1 Yorum

Memleketimden Bayram Trafiği Manzaraları

Biz normalde bayram tatillerine özel bir seyahat programı yapmayız pek. Ki zaten genelde tatillerimiz hep son dakika programı şeklinde geliştiğinden istesek de yapamayız, biz karar verene kadar dolup taşmış olur her yer. Biz de bayramda boşalan İstanbul’u bekleyenler ve tatile gidenlere duyduğu gizli hasetten “Ayh hiç gelmesenize yea, İstanbul böyle daha güzel!” diye nanik yapanlar tarafında oluruz genellikle…

Bu sene annemler Bodrum’a taşınınca iş değişti. “Madem Bodrum’da ev var, eh, bir hafta da tatil var, gidelim o zaman; hem ne kadar kötü olabilir ki?” dedik.

Bayağı kötü olabilirmiş.

Evde kaldığımız için kalabalıktan minimum etkilendik, ancak yine de en yoğun saatlerde deniz kenarında olmak, stratejik bazı planlamalar gerektirecek kadar ciddileşebiliyormuş, onu anladık. Akşam saatlerinde ise normalin çok ötesinde bir araba ve insan trafiği vardı. Neyse, konumuz bu değil.

Konumuz, bu kalabalık tatilin kalabalık dönüş yolculuğu…

İlk kez bir bayram trafiğinin en akut zamanında yollardaydım. Hani o gazetelerde “Tatilciler gişelerde kilometrelerce kuyruk oluşturdu” haberleri var ya hani, hah işte, o tatilciler bizdik.

Gidişimiz çok kolay olmuştu. Google Maps’in 8 saat 12 dakika olarak gösterdiği yolu üç çocukla birlikte 9 saatin altında tamamlamıştık, duraklamalarla birlikte üstelik! Bir gece önceden bavulları arabaya yerleştirmiş, sabah gözümüzü açar açmaz arabaya doluşmuş, kahvaltıyı da arabada, seyir halindeyken kayınvalidemin bir gün önce yaptığı sıkmaları yiyerek etmiştik. Molaları da kısa tutunca, Bodrum’a vardığımızda denize bile girecek zamanı bulmuştuk.

Bavulları eve, kendini sahile atmak… #blogcugillerseyahatte

A post shared by Elif Dogan (@blogcuanne) on


Dönüşün bir önceki gecesinde niyet ettik sabahın 6’sında yola çıkmaya, ama her zamanki gibi niyetimizle gerçekler arasında iki saatlik bir fark vardı. Neticede saat 8’de arabada, fırından aldığımız sandviçlerle birlikte 8:20’de İstanbul yolundaydık.

Zorlu bir yolculuğa hazırdık; sandviçler, Derya yolda yemek yemeyi reddediyor diye onun yulafı, meyve, kuruyemiş ve sularımızla donanımlıydık. Yolun yarısında stoklarımız tükenme noktasına gelince sıraya girdiğimiz benzinliklerden birinde takviye yaptık ve biraz daha oyalayıcı kuruyemişlere geçtik: Antep fıstığı, ay çekirdeği… Nitekim trafiğin durma noktasına geldiği anlarda çekirdek çitlemekten başka yapacak bir şey olmuyordu. (Ve, bazen -yani çoook nadir (!)- çocuklar çok konuşur, çok söylenir, çok “Ne zaman orda olucaz? Ne kadar kaldı???” diye sorar ya hani, işte böyle “oyuncaklı” kuruyemişler bir nevi “emzik” görevi görünüyor bu durumlarda: “Evladım al ye şu fıstıkları, fazla soru sorma…”)

Google Maps yine 8 saat 19 dakika veriyordu varışımızı, akşam üzeri 5 gibi burada olacaktık. İstanbul girişindeki yoğunlukla birlikte 7 gibi varırız diyorduk. Ahahahahaa ilahi sürahi!.. Kaderin bizim için ördüğü ağlardan ne kadar da habersizdik!

Elbette yollar kalabalıktı ve herkes bir yerden bir yere gitmeye çalışıyordu ve çok trafik vardı ve fakat mesele trafik olmasında değil. Mesele, trafiğin niteliğinde… Çünkü bu bayram trafiğindeki insan davranışları bu ülkenin eğitim seviyesinin iz düşümü adeta… 

Trafik olabilir. Neticede uzun bir tatil ve herkes bir yerden bir yere gitmeye çalışıyor ve o “bir yer” kalabalığın büyük çoğunluğu için İstanbul. Dolayısıyla İstanbul girişinin tıkanması çok normal. Yollar, milyonların yola döküleceği yılda birkaç günlük bayram trafiği düşünülerek yapılmıyor, sıkışıklık olabilir, kuyruklar olabilir.

Ama sene olmuş 2017, hala emniyet şeridini babasının malı zannedenler var.

Hâlâ normal tuvaletlerde “sıra olduğu için” engelli tuvaletini kullanmayı kendinde hak gören insanlar var.

Hâlâ tuvaleti kullanmayı bilmeyen insanlar var.

Elbette buranın temizliğinde aksama var, ama burayı bu hale getiren insanların hiç mi suçu yok? #SadeceSoruyorum.

Hâlâ her bayramda yüzlerce insan ölüyor bu ülkede. Bu bayramın bilançosu 103 ölü, 640 yaralıymış gazetelere göre… Ve bu kanıksandı. Bayramda yola çıkanların öncelikli hedefi “eve sağ salim varmak”, yoldaki koşulların ne olduğu çok da önemli değil.

Çok uzun bir yolculuktu… Gerçekten ben hayatımda böyle bir şey görmedim, resmen akın vardı İstanbul’a doğru… Dışarıdan bakınca çok komik göründük gözüme, bir sürü insan, arabaları tıka basa dolu, bir yerden bir yere gitmeye çalışıyorlar ve birbirleriyle yarışıyorlar. Sadece trafikte de değil üstelik, mola yerlerinde de bu böyle… Benzincilerde araba sırası var, tuvaletlerde insan kuyruğu var, herkesin yüzünde aynı yorgun ifade, bir yandan da merak içinde soruyorlar birbirlerine: Siz nereden geliyorsunuz? Biz Asos’tan çıktık saat 11’de… Biz 8 saattir yoldayız! Eltimler sabah 4’te çıktılardı, onlar varmışlar…

Google Maps en yakın dostumuzdu… Ki zaten artık İstanbul içinde bile -belki de özellikle İstanbul içinde- onsuz hareket edemez olduk biz (trafikten dolayı). Trafiğin en çok tıkandığı iki yerden biri olan Susurluk yolunda bizi bir tarlaya saptırdı Google Maps. Bildiğin tarla! Resmen off-road parkuru gibi… İki, bilemedin üç kilometrelik bir yolda tozu dumana katarak gittik. Çok komikti!

Sonrası hiç komik değildi çünkü anayola bağlandığımızda bizi yine aşırı bir trafik bekliyordu.

Bu aşırı trafik yoğunluğu sanal iletişime de yansıdı ve çoğu yerde internet doğru dürüst çekmedi. Google Maps’e ulaşamadığımız zamanlarda minik panik ataklar yaşadık zaman zaman. (Teknoloji bağımlılığı neydi? Herhalde bunun gibi bir şeydi.)

Normalde 8-9 saat sürmesini planladığımız bir yolun 14 saat sürmesi hepimiz için çok yorucuydu. Derya yolda sadece yarım saat (30 dakika!) uyumayı “tercih etti” çünkü ne kadar uyumak isteyeceğini bizden öğrenecek değil! Büyükler ise birbirlerine sardılar, “Gözünün üstünde kaşın var”ın hakkını veren kardeş kavgaları yaşandı yol boyu…

Ama ne bunlar, ne de trafik yoğunluğu değildi en çok sinir bozan… Trafikteki insanların tutumuydu…

Bilmiyorum çok mu zor, bir arabanın önüne kırmadan önce onun içinde insan olduğunu hatırlamak?

Ya da sen kendini çok akıllı sanıp emniyet şeridinden giderken diğer insanları nasıl aptal yerine koyduğunun farkına varmak?

Hanzoluğun prim yaptığı ülkede değil belki de…

Ve bu yolculuk boyunca en çok ne geldi aklıma biliyor musunuz? Tabii ki biliyorsunuz, çünkü bu ülkede -özellikle İstanbul’da yaşayanlarla- ortak korkuları paylaşıyoruz: DEPREM. Planlı, programlı, önceden hazırlık yapılarak, yanına yiyecek, içecek alınarak, yoldaki kalabalığı göze alarak çıkılan böylesi bir yoğunlukta bile insanlar birbirlerinin önüne geçmeye, market sıralarında sıra kaynatmaya meylediyorsa yarın öbür gün ciddi bir deprem olup herkes sağa sola kaçışmaya başladığında -kaçışabilirse tabii- ne olacak?

Bence bu sorunun yanıtını hepimiz biliyoruz.

Bir yorum

  1. Google Maps demişken.. Eşim her zaman Yandex Navigasyon kullanır ve bu uygulamada trafik bilgileri sanki daha güvenilir, bu sebeple bence kullanabilirsiniz ..