2 Yorum

Meltem’in Gebelik Günlüğü

Yazar Hakkında

Meltem D. – Danışmanlık sektöründe yöneticilik yapmış, evlendikten bir süre sonra İsviçre’ye taşınmış,  38 yaşında, lezzetle uğraşmayı ve yemek yapmayı çok seven, eşiyle seyahat etmekten ve keşiflerden keyif alan, ilgilendiği alanlarda daha çok bilgi için okumaya meraklı, çocuk sevdalısı, ve şimdi gebe. 

 

Merhaba Herkese,

Ben Meltem, sizlerle böyle muhteşem bir konu ile tanışmak tarifsiz bir duygu. Şu anda yurtdışında yaşıyorum, gurbet tecrübelerimi ve yaşadıklarımı sizinle paylaşmak için sabırsızlanıyorum. 79 doğumluyum, yaşı yazmak korkutucu geliyor da! İş hanımlığından, ev hanımlığına ordan da anneliğe terfi ettim. Gelecek ne gösterir Allah’ım biliyor, sağlıkla, hayırlısıyla…

Ailem; sevgili annem ve babam, üç kardeşiz ablam, abim ve eşi… Sevgiyi, aşkı, olmadan da olmayı, varlığı, yokluğu, olumluyu, olumsuzu, ağlamayı, gülmeyi, elele tutuşmayı, ayrılığı, tüm tecrübeleri ve duyguları yaşayan tek bir kelimeye bir arada olabilen, derin mi derin canım ailem.

Evliliğim; 2013 yılında İstanbul’da kesişti yollarımız, annemin söylediği gibi alın yazısı, kader bizimki. Ama aynı zamanda annemle babamın inşası aşkımız. 2015 yılında İstanbul’da evlendik. Türkiye aşığı bir eş ayrı bir özel. Maceralarımız, aşkımızın masalsı hikayeleri uçsuz bucaksız, lütfen mucizelere inanın, çünkü sonsuz inancımdır ki Allahın yardımıyla biz bir mucizeyiz.

Ayrıntıları yüreğimi çiziyor düşündüğümde, ama paylaşmak isterim sizlerle, geçen sene yaz öncesi 3 aylık bir düşük yaşadık. Normal doğum yaptırmak zorunda kaldılar ara dönem olduğu için. Sonrası kürtaj ve yeniden hayata tutunuş. Ayrıntılar çok acıtan hikayeler. Sonra öyle tutundum ki yaşama, eşimin ilgisi, aşkı, sözleri, gözleri beni hep umutlu kıldı. Ailemin desteği, arkamda oluşları beni hep güçlendirdi. Allah tekrar bize bu mucize duyguyu kısmet edecekti inanıyordum ama ne zaman, o Allahımın ol dediği zamanda olacaktı ve sabırla hep bekleyecektim.

3 yıl İstanbul macerasından sonra İsviçre’ye taşındık. Gurbet… Kolay ama zor, mutlu ama hüzünlü, sevdiğimle hep güzel. Geç balayı 2016 sonunda yapalım istedik, İstanbul üzerinden gitmiştik. Dönüşümüz de aynı şekilde İstanbul üzerinden olacaktı ancak Ocak ayı ve kar birkaç gün boyunca izin vermedi İsviçre’ye dönmemize. Uçakta annem hep aklımda ve kalbimdeydi. İsviçre’ye indik, eve geldik ertesi gün sabah abim annemin ameliyat olması gerektiğini söylediğinde kendimi kaybettim. Hemen uçakla geri döndüm Türkiye’ye. Anlayacağınız 2017 güzel başlamamıştı. Ayrıntılara girmemek tercihim, annem şu anda çok sağlıklı, huzurlu ve mutlu.

Nisan ayında yine annemin yanındaydım, düzenini tamamen kurmamıza rağmen emin olmak istediğimden. Bende böyle bir durum var, eğer Türkiye’deysem kontrollerimi aksatmamaya özen gösteriyordum. Meme kontrolü, kadın doğum, endokrinoloji gibi rutinler…   Kontrol amaçlı oradaki kadın doğum doktoruma gitmiştim. Kan ve idrar testi sonrasında mucize geldi: Hamileydim!

O hafta sonu Ocak ayından beri ailemi göremeyen eşim gelecekti ziyarete. Böyle bir haberi içinde tutmak, aman Allahı’m ne kadar zor. Dayanamadım, havaalanına gittim karşılamaya. Arabada paketlediğim hamilelik testini hediye paketinde verdim, “Hayır, gerçekten mi?” dedi. İkimiz de gözyaşlarımızla mutluluğumuzu paylaşıyor, inanamıyorduk. Yukarı eve çıktık, annem eşimi gördüğünde çok duygulandı, kalbi alarm verdi, korkuttu bizi ama mutluluktandı. Annem, eşim Türk olmadığı için, benim Türkiye’de kalmam konusundaki desteği için hep duygulandı. Eşimin aileme olan düşkünlüğü ve ailemin her zaman eşimi benimsemesi beni hep huzurlu kıldı.

İnanılmaz güzel bir duygu aileyle paylaşmak… Duygu yoğunluğu, hoş geliyorsun bebeğimiz! Hamileliğimin ilk haftalarını ailemle birlikte geçirmek ayrıca beni çok mutlu ediyordu, eşimi sonsuz özlesem de…

Ve ilk doktor randevusu Türkiye’de olacaktı, ancak maalesef eşim döndükten sonra… Doktorumuz yıllardır tanıdığım, muhteşem bir doktor, inanılmaz güleryüzlü ve enerji veren. Ultrasona geçtik veeee o minik keseciğimizi gördük!. Gözlerim doldu, derin nefes, işte mucizem ordaydı.

Bu arada Haşimato hastası olduğum için TSH kan değerime bakıldı. Endokrinoloji doktorumla görüştük, ilaç başlattı. Bunun sebebi özellikle bebeğin sinir sistemi, beyim gelişimi için önemliydi. Sonra, en önemli soru geldi aklıma, “Ne zaman evime dönebilirdim, uçak yolculuğu izni ne zaman olabilir?” dedim. Geçen seneki durumumu bildiği için doktorum; “8 haftalık demek istiyorum ama anlıyorum seni de, gelecek hafta bebeği görelim tekrar konuşalım” dedi. Bir hafta nasıl bekleyecektim? Hemen eşime miniğimizin kesesinin fotoğrafını gönderdim, telefonda duygulu iki şaşkın bir sonraki randevuyu konuşuyorduk. Sonra hemen hızla eve annemle paylaşmaya, akşam babam ve diğer aile üyeleriyle… Hiç bulantım olmadı bu haftamda. İkinci randevudan 2 gün önce hafif bulantılar hissetmeye başladım.

İkinci randevumda, ultrason odasında bebişimizi gördük. O kalp atışı! O doğaüstü miniğin o hızlı heyecanlı kalp atışı. 0,693 cm 6 hafta 4 günlük. Ben kendimi kaybetmiştim, bulutlar mı, gökyüzü mü, neredeydim, nasıl bir aşktı bu? İki hafta sonra İsviçre’ye dönmek üzere onay aldım doktorumdan.

Vakit geldiğinde kurtarıcım kılıçlarım çubuk krakerlerimle yolculuğumuza başlayacaktık. Korkularım yok değildi, bu kadar mide bulantısıyla nasıl baş edecektim. Mide bulantısı ilaçlarını da reddediyordum. Hamileydim hasta değil, hissetmeliydim her anını… Bakalım sonrası nasıl olacaktı tabii, kim bilirdi?

Eşimle karşılaşmamız farklıydı bu sefer, hamileydim. Normalde bu tür yolculuk durumlarında karşılama da özellikle, maymun gibi kucağına atlardım. Hiçbir zaman eşim “aman etraftakiler” diyen bir insan olmadı ben de rahatlığın keyfini, aşkımın çılgınlığını yaşıyordum. Ama bu sefer öyle olmadı, sakin yaklaştık ve deli gibi sarıldık. Güzelliği yüzüne vurmuş hayran olduğum adam, sevgilim, kocam. Ve nereye gidiyorduk, sakın şaşırmayın. İsviçre’ye dönmeden son kez doktora gittik, bu sefer birlikte eşim görecekti küçük fıstığımızı. Ayyyy heyecanlı ve içerdeyiz, ultrasonda, doktor “çok sağlıklı bir bebek geliyor olarak görüyorum” dediğinde çok mutlu gözler kavuştu birbirine tekrar ve başlıyoruz. “Biz anne ve baba oluyoruz” dedik, ellerimizi sıkı sıkı tuttuk bırakmadık, arabaya kadar. Böyle inanılmaz bir gülümseme konuşmadan… Bulantı rahatsız edici bir hal almaktan çıktı bu haftasonu, eşimin gelmesi, hava değişikliği etkeni büyüktü.

Dönüş anı, İstanbul havalimanındayız.  Uçuş çok uzun geçiyor bana. Rahatsızlığım mide bulantısından değil, kapalı ortamdandı. Ve İsviçre’deyiz.

Eve gelmeden birkaç km öncesi yolda maalesef ilk kusmamı yaşadım. Nerdeyse 2 ay sonra evime ilk ayak basışım, duyguluydum ama halsizlik ve yorgunluktan duygularımı yaşayamıyordum tabii. Evime geldiğimde 8+5 haftalıktım. Yarabbim, sanki ayak basmayı bekler pozisyondaymış midem. Öyle bir bulantı başladı ki, akıllara zarar. Öyle bir kusma nöbetlerim başladı ki, bir o kadar.

Eşim ben Türkiye’deyken doktor araştırmasını yapmış ve uygun olana karar vermişti, bu konuda kendisine çok güveniyordum. Forumlara kadar girmiş okumuş ah düşüncelim. Genel olarak burada 8 haftalıktan önce size randevu vermiyorlar. Eşim telefonla görüştüğünde direkt ikili test yapacak olan doktor randevusunu vermek istemişler. Ben “Hayır olmaz, önce kendi doktorumuzla bir tanışalım” dedim, baskı yaptım, aldık randevuyu 7 gün sonraya.

Doktor bizi içeriye aldı, sanki ben hamile değilmişim gibi dinliyordu. Aslında gerçekçiydi. İlk önce muayene dedi, “önce bebek hala orda mı bakalım” dedi. Ya o nasıl bir cümle öyle, gerçekçi tamam ama yani psikoloji sonuçta değil mi? Ama bebişimiz orda 2,62 cm ve “hey doktor annemi üzme” diyordu işte. Bebeğimizi birlikte görmekten mutlu o gözlerle ve o gülümsemeyle çıktık. Yaşayabiliyor muyuz peki? Ah tanrım hayır, ben hep ahlayan ve her an poşet diyecek durumdayım eşime.  İkili test randevumuz 3,5 hafta sonraydı. Bekleyecek günler fazlaydı, ah geçseydi, görseydik yine bebeğimizi.

İki ikili test randevusuna kadarki o güne kadar hep kustum… Hep yattım, koltuktan mutfağa gidemedim. Akşam eşim işten gelince zorlayarak kendimi yürüyüşe çıktık sürekli, 15 dakika bile olsa, hem bana oksijen hem bebeğimize. Evde yalnız, okumaya bile dermanı olmayan ben izleye izleye filmler şişiyordum.

Geldi o gün geldi, ikili test günü. Kurallar; konuşmak yasak, sadece doktor konuşacak, sorun olursa kendisine soracaksın, telefonlar kapalı, sessiz ortam olmak zorunda. İmzalamanız gereken evraklar, yapılan testin öyle kesin sonuçları olmadığını anlatan…

Ekranda büyüttüklerinden kocama, ben duygusalım hepimiz duygusalız. Herkes sessiz duygusallığını yaşıyor, kurallardan dolayı. Boyunu, boyun ölçüsünü ve herşeyi ölçülüyor bebişimizin. Doktor “kasılma rahat ol” diyor, öyleyim ama vücudum değilmiş. İnanamazsınız nasıl hareketli, eller ayaklar zıplıyor. Doktor “evet çok iyisiniz. Bebeğin de sen de çok iyisin” dedi. Ölçümleri çok beğendi.

Kan sonucunu kendi doktorumuza göndereceklerini, eğer olumsuz bir durum olursa arayacaklarını, olmazsa da doktora randevu günümüzde görüşüleceğini söyledi. Ah tam bize göre, sabırlı çift, hele ben, beklemek hep zor bana. Sabrı ve düzen değişikliği ve kültür farkından her gün değişik bir şey öğreniyorum, bugünkü sabır işte, her zaman olduğu gibi öğreneceğiz, yaşam bu. Çıktığımızda eşime sımsıkı sarıldım.

 

***

Blogcu Anne’de Gebe Yazar olmak için buradan daha fazla bilgi alabilir, değerlendirmemiz için göndereceğiniz bir örnek yazıyla mail adresimizden bize ulaşabilirsiniz: iletisim@blogcuanne.com

2 yorum

  1. Allahım mutluluğunuzu daim bebişiniz le dahada renkli bir ömür boyu mutluluklar sizinle olsun inşallah