5 Yorum

Yeniden Yenidoğan, Yeniden Lohusa

Yazar Hakkında

ÖZGE MENCEK – Fotoğraf çeker/sever, okur yazar, anne, mühendis. Beyaz yakalı hayatın esaretinin farkına varmış, şartlarını değiştirmek için kafa yoran, anne olduktan sonra hem önceden sahip olup farkında olmadığı yeteneklerinin hem de anneliğin onda açtığı yeni kapıların hepsini ve her birini farketmiş, sevmiş ve hevesle sarılmakta olan, yaşı hep hissettiğinin çok ilerisinde olan bir hayat belgeselcisi

2018 yılbaşında oğlum Mete yeniden doğdu. Daha doğrusu yaklaşık 3 yıldan sonra yeniden yenidoğan oldu. Cuma gecesi başlayan ateş, çocuğu pelte formuna soktuğu gibi iştahını da kesti. Yemek yememesi, sürekli ana-baba sıcaklığı, ten teması istemesi, mütemadiyen inleyip ağlaması ve bizim sıkıntısını tam anlayamamamız, bebe kucağıma yapışık vaziyetteyken kanepeye kelepçelenip anca TV seyredebilmem, kucağımızda uykuya dalıp yatağına ya da kanepeye bırakmaya teşebbüs ettiğimiz an çığlığı basması ve derhal tekrar kucağımıza almamız, babasıyla bebeyi paslaşarak sırayla yemek yeme hallerimiz benim için adeta 3 yıl öncesinin flashbackleriydi. Mete yeniden yenidoğandı, ben yeniden lohusaydım. Bir emzirmem eksikti. O günler bu netlikte tekrar canlanınca, hem işlerin zaman geçtikçe hakikaten kolaylaştığını hem de o günlerin hakikaten özlendiğini anladım. Ama en çok o günlerde ne kadar yorulup bunaldığımı ve aslında kendi işimi kendimin ne kadar zorlaştırdığını fark ettim.

Mete doğup da eve geldiğimizde bir gün önce çıktığım evim gözüme bambaşka bir yer gibi görünmüştü. Yaşadığım değişim o kadar hızlı ve keskin olmuştu ki neye uğradığımı şaşırmış, ne yapacağımı bilememiştim. Sanki kendi içimden kopmuş, kendimi bir labirentin içinde kaybetmiştim. Lohusalığın ilk etkilerini ancak böyle tanımlayabiliyorum şimdiki aklımla. Kendimi, alıştığım bildiğim düzeni şekli sürdürmeye var gücümle tutunmuş bir halde hatırlıyorum o günlerde. Gündüzleri uyumayı reddediyor, olur da uyuyacak olursam da salondaki kanepede yatıyordum. Akşamları yine aynı şekilde sofra hazırlıyor, eşimle masada aynı anda yemek yemek için inat ediyordum. Evde orda burda biriken bütün bebek bezleri, alt değiştirme örtüleri, yeri değişmiş bir bardak bile moralimi bozmaya yetiyordu. Evim elden gidiyordu ve ben hiçbir şey yapamıyor gibi hissediyordum. Aslında elden giden bendim. Kendimi kendim gibi hissetmiyordum ve bir daha hiç hissedemeyecekmişim gibi geliyordu. Hayatım asla eskisi gibi olmayacak diye büyük bir ümitsizliğe düşmüştüm. Çok severek seyrettiğim 24Kitchen kanalına denk gelmek bile sadece birkaç hafta öncesindeki ama bana çok uzak gelen eski halimi hatırlatıp üzüyordu. Şimdi o zamanlara bakınca anlıyorum ki aslında yapmaya çalıştığım, o kaybettiğim ‘kendimi bulma’ telaşının tezahürüymüş. Bir var olma mücadelesi veriyormuşum.

2017 biterken yeniden yenidoğan günlerinde, o zamanlardaki halimi şefkatle gülümseyerek hatırladım hep. Çünkü bu defa durum benim cephemde bambaşkaydı. Mete’nin hastayken iştahsız olup iyileştiğinde arayı kapattığını bilmenin rahatlığıyla yemek yememesine hiç takılmadım en basitinden. Hep kucakta, temas halinde olmayı istemesini doğallıkla karşıladım. Sofra kurmadım, Mete yiyecek olmayınca eksikliğini de gerekliliğini de hissetmedim. O sofra evde bir hafta boyunca kurulmadı, kahvaltılar da dahil. Umrumda olmadı. Elimizde tabaklarla TV karşısında, çoğunlukla Mete bacaklarım boyunca yatıp bana sarılmış halde yiyor olmayı hiç dert etmedim. Hatta kolayıma, rahatıma ve keyfime bile geldi.

Mete’nin sürekli temas istemesini doğallıkla karşıladım, hatta artık kucağımızda uyuyup yüzünü seyretmemiz için fazlaca büyüdüğü bu zamanlarda tatlı bir hediye gibi geldi, doya doya sarılıp saçlarını okşayıp yüzüne baktım, zihnimde en güzel fotoğraflarını çektim. İlk doğduğu zamanlarda sürekli kucağımda olmasından ne kadar yorulduğuma ve hep böyle olursa diye endişelenmeye odaklandığımdan hiç yapamamıştım bunu. Olmakta olan her şeyi geçici bir zaman dilimi olarak görmenin sakinliği ve huzuruyla, çocuğumuzun ateşini düşürebildiğimiz her anın tadını çıkardım. Bunları yaparken hep “Keşke bebeğimin o ilk zamanlarında da bunu yapabilseydim” dedim içimden.

Keşke o zamanların da tadını böyle çıkarabilseydim. Oysa bu hem geçmişi değiştiremeyeceğim için mümkün değil, hem de o günlerde yaşadıklarımın da diğer yaşadığım her şey gibi beni bugünkü, bunları düşünüp yapan ben yaptığı için mümkün değil. Yine de boşa gitmesin taze anne olmuş, değişimi henüz algılayıp sindirememiş, içindeki karmakarışık duygularla ne yapacağını bilemeyen halime söylemek istediklerim. Belki başka taze annelere merhem olur.

Sevgili taze anne, canım lohusa, gözümün nuru 2015 Şubat’ının Özge’si. Akışına bırak. Bırak her şey elden gitsin bir süreliğine. Saçın başın, evin mutfağın, düzenin sistemin, her şey elden gitsin. Hep böyle olmayacak. Zamanla ve sürekli değişecek. O bebek hep ağlamayacak, hep sana muhtaç ve yapışık olmayacak. Sen kim olduğunu tekrar bulacaksın ve bulduğun halini çok seveceksin. Gittikçe daha da kolaylaşacak. Yaşadığın her şey sana bambaşka boyutlar katacak. Anne olmuş olmanın sana kattığı başka bir derinlikle çok daha etkili yaşayacaksın her tecrübeyi. Şimdi o bebeğin hep kucağında, elinden kolundan habersiz hali var ya, birkaç ay bile sürmeyecek. O kendi vücudundan, sesinden habersiz bebeğin içinden kendine has küçücük bir yetişkin çıkmasını gün be gün gözünle görecek, kulağınla duyacak ve her defasında inanamayacaksın. Düzenini her gün başka şeyler bozacak ama sen artık düzenler üstü bir canlı haline gelmeyi öğrendiğini fark edeceksin. En çok kendine göstereceğin şefkate ihtiyacın olacak ve kendine gösterdiğin şefkat etrafındaki herkese iyi gelecek.

Bir yıl biterken adettir ya, insan bitmekte olan yıldaki artılarını eksilerini toparlar, öğrendiklerini listeler. Yeni yıl için yapacağı planların, koyacağı hedeflerin mayasını oluşturur bunlar… Annelerde durum bundan bir tık önde oluyor, sadece geçmiş yılı değil bütün bir anneliği evirip çeviriyoruz her yeni olayda. Kendimize notlar alıyor, şanslıysak şefkat gösterip bir de aferin parlatıyoruz üzerine, sırtımızı sıvazlıyoruz. Ben şanslıydım bu defa. O kendine acımasız lohusadan alıp bu günlere getirdiğim kendine şefkatli anneyi pek bir sevdim. Kendisine annelik yolculuğunun devamında bol şefkat ve eğlence diliyorum. Tadını çıkar, canım kendim.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

5 yorum

  1. Tam Da artık kolayladım işime evime eski bene dönebilirim derken ilk bebeğimden sadece 11 ay sonra tekrar anne olmamın getirdiği kaosun üzerine iyi geldi

  2. Çok güzel bir geri dönüş- dönüşüm yazısı 🙂

  3. Şahane bir yazı! Ne güzel anlatmışsınız o dönemi ve yaşadığımız duyguları; teşekkürler:)

  4. Uzun zamandir bu kadar ciğerime dokunan bir yazı okumamıştım 💕

  5. şahane ! ellerinize sağlık. bir çoğumuzun ilk lohusa halini ne güzel anlatmışsınız. bende eşimi kaybedicem sandım. bir daha asla biz olamayacakmışız gibi gelmişti. ama şimdi daha çok biz olduk .