyorum. Sanki her şey daha kolay.

Bebekler yürümeye başladıklarında annelerinden (ya da bağlı oldukları kişiden) yavaş yavaş uzaklaşırlar ya hani… Önce biraz uzağa giderler, sonra dönüp bakarlar annelerine, orada olduklarından emin olurlar. Sonra biraz daha uzaklaşırlar, biraz daha, biraz daha… Ama tek gözleriyle annelerini hep kontrol ederler, ihtiyaç duydukları anda dönüp gidebileceklerini bilmek isterler çünkü…

Ne ilginçtir ki, insan kaç yaşına gelirse gelsin, annesi (ya da babası) yanındayken daha güvenli hissetmeye devam ediyor.

Bu aralar Vahşi Robot adında bir kitap okuyorum. Deniz okumuştu birkaç hafta önce, “Anne mutlaka okumalısın, çooook güzeeeeel” demişti, Huzursuzluk’ı bitirip kendimi acayip huzursuz hissedince ihtiyacım olan kitap Vahşi Robot‘muş gibi geldi. Hakikaten de, bana çok iyi geldi.

Parlakgaga isimli kaz yavrusuna annelik yapmaya hazırlanan ancak bunun ne demek olduğunu bilmeyen robota, diğer kazlar şöyle nasihat veriyorlar orada:

“Asla mükemmel bir anne olamazsın. Bu yüzden elinden geleni yapman yeterli. Parlakgaga’nın en büyük gereksinimi, senin elinden geleni yaptığını bilmesidir.”

Tam da bunu onaylayan bir şey yaşadım birkaç gün önce:

Bu boncukları @ferhansaral yılbaşında çocuklara almıştı; ikisine birer kutu. “Ay bu ne minnak minnak!” dediğimde “Acayip oyalayıcı bir şey bu, gör bak başından kalkamayacaklar” demişti. İlk zamanlar çok yaptılar, sonra uzaklaştılar, şimdi gene sardılar. Dün okuldan gelince başına geçtiler. Popüler kültürün güzide eserlerinden (!) ne kadar etkilendiklerini kanıtlamak istercesine biri oturdu cici bicilerini yaptı, diğeri bi oyunun -adını şimdi unuttum- karakterini… Neyse, bu boncukları tek tek diziyorsun, sonra ütülüyorsun falan, bayağı zahmetli bir şey… Ben ütülerken bir kısmı kalktı, zar zor yerleştirdik; tekrar kalıba oturttum, yavaaaaaşça tekrar ütüyü üzerinden geçirdim derken oldukça sabır ve dikkat gerektiren beş dakikalık ciddi bir kurtarma operasyonu yaptım. Bu da yanımda nefesini tutmuş izliyor, ya hepsini baştan dizmek zorunda kalırsa diye… Ben büyük bir soğukkanlılıkla kurtarınca eserini, çok sevindi, zıpladı falan, “Tam bir annesin!” dedi. Nasıl şeker, nasıl samimi! O an fark ettim: hani kendimizi çok yetersiz, çok hatalı, çok eksik buluyoruz ya bazen?.. Çocuklarımızın gözünde tastamamız aslında…

A post shared by Elif Dogan (@blogcuanne) on

O an, çocuğunun kendince yaşadığı krizi ustalıkla çözen, “Tam bir anne!”ydim ben. Kendi içimde ne kadar eksiğim, ne kadar yetersizliğim olursa olsun, ona göre tastamamdım. İhtiyacı olan şeyi ihtiyacı olduğu anda verebilmiştim ona.

Elinden geleni yapan, tam bir anneydim. Öyleyim. Öyleyiz.

6 yorum

  1. Annemi özledim .. Sesi bile yeter .. ❤️

  2. Eliiifff sana anne diyebilir miyim 🙂 nasıl iyi hissettirdin 🙂

  3. Uzun zamandır gördüğüm en özet, en iyi, en iç rahatlatıcı tanımlama : “tam bir anne”
    Onca iç kemirmelerine karşı, iyi geldi, sağolun…

  4. Şu an tam da içinde yaşarken..nasıl dokundu kalbime.seni seviyorum!eliiif?

  5. Tam da şu an’ın içinden geçerken yaşadıklarım.çok kalbime dokundun.teşekkür ederim?

  6. Canım annem iyi ki var. İki tane bebeyle dunyanin tam ortasinda yapayalniz kalmış gibi hissederken güneş gibi doğuyor. Her sabah işini gücünü bırakıp gelir akşama kadar bana yardım edip evine gider. Tam anne bile az kalır. Bende o gittikten sonra dusunurum bende mi hata var ben mi eksiğim ben mi beceremedim anneliği, ben ikisine yetmezken o nasıl üçümüze yeter.. Cocuklarımda beni benim onu sevdiğim gibi sever mi 🙁