17 Yorum

Şans

Şanslısın, sana yardımcı olan bir eşin var.

Şanslısın, çocuklarıyla çok ilgili bir baba…

Şanslısın, evde sana yardım ediyor.

Şanslısın, her şeyi senden beklemiyor.

Çok duydum bunları… Sadece duymakla kalmadım, ben de böyle olduğunu düşündüm geçmişte… Şanslı bir kadındım, çünkü ilgili, iş bölümü yapan, çocuklarıyla ilgili sorumluluk alan bir kocam vardı.

Ama sonra bir yerlerde bir şeyler ters gelmeye başladı… Bu, şans mıydı gerçekten? 

Şans, daha çok şöyle bir şeye benzemez miydi: Beni seven, benim de sevdiğim birini bulmuş olmak… Birbirimizi iyi hissettiren bir ilişkiyi devam ettirebilmek… Doğru zamanda birbirimizin karşısına çıkmış olmak… Birlikte bir aile kurabilmiş olmak. Kısacası, şans, birlikte yarattığımız ve yakaladığımız bu hayatın kendisi değil miydi?

Kadınların görevi olarak tanımlanan birçok iş yükünü erkeklerin de üstlenmesi halinde bu, “kadının şansı” oluyor. Kocaları/sevgilileri evde yardım eden kadınlar, o çok nadir bulunan dört yapraklı yoncayı yakalamışlar da, diğerleri çayırdaki üç yapraklılara kalmışlar gibi…

Amerikalı sosyolog Arlie Hochschild, The Second Shift (İkinci Vardiya) adlı kitabında, sabah 5’te kalkıp ev işi yapan, gündüz işte çalışan, akşam eve geldikten sonra eşinden yardım isteyen ve alabilen banka çalışanı kadının kendisini “şanslı” olarak tanımlamasını şöyle irdeliyor:

Bu kadın, kocası diğer erkeklere tanımlanan iş yükünden daha fazlasını üzerine aldığı için mi kendini şanslı hissediyordu? Sonradan gördüm ki, kocalar hiçbir zaman eşleri çalıştığı için ya da evde çok iş yaptığı için ya da ev işini paylaştıkları için kendilerini şanslı hissetmiyorlardı. Aslında erkekler şanstan hiç bahsetmiyorlardı. Ben ve bu banka çalışanı ve başka birçok kadın, kocalarımız evde -diğer erkeklere göre- daha fazla iş yaptıkları için- kendimizi şanslı hissediyorduk. Ancak, eğer yardım alan kadınlar kendilerini şanslı hissediyorlarsa -çünkü yardım alabilmek bu kadar nadir ve kıymetli ve sıradışı bir ayrıcalıksa- o zaman belki de erkeklerin evdeki görev tanımlarında ve bu tanımı oluşturan ve pekiştiren kültürde temel bir yanlışlık var?

Gerçekten de yetişkin bir insanın, hayatla ilgili sorumluluk alması ve üzerine düşeni yapmasının, onunla hayatı paylaşan bir başka insan için şans olarak görülmesinde bir yanlışlık yok mu?  “Şanslısın, karın çocuklarıyla çok ilgili bir anne… Şanslısın, gömleklerini ütülüyor. Şanslısın, her gün yemek yapıyor” cümlelerini duyan erkek var mı?

17 yorum

  1. Ahh ne kadar katılıyorum… Ne zaman eşimle ev içi eşitlik / iş bölümü konularında konuşsam, ortamda buna şahit olan biri varsa duyuyorum: “sen çok şanslısın bu kadar ilgili bir baba, ev işi yapan koca bulduğun için, yüklenme adama”. Yav tamam da haftada bir kere bulaşık makinesi boşalttı, bir kere çamaşır astı, bir kere de evi süpürdü ve çocuğuyla bir babanın zaten ilgilenmesi gerektiği kadar ilgilendi diye neden ben haftanın 7 günü yemek yapmayı, sürekli ev temizlemeyi ve toplamayı, tüm çamaşırları yıkamayı, ev alışverişi yapmayı, çocuğun tüm bakım işini yapmayı ve çok daha fazlasını bir şans olarak göreyim? Neden benim üzerime yıkılmış bu işleri eşit şekilde paylaşmasını isteyince ben adama yüklenmiş oluyorum da ben söylemesem bu işlerin hepsini benim yapmama gık çıkarmayacak adam bana yüklenmiş olmuyor? Neyse, bu dışarıdan konuşanları takmıyorum artık. Eşimle bu tartışmaların içinden çok net iş bölümleri yaparak ancak çıkabildik, artık herkesin sorumluluğu-takvimi belli. Ama uzun süre, işler yapılmadığında ben cıngar çıkarmayınca o işler yapılmamaya devam etti. Şimdi şimdi oturuyor gibi. Gerçi ondan da pek emin değilim, sürekli bir fabrika ayarlarına dönme eğilimi oluyor karşı tarafta. Bunları okuyunca bile “yazık adama” diye düşünen çok kişi vardır mutlaka. Ama evde bir erkek çocuk yetişiyor, en son isteyeceğim şey onun fabrika ayarlarının eşiminki gibi olması. Hem kendi iyiliğim için hem de oğlumun ev içi eşitlikçi iş bölümü kavramını hayatı boyunca içselleştirebilmesi için uğraşıyorum.

  2. artık bunlar geçmişte kaldı. ben 92 doğumluyum. benim yaşıtım kimse böyle şeyler konuşmuyor. erkekler de kendi eğitim seviyelerinde, para kazanan partner istiyor aksi halde evlenmiyor. ayrıca gömleklerini ütülüyor, mutfağa gidip yemek yapıyorlar. hepimiz öğrencilik zamanında başımızın çaresine bakmayı öğrendik. falan filan… hayat artık katma değeri olmayan işleri öne çıkarmayacak kadar güçleşti.
    bir kadın olarak da benim düşüncem de böyle. kimse kimsenin yükünü çocuğu değilse taşımak zorunda değil.
    bir de şöyle bir durum var ki benim annem de ev işlerinden çok şikayet eder, yardım alamamasından yakınırdı. şimdi dönüp bakınca ne kadar titizmiş; evin temizliği, tertibi için ne çok kez huzurumuzu kaçırmış diyorum. oysaki ondan ütülü nevresim sermesini bekleyen olmadı…

    • Düşünce yapınızı takdir ediyorum ve kesinlikle sizi tenkit etmek amacıyla yazmıyorum. Ancak ev içi eşitlik meselesi herkesin zihniyeti değişene kadar mücadele edilmesi gereken bir konu ve maalesef ki hiiiç eskide kalmadı, son derece güncel. Şu anda bu konuyu konuşmayan arkadaşlarınızın ve muhtemelen sizin, ataerkil zihniyet toptan değişmediği sürece hayatınızın bir aşamasında bunları konuşmak durumunda kalma olasılığı çok yüksek. Kadınlar erkeklerle aynı seviyede çalışma hayatına katıldığında ve de erkekler ailelerinden ayrı bir üniversite hayatı yaşayarak başlarının çaresine bakmayı öğrendiklerinde ev içi eşitlik oluşuyor olsaydı bu blogun okurlarının çoğu için hiçbir sorun olmazdı zaten. Hatta sorun tam da burada ortaya çıkıyor; mesele eğitimse doktora seviyesinde eğitime sahip, mesele aileden ayrı yaşayarak ev işlerini/başının çaresine bakmayı öğrenmekse erkeğin de kadının da üniversiteden beri kendi evlerinde tek başına yaşadığı durumda bile, kadın ve erkek tamamen aynı iş koşullarında çalıştığında ve aynı paraları kazandığında bile, bu iki kişi birlikte yaşamaya başladığında ev işi = kadın işi oluveriyor. Hatta, lafa gelince ev işinin asla ve asla yalnızca kadın işi olmadığını söyleyen, en feminist düşünürlerin ve düşüncelerin baş savunucuları olan erkekler bile iş pratiğe gelince bir bakıyorsunuz yan çizmişler. Bunu kendim bizzat yaşıyorum, etrafımda benim gibi bu sorunla uğraşan pek çok kadın arkadaşım var. O nedenle sorun tahmin ettiğinizden çok daha derin ve sistemik; artık bunlar eskide kaldı diyebilmek için uzun süre mücadele etmemiz gerekiyor.

      • estağfurullah tenkit de edebilirsiniz 🙂 elbette çok yönlü ve derin bir meseledir ve sadece bizim bireysel tercihlerimizle de şekillenmiyordur. belki benim tecrübem yetersiz… ki 2 kişi arasındaki ilişkinin ne kıstaslar üzerine inşa edilip görev dağılımı yapıldığını, neler üzerine anlaşıldığını bilemeyiz. çevremden gözlemlediklerimle subjektif değerlendirmelerde bulunuyorum.
        ben erkek arkadaşımla yaşıyorum. mesela ben yemek yapmayı çok seviyorum. her gün olmasa da yemek yapıyorum (ekonomik de oluyor) ama bulaşığı o yıkıyor. yıkamak istemiyorsa o an, hay hay ertesi gün yıkıyor ya da ne zaman yıkamak isterse o zaman yıkıyor. onun yerine ben yıkamıyorum ya da istediğim an yıkamadı diye de gerginlik yaratmıyorum. mutfak alışverişini ortak bütçemizden karşılıyoruz. ancak arada mutfağa girip ciks bir şeyler (tatlı vs.) pişirince kalk sen yıka demiyorum. o da öyle…
        yine de “biraz da” kadınlardan kaynaklı gibi geliyor bana. mesela şu an ailemin yanına 1 haftalığına geldim. tezgahta kirli bir bardak görse annemin rahatsız olduğunu görüyorum. bakıyorum da o kuşağın bütün kadınları öyle; adete ev işleriyle kendilerini var ediyorlar. biri mutfağa bir şey pişirmek için girince rahatsız oluyor. (ben dertliyim bu konuda:)
        ev işlerinin hiçbir maddi geri dönüşümü yok ki zaten olması da imkansız. işten gelince yemek yapmak zorunda değiller. hatta her gün evde yemek pişmek zorunda da değil. ütüdür, yemektir vs. bunlar açıkçası zevklerle şekillenen beklentiler.
        sevmiyorsak bu işleri hayatı kendimize de sevdiklerimize de zehir etmeyelim demek istedim. beklentisi yüksek olan da kendi sırtlasın yükünü (bence) belki yüksek beklentileri erkekler, toplum yaratıyordur. yine de mecburiyet var mı bilmiyorum. yapmayacağım, işine gelmiyorsa kapı orada demek yada kapıyı çekip çıkmak zor olmamalı diye düşünüyorum.

        • Kesinlikle katılıyorum.. kadınların kendi kendilerine yarattıkları zorunluluklar saymakla bitmez! Örneğin atletlere kadar ütüleyen kadınların kocaları acaba atletimi ütüle diye bir talepte bulunuyormu? Hiç sanmıyorum… Ama biz akşama kadar ütü yapıp sonra depresyona girip şikayet edip evde terör estiriyoruz! Insan önce kendine değer vericek neyazikki hizmetçi ruhlu bir toplumuz

        • Benim 10 yil onceki halimi yazmissiniz. Biz de universitede tam öyleydik. Hatta ben yemek yapmazdim. Erkek arkadasim yapardı genelde.
          Insallah ileride de devam eder ama bizim etmedi :/ yas ilerledikce ve is hayati ile ilgili sorumluluklar arttikca ev isi iyice angarya gibi geldi. Cogu zaman disarida yedik. Temizlik aylarca yapmadik vs. Ama ne zaman cocuk oldu ben ucretsiz izne ayrildim orada sorun cikti. Daha sik temizlik yapmak gerekiyor ve artik maddi olarak disaridan söyleyemiyoruz. Esime defalarca evde sadece cocuga bakabildigimi ev isine zamanim kalmadığını ve görevim olarak gormedigimi anlatmama ragmen, acikca soylemese de hala yapmam gerektigini dusunuyor. Artik enerjisi de yok ve yaparim demesine ragmen aylarca en ufak bir is bile erteleniyor.

          • Bu arada hic titiz degilim. Aksine pisim 😀 bizim evde asla cam silinmez ve bu bize normal gelir. Bir kac resmi kiyafetimiz haric utu yapmayiz. Aylarca temizlik yapilmasa rahatsiz olmayiz-olmazdik. Ama bebek emekledigi icin haftada bir supurge tutulmasi gerekiyor. Hem bebek yeme aliskanligi kazansin hem de her ay bir kismini odeyemedigimiz kart borclarimiz azalsin diye evde yemek yapmak gerekiyor.
            Universite iken ev islerinin cogunu yapan adam, ben her zaman ev isi ile ilgili esitligi vurgulamama, hic bir zaman ustume isleri almamama ragmen -ki zaten pek beceremem- zamanla degisebiliyor. Yani bilincaltimiza kodlanan bu roller 10 yil sonra birden ortaya cikabiliyor.

            • selin, geçen sene 9 ay moskova’da kaldım. 6 bekar bir evdeydik. valla evleri mok götürüyor ama kadınlar şıkır şıkır, bakımlı, güzeller. kitaplıklarında 10 parmak toz var. bir de evcil hayvan besliyorlar genelde. her yer kıl, tüy dolu. halının ortasında köpeklerine verdiği kemikler günlerce duruyor. açıkçası beni aştı oradaki ortam ama kimsenin umurunda değildi. zaten evler eşyalı (eski püskü), taşınınca bırakıp çıkıyorlar. bir de kadınlar orada otobüs şoförlüğünden ağır araç kullanımına her işi yapıyor (eller her daim manikürlü tabii:) ki orada da para kazanmak zor, hayat pahalı, mesai saatleri esnek değil. parklar çocuk oynatan baba dolu 🙂 oysaki rus erkeği de maço, maskülen… sovyet sistemi böyle bir sonuç yaratmış. açıkçası oradaki kadın, erkek rollerini anlayamadan geldim. tabii biz batılı, burjuva hayatı yaşayan kadının perspektifinden bakıyoruz meseleye.
              örneğin; biraz evi otel gibi kullanıyorlar, hayat dışarıda akıyor. ben o zaman biz ev eşyaları için, ciddi bir miktar ayırdığımız, taksitlere boğulduğumuz için kıymet veriyoruz diye düşünmüştüm. cidden bizim ülkemizde herkes evini özene bezene diziyor, yuva olarak benimsemek istiyor. belki de geldiğimiz ailelerden gelen alışkanlıklardan ötürü ev yemeği yemek; temiz bir evde vakit geçirmek, dinlenmek istiyoruz falan filan. muhtemelen bir sürü faktör var bu hususlarda…
              sanırım erkekler ben dışarıda çalışıyorum, para kazanıyorum eşim de evde temizliği ve yemeği yapsın diye düşünüyor. aslında erkeklerin haklı yanı var çünkü sabah erken kalkıp yola koyulmak, o trafikte saatler harcamak, bütün gün masa başında oturmak insanı çok yoruyor. mesaiden sonra insan dinlenmek istiyor. yine de akşam 6, 7 gibi mesai bitiyor işte! maaş yatınca emeğinin karşılığını almanın vermiş olduğu doygunluk hissi de var.
              oysaki evde mesainin başlama, bitme saati yok; kimse başarın için seni ödüllendirmiyor, ikramiye vermiyor. karşılığı, geri dönüşümü olmayan bir emek söz konusu. onlar da bunun kıymetini ve zorluğunu anlayamıyor sanırım.
              ben evli ve çocuklu olmadığım için hariçten gazel okuyor olacağım biraz ama (herkesin hayat koşullarının ve tercihlerinin bir çok kişisel nedenle belirlendiğini de gözeterek söylüyorum) bence herkesin finansal bağımsızlığı olsa, ev ve çocuk bakımı da bu minvalde bölünse iki taraf da birbirini daha iyi anlar, sorumluluğu daha rahat paylaşır diye düşünüyorum. hadsizlik gibi algılanmasın lütfen yani ne şöyle şöyle yapılmalı diyebileceğim ne donamım var ne de tecrübem ama aklıma gelen en makul şey bu.

              • Bizim eski halimiz de hafiften o anlattigin eve beziyor sanki. Kedilerimiz vardi filan 😀

                Gercekten hic rahatsiz olmuyorum pis evden ama bebek emeklerken bir hafta onceki yemeginde dokup savurdugu kuflenmeye baslamis seyleri agzina atinca hos olmuyor:(

                Ekonomik ozgurluk konusunda cok haklisin. Evde olunca ne anlatirsan anlat ev isi sana kaliyor. Ben calisirken de pek is yapmazdim. Dogum izni bitip calismaya baslayinca zaten yapmam mumkun degil. Zamanim daha kiymetli olacak. Ev isi yapip, calisip, cocugu da olan kadinlar nasil yapiyor hic bir fikrim yok.

    • Boyle dusunmeniz cok guzel, dogru yoldasiniz.
      20li yaslarda aynen ben de bunlar gecmiste kaldi artik, hepimiz cok moderniz tabii ki diye dusunuyordum, kadin erkek esitligi tabii ki, bu zamanda artik herkes esit, ne ayrimciligi vs vs. Universite mezunu insanlar arasinda boyle problemler olabilecegini dusunmedim hic.
      40li yaslarimda anladim ki toplum ve sistem sanildigindan cok daha yavas/zor degisiyor, kaniksanmis rolleri degistirmek icin farkindalik ve caba gerekiyor. Ozellikle aile-cocuk modellerinde, yetistirilmeden icimizde kalmis “anne” “baba” modelleri en beklemedigimiz anda icimizden cikiveriyor. Moral bozmak icin soylemiyorum, sadece tamam artik biz esitiz rahat olalim demeyip farkindaliga, ve toplum – sistem ici degisiklik icin calismaya devam edelim.

  3. Herkesin sorumluluğunu yerine getirmesini şans olarak etiketlemenin en fena yanı “ulan bunca şansa rağmen perişan haldeyim cidden yetersiz miyim acaba” diye düşündürtmesi. Hiç ama hiç adil değil. Yeterliliğini sorgulayan babalara yönelik kitaplar, babaaaa diye ağlayan oyuncak bebekler, eline sağlık kocacığım diye sofraya oturan çizgi film karakteri anneler çıksın, söz o zaman bu ülkedeki anneler çok şanslı diyeceğim! Beklemedeyim (burnundan duman çıkan kızgın surat).

  4. O kadar gündemimdeki bir konu ki bu. Çocuklarıma ahşap mutfak yapmak için malzeme arayışındayım. Eşimin tepkisi, “oğlan da mı onunla oynayacak? Feminizm üzerine onlarca makale okumuş, hatta tez yazmış biri olarak elbette oğlumu da kızımla ev işlerinin paylaşımı konusunda eşit yetiştirmek istiyorum; sorumlulukları eşit olsun diye, “kızım hadi kalk bana yardım et, abine şunu bunu getir” cümlelerini kurmak istemiyorum ve bunun için de bildiğin yırtınıyorum. Umarım başarırım, çünkü böyle gelmiş ama böyle gitmesin istiyorum.

  5. Ben de eşim de aynı memleketten (Güneydoğu). İkimiz de çalışıyoruz. Aslında saatlerimiz bile hemen hemen aynı diyebilirim; sabah beraber çıkıyoruz ve dönüşte de benden 1,5 saat sonra o gelmiş oluyor. Ancak yine de evle ilgili yapılması gerekenleri neredeyse hep ben yapıyorum. Arada sırada “daha iyi temizlediğini göstermek için” lavaboları ciflediği oluyor:)) Ya da süpürgeyi maksimum güçte kullanmak tam bir güç gerektirdiğinden kendisinin birkaç kez kullandığı.. Fakat bunlar sürekli değil ve elbette keyfi. Hatta bizim memlekette eşlerine yardım noktasında bunların asla yapılmadığı evler de var. “Ev işi kadının işidir” düşüncesi zihinlerde çok korunaklı biçimde yer edinmiş. Yapanlar hafiften dalgaya alınıyor; hatta yapanlar kadınlar tarafından dahi hafif küçümseniyor ve karısından korkuyor/çekiniyormuş muamelesi yapılıyor. Kendisine yardım ettirebilmeyi başaran kadın ise eli maşalı veya kocasını parmağında oynatan” kadın olarak anılıyor. Bu yanılgılar ise bizlerin eşlerini ev içi görevlere dahil ettirme çabasını ilk adımda baltalıyor.

  6. Kırklı yaşlarda uzman doktor (yani liseden sonra 6 yıl tıp fak+4 yıl ihtisas yapmış) bir tanıdığım ısrarla erkek çocukların babalarını ev işi yaparken görürse homoseksüel olabileceklerini iddia ediyordu, daha ne diyeyim. Sözün bittiği yer.

  7. Kesinlikle katılıyorum. Ayrıldık biz de. Şimdi her şeyi tek başıma yapıyorum :)) Ama olsun yapması gereken ama yapmayan bir kişi yok en azından ortada.

  8. Bir de bunun kayınvalide tarafından kıskanılması var ki akıllara zarar 🙂
    Yıllarca kayınvalidem evin tüm yükünü kendi üstlenmiş. Birilerinden yardim istemeyi kendine yediremeyip gurur saymis. Simdi de esimden istedigim seyleri esimin yaptigini gorunce kiskaniyor tavir yapiyor “bana yardim eden olmadi ” diyor. Ne yapsam nasil davransam bilemiyorum 🙂

  9. Yeni nesil bilinçli gel ne olur. Tamda bu konuda erkek annelerine çok sorumluluk düşüyor arkadaşlar. Ağaç yaşken eğiliyor. O erkek diye başlanan cümlelerin çok gerisinde kaldık. Zaman paylaşmayı gerektiriyor. Ve bu paylaşımın yaşamı tüm alanında gerçekleşmesi gerektiğini öğretecek olan ise yine biz kadınlar. Adamın içinde yok diye bir kenara çekinmeyin. Sen çok güzel salata yapıyorsun ile başlayan cümleler kurun. Sen benim çok büyük destekçimsin deyin. Yeni nesil için değil ama bizim nesil için gaz vermek şart. ?