6 Yorum

Ezgi K. ve Güneş’in Hikayesi

Yazar Hakkında

Ezgi K. – 31 yaşında, matematik öğretmeni. Tantuni aşığı, deniz sevdalısı bir Mersinli. 6 yıldır evli. Deniz adında bir kızı var. Deniz’den önceki hareketli ve renkli hayatı Deniz ile birlikte ‘ tek keyfim kahve içip güzel bir müzik eşliğinde kitap okumak’ şeklinde değişim geçirdi.  Büyüyen ailesiyle yeni ülkeler gezip yeni tatlar keşfetmek istiyor.

24 Mart, 2017
İstanbul

Merhaba sevgili Blogcu Anne Okurları,

Doğum hikayemi 2. haftada kağıda dökmüş olmama rağmen sanal ortama ancak 3. ay bittikten sonra geçirebiliyorum. İçim kıpır kıpır. Sürekli yazma teşebbüsünde bulunuyordum fakat olmuyordu. 3 yaşında bir çocuk ve bir bebenin bulunduğu ve her ikisinin de tek isteğinin “anne” olmasından ötürü yaşanan bu gecikmeden dolayı affınıza sığınıyor ve sizi Ezgi ile Güneş’in hikayesi ile baş başa bırakıyorum.

24 Mart Cuma. Saat 04:55

Uyandım. Karnımda bir ağrı. Aynı adet sancısı. ‘’İşte başlıyoruz (mu acaba?)’’ diye düşünürken saate baktım ve sancı geldiğinde not etmeye başladım. Kalktım, telefonumun ve fotoğraf makinesinin bataryasını şarja taktım. Sancıların kalış süresi ve aralıkları düzensizdi. Fakat bu sancılar o yalancı olanlarından değildi. Hamile olduğumdan beri Güneş’in hep 24 Mart’ta doğacağını düşünüyordum, söylüyordum ve inanıyordum. Ve işte bugün 24 Mart’tı ve bu sancılar doğum sancılarıydı. Kendimi çok garip hissettim. Hayatımız bugün değişecekti. Artık hiçbir şey aynı olmayacaktı. Zaten Deniz için vicdan azabı çekip duruyordum neler hissedecek, iç dünyasında neler yaşayacak diye. İşte her şey başlıyordu.

Deniz ile birlikte yatıyorduk. Sarıldım, öptüm, okşadım, kokladım ve bol bol ağladım. Endişeliydim. Doğal doğumun tüm süreçlerini biliyordum ama bu sefer beni bekleyen ve bana çok ihtiyacı olan bir çocuk vardı. Endişe×93654728764536. Neyse banyoya girdim. Ilık bir duş mutlaka rahatlatacaktı. Duştayken nişan denen kanlı mukus-tıkaç geldi. Saat 6:30. İşte artık doğum süreci resmen başlamıştı. Banyodan sonra annemi uyandırdım. “Anne! Başlıyoruz.’’ dedim içimden bağıra bağıra ağlamak gelirken sakin olduğumu gösteren yamuk bir gülümsemeyle. Gülerek beni okşadı. Öyle iyi geldi ki… Keşke kendimi tutmayıp, boynuna sarılıp ağlasaymışım. Dinçer’i uyandırdım.

‘’Dinçer! Başlıyor.’’

‘’Ne başlıyor?’’

‘’Doğum’’

‘’Ne? Hadi be!’’

… dedi ve uyumaya devam etti. Şaşırdım mı? Hayır! İlk doğumumda da ben geceden sabaha inceden sancılar çekerken o, enerji toplamak için uyumuştu.

Neyse işte, evde bir hareket başladı. Deniz de bu hareketten etkilenerek erkenden uyandı. Ben habire sarılıyorum, öpüyorum. O görmeden ağlıyorum ara ara. Doktorumu aradım.

‘’Sancılarım başladı. Nişan geldi.’’

‘’Kıvranıyor musun?’’

‘’Hayır. Belli belirsiz geliyor, gidiyor. Periyodik değil.’’

‘’Süreci biliyorsun. Evde dur bakalım. Gün içinde haberleşiriz. Ben zaten birazdan muayenehaneye geçeceğim.’’

Süreci de, bir daha ne zaman aramam gerektiğini de biliyordum. Şimdilik her şey normaldi ve evde durabilirdim. Bu hem benim hem de doktorumun tercih ettiği seçenekti.

Annem kahvaltıyı hazırlayana kadar ben boş boş evin içinde dolanıyorum. Dedim ki hastane çantasını kontrol edeyim. Deniz’le birlikte kıyafetlere bakıyoruz, şarkı söylüyoruz ve bol bol öpüşüp koklaşıyoruz. Evet artık cücük geliyordu. Şu kadar mı kaldı, bu kadar mı kaldı filan derken işte geliyordu. Cücüksüz son kahvaltı, üç kişilik son fotoğrafımız filan derken ha bire fotoğraf çekiliyorduk. Deniz’i öpe koklaya kreşe gönderdim. Annem hemen bir anne olarak işe girişti. Evle ilgili tüm işler bitti. Benim de tüm işlerim bitti. Artık hazırdık. Akşam için de arkadaşlarla yemek planı vardı. Sancılar o kadar cılız ve seyrek geliyordu ki… Ha bire kızlarla yazışıyorduk acaba ben akşama onlara katılabilecek miyim, katılamayacak mıyım diye. Saat oldu 15:00. Doktorumu aradım. Muayenehaneye çağırdı. Gittik. Karşılaşır karşılaşmaz ‘’Hiç doğum yapacakmış gibi görünmüyorsun,’’ dedi. Önce muayene edeceğini söyledi ve çatala çıktım. Açıklığa baktı.

‘’Bir parmak açılma var. Rahim ağzı yumuşamış. Bugün bir şey olmayabilir. Yine de belli olmaz. ‘’

‘’Peki arkadaşlarla akşam için yemek planımız vardı. Gidebilir miyim?’’

‘’Nerede?’’

‘’Yeşilköy’de’’ (Yeşilköy muayenehanesine de, hastaneye de yakın.)

‘’Tamam, gidebilirsin. Zaten gebe dediğin yatağa çakılıp kalmaz. Gezebilirsin. Gel bir de NST’ye bağlayalım seni.’’

Ve bu gebeliğimde ilk NST’ye bağlandım. Yarım saat sonunda doktorum geldi. Benim kasılmalarıma, cücüğün durumuna baktı .

‘’Üfürükten sancıların var. Bebek de iyi görünüyor. Akşam yemeğe gidebilirsin.’’

‘’Peki ne olursa hastaneye gideyim?’’

‘’Suyun gelirse, kıvrandıran sancıların olursa, kanaman olursa hemen hastaneye. Kıvrandıran sancılarda zaman kaybetme çünkü hızlı ilerler bu sefer. Bu arada ben de akşam tiyatroya gidiyorum. Ararsan, açmazsam paniğe kapılma. Mesaj atarım sana.’’

Güle oynaya oradan ayrıldığımızda saat 16:00 idi. Eve geldik ki, içerisi aynı bayramlarda annemlerin evi gibi kokuyor. Parfüm, oje ve börek kokusu. Annem giyinmiş, süslenmiş, hazır bekliyor. Hepimizde heyecan. Cücükte tık yok. Dinçer, Deniz’i kreşten almaya gitti. Ben de yatarak beklemeye başladım. Doğum başlarsa dinlenmiş olmak önemli. Bolca enerjiye ihtiyacım olacak.

Saat 16:30. Karnım seyrek gelen sancılar sırasında sertleşmeye başlıyor. Biliyorum ki bu sertleşme bebeğin aşağı doğru ilerlemesine yardımcı olmak için rahim kaslarının kasılmasından ötürü. Sancılar yüzümün ekşimesine neden olmaya başladı. Yatak odamıza çekildim. Daha önceden araştırıp, izlediğim doğumda kasılmalar sırasında alınan doğru nefes tekniklerini izlemeye başladım. İzledikçe ne yapmam gerektiğini çok iyi anlıyordum. Nefes tekniğini anlatırken belki bilimsel olmayacak söylediklerim ama hissettiğimi içimden geldiği gibi kelimelere dökmeye çalışacağım.

Videoda sancı geldiğinde nefesi alırken rahim kaslarının kasılma yönünün tersine yani karnı şişirerek rahim ağzından aşağı doğru veriyormuş gibi yapmamızı söylüyor. Bu hareketi doğru bir şekilde yaparsak, bir buçuk saatlik bir kasılma sürecini on dakikada atlatabileceğimizden bahsediyor. Denedim. İlkinde başarılı olamasam da diğer denemelerimde, denilen o nefes veriş yöntemini uyguladım. Hatta ilk doğumumda uyguladığım tekniği de denedim ve aradaki o dağlar kadar farkı da gördüm. İlk doğumumda, kasılma geldiğinde rahim ağzımı kapatırsam ve karnımı kasarsam ağrıyı durdurabileceğimi düşünüyordum. Ben öyle yaptıkça karnım iyice ağrıyordu. Ağrıdıkça ben panik halinde saçma sapan bir şekilde nefes alıp veriyordum. Sancı gidene kadar kaskatı bir şekilde kalıyordum. Sürekli bağırmak istiyordum çünkü kramp girmiş gibi, felç olmuşum gibi kalıveriyordum. Fakat kasılma başladığında ayaklarımı sağlam yere basıp, karnıma konsantre olup aldığım derin nefesle rahim kaslarımı birbirinden uzaklaştırıp (karnımı şişirerek), nefesi verirken sanki rahim ağzımı açıp nefesi vajinamdan veriyormuşum gibi kaslarımı iki yana açtığımda o kasılma sürecini az bir ağrıyla atlatıyordum. Sonra denemek için kasılma geldiğinde rahim ağzını kapatarak tekniksiz nefeslerimi alıp verince dayanılmaz ağrılar içinde kaldım.

Bir sonraki kasılmada nefes tekniğini uyguladım. Hissettiğim ağrının azlığı inanılmazdı. Ve her nefes alışverişte ona yardımcı olduğumu, onun da bana yardımcı olacağına inandığımı söyleyerek bebeğimle konuştum. İnanılmaz bir şekilde kasılmalarımda çektiğim ağrı dayanılabilir ağrılardı. Hakan Çoker’in söylediği çok güzel bir şey var; ‘’Doğum bir saat içinde de olabilir ama o zaman zarar görmüş bir anneden bahsedebiliriz. Bebek annesine zarar vermeden, milim milim ilerliyor. Doğumdan sonra anneye ihtiyacı var.’’ Rahim ağzının açılma süreci uzun süren bir süreç. Bunu en hafif şekilde atlatabilmenin tek yolunun DOĞRU NEFES TEKNİKLERİ olduğunu düşünüyorum.

Ben odada kasılmaları sakince atlatırken teyzem ve kuzenlerim geldi. Plan şuydu: Kasılmalar başladığında teyzem gelip Deniz’i götürecekti ve hastaneye hiç gelmeyecekti Deniz. Bu planla havalara uçan abla adayı, arkasına bile bakmadan gitti. Onlar gittikten sonra yarım saat kadar ılık bir duş aldım. Gelen sancıları suyun altında atlatmak çok rahatlatıcıydı.

Saat oldu 19:20. Benim kasılmalar 3 dakikada bir olmaya başladı ama öyle kıvrım kıvrım kıvrandırmıyor. Doktor tiyatroya girmeden aradım.

‘’Sancılar 3 dakikada bir geliyor ama kıvrandırmıyor.’’

‘’Tamam Ezgi. Sen hastaneye git. Ben de geliyorum.’’

Dıdıdıdııııııııımmmmmmmmm!!! Demek ki geliyor! İlk doğumumda o kıvranma dönemi çok uzun olmuştu. Fakat bunda daha öyle şiddetli ağrılar hissetmemiştim. Hastaneye gitme zamanım bence hala gelmemişti ama doktorum ne derse o! Apartmandan çıkarken sancım şiddetlendi ve artık Dinçer’e asılma ihtiyacı hissediyordum. Arabaya gidene kadar ‘’Dur! Gel buraya’’ deyip Dinçer’in koluna asılıp eğilerek, kalçamı dairesel hareketlerle döndürüyordum. En kötüsü ise sancıyı arabada atlatmaktı. Hastaneye 10 dakikada gittik. 5 sancı arabada geldi ve pozisyon bulmam çok zor oldu.

Neyse hastaneye ulaştık. Hastanemiz çok sakin ve huzurluydu. Dinçer işlemleri yaptırırken annemle ben yukarı çıkmak için asansöre gittik. Asansöre gidene kadar gelen 2 sancıyı da bir yerlerden destek alıp kalçamı dairesel hareketler eşliğinde sallayarak atlattım. Nefes egzersizine devam. Asansörün kapısında hemşire ‘’Doğum için mi geldiniz? Biz de sizi bekliyoruz. Hoş geldiniz,”  dedi yüzünde kocaman bir gülümsemeyle. Sonradan o hemşirenin yenidoğan hemşiresi olduğunu öğrendim. O karşılayış ne de güzel oldu… Doğumhane katına çıktık. Doğumhanenin kapısı açıldı ve karşımda hastaneye bakmaya geldiğimizde tanıştığım ve karşılıklı olarak “umarım doğumu birlikte gerçekleştiririz’’ dediğimiz ebe vardı.

Ne kadar mutlu olduğumu anlatamam! Hemen ameliyat elbisesini giydim. Ebe açıklığıma bakacağını söyledi. Muayene etti ve açıklığın 7-8 cm olduğunu, işin zor kısmını geride bırakarak oraya geldiğimi söyledi. Bu inanılmazdı! Hep başkalarından duymuştum bu açıklık ölçüsünü. Ben Deniz’de 15 saat düzenli sancı çekmiştim ve hastaneye gittiğimde sadece 2 cm açıklık vardı. Evet! Sona çok yakındık. Ve ben 8 cm açıklığa kadar çok şiddetli sancılar çekmemiştim. Zaten 10 cm, bebeğin dışarı çıkabilmesi için gereken açıklıktı. İNANAMIYORDUM! Ebe doktoruma telefonda gereken bilgileri verdi. Bana ise neler yapmam gerektiğini tek tek, sakince, yüzünde o kocaman gülümsemesiyle anlattı. Sancı odasında bizden başka kimse yoktu ve doğumhane odasının kapısı şifreliydi. Öyle her isteyen giremiyordu. Bu benim için çok önemliydi çünkü en çok istediğim şey mahremiyetti. Ortalık sessiz, sakindi. Hepimizin yüzünde kocaman kocaman gülümsemeler vardı.

Ebe her şeyi anlattıktan sonra beni çok kısa NST’ye bağlayacağını, bebeğin durumunu görmesi gerektiğini söyledi. Ben yatmak istemediğimi söylediğimde o da zaten bununun en son isteği olacağını söyledi. Gerçekten de çok kısa bağlanmıştım. Her şey yolundaydı. Sonra kalkıp hareketlere devam ettim. Ebemiz kasılmalarımın şiddeti arttıkça nefes tekniğini, Dinçer ile birlikte nasıl atlatabileceğimi gösterdi. Öyle bir hale geldik ki kasılmalar geldiğinde Dinçer ile dans ediyormuşçasına senkronize bir şekilde sallanmaya başladık ve ağlayarak, panikle değil hep gülerek atlattım sancıları. Ve biliyordum ki bu kasılmalar artık sona yaklaştığımızın habercisi. Bu kadar rahat atlattığıma inanamıyordum. Deniz’de kasılma aralarında yorgunluktan bayılıp uyuyordum. Bunda espiriler, şakalar, dev gülümsemeler ardından pozisyon alma. Gerçekten İNANAMIYORDUM! Doktorum geldi. O da muayene etti. Ardından keseyi ince, steril bir çubukla patlattı.

İşte artık bundan sonrası çok hızlı devam edecekti. Ebemiz pilates topunun üstüne steril bir örtü sererek oturttu ve sağa sola hareket ettirdi, zıplattı. Otur, kalk, otur, kalk derken ben artık yürüyememeye başladım çünkü bacaklarımın arasında bir şey vardı. Ebemiz; “işte bebeğin kafası doğum kanalında. Çok az kaldı Ezgi’ciğim’’ dedi. Bir sonraki kasılma sırasında ayakta Dinçer’e asılıyordum ama o sırada çömelmek de istiyorum. O çömelme isteği içimden gelen bir şey.

Bu arada yerde kan damlaları gördüm. Ben kana bakarken ebemiz durumu anladı ve onların önemli olmadığını, rahim ağzının artık iyice açıldığının bir göstergesi olduğunu söyledi. Derken doktorum yakında ıkınma isteği geleceğini ve o zaman beni doğum masasına (yatağına) alacağını söyledi. Bir sonraki sancıda ıkınma hissi geldi. Tecrübemden ötürü daha ilk ıkınmada bebeği güçlü bir şekilde ve tuvaletimi yaparmışçasına ittim. İlk ıkınmayı Dinçer’e asılarak ve aynı zamanda çömelerek atlattım. Sancı geçince hemen doğum masasına yattım. Çocuk doktoru odaya girdi. Zaten çocuk doktoru odaya girmişse, o işin bitmesi yakın demektir. Doktorum; ‘’Ben sana ıkınma dediğimde dur ki bebek strese girmesin’’ dedi. İlkinde de demişti ama o his gelince ıkınmamak ne mümkün! Ardından bir sancı daha! Doktorum o sırada; ‘’Haydi Ezgi. Epizyotomi yapmayacağım. Çok güzel ilerliyor’’ dedi. Allaaaaah tutmayın beni! Ben gaza geldim mi? Sancı olmasa da ıkınasım var. O kadar yani! Ardından 3. sancı. İşte ‘ateşten halka(ring of fire)’yı çok şiddetli bir şekilde hissediyorum. Yani başın en geniş kısmının vajinaya yaklaşması. Aynı anda hem yanma, hem ikiye ayrılma hissi… İşte o anda ben öyle bir çığlık attım ki, odadaki herkes zıpladı. Bu arada doğum anında bağırmamaya, acını etrafa belli etmemeye çalışmak da bir meziyet değil bence. İçinden ne geliyorsa yapacaksın o anda.

Doktorum sakin olmamı, bebeği strese sokmamam gerektiğini söyledi. Tamam da doktorcuğum ikiye ayrılıyorum diyorum! Ama o his de bir sonraki sancıya kadar. Yani taş çatlasın bir dakika. Dördüncü sancıda tekrar ıkındım ve artık kafasını görüyordum. O kapkara kafayı gördüm. Ve bir sonraki ıkınmanın son ıkınma olacağını biliyordum. Kafayı gören Dinçer hayretle gülmeye başladı. Hepimiz bekliyoruz. Bir sonraki sancının en şiddetli olduğu anda var gücümle ıkınacağım. Ve son sancı geldi, arttı. Var gücümle ıkındım, çığlık attım ve çığlığım kahkahaya dönüşürken Güneş’in içimden o lömbürt diye çıkışını gördüm. Minnacık, kara kafalı kızım doktorun elindeydi. 20:55

İşte ilk doğumumdan beri beklediğim o muhteşem an gerçekleşmişti. Bebeğin içimden çıkarkenki o his için on çocuk doğururum. Doğum olmadan hemen önceki saniye en dipte acıdan öldüğüne inanmışken, doğumla birlikte ulaştığın zirvede bebeğinle birlikte yeniden doğmak… Ve kaçıncı doğumun olursa olsun bunu her seferinde yaşamak…

Doktor göbek bağını kesti ve çocuk doktoruna verdi. Dinçer hemen ‘’bebeği anneye verebilir misiniz?’’ dedi. Aslan Dinçer! Benim kafa gitti zaten Güneş’i görünce. Hemen göğsüme koydu doktor o kaygan, ıslak ve minnoş Güneş’i. Sıcacık. Misss gibi kokuyor. Benim gibi koku manyağı olan birinin koklayabileceği en güzel koku. O kayganlığı müthiş. Aylarca içinde yüzdüğü amniyotik sıvıyı hissetmek harika! Memeyi verdim hemen ama almadı. Önce ağlamak istedi. Zaten ağzından sıvı çıkıyordu o sırada. Ağlaması bitip emmek isteyene kadar okşadım. ‘’Aferin kızıma. Hiç zorlamadan çıktı kızım’’ diye diye sevdim.

Konuşuyordum onunla başından beri. Doğumda ikimizin de birbirimize yardım edeceğini, çok güzel bir doğum olacağını konuşuyordum onunla. Emmedi ilk dakikalarda. Güneş’i tekrar doktora verdi ebe. İlk muayenesi yapıldı. Çok uzun sürmedi zaten. Ardından tekrar bana verdiler. Emmeye başladı. Onun emmesi, ten tene temasın güzelliğinin yanında plasentanın düşmesi için de iyiydi. Cücük emmeye başladığında oksitosin hormonu salgılanacak ve plasenta rahimden düşecekti. Ne kadar bekledik hatırlamıyorum ama Güneş memedeyken plasentayı da doğurdum. Doktor tüm parçalara baktı içimde bir şey kaldı mı diye. Güneş doğduğu andan itibaren “İnanamıyorum! Bu kadar çabuk bittiğine inanamıyorum!’’ deyip duruyordum. Odadaki herkesin yüzünde kocaman gülümsemeler, sakinlik, dinginlik. Huzurdan, mutluluktan öleceğim galiba! İçim içime sığmıyor. Doktorum iki dikiş atacağını, onların da önemsiz yırtıklar olduğunu söyledi.

İşte bitmişti ve ben kendimi nasıl hissediyordum biliyor musunuz? O masadan kalkıp kızlarla yemeğe gidecek kadar enerjik, ağrısız, acısız. Saate baktım. 21:30 olmuş. Doktoruma; ‘’Tiyatro kaçtı ama çok da geç olmadı.’’ dedim. O da ‘’Artık telafi için eşimi yemeğe götürürüm.’’ dedi. Kahkahalar, her tarafa yayılan ponçişlikler… Doktorum ertesi sabah görüşmek üzere ayrıldı. Ebemiz bu dünyaya doğum yapmak için geldiğimi, çok güzel iş çıkardığımı söyledi. Çok nadir gördüğü gebelerdenmişim. Üçüncü doğumumda mutlaka yanımda kendisinin olmasını istermiş. (NE?ÜÇÜNCÜ MÜÜÜÜ?) Ben de Ebe Nurhayat’ın tüm iletişim adreslerini alıp, onunla sürekli görüşmek istediğimi belirttim. Bu arada doğumda salgılanan hormonlardan sanırım, Nurhayat’ı alıp eve götüresim, sonsuza kadar mutlu yaşayasım geldi.

Odaya çıkartmak üzere Güneş’i aldı bebek hemşiresi ve beni temizledikten sonra dev bir hasta bezi taktılar. Yavaşça ayağa kalkıp tekerlekli sandalyeye oturdum. Odama geldiğimde ise sadece Dinçer ve annem vardı. Yatağıma yerleştim. Hemen su ve süt yapıcı çay içtim. O sırada Güneş geldi odaya ve artık hep kucak kucağaydık. Biraz zaman sonra sevdiklerimiz birer birer gelmeye başladılar. İşte tam da istediğim gibi olmuştu. Doğumdan sonra gelmişti insanlar. Çünkü ilk doğumumda benimle birlikte doğumumu bekleyen onlarca insan vardı ve doğum masasında 1 saat 45 dakika kalmamın büyük ölçüde üzerimdeki stres olduğunu düşünüyorum. Çünkü yine doktorumun dediği gibi bir gebeyi ne kadar çok kişi beklerse, doğum o kadar uzar.

Ardından gelenler, kutlamalar, cok cok emen bir cücük, rahmin doğum sancısı hissiyle kasılarak kendini toparlaması, Deniz’in kardeşiyle tanışmasının nasıl olacağıyla ve hayatın bundan sonraki seyriyle ilgili endişe, yatağımda pencereden dışarı baktığımda canım anneanneciğimin son nefesini verdiği hastaneyi gördükçe dolup dolup boşalan gözlerim…

Çok şükür her şey yolunda gitmişti. Çok şanslıydım Nurhayat gibi bir ebem olduğu için. Çok şanslıydım böyle rahat bir doktorum olduğu için. Çok şanslıydım her anımda yanımda olan, beni her daim destekleyen, çok profesyonel bir şekilde güçlü olmama yardımcı olan, bana yumuşacık yaklaşan, sevecen bir eşim, Dinçer’im olduğu için. Çok şanslıydım her şeyime koşan annemin huzur dolu ellerinin arasında olduğum, o mis kokusuyla yanı başımda olduğu için.

Gebelik sürecimi sizinle paylaşırken her hafta kalbim pır pır ediyordu. Yazması ayrı zevk, blogda görmesi ayrı zevk, yorumları okumak ayrı bir zevkti. Gebelik bitince artık yazmayacağımı bilmek lohusa kafasında bayağı bir dokundu bana ama sağ olsun Elif ve Ebrar, o hüznümü de dağıttılar. Bu tertemiz blogunda bana yer açan sevgili Elif’e, bu süreçte beni her zaman destekleyen Ebrar’ a ve siz Sevgili Blogcu Anne okurlarına sonsuz teşekkürlerimi gönderiyorum.

Sevgiler…

Ezgi K.

6 yorum

  1. Ne güzel bir doğum yaşamışsınız. Çocuklarınızı sağlıkla, mutlulukla büyütün inşallah.

  2. Ay niye ağlıyorum ki ben.
    Güzel sağlıklılı günleriniz olsun kızlarınızla.

  3. Aslan Ezgi, ağlıyorum ulen 😭 saglikla, mutlulukla, huzurla, aşkla büyütün yavrularinizi 💖

  4. Canım Ezgi yaa ne guzel yazmışsın. Hepinizi ayri ayri öpuyorum 😚

  5. beni de aglattiniz vallahi. Tebrik ederim ailenizle saglikli mutlu gunler yasayin. Cok guzel yazmissiniz.

  6. İki normal dogum yaptım. İlk dogumum toplamda 4 saat, ikincisi 15 dakika sürdü. İkincisi tabiki daha kolaydı. İlkinden gozu korkanlara ikinci doğumdan hiç korkmayın derim. Hele dogum sonrasi yaşanan mutluluk paha biçilemez. Bir daha çok zor bu duyguyu yasayamam biliyorum. Keşke 100 yıl önce köylerde dogsaydik. O zaman 5 tane daha dogum yapmak isterdim 😁