21 Yorum

Devlet Okulunda Veli Olmak

Türkiye’deki eğitim sistemi ve son müfredat değişikliği ile ilgili hazırladığı bir haber için veli görüşü arayışında olan Kanadalı bir gazeteci, çocuğumu daha önceden neden devlet okuluna gönderdiğimi, şimdi neden özel okula gönderdiğimi, son müfredat değişikliği hakkında ne düşündüğümü falan sordu.

Dedim ki, “Günümüz Türkiyesinde belli bir zihniyette olup da devlet okulunda veli olmak, sisteme rağmen bir şeyler yapmayı gerektiriyor. Oysa tam tersi olması, kendinizi sisteme bırakabilmeniz gerekir.”

Yukarıda bahsettiğim “devlet okulunda sisteme rağmen bir şeyler yapmak”, sistem karşıtı olmayan -daha “az anarşik” bir ifadeyle sistemle barışık olan- insanlar için geçerli.  Yok eğer eğitim sisteminin ve devlet okullarının bugünkü halinden memnunsanız o zaman zaten bir şey yapmanıza, bir şeylere karşı gelmenize ve hatta oturup sinirinizi bozmanıza falan bile gerek yok.

İlk dört seneyi devlette geçirmiş ancak şimdi çocukları özel okulda okuyan bir veli olarak bir yandan “Allah bu ülkenin MEB’ini de, eğitim sistemini de, devlet okullarını da bildiği gibi yapsın” demek istiyorum ama diyemiyorum. Okulda evrim öğretilmeyecekmiş (öğretiliyor muydu???), yok kadınlar kocalarına itaat etmeliymiş, bunlar beni ırgalamaz da diyemiyorum çünkü ırgalıyor. Benim çocuğum nerede okursa okusun, bu ülkenin okullarında öğretil(mey)en her şey hepimizi direkt ilgilendiriyor. Ve ayrıca, her ne kadar çocuklarımın okuduğu özel okuldan çok memnun olsam da, anayasal hakkım olan parasız eğitimi istediğim nitelikte alamamaktan, nitelikli eğitim için de para vermek zorunda kalmaktan hiç memnun değilim.

Ama bu yazının konusu bu değil.

Geçen haftaydı sanırım, Ebrar aradı, “Elif, bazı sorularım var, hatta yazsan ne güzel olur” dedi. “Nedir?” dedim, “Devlet okulunda 1. sınıf annesi olmak” dedi.

O an, bundan 5 sene önce yaşadıklarım gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçti. Aslında öyle olmadı, Ebrar’la konuştukça laf lafı açtı ve ben konuşurken bir yandan not aldım. Çünkü gerçekten de o zamanlar birazdan yazacaklarımı birileri bana söylese çok iyi gelirdi.

Öncelikle ister devlet okulunu isteyerek tercih etmiş olun, ister maddi zorunluluktan, hayırlı uğurlu olsun. Eğer istemeye istemeye bu zorunlu tercihi yaptıysanız da dünyanın sonu değil. Çocuğunuz çok da nitelikli olmayan bir okulda, kalabalık bir sınıfta okuyacak diye hayatı falan kaymayacak. Ali Koç “Kalabalık sınıflarda çocuklar öğretmene daha az maruz kalır” demişti (bu iyi bir şey), bunu duymak bana çok iyi gelmişti.

İlkokulda en ve tek önemli olan şey öğretmen. Okulun fiziksel olanakları, öğretmenin, çocuğun üzerindeki etkisinin yanında çok geri planda kalıyor. Çocuğunuzun can güvenliğini tehdit eden faktörler yoksa (bazen olabiliyor) işin duygusal boyutuna yoğunlaşmaya çalışın.

Duygusal boyutu dediysek, çocuğunuzun yıpranmaması için kendinizi yıpratıp durmayın. Çocuğunuz yıpranacak, özel okulda da olsa yıpranacak (Tek fark, orada, para ödediğiniz için, hesap sorma hakkı göreceksiniz kendinizde, ki bunun da doğruluğu tartışılır). Neticede okul, bambaşka ailelerden gelen bambaşka çocuklarla (belki de ilk kez) bir arada olacağı bir ortam. Onu sevmeyenler çıkacak, hırpalayanlar çıkacak. Çocuğunuza kendini savunmayı, en azından korumayı öğretin. Buna, bir büyükten yardım istemek de dahil.

Ödev konusu ilkokul birinci sınıfın en tatsız konusu. İki ayrı devlet okulunda veli olma fırsatı elde eden biri olarak, bu konunun öğretmenle ilgili olduğunu gözlemledim. Eğer öğretmen “Çocuğunuzun ödev yapmasından siz sorumlusunuz” diyorsa yandınız. Öyle bir durumda, aslında çocuğunuza ait bir sorumluk sizin omuzlarınıza yüklemiş oluyor ve bu çok saçma, siz ödev yapma sıranızı çoktan savdınız. Kaldı ki, ödev yapmak istemeyen, ödev yapmanın gerekli olduğunu düşünmeyen, dahası, yaşı itibarıyla bu sorumluluğu almaya hazır olmayan bir çocuğa Allah gelse ödev yaptıramaz, olsa olsa çocuğunuzla birbirinize girersiniz. Bu konuda bir çözüm önerim yok, sadece bunu bilerek girin bu topun ağzına… (Bence çok zor durumlarda öğretmene rağmen ödev yaptırmamak, yapmış gibi yapmak da bir alternatif.)

Yok eğer öğretmen “Çocuğunuzun ödevine karışmayın” diyorsa çok şanslısınız. Hem gerçekten ödevin ne olduğunu kavramış olan bir öğretmenle karşılaşmış olduğunuz için, hem de ödev konusu çocuğunuzla aranıza nifak tohumları serpmeyeceği için.

Öğretmen demişken, öğretmeni hiçbir zaman karşınıza almayın. Eğer çocuğunuza fiziksel ya da duygusal bir istismarda bulunmuyorsa, adamın/kadının işine karışmayın. Tarzını eleştirseniz de, doğru bulmasanız da öğretmen olan o, siz değilsiniz. Ve davranışlarını, tarzını değiştiremezsiniz. Değiştirmeye kalkarsanız mutlaka yenik çıkacağınız bir savaşa girmiş olursunuz. Sizden daha da fazla etkilenen bir kişi olur bu savaştan: çocuğunuz.

Öğretmene sinirlenip gidip müdüre şikayet etmeler falan, bunlardan iyi bir şey çıktığını ben görmedim. Bir sorununuz varsa öğretmenle halletmeye çalışın önce. Baktınız olmuyor, o zaman başka yollara girersiniz, gerçekten yapabileceğiniz bir şey kalmadığında (başka bir öğretmene geçmek de, çok kolay olmamakla birlikte, bir alternatif). Kimseyi kategorize etmemek lazım, öğretmenler de insanlar neticede ve tahmin ettiğimizden çok daha zor koşullarda yapmaya çalışıyorlar işlerini…

Sınıf annesi denilen bir kavram var devlet okullarında. Genellikle aktif olmayı seven veliler bunlar, öğretmenle diğer veliler arasında köprü rolü oynuyorlar. Böylece öğretmen 35 kişiye söylemek yerine tek bir kişiye söylüyor ihtiyaçlarını… Öte yandan, sınıf anneliği (neden sınıf babası yok?) de istismara açık bir pozisyon. Kendini fazla önemseyebiliyor bazen bu kişiler.

Sınıf Anneliği istismara açık dedim ya, sınıf annesini istismar edenler de çıkabiliyor bazen. Kadın canını dişine takmış, sınıf için bir şeyler yapmaya uğraşıyor, diğer veliler binebiliyorlar onun üstüne… Yemin ederim hiç tahmin etmediğim stratejik hareketler dönüyor veliler arasında… “Ayak kaydırma” denilen şeyin sadece plaza çalışanları arasında olduğunu mu sanıyorsunuz? Bir de veli gruplarını görün.

Devlet ya da özel fark etmez, okulların başına gelen en kötü şeylerden biri veli whatsapp grupları… Okulun başladığı gün, birileri çıkıp da sınıftaki velileri bir whatsapp grubunda buluşturmayı teklif edecek, mümkünse oradan hızlı adımlarla uzaklaşın. Gerçekten, veli whatsapp gruplarının bugüne kadar olumlu bir katkısı olduğunu ben gözlemlemedim. Ağırlıklı olarak ödev sormak için kullanılan (“Bizimki ödevi dinlememiş/alamamış/yazamamış, ne olduğunu söyler misiniz?”) bu gruplarda velilerin şu ya da bu sebeple gruplaştıklarına, zıtlaştıklarına da şahit oldum. Bu grupların en büyük derdi “Öğretmenler Günü’nde öğretmenİMİZE ne alalım?” oluyor ve eğer “Öğretmenler gününde öğretmene pahalı bir hediye almak yerine ev/el yapımı bir resim/çiçek verilmeli” diyenlerdenseniz kendinizi çok yalnız hissediyorsunuz. Özetle, zorunda değilseniz whatsapp grubuna girmeyin, ki bence değilsiniz.

Öte yandan, bu tür ayrıksı tavırların çocuğunuza da dışlanmak ve ötekileşmek olarak dönebileceğini unutmamak lazım. Veliler her ne kadar yaş olarak yetişkin olsalar da yetişkinMİŞ GİBİ davranamıyorlar bazen. Bir başka deyişle, sizden -herhangi bir sebeple- gıcık kapan bir velinin çocuğunu doldurması, çocuğunun da çocuğunuza kıllık yapması gibi ihtimaller mevcut.

Dolayısıyla şunu hep akılda tutmak lazım: Çocuğunuzu okula neden gönderiyorsunuz? Bu sorunun yanıtı herkese göre değişir, kimi “Okusun, büyük insan olsun” diye der, kimi “İlim irfan öğrensin” der, kimi de zorunluluktan gönderir. Büyük umutlarla, “Veliler olarak bir araya gelmeliyiz” diyerek başladığım devlet okulu maceramın, “MEB çocuğuma gölge etmesin, başka bir şey istemem” noktasına gelmesi çok uzun sürmemişti. İdealist olmak çok güzel bir şey tabii, ancak eğri oturup doğru konuşalım: Ne devlet okullarını, ne eğitim sistemini düzeltebilecek gücünüz yok, hiçbirimizin yok. Sistem öyle bir kemikleşmiş, değişime öyle bir ayak diriyor (ve her sene biraz daha da geriye gitmeye öyle bir zorlanıyor) ki, bir noktada umudunuzun kırılması işten bile değil. (Beni bu noktaya getiren herkese ve her şeye teşekkür ederim!)

Peki ne yapacaksınız? “Küstüm, oynamıyorum!” diyecek lüksünüz de yok? Çocuğunuza konsantre olacaksınız. Herkes kendi kapısının önünü süpürsün, herkes kendi çocuğuna baksın. “Sınıfa bir Çıtır Çıtır Felsefe serisi alalım, çocuklar okusunlar” dediğimde “Ben çocuğumun felsefe okumasını istemem!” demişti velilerden biri. Bence felsefenin ne olduğunu bilmiyordu, yoksa neden karşı çıksın? Ama ne ona oturup öğretecek halim, ne de onu ikna edecek gücüm vardı. Ben kendi çocuğuma okuyorum zaten, senin için demiştim şekerim, istemiyorsan sen bilirsin.

Ne demiştik? Herkes kendi çocuğuna baksın. Bazı veliler kendi çocuklarına bakmayacaklar. Saldım çayıra, Mevlam kayıra’yı yanlış anlamış olan bu arkadaşların çocuklarının kontrolsüz davranışları ister istemez sizi(n çocuğunuzu da) etkileyecek. Böyle durumlarda, çok zorunda kalmadıkça öğretmeni dahil etmeden, doğrudan (Whatsapp grubunda değil!) o kişiyle iletişim kurmak en iyisi. Ha, iletişim kurduğunuzda da sinirlerinizin bozulmayacağının garantisi yok tabii… Çocuğumun kulağını çekmek suretiyle yere diz çöktüren bir arkadaşının annesini aradığımda “Allah Allah, herhalde seninki benimkini çok sinirlendirdi, yoksa normalde böyle şey yapmaz benim oğlum” demişti. Sorumluluk almamak neydi? İşte tam da buydu.

Zorbalık tüm okullarda var, devlet-özel fark etmiyor. Okulların konuya yaklaşımları değişebiliyor sadece… Devlette biraz daha kaybolabiliyorsunuz, özelde biraz daha hesap soran bir pozisyona giriyorsunuz (ki özel okula para verdi diye kendinde hesap sorma hakkı gören veli, bence en uzak durulması gereken velidir). Peki ne yapacaksınız? Birincisi, hiçbir zaman “Benim çocuğum yapmaz” demeyeceksiniz. Çocuklar farklı ortamlarda çok farklı davranışlar sergileyebiliyorlar, hiç bilemezsiniz. İkincisi, sizin çocuğunuza yapıldığında, Ali Kıran Başkesen kesilmeden önce, bir anlamaya çalışacaksınız, her madalyonun öbür yüzü var. Ben çocuklarıma, onları kötü hissettiren davranışlarda bulunan arkadaşlarının, bir “zorlukları” olduğu için bu şekilde davrandıklarını anlatmaya çalışıyorum. Yetişkin müdahalesi gerekli olabiliyor, ancak aklımıza ilk gelen olmak zorunda değil.

Zorbalığın bir önemli boyutu da sessiz kalmamak. Zorbalığın üç boyutu var: Zorbalık yapan, zorbalığa maruz kalan, bir de zorbalığa tanık olan. İşte bu tanık olanın rolü çok önemli. Çocuklarımıza zorbalığa sessiz kalmanın, zorbalığa ortak olmak olduğunu anlatmak için hiçbir zaman erken değil.

Konuyu dağıttım, ne diyorduk? Hah evet, devlet okulları… Ödevden sonra devlet okulunda beni en çok zorlayan bir diğer konu kantin olmuştu. Kahrolsun tüm kantinler! Öyle bir konu ki bu, sizin evde vermediğiniz, o güne kadar varlığını bile bilmediğiniz abur cuburlar okul vasıtasıyla giriyor çocuğunuzun bedenine…Vampir dişli şekerler satılıyordu kantinde, ne diyorsun sen? Ve bu konuda da yapabileceğiniz çok bir şey yok, çünkü devlet, devlet okullarına dört duvar ve öğretmen maaşlarından başka hiçbir katkıda bulunmadığı için, temizlik görevlisinin maaşından tuvalet kağıdına, fotokopi malzemesinden tahta kalemine kadar her türlü masraf Okul Aile Birliği (OAB) müessesesinden çıkıyor. OAB’nin en önemli gelir kalemlerinden birincisi kantin.

İkincisi servis, diğer bir kanayan yara… Servislerde hiçbir düzenleme yok. Servis ablası sadece konu mankeni, eğer çocuğunuzu koltuksuz/kemersiz seyahat ettirmeyen azınlıktaysanız mücadele etmeniz gerekecek. Ve en sonunda kendi çocuğunuza kemerini mutlaka bağlamasını tembihlemekten başka yapabileceğiniz pek bir şey olmayacak.

Eğer servis kullanmıyorsanız dünyanın en şanslı insanlarından biri olarak görebilirsiniz kendinizi… Hele de İstanbul gibi bir şehirde okula yürüyerek gidip gelmek büyük lüks, servise vereceğiniz paranın cebinizde kalması da cabası…

Kantin diyorduk, onun bir uzantısı da beslenme konusu… Bazı devlet okulları bir catering şirketiyle anlaşıp öğle yemeği veriyor, ancak bildiğim kadarıyla bunu yapanlar azınlıkta. Çoğu zaman çocuğunuzun yanına bir şeyler hazırlayıp koymanız icap ediyor, ki yemeklerin kalitesi düşünüldüğünde bunu yapmayı tercih de edebilirsiniz (Deniz iki sene boyunca okulda yedi). Öğle yemeğini yanında götürse de götürmese de bir beslenme çantası olmalı yavrunun, hatta ben en az içine koyduğum yemek kadar yaptığım resimlere de özeniyordum.

Ne yemek koymalı içine peki? Sulu yemek yemeleri zor, genelde dürüm tarzı şeyler… İçine humus sürülmüş bir kaşar peynirli sandviç mesela… Yanına üzüm koyardım, elma koyardım. Bazen bir kutu süt koyardım (okulda verilenlere güvenemezdim ve toplu zehirlenmeleri hatırlayınca haklı sebeplerim vardı!). Neticesinde atla deve bir olay değil, sabah kahvaltısını çok sıkı ettirir, eve geldiğinde de yine güzelce doyururdum. Yemek yemesi kadar önemli bir başka konu su içmesiydi bence, su içmeyi unutuyor çocuklar. O noktada da seveceği bir matara bu konuda teşvik edebilir, ya da şu -her ne kadar istemesek de- karakterli pet şişeler…

Yine de, çocuğunuzun yanına verdiğiniz her şeyin, arkadaşları arasındaki özendirici etkisini düşünmeniz lazım. Biz küçükken muz götürmezdik mesela, herkes alamazdı çünkü… Işıklı ayakkabılar, janjanlı kalemler, vb. şimdi biraz daha erişilebilir olsa da, gerçekten evde yemek olmadığı için okuldaki kantinden aldığı abur cuburla doyan çocuklar da olacak o sınıfta…

Ben çocuğumun okula, bir şeyler öğrenmek için gideceğini sanıyordum. Neticede öğrendiği şeyler, öğrenmesini istediğiniz şeyler olmayabiliyor. Biz evimizde “günah” kavramını kullanmamamıza rağmen bir ara “Anne şunu şunu yapma, günahmış” demişti mesela bizimki. Bu tür şeyleri, başkalarını eleştirip suçlamaktansa çocuğunuza, kendi değerlerinizi, kendi doğrularınızı öğretmek için bir fırsat olarak gördüğünüzde çocuk daha iyi öğreniyor aslında…

Yol kenarında gördüğümüz çekirgeyi inceledikleri şu birkaç dakika, fen dersi kitabında görecekleri çekirge resminden çok daha öğreticiydi. Sonrasında çekirge minik bir ayağın altında elim bir kazaya kurban gitti ama konu bu değil.

Eninde sonunda, çocuğunuz okula gittiğinde her şey tek bir konuya iniyor: Çocuğunuzun iyiliği… Gerek fiziksel, gerek duygusal konularda hazır olmadığınız, tahmin etmediğiniz zorluklar çıkabiliyor karşınıza, çıkıyor hatta. Çok yıpratıcı olabiliyor bunlar, beklentilerinize bağlı olarak tabii… Ben, sistemin çarpıklıklarıyla barışamayan bir insanım, benim kadar takık değilseniz daha az etkilenirsiniz zorluklardan.

Tüm bunları kendi tecrübelerimden yola çıkarak yazdım, öyle de değerlendirilmesini isterim. Kişisel, taraflı, yaşadıklarımla sınırlı görüşlerim bunlar…

Birileri beş sene önce bana şunu söylemiş olsun isterdim: “Okuldan çok şey beklememek lazım, iyi anlamda da, kötü de… Evde vermediğin değerleri okuldan beklemek gerçekçi olmadığı gibi haksızlık da… Okul, çocuğunun önemli bir zamanını geçirdiği bir yer sonuçta, ancak dönüp dolaşıp geleceği yer de ev, sorularının yanıtlarını bulmaya çalışacağı kişiler de sizlersiniz. Ne kendi gücünü küçümse, ne de okulu/öğretmeni olduklarından fazla önemse…”

Yazının başlığını “Devlet Okulunda Veli Olmak” olarak koymuştum ama söylediklerimin çoğu birçok özel okul için de geçerli… Neticede çoğu özel okul, devlet okullarının makyaj yapılmışı. İstisnalar bu kuralı bozmuyor.

Dediğim gibi, beklentilerinizi düşürürseniz -sistemin çarpıklıklarına sinirlenmeyi bırakmak çok kolay değil ama- bir süre sonra bunları bir öğrenme fırsatına dönüştürebiliyorsunuz. Çok yorucu, çok yıpratıcı oluyor, çoğunluğun yanlışlarına RAĞMEN doğruyu yapmaya çalışmak hiç kolay değil ama ben ortaya çıkaracağımız yetişkinlerden ümitliyim.

21 yorum

  1. Son zamanlarda çok kafamı kurcalayan ve çok konuşma ihtiyacı hissettiğim bir konuya değinmişsin blogcu anne. Yine zamanlaman mükemmel. Yazınızın başından sonuna kadar her bir cümlesine katılıyorum. Ah watsapp grupları, ah ödevler… Yaz tatilinde bile 3 ayrı çalısma, test, okuduğunu anlama, matematik içerikli kitaplar verildi ödev için. Birde watsapptan yarım saat yazma çalısması yaptırın çocuklarınıza diye uyarıda bulunuldu. Ve bir ayda ücretsiz morpa üyeliğinden yararlanacaktı çocuklarımız. Ögretmenimizin isteği bu yönde. Nifak tohumlarını çoktan ektim oğlumla arama. Çocuğumla denize girdiğimiz, sinemaya gittiğimiz, gezip tozduğumuz, gülüp eğlendiğimiz her bir zaman diliminden sonra aklımda uçuşan “ne yapsak ödevleri, nasıl yaptırsam” cümleleri ve çocuğumun gözleri dolarak anne yoruldum deyişleri. Velhasıl kelam bu verilenlerin çok az kısmı yapılabildi. Pişman değilim hakim bey diye gardımı çoktan aldım. Oğluma altı yaşına kadar inşa ettiğim kendine güvenmesi ve benden bağımsız hareket edebilmesi olgusu maalesef birinci sınıfta öğretmenimiz tarafından yıkıldı. Bu şekilde izah ettiğimde de mimlenen bir veli olmanın ötesine geçemedim. Sanki oğlumu okula okur yazar olarak göndermem gerekiyormuşçasına her defasında “Nazmiye hanım çok çalışması lazım” diye uyarılar aldım üstelik bu uyarılar birinci sınıfa başladığımız ilk günlerde. Aynı öğretmenle daha üç yılımız var

  2. Muhalefet olmak için değil ama size göre cok şanslı oldugumu düşündüğüm için yazıyorum. Söylediklerinizin bir coğuna katılsam da anadolunun bir küçük şehrinde yasamanın sansı sanırım öğretmen-okul idaresi açısından çok çok sanslıydık. O kadar da görgüden yoksun whatsapp guruplarımız yoktu. Yani bes dakika okumayınca yuzlerce mesaj birikmiş bir grup değildi arkadasımın ki gibi. Ve gercekten öğretmenimizden cok memnunduk. İlkokulda öğretmen her sey demek gerçekten de. Hala daha her konusmamızda teşekkür ederim kendisine aradan 4 yıl gecmiş olmasına ragmen..

  3. Devlet okullarında öğretmene ulaşamamak ve öğretmenimizin 60 yaşına basıpta emekliliğne gün saymasına, artık çok bıkkın olmasına rağmen istememeye istemeye okula gelmesi ve bunu çocuklarımıza ödettirmesi de ayrı konu. Çekirgeyi incelerken ezmemelerini ona zarar vermeden gözlemlerini yapmalarını yazdığınızı okumak ayrıca isterdim. Ha bu arada günah kelimesini kullanmayalım da canlıya zarar vermemek adına Ama konumuz bu değil. Yazınızda nerdeyse sorunların çoğunluğuna değinmişsiniz. Teşekkürler

  4. Çok faydalı oldu benim icin bu yazı ama bu yazının içinde nereden buldun diyeceğin bir kelimeye takıldım evde günah kelimesini kullanmıyoruz. Demissiniz bu konuyu nasil çözdüğünüz ile ilgili bir yazınız varmi merak ettim doğrusu sevgiler

    • Hayır, bu konuda yazmadım hiç. Geleneksel anlamda dindar bir aile değiliz, dolayısıyla “günah” kavramı da gündelik hayatımızda yer tutmuyor.

      • Elif Hanım, size ders vermeye çalışmış üstteki kişi ama kendi hayatımda bu türden -kimsenin üzerine vazife olmayan- konularda şahsen uyarıldığım için dayanamayıp eklemek istedim: En basiti, “Türkçemiz” kelimesini doğru yazamayan, cümlesi hatalarla dolu bir Türkçe dersi vermeye kalkınca gözlerim kanadı. Ayrıca dediğiniz gibi, “Bundan sonra bütün takipçilerim ‘Allah gelse yaptıramaz’ kalıbını kullanacak! Kullanmayan kötüdür, fenadır vesairedir.” yazarak kimilerini baskı altına almaya çalışmışsınız gibi ahkâm kesilmesinden rahatsız oldum. Rica ediyorum insanların kullandığı sözleri şekillendirmeye çalışmayın ey dünyalılar! Oturduğum yerden sinirlerim zıpladı.

  5. Haşa “… Allah gelse ödev yaptıramaz” diye bir tabir var galiba türkçemizde. İnanıp inanmamak tabiki sğzin bileceğiniz iş. Ama böyle cümleler kullanılmamalı.

    • Ne münasebet? Ben bu ifadeyi kullanmak konusunda başkalarına herhangi bir baskı, yaptırım ya da yönlendirmede bulundum mu? Siz benim cümlelerime müdahale hakkını kendinizde nasıl görüyorsunuz? Yanıt vermeniz için yazmıyorum, sadece böyle bir müdahaleyi kabul etmeyeceğimi bilmenizi istedim.

    • Sendogan Yazici

      sen kullanma mesela… “allah gelse ödev yaptıramaz” gayet güzel bir ifade… irden’in dördüncü sınıfa ve damla’nın da üçüncü sınıfa kadarki sürecini birebir yaşayan bir veliyim… hakikaten istemediklerinde “allah gelse ödev yaptıramaz”dı onlara…

  6. Şahane anlatmışsın. Üzerine söyleyecek sözüm yok. Tekrar yapmış olurum. Aynı duyguları, olayları yaşamış bir devlet okulunun mimlenmiş bir annesiyim. Çok zorluk yaşıyoruz 4.sınıfa geçti kızım. Bakalım daha neler görüp mücadele edeceğiz. Sevgiler

  7. çok faydalı bir yazı. daha minik bir bebek bizimkisi. ancak okula başlama yaşı gelince gözümde canlanıyor olacaklar. okul çağına gelmeden istanbuldaki yaşantımızı bir ege köyüne taşımaya karar verdik. orada en azından çocuğu düzgün bir özel okula gönderelim diye maddi yükler altına girmeyiz. çocuk okula yürüyerek gider. okul minik olur, herkes birbirini tanır. birsürü artısı var. okul konusu mühim ✍🏻

  8. Nasıl güzel bir yazı. ancak bu kadar net ve gerçekçi toparlanabilirdi okulların, eğitimin durumu. Böylesi komplike bir olgunun ne tek bir sorunu ne de tek bir çözümü var. çözüm hep birlikte bir şeyler yapabilmekte. tabi her şeyden önce sorunların farkına varmak lazım. Teşekkürler, kaleminize sağlık..

  9. Bu sene okula başlayacak ikiz çocuklarım için kaygılıyım tabi.. “bunu 5 sene önce biri söyleseydi ” cümlesi umutlandırdı beni (sonuçta biri bana söylemiş oldu 😉😊)
    Umarım her şey yolunda gider. .

  10. Harika bir yazi olmus yine 👏👏 Hassas ve duygusal bir kiz annesi olarak, öğretmenden daha fazla takildigim konu okuldaki öğrenci profili. Dediginiz gibi akran zorbalığı, kantin ve tuvalet sirasinda itilip kakilmalar, diger öğrencilerden öğreneceği kötü kelimeler ve belki de taklit edeceği kötü bir davranış ☹

  11. Nasıl güzel bir yazı olmuş sevgili Elif anlatamam.
    Sevgiler 💕

  12. Bu yaziyi okurken umutsuzluğa kapıldığım nokta şu oldu. Elif Hanim’in seçtigi okul görece diğer devlet okullarindan iyi bir okuldu. Nezih bir muhitte yaşadığını düşünüyorum ve yine de başına diğer velilerle ilgili neler gelmiş. Acaba bu konuda yaşadığımız semt veya seçilen okul bir kıstas olmayacak mı? Kentin gelismemiş yerlerinde yaşayanlar misli misli fazlasına mı şahit olacak?

    Soruma cevap veren olursa sevinirim çünkü kizim okula baslamadan muhit değiştirmeyi düşünen ebeveynleriz. Bu çabamız boşa mı gidecek diye merak ettim. Umutsuzluğa düştüm.

  13. Uygun olan biryer bulamadığım için buraya yazıyorum kusura bakmayın Elif Hanım. kızımı önümüzdeki dönem anaokuluna yazdırmak istiyorum. İzmir içinde nereler iyi. internette minikolojiyi çok övüyorlar. daha önce tanıdığı giden yada fikri olan varmı. teşekkürler

  14. her kelimesine katılıyorum , özel mi devlet mi diye istanbul anadolu yakasında neredeyse bütçemiz dahilinde olan 7-8 okul ile görüşme yaptık neden adresimizin olduğu ilkokula gittim tuvaleti gördüm , velilerle görüştüm sınıflar 45-50 kişi imiş, bahçesi bile yok, ikametgahı alsak taşınsak yine iyi devlet okulu 35 -40 kişi olacak vs aynı sorunlar.zaten her okul binasını devlet imamhatip yaptı , önceden ilkokularda bu kadar sınıf mevcudu yoktu .FETÖden kapatılan onlarca özel okul var Ümraniye bölgesinde neden onların hepsi imamhatipe çevrildi ? benim mahalleme yakın atakent mahallesindeki kapatılan 5 okul ilkokul olsa sınıflar 25 kişiyi geçmezdi.bu imamhatiplerde sınıflarda 7-8 kişi okuyormuş.başlarında devlet tarafından maaşı ödenen öğretmenler.nüfusu 5000 olan yere imamhatip tamam , 20000 olursa normal okul oluyor çünkü.ben çok araştırdım.çalışan bir anne olarak tam gün olan bir okul olmalı.devlette etdülü okulları var etüdleri anneler aralarında organize olup yönetiyorlar okulla , başlarında bir öğretmen ama parasını veriyorsun , sabah servise binecek ama akşam etüd çıkışı servis için ek para veriyorsun , çocuğun yemeği var gibi masrafları düşününce ki eve yine erken geliyor benim iş çıkışım olamayacak 2-3 saatlik yardımcı abla parası da üstüne eklenince aylık 1200 tl civarı olacaktı devlet okuluna yollasak en az 35 kişilik sınflar…ben düşündüm taşındım az üstüne para daha koyarım özel okula veririm dedik ve Atatürkçü bir okulda karar kıldık.umarım herşey iyi olur .oğlum Mutlu olur.devlet okulunda ne sistemi ne kötü çıkarsa öğretmeni değiştiremeyceğimizi biliyordum .hepsi de oğluma kötü bir şekilde aksettirilecekti.ben bu sistemle uğraşamaycak kadar yorgun bir veliyim .övülen bir anaokulunun paragöz tavırlarından canım yanmıştı ilkokul seçerken çok stress yaptım.hepsi değil geneli ticarethane kar peşinde koşan kurumlar. aynen sınıfın whatsup grubu beni de bunalttı çıkacağım .özellik kişisel kişiye atması gereken mesajı atmayınız gruba .kuru kalabalık.bazı anneler okul aile birliği için savaştılar ben anlam veremedim.özelde devlette de karşılaşılan veli tipi örnek veriyorum çok basit ama tuhaf : koridorda her çocuğun fotoğrafının konulduğu bir pano var ilk yapıldığı gün oğlumun fotosu açıkta bir yerdeydi .bugün oulda gördüm ki bir veli (çocuğun boyu yetmez oraya ) oğlumun fotosunu arkaya görünmeyen bir yere iğnelemiş kendi çocuğunun fotosunu koymuş …eşime gösterdim biz güldük ama ne kadar tuhaf bir karakter yapısı? bir fotoda bunu yapan , gerçek dünayda neler yapmaz? okul kıyafetlerini alacağız , öndeyiz , benim sıram ama ta arkadan sıra başına geçip kıyafetlerini alan tippler var , uyardım ama bu tiplerin yani sıra nizam bilmeyenlerin çocukları ile aynı sınıfta olacak oğlum.bunlar daha ilk olaylar ve minik olaylar.özelde olsanda terbiyesiz veli heryerde aynı.