12 Yorum

Dünyanın Sonu, Kelebeğin Başlangıcı

Bazen bir konuda bir yazı yazmak, ya da bir yazının içinde bir şeyden bahsetmek istiyorum. A-aa, bir de bakıyorum -Cem Yılmaz’ın dediği gibi “Burda yazılmışı var!

Kendimi giderek, aile ortamlarında hep aynı anılarını anlatmak için fırsat kollayan yaşlı teyzeler gibi hissetmeye başlıyorum. Ki sanırım senelerce blog yazıp da bu döngüye girmemek pek kolay değil. Benzer olaylar, aynı anıları tetikliyor neticede, illa ki kesişen yazılar olacak.

Neyse, konumuz bu değil… Diyeceğim şu ki: Yeni yıl geliyor. İki gün sonra yılbaşı. Evet, bunu diyecektim.

Geçen gün manikür pediküre gittim. Aslında ben kış aylarında -daha doğrusu kapalı ayakkabı giymeye başladıktan sonra- hay-yat-ta pediküre gitmem. Tamamen havaya atılan bir para bence. Evet, sanat sanat içindir, pedikür de gösteriş içindir, bence… Kış boyu kes tırnaklarını, topuklarını törpüle, daha da neyine yetmiyor? Bununla da ilgili bir Cem Yılmaz klibi bulabilirim bence ama üşendim şimdi.

Neyse işte, dün gittim çünkü Doğan’ın doğum günüydü, azıcık özeneyim kendime dedim. “Ne renk süreyim?” diye sorunca manikürcü, “Kırmızı” dedim. “Yılbaşı ya?..”

O an fark ettim ki benim için yılbaşı artık sadece bir renkten ibaret (anlayacağınız gibi o renk kırmızı). Sadece benim için değil tabii, bütün dünya için öyle, ama yazar burada yılbaşının, kendisi için “kırmızı”nın ötesine geçmediğini anlatmaya çalışıyor. Bir nevi “Çok da şey etmemek lazım.”

Yılbaşına ve yeni yıla haddinden fazla anlam yüklemeyi milenyumda bıraktım ben. 

Pek istekli ve bilinçli bir vazgeçiş değildi bu. “Eeeveeeet, 2000’e kadar yılbaşlarında bokunu çıkardık, yolumuzun geri kalanına abartmadan devam ediyoruz” değildi.

1999’dan 2000’e geçmek hayatımın en zor, yeni yıla karşı en isteksiz olduğum yılbaşıydı.

Hatta bana sorsalar 99’da kalmayı tercih ederdim, çünkü çok sevdiklerimi 2000’e götüremiyordum. 10 Eylül’deki trafik kazasından sonra halam, Bige ve Berk 1999’da kalmışlardı. 

31 Aralık 1999 gecesi. Milenyumun başlangıcı… Güya yılbaşı… Dünyanın en zor gülüşü…

Bunun ne kadar acı verici olabileceğini o güne kadar fark etmemiştim. O zamana kadar benim için yılbaşı, aşırı eğlenilmesi gereken, bunun için haftalar ve hatta aylar öncesinden planlar yapılan, sonunda hiç de beklenildiği kadar eğlenilmeyen, paranla rezil olunan bir geceydi.

Paranla rezil olma kısmını işte yazının girişinde bahsettiğim gibi daha önce çok kereler anlattığım için (galiba?) bir daha ayrıntısına girmeyeceğim, ancak Çubuklu Hayal Kahvesi’nin açıldığı, Cem Yılmaz’ın sahne aldığı sene (96? 97?) desem hatırlayan çıkar sanırım.

Ondan sonra yılbaşılarını evde kutlamaya başlamıştık işte biz, ama “aş-şırı eğlenmeye çalışmak” kısmı bakiydi. Ki bu aş-şırı eğlence de genelde aş-şırı alkol ve sonrasında aş-şırı bozuk mideler ve aş-şırı baş ağrısı içerdiğinden pek de eğlenceli sayılmazdı aslında… Gençlik işte, n’apacaksın…

Ama işte yine de heyecan vericiydi yılbaşı… Milenyuma kadar.

Milenyumdan çok şey bekliyorduk ya hani? Ne bileyim, saatler sıfırlanacak, aletler bozulacak, yok kıyamet kopacaktı… Hiçbir şey olmadı. Ama benim yeni yıl anlayışımı sonsuza kadar değiştirdi. Ve ben ilk kez bir yeni yıla girerken, yeni bir yıla girdiğim için ağladım.

Kendimi geçmiş ve gelecek arasında sıkışmış hissetmiştim. Geçmişte kalmak istiyorum ama gelecek kapımda, sanki yeni yıla girersem geride bıraktığım sevdiklerime ihanet edecekmişim gibi… “Teşekkür ederim, siz [yeni yıla] buyrun, ben almayayım. Lütfen, lütfen, önden buyrun!”

İnsanın kendini acılardan dokunulmaz sandığı bir dönem var. Kötü şeyler hep başkalarının başına gelir hani, sana bir şey olmaz falan diye… Her insan için o balonun patladığı dönem başka… Benim de 20’li yaşlarımın başına denk geldi.

“Dünyada ölümden başkasının yalan” olduğunu anladığım 1999 Eylülü, aynı zamanda ne yaparsan yap, hayatın devam ettiği, senin dünyan başına yıkılmış sansan da ertesi gün güneşin inadına doğduğu, sen yeni BİR yıla girmek istemesen de yeni BİN yılın çatır çutur geldiği gerçeğiyle yüzleşmemin de başlangıcıydı aynı zamanda… Ondan beri yeni yıla karşı mesafeliydim, “Çok da şey etmemek lazım.”

Yılbaşı kutlamaları ise çocuklu hayata geçişimizle birlikte o da şekil değiştirdi. Anneliğimin ilk yılbaşısında 1 aylık lohusaydım ve 12’ye emzirerek girmiştim. Sonrasında bırak sabaha kadar oturmak, 12’yi görmek bile zor hale geldi. Şimdi çocuklar bizden daha rahat dayanıyor 12’ye kadar, ben koltukta uyuyup 12’ye 5 kala uyandırılıyorum.

Neyse, çok uzatmayayım. Milenyumdan beri yılbaşılarım buruk benim, bizim, geçmişte kaybı olan herkesin… Tek bir geceye haddiden fazla anlam yüklemekten, hak ettiği değeri bile vermemeye geçmiştim… Bu sene itibarıyla yeni yıla hak ettiği değeri veriyorum, ne eksik, ne fazla…

Geçmişte kalmak mümkün değil (ben denedim, olmadı), e o zaman geleceğe umutla bakmaktan başka şansımız yok, değil mi?

Ben o 31 Aralık 1999 gecesi 2000’e giriş yapmasaydım, herkesi gönderip, kapıyı kapatıp 99’da kalsaydım, o zaman sonrasındaki hayatımın neye benzeyeceğiyle ilgili en ufak bir fikrim olmayacaktı. Ki güzelmiş. (Bak bundan çok iyi bir Holivud filmi çıkabilir. Sliding Doors gibi… Family Man gibi…)

Şimdi fark ediyorum ki, her ne kadar o zamanlar geleceğe direnmemek, geçmişte bıraktıklarıma ihanetmiş gibi geliyorduysa da, o zaman geçmişte kalmak istemek de, sonrasında hayatıma girenlere haksızlık olurmuş…

1999’dan 2000’e geçerken, benim “Dünyanın sonu!” dediğim şeye herkes “Yeni bin yılın başlangıcı” diyordu ve ben isyan ediyordum.

O geçiş, o zamana kadarki hayatımın sonu olduğu kadar, bir sonraki hayatımın da başıymış meğer…

Kitap: Richard Bach, Aforizmalar; April Yayıncılık

40’lı yaşların verdiği bilgelikten mi desem, çocuk büyütüyor -ve dolayısıyla geleceğe yatırım yapıyor- olmanın verdiği iflah olmaz umuttan mı desem, artık yeni yıla direnmiyorum. Barıştım yeni yılla, acısıyla, tatlısıyla kucak açıyorum. Hoş geliyorsun 2018.

12 yorum

  1. Ne güzel anlatmışsınız. 15 sene önce bir aile büyüğümüzü tam da 31 Aralık günü kaybettik biz de. Yaşamayan anlamaz belki de, bilemiyorum. Ve gerçekten bir güne gereğinden fazla anlamlar yüklemeyi bırakabilsek her şey daha tadında olur gibi geliyor.

  2. Ben de yılbaşından bir kaç hafta önce o ışıltılara kapılıp çok heyecanlanırım ama 31 Aralık günü nedense bir hüzün kaplar beni. Kayıplarımız olmasa keşke.. 2017’nin hayalleri, 2018’in gerçekleri olur umarım.
    İyi seneler..

  3. Geçtiğimiz hafta yakın bir arkadaşım eşini kaybetti. Aniden… Eminim o da şu an yeni yıla girmemek için direniyor içten içe… Minik bebeğine bakıp bakıp ağlıyor zaten…Evinde süslenmiş yeni yıla hazır çam ağacı…
    Ömür kısacık bir an işte…

  4. 2017 subat ta babami mart indada kayinvalidemi kaybettim ayni duygulari bu sene bende hissediyorum yeni bir yil cok sey yapmanak lazim..hislerime tercumansiniz tesekkurler sevgiyle kucakladim sizi

  5. 2017 ye kadar kayıplar tabii ki çok.2007 oğlumu getirmişti bana 2018 de kızımı getirecek umarım.Götürdüklerinin burukluğu içimizde getirdiklerinde umut var.11 yıldan sonra yeni bir bebek heyecanı yaşıyorum.Bunda Derya’nın payı büyük.😇Herkese mutlu umut dolu barış dolu bir yıl,yıllar ve ömür dilerim.

  6. Dunlerimizi aratmasın 😒 Mutlu yıllara

  7. Sanırım hepimiz aynı olaylara farklı bir bakış açısıyla bakıyoruz. Bizi biz yapan şeyler. Ben 30 lu yaşlarımı yaşıyorum ve herşey bana çok boş çok gereksiz geliyor. Artık yaşayamadığımı bile düşünüyorum. (Belki biri 2 buçuk biri de 3aylık kızlarımdandır😀)

  8. Umuyorum hoş gelir !

  9. Bende 2016 da annemi kaybettiğimde yeni yıla geçmek istememiştim bu sene yine aynı annem daha 46 yaşındaydı ve kansere yenildi 😔ama evet hayat devam ediyor biz istemesekde zaman geçiyor şimdilerde yeni yıla girerken Sadece sağlık istiyorum sevdiklerime…okurken kendimi buldum yüreğinize sağlık.sağlıklı coculuklu çocuklu eşinizle upuzun yıllarınız olsun 😘

  10. Yeni yila cok da anlam yuklememek lazimlar insanin icini umuttan geciriyorsa eger, genel gecer bir seye muhalefet ederken kendimize yaptigimiz kotulugunde farkina varmaliyiz. Umut herkese lazim bir şey sonuçta.🙂Mutlu yıllar şimdiden.( Bu arada instagramdan verdiğiniz bloguma niye uğramıyorsunuz ayarı işe yaradı bende. Uzun zamandır güzel yazılarınızdan mahrum bırakıyormuşum kendimi.)Sevgiler…

  11. Williamsburg2004

    Merhaba ses veriyorum:)
    Bir nevi “Çok da şey etmemek lazım” Harikasınız
    Bende umutla bakmayı diliyorum bu yıl kendime…
    Sevgiyle…

  12. Çocukluğumda, yeni yila girmek demek annemin hazırladığı yaş pastanın heyecanı, bol meyveli mısırlı bir gece demekti, büyürken heyecan duymak, kalp atışlarının artmasi…. Milenyum üniversite yillarima senk gelir.. Lakin hala insanların yaşadıkları o heyecana anlam verebilmiş değilim… 90’lar mi 2000 li yollar mi kıyaslamasına gelirsek çocuklugumu tercih ederim sanırım… Herşeyin daha saf ve temiz yaşandığı yılları, dışarda özgürce oynadığımız yılları… Simdi bir anneyim ve kendi çocukluğumdaki fırsatları oğluma sunamamamin suçluluğunu hissediyorum… O yüzden 2018 den huzur mutluluk sağlık istiyorum özellikle çocuklar için