14 Yorum

Uzaktan Kumandalı Denetim

Uzun zamandır aklımda olan bir çocuk kitabı fikrim var. Gerçekten de uzun zamandır aklımda: 2013’ten beri hikâyeyi evirip çevirip duruyorum. Sonunu getiremedim henüz, istediğim gibi olmadı. “Ondan sonra da bir daha hiç kavga etmemişleeeer” gibi anlamsız (ve gerçek dışı!) bir sonu yakıştırmadığım için duruyor hikâye, arada gidip gelip bakıyorum; bir iki satır bir şey ekliyorum, değiştiriyorum, bakalım nereye varacak…

Hikâye bu kapağın altında…

Sosyal medyada hatırı sayılır bir takipçi kitlesi olan hemen herkesin kitap çıkarması beklenir bir şey oldu artık. Benim kitabımın 2013’teki çıkış öyküsü de bu furyanın habercilerindendi sanırım; neticede yazdıklarım, çizdiklerim ve sosyal medyada paylaştıklarımla çekmiştim ben de yayınevlerinin dikkatini… Annelik Her Zaman Tozpembe Değil “hafif” bir kitaptı; “Anne Özlü Sözleri” etrafında blogdaki yazılarımdan derlemiş, başka yazılar katmış, ortaya annelikle -ama en çok da kendimle- dalga geçen bir kitap çıkarmıştım. Geriye dönüp baktığımda çok daha iyi olmasını isteyeceğim bir sürü şey var kitabımda (yazım hataları başta olmak üzere; bence yayınevi-editör-son okuma vb. gibi başlıkların geçtiği kitaplarda yazım hataları kabul edilemez) ancak neticede edebi bir kitap yazma iddiam da, öyle bir altyapım da yoktu. Çok özenmiş, çok ciddiye almıştım ama o kadardı.

Çocuk kitabı ise bambaşka bir ciddiyet gerektiren ve özen isteyen bir konu, bence. Dört buçuk senedir bir türlü bitiremememin sebebi de bu: Gerçekten güzel olmayacaksa, fark yaratmayacaksa, birilerine dokunmayacaksa olmasın daha iyi. Doğmasın bu kitap… “Blogcu Ann’anım, gelin sizleN bir çocuk kitabı çıkaralım!” diyen yayınevlerine de aynı şeyi söylüyorum: Kitap, hele de çocuk kitabı sipariş üzerine yazılmaz. En azından ben yazamam. Aradığınız “çok satsın diye yazılan” çocuk kitabının yazarına burada ulaşılamıyor.

Bu benim kişisel düşüncem ama herkes böyle düşünmüyor. Herkesin böyle düşünmediğinden mütevellit, ortalık saçma sapan kitaplardan geçilmiyor.

Bunlardan bir tanesi, bir imza kampanyasının tetikleyicisi oldu geçen haftalarda… Çocuğun annesinin öldüğü, babasının çocuğun kafasını mı ne kestiği, akıllara zarar bir hikâye kitabı sosyal medyada geniş yankı uyandırdı. Ardından bir psikolog, tüm çocuk yayınlarının psikologlarca denetlenmesi gerektiğini ileri süren bir imza kampanyası düzenledi. “Sağlıklı bir nesil yetiştirmek için  çocuklar (0-18) için basılan her türlü yayın (öykü, masal, hikaye kitabı, soru bankası, ders kitabı, vb.) içeriğinin çocuk psikolojisi ve gelişimi alanında uzman bir Klinik Psikolog/Psikolojik Danışman tarafından kontrol edilmesi şartı getirilmelidir.” ifadesini içeren (ve kendi içinde yazım hataları olan!) kampanyayı 220 binden fazla insan destekledi, yazıyla İKİ YÜZ YİRMİ BİN.

Kampanyanın iyi niyetle mi, kişisel bir dikkat çekme çabasıyla mı ortaya çıkarılmış olduğu tartışmalarına girmeyeceğim.  Bildiğim, keskin ifadeler ve ajitasyon içeren cümleler ebeveynleri tetikliyor ve burada da o çok iyi yönetilmiş. Belki bu kampanya daha az korkutan bir ifadeyle kaleme alınsaydı bu kadar dikkat çekmezdi. “Çocuklar okuduklarını kesin doğru gibi algılarlar ve davranışlarına yansıtırlar, kardeşini kıskanan bir çocuk kardeşinin boğazını kesebilir” şeklindeki ifadeler, günümüz dünyasında kaygı seviyesi oldukça yüksek olan ebeveynleri harekete geçirmek için bire bir. Sonuçta hiçbir ebeveyn, çocuklarından birinin, diğerinin boğazını kesmesini istemez.

Buradan ne olur, bir şeyler değişir mi, Şeker Portakalı’na soruşturma açan, Fareler ve İnsanlar’ı yasaklamaya kalkan zihniyet bunu fırsat bilip edebiyat eserlerine de el atar mı? Mümkün. HT Hayat Genel Yayın Yönetmeni Damla Çeliktaban bu konuda çok kapsamlı bir haber yaptı, Eğitimpedia Çocuk Edebiyatı, Sansür ve Okuma Hakkı üzerine bir yazı yayınladı, Teknolojik Anneler de “Hiç böyle düşünmemiştim, imzalamış bulundum, tüh!” diyenler için Change.org’daki imzanın nasıl geri alınabileceğini kaleme aldı.

Bu kampanyayı, daha doğrusu kitapların denetlenmesini savunan, gayet aklı başında insanlar var. Çıkış noktası “çocukların iyiliği” olarak görünen böyle bir kampanyanın, aslında kötülüğe yol açacağının farkında olmadan böyle bir denetim mekanizmasını destekliyorlar.

Kitaplığımıza ilk katılan çocuk kitaplarından biriydi Ama Bonbon, kızkardeşim almıştı. İki tur çok severek okuduk, herhalde üçüncüsünde de seveceğiz. Ama sevmeyenler var, biliyorum. Bir keresinde paylaşmıştım; “Benim oğlum/kızım korktu, dişlerinin döküleceğinden endişeleniyor!” diyenler olmuştu. Çok şaşırmıştım; bizim yaşadığımızın tam tersi bir etkiden bahsediyordu başka ebeveynler… Çünkü çok göreceli bir şey kitap… Birine iyi gelen, diğerine gelmeyebilir. Bu demek değil ki herkese iyi gelmeyen her kitap kötüdür ve yasaklanmalıdır, hayır. 📚 Birkaç gündür bir imza kampanyası dönüyor change.org’da; çocuklar için basılan her türlü yayının Klinik Psikolog/Psikolojik Danışman tarafından denetlenmesine dair kanuni yaptırım getirilmesini öneren kampanya 200 binden fazla imza almış. İyi niyetle imzalanan bu kampanya, aslında belki de farkında olmadan bir tür sansür mekanizmasının devreye girmesini savunuyor. Kampanyanın çıkış noktası olan kitap gerçekten akıllara zarar; ancak oradan yola çıkarak “Tüm kitaplar denetlenmeli” demek, Fareler ve İnsanlar’ın “gayri ahlâki” bulunabildiği, Şeker Portakalı’nın müstehcen olduğu gerekçesiyle hakkında soruşturma açılabildiği bir ülkede kaş yaparken göz çıkarmak olur. 📚 Çizgiyi nerede çekeceğiz? Kime göre, neye göre zararlı diyeceğiz? Çocuklarımızın okumasını istemediğimiz kitapları okutmamanın doğru yolu o kitapları almamak, kampanyada bahsedilenki gibi aşırı durumlarda da tepki koymak olmalı. Yasak talep etmek değil, bence. #teşekkürleriyigünner

A post shared by Elif Dogan (@blogcuanne) on

Deniz’in ilkokulunda sınıf kütüphanesine Çıtır Çıtır Felsefe kitaplarını almayı önerdiğimde bir veli “Ben çocuğumun felsefe okumasını istemiyorum!” demişti. Felsefenin ne olduğundan bihaber, çocukların felsefe okuduğu bir dünyanın nasıl da güzel olabileceği vizyonundan uzak bir bakış açısıydı ancak kişisel bir tercihti ve bize de susmak düşerdi. Benim için dert değildi, ben çocuklarıma evde okutuyorum zaten onun “istemem” dediği kitapları…

Bir kitap sizce kötüyse çocuğunuza okutmazsınız, nokta. Tutup da “Bütün kitaplar psikologlar tarafından denetlensin” demezsiniz, o psikologları kim denetleyecek sonra? Eğitimciler de “Biz de psikologların yazdığı kitapları denetleyelim” derlerse n’olacak? Kaldı ki, kitap denetimlerinin çocuğun iyiliği için yapılacağının, hele de Türkiye gibi ahlâki temeli oldukça kaygan bir ülkede belli bir zihniyetin tekelinde kalmayacağının garantisini kim verebiliyor?

Psikologların yazdığı ya da onların desteğiyle yazılan, gayet güzel kitaplar var (hatta geçen haftalarda bu alana adım atan bir yayınevinin bir toplantısına gittim, yazacağım). Okullarda okulan materyaller zaten denetimden geçmeli. Ama kampanyada söylendiği gibi “tüm çocuk yayınlarının” denetlenmesi, haddini aşan ve gücünü kötüye kullanmaya kayabilecek bir mekanizma getirir.

Bir çocuk kitabının en büyük eksiği psikolog denetimi değildir. Elbette psikologlar da denetleyebilir, görüş alınabilir, danışmanlık verilebilir, ancak psikolog desteği olmadan da çocuğa hitap eden bir kitap yazılabilir, tıpkı psikologların desteğiyle yazılan bir kitabın fazla öğretici ya da edebi yönden eksik olduğu için çocuğun hiç ilgisini çekmeyebileceği gibi…

Bence burada asıl mesele denetim, psikolog falan değil. Bence buradaki sıkıntı, kendimizi ilgilendiren sorunlarla ilgili kontrolü başkalarına vermekte… “Psikologlar denetlesin, doktorlar söylesin, uzmanlar yön göstersin” diye diye kendi uzaktan kumandamızı başkalarının eline tutuşturmaya ne kadar da hevesliyiz. Ebeveynler olarak bu kadar mı özgüvensiziz, bu kadar mı gücümüzün sorumluluğunu almaktan uzağız?

Kendimizi bu kadar da hafife almayalım bence.

Teşekkürler, iyi günner.

14 yorum

  1. Bu kampanyayı duyduğumda gerçekten hiç bu açıdan düşünmemiştim haklısınız. Ayrıca bir yazı yerine birkaç yazıyı okumamı sağladığınız ekleriniz için de teşekkür ederim.

  2. Harika bir yazı olmuş. Okulda öğretmen baksın, kitabı psikolog denetlesin. Anne babalar ne yapacak peki ? Sanırım anne babaların bir kısmında okuma alışkanlığı bulunmadığı için çocuğun okuyacağı kitabı insan önce okumak zor geliyor ve kendilerince psikolog denetimiyle bu sorunu da ortadan kaldiracaklarini düşünüyorlar 🙁

  3. Elif Hanım, kampanya metnini tekrar okuyacağım, benim anladığım Milli Eğitim tarafından önerilecek , okutulacak kitapların denetimi üzerine bir kampanyaydı. Elbette herkes çocuğuna okuyacağı kitabı kendi seçer ve seçmeli de… Çocuk kitapları yaşa göre sınıflandırılabilir diye düşünüyorum. En azından okul müfredatındakiler… İlkokulda Ömer Seyfettin okumuş bir nesiliz, yazarı edebiyatın kuvvetli bir kalemi evet, ama ilkokul 2 çocuğuna uygun mu ? Bence değil… Ayrıca her ebeveyn çocuğunun okulda okuduğu ile ilgili mi? İçerikleri değerlendiriyor mu? Yanlışlar ebeveynlerce düzeltılıyor mu? Emin değilim. Üzerıne uzun uzun düşünmeli bu konunun, sevgiler…

  4. Çocuğum yok ama 9 yaşında bir kardeşim var ve ona kitap okumayı seviyorum. Geçen yaz, “Yankılı Kayalar” adlı önceden almış olduğum kitabı okuyayım dedim, okudukça da bazı şeyler fark ettim:)

    1) Kitabın bir bölümü yanlış değilsem neredeyse tipa tıp başka bir eserin bölümüyle aynı. O eser de Kemalettin Tuğcu’nun Mercan Kolye’si. Bu kitabı okuyanlar bilir, üvey anne çocuklara kötü davranmaktadır, evet. Ve bir pasajında da erkek çocuk karşıdan karşıya geçerken zannediyorum ki araba çarpar ve çocuğun pantolonu yırtılır, elinden çiviler düşer.. çocuk üvey annesine yırtılabilir pantolonu konusunda hesap verememekten korkar. İşte Yankılı Kayalar kitabında , yetim çocuğun da -nedense- başına aynen bu olay geliyor. Bu bana intihal gibi geldi, hatta MEB’e de yazacaktım ama unuttum.

    2) Kitapta çocuğun babası, o yörede “canavar” diye bilinen kurtlar tarafından “parçalanıyor”. Bu ifadeler de bana travmatik geldi.

  5. Bir kac gun once arkadaslarimizla bu konuyu konusmustuk..ogluma aldigim tum dergi kitap gibi seyleri ilk once kendimin okudugundan bahsettigimde arkadaslarim epey bir sasirmisti..ama ben bunu gereklilik olarak goruyorum benim sakincali buldugum bir kitap dergi vs ogluma gostermuyorum..biraz elimizi tasin altina sokmak lazim herseyi baskalarindan bekleyemeyiz..sonucta bahsi gecen kitaplar bi denetleme kurulundan geciyor ama degisen pek birsey olmuyor..en iyi kontrol mekanizmasi bu konu icin aile..

  6. Evet, bu hassasiyetinizin gerçekten kendini yazar diye addeden kesim tarafından da dikkate alınması gerekir. Bu arada kitabınızı sabırsızlıkla bekliyoruz,takipteyiz.

  7. Bir yayıncı olarak, kitabınızın bazı yerlerindeki yazım hatalarından memnuniyetsizlik duyduğunuz kısma takıldım. Genellikle kitaplar her yeni baskıdan önce bir kez daha son okumaya gider. Hatta bizleri bazen okuyucular bazen yazarlar uyarır ki yeni baskı hatasız çıksın.

    Bu arada blogunuzu uzun zamandır okuyorum. Bu yazınızı diğerlerinden ayrı bir yere koyuyorum, gerçekten çok iyi anlatmışsınız.

  8. Bizim evdeki öz denetimi şöyle kurduk. Çocuk kitapları zaten bir yetişkinin okurken pek vaktini almayan kitaplar. Ya öncesinde biz okuyoruz ya da okuyamıyorsak gözümüz kapalı güvendiğimiz bazı yayınevleri var, onlara başvuruyoruz. Gün Işığı Kitaplığı, Can Çoçuk gibi. Bu yayınevlerinden kitap seçerken ise en dikkat ettigimiz konu hitap ettiği yaş aralığı oluyor.
    Bir de hassasiyeti olan çocuklar gerçeği var ki benim en dikkatimi çeken kısım ebeveyn kaybı yaşamış çocuklar veya boşanmış aile çocukları oluyor. Onlar için öz denetim gerçekten şart oluyor.

    • Katılıyorum. Yayınevinin ismi başlı başına bir denetim mekanizması zaten.

      Yakınımızda ebeveyn kaybı yaşamış çocuklar var, bizim çok sevdiğimiz bazı sevgi dolu kitaplar onlara iyi gelmeyebiliyor.

      Dediğiniz gibi, nihai karar bir yetişkinin olmalı…

  9. Sevgili Blogcu Anne pek guzel yazmissin. Benzer bir yaziyi psikiyatrist Yanki Yazgan da yazdi, buraya koyayim: http://www.yankiyazgan.com/nerede-bu-uzmanlar/

  10. Bu konu da kafam çok karışık çünkü açıkcası bende çok uzun zamandır çocuk hikayeleri kuruyorum kafamda ama yazıya dökmek için çekiniyordum. Çünkü çocuk kitabı yazmanın zaten bir kuralı, bir denetimi var sanıyordum. Yazdıklarım ya çocukların psikolojisine uygun değilse ya doğru bir şey anlatmıyorsam, ilk önce benim bir pedagog tanıdık bularak okutmam gerektiğini yoksa bu hayalimin gerçekleşmeyeceğini düşünüyordum.
    Ama işler hiç de sandığım gibi değilmiş önce buna çok şaşırdığımı söylemeliyim.
    Size de hak verdim ama bir yandan da kesinlikle denetlenmesi de gerekiyor.
    Bilmiyorum denk geldiniz mi bir tane çocuk kitabı varmış sadece ilgili sayfasını gördüm facebook ta adını hatırlamıyorum, köpeğe nasıl rahat tecavüz edeceğini adım adım anlatmışlar kitapta ama apaçık şekilde hala hatırlayınca dehşete düşüyorum……

  11. Bugüne kadar nerdeyse change.org daki tüm kampanyaların destekçisi oldum ancak bir psikolojik danışman olarak bu kampanyayı okuduğumda bir rahatsızlık duydum. Gerçekten bu kitapları okuyup dehşete düşmemek mümkün değil. Ancak çözüm sadece dıştan denetim mi olmalı? Benim uygun görüp desteklediğim bir kitap, bir düşünce; farklı düşüncede bir arkadaşım tarafımdan uygun görülmeyebilir. İkimizde uzmanız ancak hangimizin dediği geçerli olacak? Bizim de kitaplığımızda bir çok kitap var bunların bir çoğu tanıyıp güvendiğim yazarlar ve yayınevlerinin kitapları. Bazen de sizin gibi güvendiğim, fikirlerine önem verdiğim kişilerin tavsiyeleri üzerine aldığım, kitabevlerinde incelediğim kitaplar. Ancak yine de incelemeden, internetten aldığımız, hediye olarak gelen kitaplarımız da var. Bu kitapları öncelikle ben inceliyorum, kitapta anlatılanlar benim çocuğuma anlattıklarıma, benim doğrularıma ve bizim yaşam tarzımıza uygun mu ? Eğer uygunsa okuyorum, değilse o kitabı bir daha çocuğuma göstermiyorum. Bunun kararını verecek olan, çocuklarımıza en uygun olan kitabı seçecek olanlar da biz aileleriz. Benden farklı düşünen bir uzmanın da buna karar vermesini desteklemiyorum.

  12. Ayrıca bununla ilgili bir örnek de vermek istiyorum. Şu an sosyal medyada bir çok kişi tarafından paylaşılan, beğenilen Pedagog Adem Güneş ve Hatice Kübra Tongar (ne uzmanı olduğunu bilmiyorum) var. İkisinin de çocuk eğitimi, çocuk yetiştirmek gibi ebeveyn kitapları var. Çevremde ikisini de okuyan, çok seven ve paylaşan tanıdıklarım var. Ben de bunca tavsiye üzerine ikisinin de kitaplarından aldım ve okudum. Yazdıklarında benim düşüncelerime, benim yaşam tarzıma uygun olmayan düşünceler, tavsiyeler vardı. Bu uzmanlarla aynı düşüncede olmadığım için bir daha onların kitaplarını okumadım. Yani diyeceğim o ki nasıl biz bu denetimi kendi tercihlerimizde yapabiliyorsak, çocuklarımıza okutacağımız kitaplarda da yapabiliriz.