5 Yorum

“Nasıl blogger olunur?”

“Blog yazmak”la ilgili sorular geçmişte hep aldım, okurum olmayan kitleden de üstelik… Herhalde “Blogcu Anne” ismini Google’ın sevmesinden dolayı, “blog yazmak” dediklerinde burası çıkıyor karşılarına…

Yakın zamana kadar aldığım sorular “blog açmak” üzerineydi. Nereden başlayayım, nasıl yapayım, ne sıklıkta yazayım, takipçilere nasıl ulaşayım gibi sorulardı. Ancak son zamanlarda bu sorular daha çok “Blog yazarak nasıl para kazanırım?”a dönüştü. “Blogger olmak istiyorum, nasıl yaparım?” gibi soruları sıkça alır oldum son zamanlarda…

Aldığım tüm maillere yanıt veremiyorum, zaman yaratamıyorum ne yazık ki… Ki zaten bu sorunun tek bir yanıtı yok, daha doğrusu YANITI yok. Çünkü Nasıl blogger olunur? sorusunun yanıtı neden blogger olmak istediğinize ve daha da önemlisi, blogger’lığı nasıl tanımladığınıza göre değişecektir. 

Bir kere “blogger” kelimesine kılım; evet Blog kelimesi Türkçeye de Blog olarak girdi, belki “web güncesi” falan demek daha kelime karşılığı olurdu ama oldu bir kere… Bu sebepten de blog adımı “Blogger Anne” olarak değil, “Blogcu Anne” olarak almıştım ben. Her ne kadar şimdi bir topluluk ismi haline gelmiş olsa ve insanlar sosyal medyadaki anneleri aşağılamak istediklerinde “Bu Blogcu Annelerin hepsi de böyle!” falan deseler de şimdilik kimseye dava açmayı düşünmüyorum (yazar burada kinaye yapmıştır ama bir gün ciddileşebilir).

Ne diyorduk? Nasıl blogger olunur?

Soruya soruyla karşılık vereyim ve ben sorayım: “Blogger” nedir?

Ben blog yazmaya başladığımda “Bu işten para kazanırım” düşüncesinden çok “Söyleyeceklerim var” diyerek yola çıkmıştım. 2009 senesinde blog yazmak bir kazanç kapısı haline henüz gelmemişti, bunu nasıl yapabileceğim hakkında çok bir fikrim de yoktu açıkçası… Bildiğim bir şey vardı: Anlatmak (yazmak) istediklerim vardı, dinlemek (okumak) isteyenler olabileceğini düşündüm. 

Bir süre sonra bunca emek verdiğim bir uğraşı aynı zamanda işe dönüştürebileceğimi gördüm ve o günden bu yana zaman içinde kendimi “Blog yazarı” olarak tanımlamaya başladım.

Bugün sosyal mecralarda varlık gösteren herkese -yazı yazıp yazmadığına bakmaksızın- “blogger” deniliyor. Oysa blogger, İngilizcedeki, internet üzerinde bir alan adı alıp günce tutmak anlamına gelen Blog kelimesinin sonuna, onu isim haline dönüştüren -er ekinin eklenmesiyle türeyen bir kelime… Daha az tepeden bakan bir şekilde söyleyecek olursam, blogger, blog yazan, blog tutan bir kişiye denir ve hayır, Instagram’da fotoğraf paylaşmak -kaç takipçin olursa olsun- blogger’lık değil. TEKNİK OLARAK değil, çünkü blog yazmıyorsun. “Instagrammer” olabilirsin -ki İngilizcede öyle deniyor, YouTube üzerinde içerik üretenlere yapanlara da “YouTuber” deniliyor. “Blogger” Türkçede sosyal mecralarda içerik üreten insanlara denilmeye başladı ancak yanlış.

O yüzden “nasıl blogger olurum?” sorusunu sormadan önce blogger kelimesini nasıl tanımladığına bakman lazım. Bunu yaptıktan sonra da amacını ortaya koyman lazım. Neden blogger/Instagrammer/YouTuber olmak istiyorsun, amacın ne?

Eğer amacın son zamanların popüler mecrası Instagram’da yüzbinlerce takipçinin olması ve bu şekilde para kazanmaksa -ve çocuğun varsa- bunun en kolay ve hızlı yolu sürekli çocuğunun fotoğraflarını paylaşmak. Hele de azıcık güzel (!) bir çocuğun varsa ve onun her anını takipçilerine servis eder, pastel tonda fotoğraflarla, anneliğe methiyeler düzersen kısa zamanda bir sürü takipçin olacağı için markalar senin üzerinden kitlene ulaşmak istemeye başlarlar, sen de o ürünlerin reklamını yaparak paylaşım başına para alırsın. Alacağın para, kaç takipçin olacağına göre değişir çünkü şu anda en büyük ölçü birimi takipçi sayısı…

Çocuğun yoksa ya da var ama çocuğunu bu işe karıştırmak istemiyorsan yapabileceğin başka şeyler var. Ebeveynlik çok kaygılı bir mertebe ve ebeveynlerin o kaygılarına oynar, annelerin “Nasıl daha iyi bir anne olurum?” ya da “Çocuğumu en iyi şekilde nasıl besler, onu en özgüvenli/başarılı olacak şekilde nasıl yetiştirir, en en en…” sorularına yanıt verirsen (aslında bunların yanıtı yok ama varmış ve o yanıtlar sendeymiş gibi yaparsan) o zaman da ünlü (!) bir blogger olabilirsin. Hele de uzman titrin varsa, ya da yoksa ama sen varmış gibi yapıyorsan alır yürürsün.

Ben ebeveynlik üzerine içerik ürettiğim ve bu tür içerikleri takip ettiğim için yukarıda bahsettiğim türde şeyler daha çok gözüme çarpıyor, ancak gördüğüm kadarıyla başka alanlarda “başarılı” olmak için de bazı altın kurallar var. Örneğin sosyal medyayı tüketen kesim giderek gençleşiyor, gençlerin ilgisini çekecek konularda paylaşım yaparsın. Bu konular neler ben de yeni öğreniyorum -ergenliğe yaklaşan bir oğlum var- ancak gördüğüm kadarıyla gençleri galeyana getirecek, bir başkasıyla dalga geçen, alay eden hatta zaman zaman hedef gösterip kitleleri harekete geçiren (yazar burada “harekete geçiren” kelimesini iyi anlamda kullanmamıştır) türden içerikler de çok “başarılı” oluyor, başarıyı nasıl tanımladığına göre tabii…

“Blogger” kelimesini tanımladığımıza göre, “Neden blogger olmak istiyorsun?” sorumuza dönelim. Bu sorunun yanıtı yok, çünkü bu sorunun yanıtı sende arkadaşım… Eğer amacın kısa yoldan para kazanmaksa, bunun yukarıda söylediklerim başta olmak üzere birçok yolu var ama ben bilmiyorum.

Ama yok, amacın bir şeyler üretmek, yazmak, anlatmak, paylaşmaksa ve bunu içinden gelerek yapıyorsan o zaman zaten yolu yarılamışsın. Sana uygun mecra hangisiyse (blog, Instagram, YouTube, vb.) onu tespit edip (ki eminim o sana el sallıyordur) yola çıktığında yanına tutarlılık (ki bu işi severek yapacaksan o da olacaktır), içtenlik (olmazsa olmaz) ve sağduyunu da alırsan yüreğinin götürdüğü yere gidersin.

Ha, yüreğinin götürdüğü yer senin “çok para kazanacağın” bir yer olmayabilir. Olabilir de tabii… Ancak şu bir gerçek ki bu şekilde “çok para kazanmak” daha zor. Çünkü çok daha fazla emek istiyor.

Şu sıralar her satırında başımı sallayarak okuduğum, Erdal Atabek’in Dürüstlük Sevgili Çocuğum kitabından bir alıntıyla bitireceğim yazımı… Ali Nesin’in, Matematik Dünyası dergisinin 2005 yılındaki bir sayısından yazısına yer vermiş Atabek:

Posta kutuma gelen mesajlardan bir örnek: ‘Dünyanın en iyi matematikçisi olmak istiyorum. Ne yapmalıyım?’

İçinde gıdım cevher kırıntısı olan her gencin açıkça itiraf etmese de benzer hayalleri vardır. Benzer hayalleri olmayanlardan da toplum köle olarak faydalanır. Bu tür hayalleri olanların pek azı dünyanın en iyi bilmem necisi olmak için gerekeni yapar, gerisi tembeller ordusunda saflarını alır. Gerekeni yapanlar ise bir zaman sonra hayatın gerçeğini öğrenirler, daha doğrusu (ucuz edebiyat diliyle, ama buraya cuk oturuyor) hayatın acı gerçeği suratlarına bir tokat gibi çarpar: ‘Dünyanın en iyisi’ diye bir mertebe olmadığı gibi, dünyanın en iyilerinden biri bile olamadıklarını ve hiçbir zaman da olamayacaklarını anlarlar. Bir iki yıl bunalıma girdikten sonra kös kös bu gerçekle yaşamayı öğrenirler.

Sorulan soru yanlış.

Daha da önemlisi, sorunun kendisi, hedeflediği amaç önünde bir engeldir: Kendini başkalarıyla kıyaslamaktan daha çap düşürücü ve insanı küçültücü bir şey herhalde yoktur. Kendini başkalarıyla kıyaslayan vasat olmaktan kurtulamaz.

Doğru soru şudur: Dünyanın en iyi ‘ben’i olmak için ne yapmalıyım? Bugün dünden daha iyi miyim? Kendimi aştım mı? Başka bir yere geldim mi? Daha mı fazla şey biliyorum ve anlıyorum? Vs.

Aşılması gereken çıta başkaları değil, kendimiz olmalıyız. Dürüst ve yaratıcı kişilerin tek rakibi ve önlerindeki tek engel kendileridir.

Bana kimse “Dünyanın en iyi blogger’ı nasıl olurum?” diye sormadı ve blog yazmayı matematik yapmakla elbette kıyaslamıyorum ancak temelde yatan prensip aynı… İster blog yaz, ister matematikçi ol, bir işi neden yapmak istiyorsun? Bu işteki başarıyı neye göre tanımlıyorsun? Çok para kazanmak, ünlü olmak, günümüzün ölçü birimiyle “çok takipçisi olmak”sa eğer varmak istediğin nokta, o zaman o tür insanların yaptığı şeyleri yap. Yok eğer başarıyı sadece kendi içinde tanımlıyorsan o zaman kimse sana bu işi nasıl yapman gerektiğini söyleyemez, zaten sorunun yanıtı kendi içindedir çünkü…

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

5 yorum

  1. Samimiyetin yeter Blogcu Anne🌸Hastasıyız 💃

  2. Ne güzel demişsin… ne mutlu ki 2011’de başladığım blogculuk işinde ben de “yüreğimin götürdüğü yerdeyim” ❤️

  3. Anneme Blog Yazarı Olduğumu Söylemeyin O Beni Bir Kurumda AR-GE Uzmanı Sanıyor (http://neslicetarifler.blogspot.com.tr/2017/01/anneme-blog-yazar-oldugumu-soylemeyin-o.html?m=1) diye bir yazı yazmıştım bloğumda. Ve orada kendimi “Blog Yazarı” olarak gördüğümü söylemiştim. Çünkü 10 yıldır blog yazan biri olarak kendimde bu hakkı görüyordum.

    Çalışma hayatım boyunca önemli bir çok işin altına imzamı attım ama blog yazarken yazdığım hazzın hiç birini o işlerde alamadım.

    Bana da yıllardan beri markalardan teklifler geliyor. Bir kaç marka dışında hiç birini kabul etmedim. Sadece 2 markanın ürünlerini blogda kullandım ve birinden de zaten ödüllü tarifim olduğu için kutlama amaçlı hediye ürün gönderdiler.

    Geçen sene bir SEO şirketi benimle iletişime geçip markalara tanıtım yazısı yazmamı teklif etti. Kendilerini önce araştırdım, sonra güvenilirliklerine inandım ve sorularıma verdikleri cevaplara itimat ederek tekliflerini kabul ettim. (Hem de verdikleri komik ücreti sorgulamadan.) Tek bir şartım vardı. Yazıyı kendim yazacaktım. Ve markayı seçme hakkım olacaktı.

    O firma ile geçen sene bu vakitlerde anlaşmamıza rağmen toplamda 2 yazı yazdım. Çünkü sistem nasıl işliyor az buçuk öğrendim. Markaların çoğu kendi metinlerini kendileri yazıyor ve o metinde hiç bir değişiklik yapılmadan aynen yayınlanmasını istiyor. O yüzden bloğun içeriği ne olursa olsun bazı bloglara girdiğinizde sayfa sayfa çamaşır suyu reklamı, ev temizleyici reklamı ile karşılaşabiliyorsunuz.

    Tarzıma ters düştüğünden o tarz tanıtım yazılarını kabul etmedim. Hele ki kullanmadığım bir ürünün tanıtımını yapmak komiklikten öte birşey.

    Ama blog yazmadığı halde (ki zaten şu aşamada gerek bile görülmüyor) instagramdaki takipçilerinin sayısı sebebiyle ve hashtagleri sayesinde kaldığı oteli bedavaya getirenler de yok değil. Kendilerine hediye gönderilen ürünlerin tanıtımını yaptıktan sonra başka mecralarda satmalarını saymıyorum bile.

    İşin şu boyutu da var. Ben 3 sene önce anne oldum ve bir çok anne gibi çılgın Google araştırmalarımı yaparken aradığım kelimenin önüne ya da sonuna hep sizi yazarım. Çünkü birini rehber olarak seçmek ve ona itimat etmek benim için çok önemli. Sizin yazılarınız içime su serpiyor. Önerdiğiniz kitaplar ufkumu açıyor. Blog sayesinde para kazandığınızı da biliyorum. Haddim değil belki ama her kuruşu helali hoş olsun.

    Hep söylediğim bir şey var. Herkesin bir sosyal medya hesabı vardır ama herkesin bir bloğu yoktur. Blog yazarlığını profesyonel olarak yapıp para kazanmak da olsun ama kalite elden bırakılmadan. Daha dil bilgisi kurallarını bilmeyip, ilkokul seviyesinde cümle kuranlar da mümkünse daha çok okuyup daha çok öğrensinler ve sonra “paylaş” tuşuna bassınlar. Bloğu olmadan iyi bir ışıkta çekilmiş güzel bir fotoğrafın altına süslü iki cümle yazıp onlarca hashtagle paylaşan kişi blog yazarı değil benim gözümde.

    Olur da bu yorumu okuyan ve blog dünyasında çok paralar kazanmayı hayal edenler olursa onlara naçizane tavsiyem ne yapacaklarsa ya da ne yazacaklarsa hep aynı heyecanla yazsınlar ve sizin de söylediğiniz gibi kendilerini hep bir adım ileriye götürsünler. Ve zaten eski blog yazarlarına baktığınızda çoğu kendisi için açmıştır bloğunu. Biri okur mu okumaz mı, kaç takipçim olur, ne kadar para kazanırım düşüncesi ile değil. Ama bugün olmazsa yarın kalite her zaman fark edilir.

    Not: Ebrar Güldemler’i sizin blog sayesinde tanıdım. Instagramdan da takip ediyorum. Kalemi o kadar kuvvetli ve entellektüel olan birinin takipçi sayısı, niceliğin değil niteliğin öneminin en büyük göstergesi bence.

    • Yazınızı şimdi okudum, çoğu yerde başımı sallayarak, satırları bağrıma basarak… Ellerinize sağlık…