8 Yorum

Bıdık Annesi Olmak

İngilizce’deki, 1-3 yaş arasındaki çocukları nitelendirmek için kullanılan Toddler kelimesinin Türkçede tam karşılığı yok.

Daha doğrusu Türkçede -henüz- böyle bir kategorizasyon yok.

Amerikalı doktor Harvey Karp‘ın meşhur Mahallenin En Mutlu Bebeği (orijinal adı The Happiest Baby on the Block) kitabının devamı olan The Happiest Toddler on the Block, Türkçeye Mahallenin En Mutlu Yumurcağı olarak çevrilmişti. Ancak “yumurcak” kelimesi, çocuğun yaşından ziyade huyuna yönelik bir kelime ve Toddler’ın ruhunu yansıtmıyor.

Oysa 1-3 yaş grubu, başlı başına kendine özel bir ismi hak eden bir yaş grubu… Yürümeye başlayan, konuşmaya çalışan bu bebeler her ne kadar “bebeksi” özelliklerini korumaya devam etseler de (örn. bez kullanmak) çocuksu bazı yetenekleri de geliştiriyor olduklarından (örn. kendi kendine yemek yemeye başlamak) bence Bebek olarak adlandırılmak, kapasitelerini yeterince yansıtmıyor, haksızlık oluyor. Türk Dil Kurumu bunu düşünsün, şimdilik ben onlara Bıdık diyeceğim. Türk Dil Kurumu başka bir öneride bulunursa o zaman bakarız.

İster Bıdık deyin, ister Yumurcak, nevi şahsına münhasır bu yaşa ilişkin oldukça yakın gözlemler yapma imkanı buluyorum son zamanlarda… Buluyorum, çünkü evimizin en küçük insanı şu an tam da bu devrin özelliklerini yansıtıyor. Nedir bu özellikler? Fotoğraflarla anlatmaya çalışayım:

Oyuna alınmayı talep edebilecek kadar çocuk… Ama oyuna dahil edilecek kadar değil…

Ayaklanmaya başlamasıyla birlikte adeta “Ev-vet başlıyoruz!” dedi ve hareketsiz olduğu zamanlar bakıp bakıp iç geçirdiği ne varsa elini uzatmaya başladı kendisi. Buzdolabının kapısı, çamaşır ve bulaşık makinelerinin düğmeleri, abilerinin rafları, salondaki sehpaların üzerileri…

Böyle bir merak duygusu, böylesine bir keşif isteği herhalde başka hiçbir yaşta olmuyor. Her şey artık erişimi altında, değilse de öyle olması gerektiğini düşünüyor ve onu tutabilene aşk olsun!

Tabii bu sıralarda kazalar da yaşanmıyor değil. Burnunu kanatmak ve hatta üç gün boyunca morartmak pahasına koltuktan düşmeler, buzluğu açıp elini sıkıştırmalar, vb. her çeşit aksiyon ve sonrasında bolca çığlık ve gözyaşı var şu sıralar evimizde… Bütün bunların kaşla göz arasında olduğunu söylememe ise bilmem gerek var mı?

Elbette bu merak duygusu ve keşif isteği beraberinde muazzam bir hayret kapasitesini getiriyor. “Bak sen şu işe, nasıl oluyor da oluyor?” bakış açısı, bundan henüz 20 ay önce dünya üzerinde olmayan bu insanın şu sıralardaki hayat felsefesini özetliyor adeta… Ne zaman parka gitsek, etraftaki diğer çocukları -özellikle de cüssesi kendine yakın olanları- izlemekten oynayamıyor bizimki.. Bu kadar şaşılacak ne var, bilmiyorum. (“‘İşte şimdi tam da büyükler gibi konuştun!’ dedi küçük prens”)

Ayaklanıp yürüyebilmek bağımsızlıklarını ilan etmek demek oluyor ya hani bu modeller için… Bu öyle bir bağımsızlık ki, sınırlarına kendisi karar veriyor. Etrafı kurcalayacak kadar bağımsız, ama onu endişelendiren en ufak bir seste koşup annesine dönecek kadar bağımlı… Anneye düşen çoğu zaman sadece durup izlemek, endişe anında da orada olmak… “Ben buradayım, dönüp geldiğinde beni bıraktığın yerde bulacaksın” — sırf bu bakış açısını koruyabilsek, olaylara hep böyle yaklaşabilsek mük-kem-mel anneler oluruz ama nerdeeee?!

 

Bağımsızlık, beraberinde kararlılığı, oradan sağa dönünce de inadı getiriyor tabii. Eğer belli bir oyuncağın belli bir yere belli bir şekilde koyulması gerektiğini düşünüyorsa o öyle olacak. Parktan dönme saati gelmişse, ama onun canı dönmek istemiyorsa tabii ki karşı koyacak. O bitti demeden bitmez!

Badi badi yürüyüşü artık geride kalmaya başlıyor. İlk günlerde ayaklarının üzerinde zor dururken (benim de ayaklarım öyle ponçik, öyle etli olsa ben de duramam!) şimdi şap şap ayak seslerinden tanıyoruz evin içinde kendisini… Mevsim itibarıyla çıplak ya ayaklar, sesleri de olanca çıplaklığıyla duyuluyor tabii… Sadece eve de özgü değil bu çıplaklık, mümkün olan her yerde ayaklar fora!

Talepleri var artık. Sabah kalktığında karnı açsa (ki hep aç) boyu hizasındaki dolaptan tabağını alıp içine kuru üzüm doldurtuyor; yatmadan önce banyoya girmek istiyor, kaka yaptıysa temizlenmesini ve fakat annesinin temizlemesini buyuruyor (Anne? Kaka. Anne. Meali: Anne ben kaka yaptım ama sen temizle, başkası değil. Yeminle bak kıyameti koparırım)

Ne diyorduk? Ah evet, bağımsızlık… Ve beceriler… Birçok şeyi kendi başına yapmaya başlıyor artık. Pusetine kendi kendine çıkabiliyor mesela… Bu ne demek biliyor musunuz? 12 kiloluk bir kum torbasını sürekli oradan kaldırıp oraya koymak yerine sözel talimatla yerleştirebilmek demek.

Anne: Derya’cığım, pusetine oturur musun?
Derya (içinden): Hem-men.

Parka gitmek hobilerinin başında geliyor (çünkü başka yapacak bi şey yok). Günde en az iki kez gidiyor parka, önce bi hayret ediyor yukarıda dediğim gibi, sonra sıra oyuncaklara geliyor. Kumlar, kaydıraklar, tahterevalliler ve tabii ki salıncak. Önce bi kendisi sallanıyor salıncakta…

Çünkü neden yapmasın?

Konuşması hızla ilerliyor. Oldukça uzun süren bir hitapsızlıktan sonra Nenne olarak çıktığım yolda en nihayetinde Anne’ye dönüşmüş bulunuyorum. “Barbunya diyor, anne demiyor“dan “Ayh, bi beş dakika anne deme allah aşkına!”ya geçişim çok uzun sürmedi. Çünkü o “Anne” öyle Türk filmlerindeki gibi “Anne… Anneciğim…” türünden şefkatli ve titrek bir Anne değil. Daha çok giderek yükselen, birbiri ardında eklenen ve en az üç kere tekrar eden talepkar bir Anne’ler zinciri: AnneAnneANNE!

Barbunya’lar, anne’ler havada uçuşurken gün geçtikçe başka kelimeler ekleniyor dağarcığına… Arkadaş demeye başladı, mükemmel bir şekilde üstelik. Ve hayvanlar alemine de harika bir giriş yaptı bu sırada…

Tanıştırayım: Bu bir HATOPOPOM. O öyle diyorsa öyledir.

A post shared by Elif Dogan (@blogcuanne) on

 

O kadar eğlenceli, o kadar sevimli ki, insanın neredeyse bir kere daha yapası geliyor.

Neredeyse.

 

Prima

Bu yazı Prima’nın desteğiyle yayınlanmıştır. Prima’yla İlk Yılım konulu yazıların tamamını buradan, Prima’yla Beş Yıldızlı Söyleşiler’i buradan okuyabilirsiniz. Annelikle ilgili keyifli ve faydalı makaleleri Prima’nın web sitesinde bulabilir, Prima.com.tr’ye üye olarak her ay 1 yıllık bebek bezi kazanacak 5 anneden biri olmak şansı yakalayabilirsiniz.

8 yorum

  1. 26 aylik oglum cicekleri koklamayi kesfetti ve bammm daha ilk gunden bahcedeki gulun ustune dustu sonuc sol kolunda gulun dikenlerinin yaptigi cizikler..bazen cok garip kazalar olabiliyor..

  2. ahaha :))) neredeyse…. :))

  3. Yapılmışı var,çok güzel de ama yetilemiyor hepsine :/ İmza 1 bıdık,1 bebek,1 bıdık üstü annesi

  4. Benim de yavrum 2 yaşını geçti bile…Her anını hafızama kazımak hissindeyim.Resimler, notlar , günlükler ile bunu yapmaya çabaliyorum.40 Yaşımdan sonra geldi ve meğerse gerçek tatlı hayat oymuş…

  5. Ingilizcedeki Toddler badi badi yurumekten geliyor. Acaba Badi veya Paytak mi desek bu modellere? 😀

  6. ayşegül yetiş

    Çok güzel yazmışsınız. Gerçekten insanın tekrar yapası geliyor 🙂

  7. Evin sessiz sakin olduğu nadir zamanlarda en keyifli şeylerden biri yazdıklarınızı okumak. Okudukça keşke ben de yazabilseydim demekten alamıyorum ve okurken ufak bir tebessüm halinde yakalıyorum kendimi.Velhasıl kelam siz hep yazın 🤗😊