5 Yorum

Mutsuzsanız değişin

Aşağıdaki yazının yazarı Deniz Bengü, benim, sosyal medya üzerinden kazandığım ve çok değer verdiğim bir halkanın parçası… Hani böyle uzaktan “Ne iyi insan, ne güzel insan” dersin de yakınlaşınca hiç yanılmadığını, az bile söylediğini fark edersin ya, işte öyle biri… 

Deniz (Bengü’nün) birkaç senedir içinden geçtiği süreç ve o sürece karşı takındığı tavır, beni çok etkiliyor. Deniz’in söylediği bir söz, bir “Kendinize gelin!” türünden mesajı insanı hakikaten kendine getiriyor. Onun bir Instagram paylaşımından sonra -Doğan’la çok da kötü kavga ettiğimiz bir gecenin sabahında- gerçekten geriye çekilip bakmış, sebebini bile hatırlamadığım o çok kötü kavganın ne kadar lüzumsuz olduğunu fark etmiş, Deniz’in paylaşımını Doğan’a da okuttuğumda birbirimize sarılmıştık. 

Ve Deniz bu mesajları verirken öyle naif, öyle doğal yapıyor ki -belki de aslında mesaj vermeye çalışmadan, sadece hislerini ortaya koyduğundan- içinde bulunduğunuz durumu onunkiyle kıyaslayıp utanmıyorsunuz. Hani hep başkalarının yaşadığı acılardan, zorluklardan ders çıkartılmaya çalışılır ya, “Sen haline şükret”ler, “O da bi şey mi?”ler, “Bak falanca neler yaşıyor, sen elindekilerin değerini bil”ler insana müthiş bir suçluluk hissi verir ya, Deniz gerek tavrıyla, gerek paylaşımlarıyla bu literatürü yeniden yazıyor; bir şeyleri değiştirmek için, en azından düşündürmek için suçlu hisset(tir)meye gerek olmadığını ortaya koyuyor. 

Deniz’in bu yazısını burada yayınlamak, benim için çok anlamlı…

***

Uzun süredir açamadığım bilgisayarını açmak ve içindekilere bakmak zorunda kaldım. Daha önce hiç görmediğim videolarımızı ve fotoğraflarımızı gördüm. Bir tanesini çıktığımız bir tatilde süper eğlenirken çekmişiz. Sarılmışız, öpüşmüşüz. O günü çok net hatırladım. O günden öncekini de… Çocuklar gibi şen olduğumuz “amusement park”tan sonra bi bira içmeye oturduk. “Bi” biradan sonra ben otele gidip banyo yapıp gecelere akmak istedim. O da otele gitmeden, banyo yapmadan direkt gecelere akmak istedi. 3 senelik evliliğin beni çıldırttığı nokta bu oldu. Benim kayış koptu, sen bana değer vermiyorsun, sen hep eğlenmek istiyorsun, benim isteklerime önem vermiyorsun diye kanırttım konuyu. Karşı atak “sen de iyice anne oldun, nerede benim evlendiğim cool kadın, çocuktan sonra değiştin” ile geldi. Pandoranın kutusu açıldı.

Sonrası bol ağlamalı, ortam terk etmeli, diğeri hemen koşup “Hata yaptım canım seni çok seviyorum” demediği için “Ay yoksa hatayı ben mi yaptım”lı, sokaklarda birbirini aramalı (cep telefonu her zaman lazımmış), bol gözyaşlı, gecenin 3’ünde otelde Türk filmi kıvamında kavuşmalı oldu…

Sonraki gün işte o videonun çekildiği gün.

Bir şeyler tersti, bozukluğun ondan kaynaklandığına emindim. Terapiye gideceğiz, anlatacağız olanı biteni, sonra terapist Berk’e dönüp “Bu kadar da öküzlük olmaz arkadaşım, üzme bu tatlı kızı” diyecekti, ama pek öyle olmadı.

Onun yerine dayak yemiş gibi çıktık. Sağlı sollu girişti terapist ikimize de.

Sorunları irdeledikçe içimize döndük, bireysel terapilere başladık. Bir anda çözülmedi, hatta bazı farklılıklar daha net ortaya çıktı. Bazen bir arada kalmaya çalışmak daha fazla emek istedi ama bi yandan da tekrar aşık olduğumuzdaki gibi (Berk’in tabiriyle) “Ejderha dili”nde konuşabildik zaman zaman. Ama bu çıkarımların daha yolu vardı, açılımların hal ve tavra etkisi tam anlamıyla olamadı. Vakit yetmedi, hava ve saha koşulları normal bir ilişki yürütmeye elverişli değildi.

Berk kendi iç dünyasının duvarlarını olması gerekenden çok erken ve kalın örmüştü. Bense işaretleri yanlış okuyup, bu duvarların, kalkanın bana özel yapıldığını varsayıp tüm gücümle en kuvvetli dalgalarımı göndermiştim üzerine. Şimdi bakıyorum, yaklaşık 9,5 yıllık birlikteliğimizin çoğu böyle geçmiş, ne kadar yazık. İçim cız ediyor, burnumun ucunu acıtıyor bu gerçek.

Stan Tatkin, seminerinde ada ve dalga bağlanma modelleri ile ilgili çok abartılı, komedi tadında bir mizansen yaptı. Kıkır kıkır gülerken, bir anda elektrik çarpmışa döndüm. (Okuyun, okutun: Wired for Love)

İşte dedim, biz. O abartılı sahnenin aynısını evde bire bir yaşadık. Orada kendimi ve Berk’i dışarıdan izlemek korkutucuydu.

Tartışmalarda kendini kapatıp, “Susarsam geçer, konuşmadan çözülsün gitsin, şu kadın da bi çenesini kapasa artık ama” diyen bir adamla “Cevap versene, neden susuyorsun. Öyle yaptın, böyle yaptın” monoloğu yürüten kadın.

Bir keresinde onun yöntemini denemek istedim. Yalnız kalıp geçmesini beklemek için evden attım kendimi. Azcık rahatladım zannettim ve eve döndüm. Berk halinden çok memnun, yüzünde kocaman bir sırıtma “Bak gittin ne güzel oldu ya, ayrı kalınca ben çok rahatladım” diyiverdi. Benden tepki “Neeeey! Sen benim varlığımdan rahatsız mı oluyorsun!!!!!!”

İşte bunu değiştirmem çok zamanımı aldı. Ne cadıymışım be! 

Yanlış anlaşılmasın; Berk şimdi yok diye o da sütten çıkmış ak kaşık olmadı bir anda. Bazı olaylar var ki yuh, bu da yapılır mı Berk diyorum ama onlara giremeyeceğim. Berk artık bu dünyada değil ve cevap hakkını kullanamaz, kullansa çok pis kullanırdı eminim! Bazen arkadaşlarıma anlatıyorum, acayip gülüyoruz zamanında çoooook zor atlattığım olaylara. “Ah Berkus ne adammışsın” diyoruz. Artık hep gülüyoruz Berk’e ve yaptıklarına. Çünkü artık hiçbir şeyin önemi yok ölümden başka.

Beni hep içine almasını istediğim o duvarları aştığımda Berk artık tek başına hareket edemiyordu. Zor gecelerde hayalimde çocuk halini kucağıma aldım sevdim, delikanlı zamanlarını hayal ettim, onunla gezdim tozdum. Onu gerçekten tanımaya çalıştım, şefkat gösterdim, “Her şey yolunda, yanındayım” dedim. Aslında keşke bunu her kavga ettiğimizde yapabilseydik, gerçekten tanıdığın, sevdiğin birinin nedenlerini anlayabilmek başka bir kapı açabiliyor çünkü. Şimdi bakıyorum da ikimiz için de evlilik kavramı zormuş, bünyemize tersmiş. O yüzden çok emek istemiş, biz de bu emeği verecek kadar sevmişiz birbirimizi. Bunu anladım. Geç ve güç oldu. Neyse ki anladım. İyi ki…

Şimdi ahkam keseceğim, bol bol mesaj vereceğim, hazır mısınız? Buradan gençlere tavsiyem (gençler dedim ama hepimiz genciz ondan dedim, herkes üstüne alınabilir) bir insanla gerçek, derin bir ilişki kişinin kendi içine büyük, anlamlı bir yolculuk gerektiriyor. Mutluluğu ve mutsuzluğu karşıdakine endekslemek, onu değiştirmeye çalışmak, sahiplenmek gerçek sevgi yerine zalim ve kurban yaratıyor. Kendi duyguların için sorumluluğunu almak esas mesele. Bir gelişim fırsatı aslında ama yine de seçilen ilişkide bazen çok acı çekiliyor. Olsun acı da olsun. Ucunda ölüm olmadıktan sonra n’ooolcak ki?..

Mutsuzsanız değişin, dünyanız değişsin. Bu klişe laflara hak vermek için çaresizliği dibine kadar yaşamayı, değer verdiğinizin avuçlarınızdan kum gibi kayıp gitmesini beklemeyin.

Oğlumun 8 yaş doğum günü yaklaşıyor. Hissettiklerimin ağırlığı yavaş yavaş içime çöküyor. Daha çok yazı gelecek gibi görünüyor.

Yazar Hakkında

DENİZ BENGÜ – Sadece duygularını hafifletmek için yazıyor. Bir cümlenin, bazen tek bir kelimenin, ama en çok bir kelebeğin kanat çırpışının, birçok şeyin gidişatını etkileyeceğine inanıyor. instagram.com/bektil

5 yorum

  1. ah kalbim…..

  2. Diğer Yazılarına erişebileceğimiz internet adresini paylaşır mısınız?

    Teşekkürler,

  3. Daha dün şiddetli kavgayla geçen hafta sonu etkisiyle onsuz da yapabilirim, boşanıp oğlumla yepyeni bir hayat kurabilirim diyordum.

    Bu yazıdan sonra o da giderse ve biz oğlumla kalakalırsa ben nasıl ayağa kalkarım diye ağlamaya başladım.

    Ya o da giderse …

  4. Çok kolay okudum kelimeleri ama herbir kelime kalbime oturdu; çok zordu yutkunamadım bile. Kaleminize yüreğinize sağlık. Elif hanım teşekkürler paylaştığınız için.