13 Yorum

Yaz Tatili

Çocukluğumun büyük kısmı BP Mocamp’ta çadır/karavan hayatı yaşarak geçti, hala da onun üzerine tatil tanımam. Bir benzerini Kaş Camping’de buldum bundan birkaç sene önce, dün de Instagram’da dedim (hay demez olaydım), imkanım olsa bir karavan alır, okullar kapandığı gün çocuklarla birlikte kamp alanına demir atar, bütün yazı orada geçiririm. Ama işte hayaller ve gerçekler farkı burada ortaya çıkıyor, sahip olduklarımızla yetiniyor ve yolumuza devam ediyoruz.

Nedir bu sahip olduklarımız? Bu yaz başına kadar benim de aralarında bulunduğum birçok insanın iç geçirdiği bir şey: Sayfiye yerinde yaşayan anne-baba. Annemler geçtiğimiz kış Bodrum’a taşındılar ve haliyle biz de tatil programımızı bu yeni gerçeğin etrafında yapar olduk. Benim çocukluğumda teyzemlere gelir kalırdık yazın büyük bölümünde, aynısını çocuklarım anneannelerinde yaşayacaklar şimdi ve bu çok güzel bir şey…

Ama güzel olmayan şeyler de var, o da şu ki, benim çocukluğumdaki Bodrum’la şimdinin Bodrum’u çok farklı… Tıpkı çocukluğumdaki birçok şeyin şimdikine göre farklı olduğu gibi… Teyzemlerin o zamanki evleri o zamanlar “dağ başında” olarak nitelendirilebilecek bir konumdaydı, dibine kadar çakallar, yaban domuzları falan gelirdi. Sonra tatil köyü yaptılar yanına, animasyon gürültüsünden oturamaz olmuştuk balkonda geceleri… O tatil köyü -ve benzerlerinin- Bodrum’un, Türkiye’nin birçok başka şehri gibi rant tecavüzüne uğradığının habercisi olduğunu değerlendirecek yaşta değildim o dönemde…

Geçenlerde “Why Glass Towers Are Bad for City Life” — “Camlı Plazalar Şehir Hayatı için Neden Kötü?” başlıklı bir TED konuşması izledim. Özetle, her şehrin bir dokusunun olduğu, ve cam kulelerin bu dokuyu tamamen yok ederek tüm şehirleri birbirine benzettiğini anlatıyordu. Tam da Türkiye’nin içinde bulunduğu durum. Sadece cam plazalar değil, balkonsuz, niteliksiz, o şehrin özelliğini düşünmeden yapılan tüm binalar, şehirlerin geleceğini yok ediyor.

Bodrum’un girişinde bir sürü inşaat firmasının tabelası var. “Swiss Otel bilmemne inşaatla yakında Bodrum’da” diyor bir tanesi… Yani Allah aşkına, Swiss Otel de Bodrum’da olmayıverse n’olur? Aman işte, hepimiz biliyoruz…

Bodrum’a tatile en son beş-altı sene önce gelmiştim -ve açıkçası annemler taşınmamış olsa gelmezdim- ve bu beş sene içinde iyice bir çığrından çıkmış sanki… “Küçük İstanbul” diyenler haklıymış, plakaların çoğunluğunun 34 olduğu, 34 plakaların tüm hoyratlığı ve tahammülsüzlüğüyle kaldırıma veya park edilmemesi gereken yerlere büyük bir rahatlıkla park ettiği, plaj girişlerinin 50 ile 150 lira arasında değiştiği (gerçekten 150 lira girişi olan yerler var, evet) bir küçük İstanbul haline gelmiş Bodrum. Şahtı, Şahbaz olmuş.

Biz de bu keşmekeşte, sabah erkenden uyanıyor olmanın avantajını kullanarak kimseler gelmeden ya teyzemlerin sitesinin plajına ya da henüz bira şişeleri ve izmaritlerden temizlenmemiş olan halk plajlarına atıyoruz kendimizi. Çünkü iki saat kalıp döneceğimiz, öğleden sonra da iki saat geçireceğimiz  bir yere para vermek içimizden gelmiyor, ki zaten her gün böyle bir bütçe ayıracak olsak o zaman annemlere niye geliyoruz, değil mi?

Ay neyse bu ülkedeki yozlaşmış tatil anlayışına da, bir şişe suya dört lira vermeye de, mis gibi dalgaların sesini dinlemek varken tüm plaj mekanlarında çıstak çıstak karaktersiz müziklere maruz kalmaya da, insanların “para veriyorum öyleyse varım, her şeyin en iyisini sadece ben talep ediyorum BEN BEN BEN” öküzlüğüne de acayip saydırasım var ama şimdi bir başlarsam kendimi kontrol edemeyeceğim diye başlamayayım en iyisi…

Bu birkaç gün tatil modunda geçti, nitekim bayramdı, Doğan da bizimleydi falan, ara sıra kendimize bile vakit ayırdık. Yarından itibaren iki çocuklu tek ebeveyn moduna geçiyorum, önümüzdeki haftadan itibaren de çocukları üçlüyorum. Haliyle olayımız “tatil”den “mekan değişikliğine” dönüşüyor, ki zaten yaz tatili dediğin de bu değil midir? Evet, yaz tatili, çocukların okuldan uzaklaşıp, eğlenip, denize girip, koşup oynamaları, normal sınırların dışına çıkabilmeleri, bazı kuralları esnetebilmeleri, belki biraz daha geç yatabilmeleri, belki azıcık daha fazla dondurma yiyebilmeleri için vardır, yoksa anneler dinlensin diye değil. Biz anneler kendi çocukluğumuzda tatilimizi yaptık, unumuzu eledik, eleğimizi astık, artık sıra çocuklarımızın tatil yapmasında… (Yazar burada zor yutkunmaktadır).

Bizler çocukların peşinden koşturacağız, denize gitmeden önce çocukların altının tok, sırtının pek olduğundan emin olacağız, güneş kremlerini süreceğiz, denizde kolluklarını, güneş gözlüklerini, kum oyuncaklarını, şapkalarını eksik etmeyeceğiz, denize giderken yanımızda meyve, su, kuruyemiş vs. götüreceğiz, denizdeyken boğulmamalarından emin olacağız, eve getirip uyutup dinlendireceğiz (ama öncesinde ıslak havluları çamaşırlığa asacağız), öğleden sonra yine aynı terane, akşam yemeği, yıkadın, yatırdın falan derken, hasbelkader denize girip üzerimize kimse asılı olmadan yüzebilirsek kendimizi şanslı sayacağız. Ev işlerine girmiyorum bile…

Tam “Bu çocuklar büyüyecek, bu günler geri gelmeyecek, onlar gittikten sonra dinlenecek çok zamanımız var, iyisi mi bu güzel günlerin tadını çıkaralım” diyeceğim, kafasını dinlemek için Bodrum’a kaçan zavallı annemlerin evinin iki kızı, biri yolda beş torunu, onların kedileri, kocaları ve bilumum gürültülü oyuncakları tarafından istila edildiği aklıma geliyor.

En iyisi ben bir bardak soğuk su içeyim. Geçmişte kalan tüm o güzel, eğlenceli, annemin beni zorla dinlendirmeye çalıştığı ama benim uyumamak için bin takla attığım yaz tatillerinin üzerine… Hepsi mazide hoş bir anı olarak kaldı…

13 yorum

  1. Ahh canım Elif , dün Mersin’e geldim büyüğü (4,5) babayla babanne ziyaretinde ben küçüğüyle(2) annemde ayaklarımı uzatacağım onlar denizde kumdan kaleler yapacak hayallerindeyim ki tek çocukla üç beş gün nefesleneyim ama rüzgar alev esiyor İstanbul’dan henüz gelen bebe nemden isilik olmuş durumda sabaha kadar viyaklıyor ben yandaki inşaatın pardon gökdelenin ustalarından sebep balkona giriş çıkışlarda başımı önüme eğiyorken bi selam edeyim dedim 😅

  2. Peki çocukluğunda da o tatilleri hiç yapamayanlar ne olacak? Tüm çocukluğum boyunca 17 yaşına kadar denizde yuzme sayim bir elin parmagini gecmez. Ne doya doya gezebildim, ne eglendim korkusuzca. Cocuklugum hep uvey babam gene bir sorun cikartacak da annem uzulecek korkusuyla geçti. Şu an mutluyum, bir eşim çocuğum var. Çocuğun peşinde koşturmaktan bitap düşüyoruz ikimiz de akşamları. Onun bu mutlu hallerini görünce değer ama diyoruz, eğlensin çocuk tabi doğayla iç içe olsun, kirlensin. Ama bir yandan da içim buruk. Kendi yaralarımı ona fırsatlar sunarak, severek, ilgi göstererek sarmak istiyorum ama olmuyor o yaralar hep insanın içinde. Neden benim de Bodrum’da veya babaannemin köyündr geçirdiğim veya sadece annemle parka gittiğimiz mutlu çocukluk yaz anılarım yok diye. Anne itirafları’na yazmam gerekirdi belki bunları. Ama bu yazının üstüne gelince tüm yeniden tüm bu düşünceler, buraya dökülüverdi. Bazı anneler, babalar sıralarını salmadı, onların sıraları hiç olmadı. Böyle böyle kendinden vazgeçiyor insan sanırım.. O 5-10 sene çok önemli böyle işte, ondan sonrasında aynı büyü yok.

  3. Denizler halkındır ama artık nedense babamın denizine para vermeden giremiyorum. En gıcık olduğum şeylerden birisi de bu beach kültürü.

  4. Ben 90yılından beri bodrumda yaşıyorum hiç sizin dediğiniz gibi plaj girişi 150 veya 50lira olan yer götmedim(türkbükü hariç) bir tek camel beachte şezlong parası alırlar 5lira. Vermek istemezsen yere serersin havlunu kimse biley demez. Yalıkavakta bir sürü halk plajı var Zuma beache gitmeyiverin. Biteze gidin ortakente gidin her taraf halk plajı buralarda lahöacuna 30 lira falan da almıyolar yanlış anlaşılmasın. Bu sene nedense bi Bodrumu karalama kampanyası başladı sanki herkes sözleşmiş gibi Bodrumun pahalılığndan bahsedip duruyor. Bu anlatılan yerler çok uçuk jet sosyetenin gittiği yerlerdir efendim. Bu arada bira da 8lira 😎

    • Bahsettiğim 150 TL’lik yer (adını bilmiyorum) Yalıkavak’ta, babam halk plajı keşfine çıktığı zaman karşılaşmış. Jet sosyetenin gittiği yerlerle hiç işim olmaz, o tür ortamlar beni kasar, ancak o yaşam tarzı geri kalanına da pahalılık olarak sirayet ediyor. İstanbul’da 35 liraya aldığım kuru incirin kilosunu 40 liraya aldım. Ha, siz yerlisi olarak ucuz yerleri biliyorsunuzdur, bu, genel pahalılık gerçeğini değiştirmiyor. Zuma Beach’in nerede olduğunu bilmiyor, ilgilenmiyorum.

  5. Samimi, içten bir yazı çok teşekkür ederim ama en güzeli de tosbikin kıymetli oyuncağına bakışı…

  6. Turkiyeye kim orman ici sessiz samin ama eg,enceli aktiviteli cocuk dostu butik otel konseptini getirirse, buraya yaziyorum paraya para demeyecek ama dahasi cok da sevaba girecek.. Biri el atsin bu tip projelere artik! Kurtarsin ana babalari ya anane dede ya 5 yildizli birbirinin ayni cocuk kluplu otel derdinden..

    • Biz de tam bunu konuştuk eşimle. Doğa içerisinde aktiviteli temiz ve güvenli bir tesis tam da ihtiyacımız olan. Ve tabi en önemlisi ekonomik açıdan da karşılanabilir seviyede olmalı.

    • Haha! Ben yapacağım planları var aklımda ama bizim çocuklar büyür o zamana dek 🙂

  7. Siz, birçok özelliğinizin [okumuş etmiş 3 çocuklu evde çalışan girişimci kadın…bu böyle uzar gider :)] yanında “duygu tercümanı” sınız! Sevgiler 🙂

  8. Üzerimize kimse asılmadan denize girmek dediniz ya.. Oğlum daha ufakken bir deniz tatili yapmıştık, ben değil ama bacaklarım bol bol denize girmişti, kucağımda ufaklıkla:)
    2 çocuğum var bu arada, geçen yaz ilk defa havuz başında dergi okumayı başardım, kitap hala olmuyor, çünkü sürekli ara verip, kim nerede kontrolü yapınca anlamıyorum hiç okuduğum kitabı. Ama gene de mutluyum hayatımdan. Çocuklar olunca normalde yaptığınız bazı şeylerin nasıl olamadığını görüyorsunuz, ama yapmadığınız , aklınıza bile gelmeyen bir sürü şey de hayatınıza katılıyor. En güzel yanı bu bence.

  9. ahh annemin biz daha iyi yaşayalım diye sürekli çalışmasına mı yanayım onun hiç yaşayamadıklarına mı.. babamın tam bitti ferahlıyacagız, yazlık bir yere yerleşelim derken kanser olmasına mı yanalım..neyseki onlar sayesinde okuduk kendi ekonomimizle yaşıyoruz.
    Bir başkasıda biz insanlar daha rahat yaşayalım istiyoruz ya onda o lüx oteller,doğanın içine ediyoruz sonra nedenler,kızmalar gereksiz geliyor..hepimiz gidiyoruz,herkesin hakkı gitmek bodruma v.s dolayısıyla kendimzden başlamalıyız

  10. Çalışıpta tatile gidemeyen annelerçocugunuzu rahatça ve güvenilir bir şekilde bırakacağiniz bahçesi harika çok güzel oyun grupları ve daha bir çok şey gidip görmenizi tavsiye ederim pia anaokulu tuzla aydınlı