7 Yorum

Herkes kendi çocuğunu kurtarsın

Yeni eğitim-öğretim yılı bugün başlıyor.

Özel okulların bir kısmı 5 Eylül’de, bir kısmı -devlet okullarındaki mini mini birlerle birlikte- 12 Eylül’de açıldı ancak asıl kıyamet bugün kopuyor. Servis araçları yollara dökülüyor, kırtasiyeler dolup taşıyor, dananın kuyruğu kopuyor, daha ne diyeyim.

Bir yanda cinsiyetçi müfredat tartışmaları devam ederken şimdi TEOG kalkıyor ve bu konuda söylenecek çok şey var, ancak benim içim şişiyor. Sadece şu alıntıya yer vermekle yetineceğim:

Türkiye’deki liselere geçiş sistemi son 15 senede sürekli değişikliklere uğradı. Sekiz yıllık kesintisiz eğitim uygulamasının başlamasıyla Anadolu liselerinin ortaokul kısımları kapatıldı, Anadolu liseleri hazırlık ve üç yıllık lise eğitimi vermeye başladı. Yeni düzenlemeyle öğrenciler, 8’inci sınıftan itibaren Anadolu liselerine yerleşmek için sınava girmeye başladı. Sınavın adı liselere geçiş sınavı (LGS) olarak değiştirildi. 2004 yılına kadar devam eden sistem, bu tarihten itibaren Ortaöğretim Kurumları Seçme ve Yerleştirme Sınavı (OKS) olarak isimlendirildi. OKS ise 2008’de kaldırıldı. OKS yerine 6 ve 7. sınıflarda yılsonunda merkezi olarak yapılan Seviye Belirleme Sınavları (SBS) sistemi getirildi. 2009’da ise SBS sadece 8. sınıf öğrencilerine yönelik yapılmaya başlandı. 2012’de SBS aşamalı olarak kaldırıldı; 2013’te SBS son kez yapıldı. 2013-2014 eğitim-öğretim yılından itibaren ise TEOG sistemi getirildi.

Tablo iç açıcı değil, hem de hiç.

Okul konusu açıldığında en çok hislenenler devlet okulu velileri oluyor (iki sene öncesine kadar ben de onlardan biriydim) ve çok haklı sebepleri var. Ancak özel okul velilerinin çok büyük bir çoğunluğu, çocuklarını istedikleri için değil, mecbur hissettikleri için özel okula veriyorlar. Bu velilerin çok çok azı okul ücretlerini rahatlıkla ödeyebiliyorlar; büyük bir kısmı da “özel okul tercihi”ni, hayatında birçok şeyden vazgeçmeyi göze alarak yapıyor.

Kısacası bu sistemin ama öyle, ama böyle mağdur etmediği çok az insan var.

Açık konuşayım, bu ülkenin geneli adına pek umutlu değilim. Eğitim çok az bir kesimin umurunda, onların da çok azı bir şeyler yapabiliyor, eğer vazgeçmezlerse tabii…

Bense daha bireysel bakıyorum olaya ve kendi evimden başlıyorum: Çocuklarım. Ki zaten hayat koşturmacasında yapabileceğim başka çok da bir şey varmış gibi görünmüyor ve fakat kendi yaptığımız şeyi de küçümsememek lazım: İnsan yetiştiriyoruz!

“Kendi çocuğunu kurtarmak” çok içe dönük, çok bencil bir yaklaşım olmak zorunda değil. Çocuğunuzu özel bir okula göndermek ve her şeyi okuldan beklemek hiç değil. Onun okul sürecine dahil olmak, nasıl bir okulda okursa okusun gereği kadar (ama daha fazla değil!) onun yanında olmaktan bahsediyorum. Bunu yaparken bir de kapsayıcı olursak, çocuğumuz büyürken kendimizi de büyütür, o gelişirken biz de iyileşirsek belki bir başkasına daha dokunmuş oluruz, çünkü iyilik gerçekten bulaşıcı.

İlköğretim velisi olarak geride bıraktığım beş sene bana çok şey öğretti. “Devlet okulu mu, özel okul mu?” diye çıktığım ve bunun, sadece buzdağının görünen ucu olduğunu keşfettiğim yolda biriktirdiklerimin bir kısmına yer vermek istedim aşağıda, akıl veriyormuş gibi görünmemeye çalışarak.

Kaygılanmamak çok zor ve kaygılanmayın demiyorum. Ancak yapılacak tek şey o değil, başka şeyler de var.

  1. Bilgilenmek. Çok klişe olacak belki ama eğitim okulda değil, evde başlıyor gerçekten. Aritmetik, geometri falan, bunlar paslanmış olabilir beyninizin köşesinde ve yeni baştan öğrenmek zorunda değilsiniz. Ama kendinizi eğitim konusunda eğitmelisiniz. Oturup müfredatı hatmetmekten bahsetmiyorum, o bizim (veli olarak) işimiz değil ama eğitim felsefesi ile ilgili bilgilenin.Eğitim ile ilgili kaynakları takip edin. Eğitimpedia bunların birincisi. Eğitim Reformu Girişimi (ERG) bir diğeri. ERG’nin her sene Nisan’da düzenlediği İyi Örnekler Konferansı’na gidebilirsiniz mesela… Her ne kadar eğitimcilere yönelik olsa da ebeveynlerin de çıkarım yapabilecekleri bir etkinlik. Günışığı Kitaplığı’nın Zeynep Cemali Edebiyat Günü‘nü kaçırmıyorum ben her sene… Eğitimle bire bir ilgili değil belki ama bana çok şey katıyor. Twitter’da paylaşım yapan bir sürü öğretmen var. Onları takibe almak, öğretmenlerin sorunları ve başarmak istediklerini görmek açısından da ufuk açıcı oluyor. İngilizce biliyorsanız zaten bir sürü kaynak var, Ken Robinson’ın TED konuşmasını izlemek, kitaplarını okumak bile çağ atlatıyor.
  2. Güncellenmek. Amerika’da yapılan bir araştırmada 1977 ile 2005 arasında firmalarda her sene bir milyondan fazla pozisyonun yok olduğu, buna karşılık aynı firmalarda 3 milyondan fazla yeni pozisyonun ortaya çıktığı tespit edilmiş. Ve bu yeni pozisyonların hemen hepsi, yok olan pozisyonlara göre bambaşka beceriler gerektiriyormuş.

    Gelişmiş ülkelerin büyük çoğunluğunun, 19. yüzyılın ortasına kadar kitlesel eğitim sistemleri bulunmuyordu. Bu eğitim sistemleri, Sanayi Devrimiyle birlikte ortaya çıkan iş ihtiyacını karşılamak üzere geliştirilmişti. Sorun şu ki, bu sistemler, ortaya çıkış sebepleri itibarıyla 21. yüzyılın tamamen farklı olan koşullarına uygun değil

    diyor Ken Robinson Creative Schools isimli kitabında. Sırf kendimden örnek verecek olursam, şu an kendimi “Blog yazarı” olarak tanımlıyor ve paramı bu şekilde kazanıyorum, oysa ne bunun okuluna gittim, ne de 10 sene öncesine kadar böyle bir iş kolu vardı. Kim bilir çocuklarımız şu an aklımıza hayalimize sığmayan ne işler yapıyor olacaklar.

  3. Örgütlenmek. Sizin gibi düşünen ebeveynleri bulun. Ki zaten bu konuya kafa yormaya başlar başlamaz buluyorsunuz da… İnternet ve sosyal medya bunu çok kolaylaştırdı. Küçük Kara Balık gibi veli inisiyatifi okullar nasıl ortaya çıktı sanıyorsunuz?
  4. Desteklemek. Çocuğunuz özel okulda da okusa, devlette de, her şeyi okuldan beklemek çok yanlış ve gerçek dışı. Çocuğunuzla birlikte okula gidemeyeceğinize göre, yapabilecekleriniz okul dışıyla kısıtlı, ancak bu hiç de azımsanacak bir şey değil. Ama spor, ama müzik, her çocuğun bir tutkusu var; bize düşen onu bulmasına yardımcı olmak…
  5. Sorumluluk almak. İlla ki okul aile birliğine girmek, sınıf annesi olmak, kermes düzenlemek zorunda değilsiniz, ama üzerinize düşeni yapın. Uzmanlık alanınızı, kaynaklarınızı sunun okula; bilgi birikiminiz aklınıza hiç gelmeyecek şekilde işe yarayabilir. Çocuğunuz devlet okulundaysa, okul aile birliği aidatlarını ödeyin mutlaka, okulların çok ihtiyacı var. Özel okul velisiyseniz, sizin çocuğunuzdan daha az imkanlara sahip olan çocuklar için bir şeyler yapmayı getirin aklınıza… Köy okullarına kırtasiye, kitap, vb. göndermek mesela…
  6. Hiçbir şey yapamıyorsanız, eğitim alanında var olan STK’ları destekleyin. ÇYDD, Darüşşafaka, Toplum Gönüllüleri Vakfı, AÇEV akla ilk gelenler… Nesin Vakfı, Ali İsmail Korkmaz Vakfı gibi desteklenmeyi hak eden başka kuruluşlar da var. Tarlabaşı Toplum Merkezi gibi yerel organizasyonlar da kendi küçük çevrelerinde yadsınamayacak kadar büyük işler yapıyorlar.

Kim olursanız olun, nerede olursanız olun, sistemi değiştirme gücünüz var

diyor Ken Robinson kitabında, ve ekliyor:

Oldukça belirsiz bir geleceğe doğru ilerlerken, yapmamız gereken, eskiden yaptığımız şeyi daha iyi yapmak değil. Başka bir şey yapmalıyız. Önemli olan sistemi tamir etmek değil, değiştirmek; iyileştirmek değil, dönüştürmek.

Eğitim politikaları, hemen tüm ülkelerin gündeminde en yüksek sırada çoğu zaman… Gelişmiş ülkeler bunu ekonomik amaçla yapıyorlar belki, bizimki gibi geriden gelenler ise daha ideolojik yaklaşıyorlar konuya… Dolayısıyla bizimki gibi ülkelerde, çocukları sağ tutmaya çalışmaktan, ideolojik saplantılardan kurtarmaya uğraşmaktan, eğitimi dönüştürmeye pek sıra gelmiyor.

Ama yine de yapabileceklerimiz var. Ben çareyi kendi çocuklarımdan başlamakta buldum.

O yüzden herkes kendi çocuğunu kurtarmakla başlasın işe… Ve bir yandan da sorsun kendine: “Bugün eğitim adına ne yaptım?” diye…

Çünkü;

Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey.

Ve belki de eğitmekle…

7 yorum

  1. Teşekkürler blogcuanne, tespitler ve yazıya döküş için 🙂 Benzer tecrübeler ve çoğunlukla ortak sonuçlar, dolayısıyla yine “hah işte bu” diyerek, bayılarak okudum. Her yeni sene gerçekten de bir öncekinden farklı uygulamalarla geliyor, diğer yandan amaç-hedef ikilisi gerçekte değişmediğinden bizim hayatımıza yansıyışı çok da üstünde durulası olmuyor, “ne idi ki, şimdi ne olcak yani?” gibi 🙂 neyse, yaşamaya “insan yetiştirmeye” müthiş denklemimizle devam etmekteyiz: “sistemin içinde ve fakat sisteme ezdirmeden, kendi biricikliğini koruyup geliştirerek!” Yav çook zor 🙁 Ken ağabey halimizi görse “çok da şeyapmayın siz” der mi ki ? :)) Neyse, mücadeleye devam 🙂 Sevgiler.

  2. 2 yaşındaki kızım için şimdiden araştırmaya çalıştığım konulara değindiğin için sana bayılıyorum Elif. Ufkumu geniş tutmak, dolayısıyla geniş ufuklu bireyler yetiştirmek çabasında ve endişesindeyim sürekli. Bu kaygıları sürekli yaşarken birilerinin iyileştirici paylaşımları gerçekten iyi geliyor. Eğitim çok uzun soluklu ve uzun vadeli bir yatırım gerçekten, hem de insana olduğu için en kıymetli yatırım. Güzel günlerde çocuklarımızın güzel mutlu günlerini paylaşmak dileğiyle…

  3. Evde çocuğunun eline tabletten başka bir şey vermeyip, boyama kalemi, kağıt, makas, fırça vermeyip, okul/kreş/yuva adı her ne ise oralarda çocuğunun atomu parçalamasını bekleyen ebeveynlerle dolu ülkemiz. Okulu sosyalleşme aracı olarak görenler de cabası. Okulsuz eğitime gönül verdiğim günden beri eğitimin ailede başladığına inanıyorum. Biz içine ne koyarsak dışarı da o çıkıyor. Öğretmenler de üzerine koyuyor sadece.

  4. Şahane bir yazı. Sindire sindire okunmalı.

  5. Şahane bir yazı. Sindire sindire okunmalı. Çok teşekkürler. 😘

  6. Keske ebrarcigim ken robinson un kitabini dilimize cevirse..iki yasinda bir cocugum var ve bu okul meselesi gitgide icinden cikilmaz bir hal aliyor benim icin..ne yapacagimi da hic bilmiyorum.

  7. harika ve ufuk açıcı bir yazı. Bu yazıyı yazmak ve bize ulaştırmakla bile eğitim adına bir şey yapmış oldunuz.

    Elinize emeğinize sağlık.