8 Yorum

Hayaller ve Kararlar

1999 sonbaharıydı, Amerika’ya yeni yerleşmiştik.

Bambaşka bir kültürde yepyeni bir hayata alışmaya çalışırken, hayatımın en büyük travmasını yaşadım: Halam ve iki kuzenim, bir trafik kazasının ardından aramızdan ayrıldılar.

Çok zor günler yaşadım. Olayın ağırlığı bir yana, bu olayı yabancı bir ülkede tek başına göğüslemek ayrı zordu. Doğan vardı tabii yanımda, bir de Paphia. Paphia en yakın arkadaşım, en büyük yoldaşımdı o zamanlar…

Bir de Oprah.

Her gün gündüz kuşağında yayınlanan Oprah Show’un müptelası olmuştum. Kadının konuşmasında, ses tonunda bir şeyler vardı bana iyi gelen… Duymaya ihtiyacım olan şeyleri söyleyecek konukları çıkarırdı çoğunlukla. Dr. Phil onlardan biriydi mesela… O zamanlar kendi programına başlamamıştı henüz (ki zaten bence Oprah’nın sayesinde başladı. Sonradan adamın bir medya maymununa dönüştüğünü düşünmeye başladım ama konumuz bu değil)

Bir de Gary bi şey diye bi yazar çıkarmıştı… Ölümle ilgili, ölümden sonra hayatla ilgili o an bana çok iyi gelen bir şeyler söylemişti adam.

Çok güzeldi Oprah’nın programı… Kitap kulübünü de takip eder, önerdiği kitapları alır okurdum. Sayesinde iyileştim demem çok da abartı olmaz.

Geçtiğimiz haftalarda düzenlenen Golden Globe ödüllerinde aldığı ödül sonrası yaptığı konuşmayla ortalığı sarsan Oprah’nın gelecek seçimlerde ABD başkanlığına aday olacağı söyleniyor.

O konuşmasının da, Times Up hareketindeki dahiliyetinin de bu planlar için bir yatırım olduğu da gezen dedikodular arasında.

Doğru mudur, değil midir zaman gösterecek. Ama nedense bu fikri duyunca benim hissim “Umarım aday/başkan olmaz” oldu.

Neden böyle hissettiğimi tam olarak tarif edemiyordum. Chicago Tribune muhabiri Heidi Stevens benim -ve tahmin ederim birçok Oprah hayranının- adına da kelimelere dökmüş bu hissi: Oprah, For President? I have a better idea.

“Doğum iznindeyken beni aklımı kaybetmekten koruyan iki şey vardı: Biri bulmaca çözmek, diğeri ise Oprah” diyor Stevens, ve tıpkı benim gibi “iyileştirici, empatik, insani” gibi kelimeler atfediyor ona… Ve fakat, bu iyileştiriciliğinin televizyon programından, yayınlarından, kanalından, kısacası kalbinden yayılmaya devam etmesini tercih ettiğini söylüyor, Beyaz Saray’dan değil.

Bu haber dolaşmaya başladığında Peri‘yle sohbet ediyorduk, ben henüz yukarıdaki yazıyı okumamıştım, dedim ki: “Umarım aday olmaz.” 

“Neden?” diye sordu Peri, “Ne bileyim” dedim, “başkanlık, sanki kirletecek onu, sanki eski Oprah olmayacak, benim Oprah’m olmayacak sanki…”

Sonra bu yazıyı okudum işte… Ve bencil bir bakış açısı gibi geldi benimki…

Evet, Oprah’nın başkan olması onu gerçekten “kirletir.” O duygusal, empatik kadın savaş kararı mı verecek mesela, Irak’ı işgal edelim falan mı diyecek? Olur mu canım öyle şey?! Hem de öyle bir olur ki, hele bir başkan olsun…

Hayallerimizdeki Oprah, daha doğrusu o bizim bildiğimiz Oprah var olmayı bırakabilir. Ki bırakır da… Başkanlık koltuğunda, televizyon programındaki koltuğu kadar kapsayıcı olamaz neticede… Mutlaka zıt düştüğü, ötekileştirdiği (en azından ötekileştirdiğini hissettirdiği) kitleler olur.

Kötü olur o da… Yakışmaz Oprah’ya…

Ama ya Oprah’nın istediği buysa?

Ya hayatında geldiği noktada, bugüne kadar yapabileceği her şeyi yaptığına inanıyor ve potansiyelini zorlamak istiyorsa? Yaşamının bundan sonrasında açmak istediği yepyeni sayfanın “Başkanlık” olması, onun suçu mu olurdu?

Farazi konuşuyorum. Oprah’nın başkanlığı ile ilgili hiçbir resmi açıklama yok henüz. “Olsa bize ne?” diyecek olabilirsiniz, olsa bize çok şey hem de… Dünyanın öbür tarafında da olsa bir kadının, bir zenci kadının başkan olması, of hem de çok şey! (Türkiye’de bundan 25 sene önce kadın başbakan vardı, evet; ne kadar uzak şimdi…)

Neyse, mesele Oprah’nın başkan olup olmaması değil, ve hatta mesele Oprah bile değil.

Mesele, hayallerinin peşinden gitmek…

Çoğumuz hayallerimizin ne olduğunu bilmiyoruz bile…

Kim olmadığımı öğrenince kim olduğumu da bileceğim
[şimdilik] kurban rolünü daha fazla oynamayacağımı biliyorum

diyor Alanis Morrisette Precious Illusions adlı şarkısında.

Kim olduğunu bilmesen de kim olmadığını bilmek çok önemli bir başlangıç noktası… Ne istediğini bilmesen de ne istemediğini bilmek de öyle…

Azımız -yukarıdaki farazi Oprah örneğinde olduğu gibi- ne istediğimizi biliyoruz. Çoğumuz “bu” yaşımıza rağmen bilmiyoruz.

Ne İSTEMEDİĞİMİZİ biliyorsak bile oldukça önemli bir adım atmış sayılırız, bence…

(Yine de inşallah Oprah başkan adayı olmaz tanrım yarebbim dinimiz amin.)

8 yorum

  1. Peki ya sen de benim “elif” imsin desem? Her yaptığın instagram paylaşımınla günümü güzelleştiriyorsun, umut veriyorsun, benim gibi hisseden birisi var dedirtiyorsun; her yazdığın yazıyla içime ışık tutuyorsun… 40bin bakımın bile bana feyz oldu. Rüyamda seni görüyorum arada, o derece. Sahip olmadığım “gerçek dost” kavramının içini seninle dolduruyorum. Belki gerçek hayatta tanışsak bu derece yakın hissedemezdim seni, kimbilir. Ben de o ne istediğini bilmeyenlerdenim. Ne istemediğimi ise 1 yıl önce isimlendirebildim. Yine senden cesaret alıp gittiğim psikoterapi sayesinde. Bunları duymanı neden istedim bilmiyorum. Elif, bil ki sen de benim, -belki bizim- oprah’mızsın. Daha çok yaz, lütfen. Ve sen de başkanlığa aday olma:)

  2. Sanırım o psikoterapiye benim de ihtiyacım var,yazıda hayallerimizin bile ne olduğunu bilmiyoruz cümlesini okuduğumda hah işte ben dedim ve koyverdim gözyaşlarını.İki çocuğum,ilgili bir eşim,istediğimiz birçok şeyi yapacak maddi durumumuz da var ama,ama işte.Hayat bir koşturma içinde akıp gidiyor,günlük,rutin yapılması gereken şeyler yapılıyor,herşey planlı sürüp gidiyor ama bisey eksik.Ne yapmak istediğini,hayalinin ne olduğunu bilmeyen ve nasıl bulacağını da bilmeyen bir kadın,eş ve anne olarak devam ediyor hayat.birçok kişi daha ne istiyorsun ki diyebilir,çok bisey istemiyorum aslında,sadece kendimi bulmak.yoksa çok şey mi istiyorum??Elif hep söylüyorum,paylasimlarindaki yorumlara da bunu yazıyorum,iyi ki varsın.Çok iyi geliyorsun,yani öyle bisey yazıyorsun ki bi anda sarsiliyorum,napiyorum ben diyorum,bisey yapmam lazım diyorum,ama nerden başlamam lazim bilmiyorum…

    • Bu kadar aynı şeyleri hissetmemiz normal mi bilemiyorum.Ben de bu yaşımda ne istediğimi sorgular oldum,sanki yıllardır derin bir uykudaydım da birisi yeter artık ķalk dedi ama hala uyku sersemiyim 1 senedir düşünüyorum ve farklı alanlarda denemeler yapıyorum ve duvara çarpıyorum.
      Bu arayış artık yormaya başladı beni.. Hayatımda karşıma çıkan fırsatları sonradan farkedip uyanmak,sorgulamak için geç kaldığım hissine yenik düşmek istemiyorum.
      Umarım herkes gönlündeki bulup çıkarır ve işte o zaman özgür oluruz,sevgiler.

  3. Bir de şu mesele var ki bence çok önemli…akıllı insanların karar veren (hem de dünyayı etkileyecek kararlar veren) pozisyonlara gelmek için cesaret etmesi! Bence kesinlikle desteklenmesi gereken bir şey ve Oprah kesinlikle başkan olsun! Şu ülkede bizim bile ihtiyacımız var buna!

  4. Elif ne kadar iyi geliyorsun bana anlatamam. Hem anne, hem Kadın, hem de insan olarak yol gösterici oluyorsun. Abla gibi…