9 Yorum

Senin Suçun Değil…

Her şey Aslı Tohumcu’nun, Bavul dergisinde yayınlanan “Sen de yaptın” başlıklı yazısıyla başladı… Daha doğrusu o yazının Twitter’a düşmesiyle…

Tohumcu’nun, tacizcinin gözünden tacizi anlattığı yazısı, taciz edilmiş birçok kadını rahatsız etti. Ben de onlardan biriydim. Özellikle bir pedofilin gözünden anlatılan birinci paragraf beni gerçekten incitti. Ben de pedofili mağduruyum.

Tohumcu’nun yazısından sonra ortalık birbirine girdi… Yazıyı pornografik bulanlar, edebi açıdan eleştirenler, destekleyenler gırla gitti…

Aslı Tohumcu’yu ismen bilirim ama eserlerini okumadım hiç, sevilen bir edebiyatçı olduğunu bilirim sadece… Bu yazıyı hazırlarken kendi taciz edilmişliklerinden de yola çıkmış. Olabilir, anlatabilir, dilediği gibi yazabilir. Ama yazdıkları bir kısım insanın canını yaktığında, o insanların da bunu dile getirme hakları bakidir. Benim itirazım bundan ibaretti. Ne Tohumcu’ya, ne de Bavul’a bel altı vurmayı doğru bulmuyorum. Bu tartışmalarla ilgili gördüğüm en aklıselim yazı şuydu bence: Taciz, eleştiri, özür ve linç. Benim de hislerimi çok güzel aktarmış.

Bu olayların olduğu akşam, Peri’yle bir canlı yayın yaptık Instagram’da… Aslında uzun zamandır yapmak istediğimiz bir şeydi. Her ikimiz de geçmişinde taciz olan kadınlar olarak, bu konunun yüksek sesle ve daha fazla konuşulması gerektiğini düşünüyor ve bunun için sosyal medyadaki gücümüzden de faydalanmak istiyoruz. Planlı programlı yapacaktık aslında, olmadı. Bu Bavul olayı patlayınca ikimiz de spontan bir şekilde kendi evimizden bağlandık, oturduk, anlattık.

Çok fazla yorum geldi. Ve mesaj. Ve gelmeye devam ediyor. Instagram’dan, Twitter’dan, mail yoluyla mesajlar yağıyor günlerdir posta kutuma… Hepsi geçmişindeki, çoğu da çocukluğundaki tacizlerden bahsediyor.

Zor oluyor bunları okumak, ama bir yandan da iyi geliyor. Yalnız olmadığımı fark etmenin de ötesinde, yazanın, yazdıktan sonraki rahatlamasını hissettiğimden… Çünkü çoğu, hiç kimseye söylememiş daha önce bunu… “Okumasan bile yazmış olmak bana iyi geldi” diye bitiyor bazı mesajlar…

“Halamın kocası/oğlu, teyzemin kocası/oğlu, dayım, dedem, babam tarafından taciz/tecavüz edildim diyor çoğu. Gelen mesajların çoğu aile içi tacizi anlatıyor. Ve evet, BABAM diyor bazılarımız. Öz babasının tacizine, tecavüzüne uğrayanlar var aramızda… 

Öğretmen, komşu, bakkal, arkadaşının babası tarafından taciz edilen, tecavüz edilenlerimiz var.

5 yaşında, 6 yaşında, 8 yaşında, 9, 10, 11, 13 yaşlarındaymışız…

Kimimiz bir kere yaşamışız, kimimizinki bir sürece yayılmış. Ama hiç unutmamışız.

“Büyüyünce” anlamışız çoğumuz. “Ne yaptığını anlamıyordum ama kötü bir şey yaptığını biliyordum” olmuş hissimiz. “Yaptığınının cinsel taciz olduğunun farkında değildim, cinselliğin ne olduğunu anlayınca fark ettim. İğrendim, midem bulandı, üzüldüm, öfkelendim…”

Küçüklüğünde uğradığı taciz yüzünden vajinismus olanlarımız var aramızda. Sevgilisiyle, kocasıyla yakınlaşamayan, cinsel ilişki kuramayanlarımız var.

Çoğumuz çocuklarımızın da aynı tacizi yaşamasından korkuyoruz. Sırf bu yüzden, kocasının, kızının altını değiştirmesini istemeyenlerimiz var. “Onun da kızı, biliyorum ama elimde değil…”

Çok azımız anlatabilmişiz başımıza gelenleri… Çoğumuz içimizde tutmuşuz, bazımız kimseye söylememiş, bazımız sadece çok yakınlarına anlatabilmiş.

Çoğumuz susturulmuşuz. “Yanlış anlamışsındır” demişler. “El alem ne der?” demiş anlattığımız kişiler. “İçkilidir, ondan yapmıştır” demiş mesela bir hala, “Kocan beni elledi!” diyen yeğenine Hâlâ da evliymiş o adamla…

“Derimi kesmek istedim yırtık bir kıyafet gibi, yapamadım. Uzun, belimde saçlarım vardı, onları kestim ben de!” diyor mesajların bir tanesinde…

Neredeyse hepimiz ilk başta bunun kendi suçumuz olduğunu düşünmüşüz. Bizim yaptığımız bir hareket, giydiğimiz bir kıyafet, hiçbir şey olmasa sadece kız oluşumuzdan kaynaklandığına ikna olmuşuz uzunca bir süre… Böyle olmadığını fark etmemiz uzun zaman almış. Ve çok can acıtıcı olmuş bu farkındalık.

Önemli bir kısmımız, taciz ya da tecavüz eden kişiyle hâlâ temas halinde… Ondan nefret ediyor, en az şekilde temas kurmaya çalışıyor ama -genelde başkalarını incitmemek için- onu hayatından çıkaramıyor. Annesi/babası/teyzesi… kahrolacak diye düşünerek bu yükü sırtlamaya devam ediyor çoğumuz.

Belki yüzden fazla mesaj aldım şu son günlerde, hiçbiri kendisine taciz/tecavüz eden kişinin cezalandırıldığından bahsetmiyor.(Bunu Twitter’da yazdıktan sonra bir kişi olayın mahkemeye taşındığını, sanığın 1500 TL para cezasına çarptırıldığını söyledi) Biri otel odasında ölü bulunmuş, bir tanesi kanser olup ölmüş, gerisi ellerini kollarını sallayarak geziyorlar. Belki başka çocukları incitmeye devam ediyorlar.

Yıllarca içimizde tutuyoruz böyle şeyleri… Ben de tuttum.

Ama tutmamalıyız işte… Birincisi, bizim suçumuz değil. Bunda utanacak bir şey yok, ben değilim ki utanması gereken? 9-10 yaşındaki bir çocuğu taciz ederek tatmin olmaya çalışan adam utanmayacak da ben mi utanacağım? Hiç de utanmıyorum, benim suçum değildi.

Bilmesi gereken, dahası, bilmesi halinde bize destek olacak bir sürü insana anlatamıyoruz üzülmesinler diye… Onların üzüntüsünü de yükleniyoruz böylelikle, halbuki bu, tek başımıza taşımak için çok büyük bir yük… Kaldı ki, bizim yükümüz değil.

Yaşadığı tacizi sevdiklerine, yakınlarına ve hatta kimseye söyleyemeyen kadın çok fazla var. Kendilerince çok haklı sebepleri var. İnanılmamak birincisi belki, “Yanlış anlamışsındır” kadar yalnızlaştıran bir şey yok… Böyle bir şey yanlış anlaşılmaz. Ben yanlış anlamadım, ama sen anlamak istemiyorsun galiba denilebilir bu insanlara…

Başkalarını kırmamak bir diğer sebepAnnem/Babam/Teyzem/Halam/… çok üzülür, kahrolur, inme iner… 

Ben de çok uzun süre içimde taşıdım bunları. Annemle paylaşmak çok iyi gelmişti bana ama babama anlatamamış olmaktan çok rahatsızdım. Yine de onu üzmek istemediğim için bir türlü cesaret edemiyordum anlatmaya… Bir gün -ve o gün Özgecan Aslan cinayetinden hemen sonraydı- Twitter’daki #sendeanlat paylaşımlarından sonra aradım babamı, dedim “Böyle böyle… Üzüleceğini biliyorum ve bunun için üzgünüm, ama benim babamın bunu bilmesine ihtiyacım var!” 

Aslında çok farklı planlarım vardı. Babamı karşıma alacaktım, belki de bir rakı sofrasında onu üzmeden anlatacaktım olanları… Onu teselli edecektim kendimce… “İyiyim ben, geçti gitti” diyecektim. Ama öyle bir şey yapacak pozisyonda değildim ki? Teselli edilmesi gereken o değildi ki?.. Babama ebeveynlik yapmaya çalışıyordum, olmayacak bir şeydi yapmaya çalıştığım… Ben babamın çocuğuydum, o da benim babam. Nokta.

Elbette üzüldü ve hatta kahroldu ama sanırım bunun başıma gelmiş olması kadar, bunu onu üzmemek için içime attığıma da üzüldü. “Keşke daha önce söyleseydin” dedi. Keşke söyleseydim. Olsun. Artık biliyordu.

Burada da geriye çekilip herkesin yetişkin olduğunu hatırlatmamız lazım belki kendimize… Çoğumuz farkında olmadan ebeveynlerimize ebeveynlik yapmaya çalışıyoruz. Oysa kaç yaşına gelirsek gelelim, ebeveynlerimizin desteğine ihtiyacımız var. Bize geçmişte zarar verilmiş olması onları çok üzebilir belki, ancak onlar yetişkinler ve bu üzüntüyle başa çıkmanın bir yolunu bulmaları ve yanı sıra bize destek olmaları gerekiyor. Ebeveyn olmak bunu gerektiriyor. Anne-babalarımızdan bunu talep etmeye hakkımız var bizim, onların da bu desteği bize verme sorumluluğu… Aynı hak ve sorumluluklar kendi çocuklarımızla olan ilişkilerimizde de geçerli.

Bu böyle yazıldığı gibi kolay bir şey değil, ben de bir günde farkına varmadım bunun… Uzun süren terapiler, içe kapanışlar, geriye dönüşler aldı bunu fark edebilmek…

Gelen mesajlardan anladığım kadarıyla, ben ailesine açılabilen ve onlardan destek gören şanslılardanım. Bunu ebeveynlerine, eşine, hiç kimseye anlatamayacağını söyleyen kadınlardan mesajlar alıyorum. “Kimseye anlatamadım, eşim de bilmez. Çocuklarla sokağa çıksam geldiğimde orospuluktan gelmişim gibi suçlayan bir eşim var” diyor mesela bir tanesi…

Kimseye ne yapması gerektiğini söyleyemem. Her ne kadar gelen mesajlara “Herkese söylemelisin, bunu içine atmak zorunda değilsin!” şeklinde yanıt vermek istesem de bu doğru olmaz. Kimseyi tanımıyorum, kimsenin koşullarını bilmiyorum; kaldı ki akıl verecek bir pozisyonda/uzmanlıkta değilim.

Sadece, bende çok iz bırakan, Good Will Hunting filminin şu sahnesindeki repliği hatırlatabilirim: Senin suçun değil…

9 yorum

  1. Soluk almadan okudum,canlı yayınınızı da sonradan izleyip çok takdir etmiştim sizleri … yazınız da aynı takdirleri fazlasıyla hakeden bi yazı olmuş 👏👏👏

  2. Bazen de üzülmemeleri için değil içindekini anlamayacakları için de anlatamıyorsun.. böylesi derin birşeyin içinden bir de anlaşılamadan çıkmak tacizin daha ötesinde zedeler.. ve belki de üzülmekten öte gidip o kişiyi öldürme gibi bir duruma sebep de olunabilir korkusu.. anne babamızın ebeveyn i olma konusu çok ağır ama çok katılıyorum sana, öyle yapıyoruz maalesef..

    • Sadece anne babamızın değil, tacizcinin çocuklarının bile ebeveyni oluyoruz. Onun çocuklarını düşünüp (çünkü arkadaşımız onlar) onlar icin susuyoruz. Eskaza konuşursak da zaten o çocuklar bize inanmıyor sosyal hayatımızda linç ediliyoruz.

  3. Benim de başımdan geçen 2 hikaye var sakladığım, o kadar sıradan geliyor ki şimdi babama anlatmak içimden gelmiyor bile. Asıl yazmak istediğim yukarıdaki “Good Will Hunting” videosunun üzerindeki Miramax yazısı. Artık her yerde tacizci insan izi görüyoruz. Miramax kelimesi bana artık başka bir şey hatırlatmayacak maalesef.

  4. Ben de anlatayım bir şeyler o zaman. Daha 9 – 10 yaşlarındayım muhatemelen 9. Apartmanımıza yeni taşınmış bir aile var kızlarıyla evcilik oynıyoruz arkadaşlık ediyoruz. Her salı bizim oraya Salı Pazarı kurulur hazırlıkları Pazarteaiden yapılır. Kocaman bir pazar alanı. Mevsim kış. Annem bizi lahana gibi giydirmiş yine. Kilotlu çorap eşofman tayt ne arsan var üst giysileriniz de öyle atlet kısa kollu ızun kollu tişört kazak vs. Bu arkadaşım hadi gel ben dedeme gidiyorum sen de gel dedi. Nerde ki deden ? Pazarcı o şeker satıyo dedi. Hemen gider geliriz. İyi tamam dedim ama annemden de izin almamışım mahalleden çıkıyorum bi telaş var bende. Gittik ak sakallı bi dede yanında daha genç bi adam şeker paketliyorlar pazar barakısında. Gel kıcağıma otur seni seveyim şeker vereyim dedi. Oturdum. Arkadaşım da orda şekerlere daldı bakınıyor falan. Başladı giysilerimin içine elini sokmaya. Başta anlamadım. Ne kadar da çok giyinmişsin sen dedi çekiyor çwkiyor atlet tişört aradığı alana ulaşılamıyor. Derken akşam ezanı okundu ve ben duruma uyandım. Ben gidicem ezan okundu annem kızar dedim. Ordan kaçarak uzaklaştım. O arkadaşımla bir daha ne konuştum ne oynadım. Olay bende bir hasar bırakmadı zira edepsiz adam amacına ılaşamadı korkmadım da. Sadece olayı anladım haaa dedim. Bu da nesi ne biçim dede bu. Uzak durmak lazım. Orda bitti. Umursamadım. Hele kendimi hiç suçlamadım. Neden bilmem böyle bitti gitti. Bu durumun çok büyük hasarlar yarattoğı her bir yaralı kişi adına çok üzgünüm. İnşallah anlatmak iyi gelmiştir. Benim için bir şey değiştirmedi. Şimdi bir çocuğum var ve tek dileğim doğduğum topraklarda büyütebilmek onu. Türkiye’de değil. Beniö başıma gelenin zerresini yaşasa sakalını o dedeye yedirmekle kalmam sindirtir çiçek açtırırım. Korkmak nedir pek bilmem. Sözkonusu çocuksa bir de!.. Tüm bu ruhu hasta zarar verici insanlar gerekli cezayı almalı.

  5. Ben de size sımsıkı sarılıyorum Elif Hanım.

  6. Tacizcinin kendisiyle gurur duyan, ondan “canım babam” diye söz eden bir kız evladı olması çok tuhaf, çok yaralayıcı. Kendi kızını mutlu yetiştirirken başka kızları incitmesi..

  7. Ne kadar acı ki, bu muhteşem filmin yapımcısı ( Harvey Weinstein) ve yardımcı oyuncusu da ( Ben Affleck) birer tacizci…Tacizci filmler için bknz. Rottentomatoes.com…

    • O bağlantıyı kurmamıştım bu yazıyı yazarken ve müthiş hayalkırıklığı yaşadım…