7 Yorum

Bu müdür, müdür müdür?

Fransız karikatürist Emma, bundan birkaç ay önceki bir karikatüründe “The Mental Load of Motherhood” || “Anneliğin Zihinsel Yükü”nü anlatmıştı. Bayılmıştım; o kadar net kaleme dökmüştü ki aklımdan geçenleri, Doğan’a da göndermiştim, “Bak, anlatmak istediğim şeyler burada!” diye…

“Bir erkek, partnerinin ondan bir şey istemesini beklediği zaman, onu ev işlerinden sorumlu müdür olarak görmüş oluyor. Dolayısıyla, neyin ne zaman yapılacağını bilmek kadına kalıyor. Bununla ilgili sorun şu: bir şeyleri planlamak ve organize etmek başlı başına tam zamanlı bir iş.”

 

GazeteDuvar’da bir yazı vardı geçenlerde: Kadınlığın Zihinsel Yorgunluğu diye… Bu yazının sahibi Tuba Torun da benzer şeyleri söylüyordu:

Eşle ya da sevgiliyle aynı çatı altında yaşanan bir evde, erkek ne kadar yardımcı ve iş yükünü paylaşmaya çalışan biri de olsa, evde aksayan/biten/yapılmayan bir şeyin yapılması ya da hatırlatılması kadının görevi olarak görülüyor. Örneğin, bulaşık makinesi mi boşaltılacak? Ya kadın boşaltıyor ya da kadın erkeğe bulaşık makinesini boşaltmasını söylemeden erkek bunu düşünüp yapmıyor. Şampuan mı bitti? Erkek bu eksikliği kafasının köşesine yazmaya yahut listeye eklemeye gerek duymuyor. Çünkü kadın zaten yapar, yapmasa da söyler. Çocuk var diyelim ki; erkek çocuğun okul gömleğinin ütüsünü ya da bebeğin mamasının bittiğini kendiliğinden düşünüp de harekete geçmiyor. İlla kadının söylemesi “şunu yap, bunu et” demesi gerekiyor. İşte kadına yüklenen ve doğal bir görevmiş gibi görünen bu yüke, “zihinsel çalışma yükümlülüğü” diyoruz.

Ben bu Zihinsel Yük’ün konuşulmasını müthiş önemli buluyorum. Çünkü fiziksel yorgunluk dinlenince geçiyor. Uykusuz musun? Elbet bir zaman, bir şekilde uyuyorsun. Bütün gün işin, gücün, çocukların peşinde mi koşturdun? Gece birkaç saat de şalteri indirince sabaha -tam kapasite olmasa da- şarj oluyorsun. Ama bu zihinsel yorgunluk hiç bitmiyor.

Çocuklu kadınların, doğumdan önce başlayan ve çocuklar büyüdükçe/sayıları arttıkça giderek uzayan bir YAPILACAKLAR LİSTESİ var:

  • Bebek doğmadan önce nasıl bebek yatağı, hangi tür kanguru, hangi deterjan, biberon, emzik vs. her şey iyice okuyup araştırılacak. Gebelik ve doğumla ilgili hazırlıklara girmiyorum bile…
  • İyi bir anne olunmaya çalışılacak. Bu konudaki bloglar, kitaplar okunulacak. Beğenilen yazılar sevgiliye gönderilecek, altı çizilen satırlar okutulacak.
  • Bebeğinizin rutin doktor ziyaretleri organize edilecek, aşı takibi yapılacak… Günlük vitamin takviyeleri aksatılmadan verilecek.
  • İşe mi dönüyorsun? Evde yardıma mı ihtiyacın var? Bakıcı bulunacak. Sorup soruşturulacak, denenecek, uyuşmazlık yaşanırsa yeni birisi aranacak. Eve kamera mı taktırmalı, çocuğu tanımadığın bir insanla nasıl yalnız bırakmalı, bunların vicdan muhasebesi yapılacak.
  • Çocuğun nasıl bir anaokuluna gideceği araştırılacak. Bu kapsamdam, o okul ne menem bir okuldur, temizliği, yemekleri nasıldır, günde ne kadar bahçeye çıkarırlar, vb. konular soruşturulacak. Mümkünse halihazırdaki veliler tespit edilecek, onlarla iletişim kurulacak, tavsiyeler alınacak.
  • Sonrasında ilkokul telaşesi başlayacak, hangi okul, hangi öğretmen olsun, servis ayarlansın, bunların takibi yapılacak.
  • Hafta sonları aktiviteleri, doğum günleri, sinema filmleri belli bir düzende (kaotik bir düzende!) sürdürülecek.
  • Doğum günü demişken, hediyeler alınacak.
  • Çocuğun kendi doğum günü için program yapılacak, en az kalabalık ve en az mazraflı olacak şekilde altından kalkılmaya çalışılacak.
  • Bütün bunlar olurken evin işleri aksamayacak, her gün düzenli olarak evde yemek bulundurulacak. Evde yardımcınız varsa, yardımcınızın yemekleri hazırlaması için alışveriş organize edilecek, o gün ne yemek yapılacağına karar verilecek.
  • Bu arada kendini geliştirmeye (!) devam edilecek. Yemekler yapılırken dengeli beslenmeye dikkat edilecek. Tükettiğimiz gıdalar hakkındaki GDO, kanserojen vb. bir sürü tehditi geride bırakabilirseniz tabii…
  • Ayakları çok hızlı büyüyor, ayakkabı alınacak. Evet, yine.
  • Diş fırçasını ne zamandır kullanıyor? Diş fırçası değiştirilecek. Tabii bu arada diş kontrollerine götürülecek.
  • Yaz tatilini nasıl geçirecek çocuklar? Yaz okuluysa arayıp bulunulacak. Evdelerse, sıkıntıdan çatlamamaları için arkadaşlarıyla program yapılmaya çalışılacak, onların getir götürleri ayarlanacak.
  • Yazın günde 850 saat ekran başındalar diye vicdan yapılacak.
  • Okullar açılıyor, okul alışverişi yapılacak, eksik kırtasiye malzemeleri tedarik edilecek.
  • Veli toplantılarına katılınacak. Sen gidemezsen de kocanın gitmesi ayarlanacak, çünkü veli sensin, okul seninle iletişim kuruyor.

Ben henüz buraya kadar çalıştım, bakalım önümüzdeki yıllar ne getirecek…

“Çocuk yetiştirmek” denilen çark sadece “geceleri kalkmak” ve “altını değiştirmek”ten ibaret değil. Öyle ya da böyle dönen bu çarkın görünmeyen binlerce dişlisi var (ve modern şehir hayatı bizi git gide daha fazla kaygılandırarak daha da çetrefilli hale getiriyor bu süreci). Hiçbirimiz anne olduğumuzda bunları biliyor olmuyoruz, zamanla öğreniyoruz. Hazır olduğumuzdan çok daha kısa bir sürede üstelik… Daha bebeği kucağınıza alır almaz herkes sizden “Annesi” diye bahsetmeye başlıyor. Elbette annesisiniz ancak bu kim olduğunuzu tanımlamaktan ziyade, sorumluluklarınızı size hatırlatma gayesi gören bir hitap. Neden ağlıyor annesi? Hasta mı oldu annesi? Kaç kilo oldu annesi? 

Tüm bunlara, bu işlere yetişemediğini ya da yeterince iyi yapamadığını hissettiğin için eklenen suçluluk boyutundan bahsetmiyorum bile…

Peki ne yapacağız?

Rolleri değişmek, yüzleşmekten daha verimli” diyor karikatüründe Emma. Birçok sıkıntımız, çocuk sayımız artıp, işlerim yoğunlaşıp, ben fiziksel olarak yetişemeyince çözülmeye başladı çünkü çözülmek zorunda kaldı. Önceden sadece benim telefonumda olan kasabın, sucunun numarası artık onun da telefonunda var (en azından buzdolabının üzerinde olduğunu biliyor!) çünkü benim sipariş veremediğim zamanlar oluyor. Bazı işleri ben bıraktıkça o aldı gerçekten, benim bırakmam gerekiyormuş meğer…

Ve standartlarını düşürmek. Ben bunları zor yoldan öğrendim, isterdim ki birileri bana daha önceden söylemiş, dahası, haykırmış olsun: Evin tek ve en büyük sorumlusu sen değilsin! Olmamalısın! Ve hayır, evinin ne kadar toplu/temiz/düzenli olduğu senin nasıl bir anne/kadın/insan olduğunu göstermiyor. 

İkinci bebeğimizin de erkek olacağını öğrendiğimizde Doğan bana “Evin prensesi olacaksın” demişti. Vallahi ben hiç prenses falan gibi hissetmiyorum. Fiziğimle koca memeli, koca göbekli ana tanrıçayı bile kıskandıracak kıvamda, ama tanrıçalık kudretinden yoksun olduğu için çoğu zaman işini eline yüzüne bulaştıran, çakma tanrıçayım gibi geliyor daha çok bana…

demiştim iki çocuklu hayata geçiş yaptığımda…

Eğer kendimi kontrol etmezsem, üç çocuklu hayatımın beni Mahallenin Delisi haline getirmesi an meselesi.

Sürekli kendime tekrar ediyorum: Sen onun annesi değilsin, öyleymiş gibi davranma… Üç tane çocuğun var, koca adamı eğitmeye kalkışma… Çocuklar ikinize ait, onun da kendi doğruları olacağını unutma… Her şey senin istediğin gibi olmak zorunda değil, her şeyin en iyisini/doğrusunu/mükemmelini sen bilmiyorsun ve hayır, senin koyduğun kuralların dışına çıkılması seni kötü bir anne, onu kötü bir baba yapmayacağı gibi çocukları da bozmaz. Bu kadar performans odaklı olma!

Etrafınızda size sürekli “Daha iyi bir anne olmalısın” diyenler var mı? Yok, değil mi? O sizin iç sesiniz… “Yuvayı dişi kuş yapar” diyenler asırlar önce anneannelerimizin anneannelerinin içine attı o taşı, şimdi çıkarmaya çalışıyoruz hepimiz… Gerçekten bir şeyler yapmadıkça petshop vitrinlerinde tekerleği döndürüp duran hamster’lar gibiyiz…

Öyle zorlaşıyor ki hayat böyle… O anneliğin/kadınlığın zihinsel yükü var ya, yüz bin katına çıkıyor bu şekilde… Sanki birileri gelmiş, bu geminin amiralin ben olduğumu söylemiş, “Yuvayı dişi kuş yapar” demiş, bu evin müdürü sensin demiş, ama kimse fikrimi sormamış ben acaba müdür olabilir miyim, altından kalkabilir miyim, istiyor muyum diye… Olamıyorum, kalkamıyorum, istemiyorum.

O zaman sıradaki şarkımız Mavi Sakal’dan gelsin:

7 yorum

  1. Yine duygularımıza tercüman olan bir yazı. Maalesef toplum olarak bu konuda da gelişmemiz gerekiyor. Normalinin, olması gerekenin bu olduğu şeklinde algılandığı sürece de zor görünüyor.

  2. Yazıyı okurken ben mi yazdım acaba diye düşündüm bir an! Eşimi düşünürsek kırkına merdiven dayamış bir adam, belki iyi bir bilim insanı olabilecek kadar akıllı ama sosyal ve duygusal tavırları ile tam bir salak!!! Çocukluğundan beri “aman sen yeter ki çalış oğlum” diyerek her işini yapmış, kadınlığı hizmet etmek olarak gören bir annenin evladı olarak eşimin bunları fark etmesi için kafasına kafasına vurmak gerekiyor ki bu da yine işlerin benim planladığım anlamına geliyor 🙁
    Aslında artık derdim eşimin değil oğullarımın bu konuda ne düşünecekleri, nasıl davranacakları ama o da tek başına be kadar olacak bilmiyorum 🙁

  3. Bizim evde de durum benzer. Aslında eşim iyi niyetli ve yardımcı olmaya çalışıyor ama söylemeden değil. Fakat bizde şöyle bir durum da var, çocuklarla ve evle ilgili onun sorumluluğunda olan şeyler var, onları güzel yapar, hatta düşünür geliştirir ama bunların dışındakilere karşı kör. Mesela daha dün tartıştık şöyle birşey oldu. Bahçede çöp kutularının yanına atması için kırık bir plastik kovanın içinde plastik ve kağıt çöplerini koydum. Ve o kova bir ay orada durdu. Önceden hiç böyle birşey yoktu orada, bu neden burda acaba diye düşünmüyor dahası rahatsız olmuyor. En sonunda tabi ki söyleyince yaptı. Bence onlarda bu rahatsız olma, değişimleri farketme dürtüsü eksik ve onu nasıl kazandırırız hiç bilmiyorum.

  4. Ben dijital dünyanın en büyük eksikliklerinden birisinin de kaliteli içerik olduğunu düşünüyorum. Bizi (beni) her yazınızda dolu ve faydalı bir içerikle buluşturduğunuz için teşekkürler. Her yazınızı büyük keyifle okuyorum bilgileniyorum ve bir sonrakini sabırsızlıkla bekliyorum. Sevgiler,

  5. Hahhh. İşte bu. Tam içimden geçen, bazen dillendirdiğim bazen kendime sakladığım.

    Sevgiler…
    Elif

  6. elif yalçınkaya

    Merhabalar, müthiş bir paylaşım olmuş ,teşekkür ederimm, sevgiler efendim…

  7. “evinin ne kadar toplu/temiz/düzenli olduğu senin nasıl bir anne/kadın/insan olduğunu göstermiyor. “