3 Yorum

Eylül’de Gel

Yazar Hakkında

EBRAR GÜLDEMLER – Anne, bibliyofil, çevirmen, öğretmen… İyiliğe, perilere, inceliklere, dengeye, kız kardeşlik kültürüne, barışmaya ve affetmeye, kelimelerin gücüne, her şeyin hayal etmekle başladığına ve en çok sevgiye inanıyor. Çocukları büyütünce gemi seyahatine çıkmayı planlıyor. Ebrar’ın tüm yazılarını buradan okuyabilirsiniz.

Benim için sene başı; Eylül ayı. Bu biraz öğrencilik/öğretmenlik zamanlarından miras aslında. Ama çocuklu hayatla da iyice pekişti. Yeni planlar, büyüme eşikleri, yeni yılın işleri başlıyor.

Koca bir yaz geçti, sıcaktan günler de uzadı adeta. Epey zordu, her şey durdu bir ara, maddi kısımlar da zorladı. Ayrıca çocuklar yaz okullu değildi. Haftada bir gün hariç, zamanımızın çoğu bitişik nizam geçti. Onlara çok iyi geldiğini hissettiğim, beni biraz yoran uzun günler geçti. Yeni parklar keşfettik, çimlerde yuvarlandık. Sadece “tamamen yalnız kalma” ihtiyacımın beni zorladığı günler oldu. Eskiden huysuzluk olduğunu düşünürdüm, uzun zamandır öyle olmadığını biliyorum. Anne olmakla da ilgisi olmadığını biliyorum. Onlarla zaman geçirmek bambaşka bir mutluluk, kendimle kalmak bambaşka. Ayrıca bir şeyler yazabilmek, üretebilmek için o yaratım anının dışında anlara da ihtiyaç duyuyorum. Masanın başına geçip yazıya oturmadan öncesi de şart. Demlenmek, durup düşünmek, kağıtlar karalamak, boş boş bakmak, hayal kurmak için… Bunlar ancak yalnızken olursa oluyor.

Yaz boyu çok çalıştım. Evde de ufak tefek değişimlere gittik, kitaplar taşınca kitaplık aldık, yataklar büyüdü, iş bölümü arttı… Ben kitaplar okudum, kitaplar tercüme ettim, çok yazdım. Art arda yayınlanacak gibi görünen kitaplar bitti. Kitap fuarını heyecanla bekliyorum. Tam zamanlı öğretmenliği bu sene için rafa kaldırdım. Hayatımız için daha uygun görünen bir düzene geçtim, süreç pek kolay olmadı, ama sonuçtan memnunum.

Burada bir parantez açıp, evde çalışmak/serbest çalışmak denen hadisenin kahve-dergi-Starbucks ve keyif anlarından ibaret olmadığını eklemek istiyorum. Bunlar hep Instagram. Gerçekteyse bir çalışma gününüz herhangi bir şekilde verimli geçmediyse, tam zamanlı bir işte keyfinizden gitmeyecek olsanız ne yaşayacak olsanız, ondan beterini yaşıyorsunuz diyebilirim. Zamanı çok iyi yönetmek gerekiyor ve “hayır” demeyi bilmek. O masanın başına saygıyla geçmek, pijamalarla değil, vaktin önemine saygı duymak gerekiyor. Bazı arkadaşlarınız için çok eğlenceli bir insan olmuyorsunuz, ama yapacak bir şey yok pek.

Kendim için bir şeyler yapmaya başladım. Bir spor saatim var, çok tatlı bir arkadaş. Attığım adımları, nabzımı görebiliyorum. Nabız ve tansiyon meselesi benim için çok ciddi bir kaygı nedeniydi, görebilmek en başta kaygıma iyi geldi. Devamına düzenli yürüyüş ve diyet de eklendi. Sürekli olarak ertelediğim “bir gün zamanım/param olunca” diyetisyene giderek başlamayı düşündüğüm süreci, kendi kendime, küçük değişikliklerle uygulamaya başladım. Yürümek başlı başına bir mutlulukmuş, şu yaşımda öğrendim, aferin bana, canım kendim.

Konfor alanı denen o güvenli çemberin dışına olabildiğince çıktım, yeni şeyler denedim bu yaz. Bir radyo programına başladım. Her Çarşamba 101.4 Kent Fm’de 10.00-12.00 arası programım var. Harika konuklar ağırladım, yaz boyu düzen oturdu. Çok gurur duyduğum, her hafta gelişen bir iş oldu. Kış için planlamalar yaptım bile. Mesela her ay bir bölüm de Psikodramatist, Aile Danışmanı Aliye Karaşahin bizimle olacak. Her ay için bir temamız var. Bu ayki programda; 6 Eylül’de yani, okula alışma sürecini konuşacağız. Onlarca sorum var, sizlerinkini de ileteceğim. Çok güzel olacak!

Okula alışma demişken, benim büyük kedim mini mini bir oluyor. Ne kalp ağrısıymış! Karar vermek ayrı bir maceraydı zaten, yaşayanlar bilir… 2010 sonu doğdu, geçen sene istemedim ve danıştığım eğitimci/uzman herkes de bu kararda hemfikirdi. İçim rahattı, bir anaokulu senesi daha ve üzerine kucak kucağa bir yaz geçirdik. Şimdi birinci sınıf. Hayatı tamamen değişecek ve hatırlayacak. Düşündükçe gözlerim doluyor. Kayıt ve öğretmen seçme işlerinin olduğu gün ağladım. Böyle mutluluktan ağlamak değil, daha farklı bir ağlama bu. Acemiliğimin hiç bitmediğini görmek kalbimi titretiyor. Hem çok güzel bu, hem gerçekten zor. “Tam varıyorum ki hedefe bir yenisi başlıyor, bu oyun hep aynı, değişmiyor” diyor ya, işte öyle!

Eylül geliyor, serin yağmurlar, uzun yürüyüşler, çalıştığım geceler, karlı günler geliyor peşi sıra. Hazırım, kalben ve zihnen… Bakalım beni nasıl maceralar bekliyor?

3 yorum

  1. Ebrar geçenlerde eşim “her yıl koca bir ansiklopedi çıkaran Çiğdem nerde?” diye sordu nerdeyse 1.5 yıldır kalem oynatmadığıma işaret ederek. O kendinle bir dakika bile baş başa kalamama, demlenememe ve kilitlenip kalma halinin dayanılmaz ağırlığıyla mücadele ediyorum uzun zamandır. Seni nasıl anlıyorum… Ve ayrıca oğlunun okula başladığı ilk günü okurken benim de boğazıma bir şey düğümlendi. O unutulmaz ilk günün mimarı olmak ne büyük sorumluluk hakikaten… Kızımla ilgilenirken ne zaman zorlansam, aklıma bekar anneler ve en başta sen geliyorsun ve bol bol kolaylık diliyorum. Sevgiyle…

  2. Sizi ve yazilarinizi cok seviyorum Ebrar.

  3. öyle güzel yazmışsınız ki…sanki karşımda ben, kendimle konuşuyormuş gibi….