23 Yorum

Eşitliğin Erotizmi

Etrafımdaki evliliklerin çoğu mutlu değil. En yakınımdakilerden tut, daha uzaktan tanık olduklarıma kadar, ya alışkanlıklardan, ya bir çeşit zorunluluk hissinden devam eden ilişkilerden oluşuyor çoğu…

Aşk nerede? Sevgi?…

“Mutluluk, az miktarda mutsuzluğa tahammül edebilmektir” diyordu sevgili Deniz, Terapi Defteri adlı kitabında.

Ama etrafımdaki çoğu evlilikte bu formül tersine işliyor sanki: Çok miktarda mutsuzluğun arasında mutluluğu bulma çabaları… O da, bulursan…

Belki de mutlu evliliğin, aşkın, sevginin tanımını yanlış yapıyoruz, bilmiyorum ki?..

Aşkın tanımı değişti. Eskiden, zıtların birleşimiydi. Şimdiyse, aynı değerleri paylaşan insanların birleşimi haline geldi. Günümüzde aşkın karşısındaki zorluk da bu işte…

diyor yazar ve akademisyen Stephanie Coontz, NPR’ın Hidden Brain adlı programına verdiği röportajda… (Programı -İngilizce olarak- şuradan dinleyebilirsiniz)

Evliliğin tarihi üzerine bir de kitabı olan Coontz, evlilik müessesesinin ilk olarak güçleri birleştirmek üzerine ortaya çıktığını anlatıyor ve bunu da Mısır Kraliçesi Kleopatra ile Roma İmparatoru Marc Anthony’nin evliliği ile örnekliyor. O zamanlar çiftçiler çiftçilerle, fırıncılar fırıncılarla evleniyor çünkü işlerini devam ettirebilmek için buna ihtiyaçları var.

Evliliğin doğası, 1700’lerde değişmeye başlıyor ve 1800’lerin ikinci yarısından itibaren “aşk” sahneye çıkıyor. Bu kez, önceki evliliklerde olduğu gibi aynı statüden insanların bir araya gelmesi yerine, birbirinden temelde çok farklı olan insanların, birbirlerini tamamlamaları amacıyla evlenmeleri söz konusu olmaya başlıyor.

Ve erkeklerin “eve ekmek getiren”, kadınların da “ev işi yapan” oldukları düzen böylece oturuyor. Bununla birlikte evlilik, sadece iş bölümü olarak değil, aynı zamanda psikolojik açıdan da “zıtların birbirini tamamladığı” bir ilişki olarak görülmeye başlanıyor.

1970’lerden sonra yükselmeye başlayan boşanma oranlarıyla birlikte, evliliğin, iki zıddın bir araya gelmesindense, benzer değerleri paylaşan insanların birleşmesi olduğu anlayışı ortaya çıkıyor. Benzer eğitimi olan, benzer kültürel, sosyal, politik görüşleri paylaşan insanların birleşmesi…

İşte bu noktada bence çok önemli bir tespitte bulunuyor Coonz:

Geçtiğimiz 100 yılı, FARKLILIKLARI erotik bulmayı öğrenmeye çalışarak geçirmiştik. Ve şimdi yanıtlamamız gereken soru şu: EŞİTLİĞİ nasıl erotik kılarız?

Bu programın başlığı When Did Marriage Become So HardEvlilikler Ne Zaman Bu kadar Zor Hale Geldi? idi. Başlığı duyar duymaz dinledim, çünkü, eğri oturup doğru konuşalım, aramızda evliliğin zor olmadığını düşünen var mı? Yok, değil mi? Ben de öyle tahmin etmiştim.

Sadece evlilik değil, aslında yakın ilişkilerin tümü zor… “Yakın olmadığınız insanlarla ilişkilerinizi idare etmekte bir zorluk yoktur. Asıl zorluk, size en yakın insanlarla ilişkilerinizi sürdürmektir” demişti Stan Tatkin katıldığım seminerinde… Gerçekten de öyle… Çok yakın olmadığın bir insanla en fazla politik olursun (ki o bile benim çok becerebildiğim bir şey değil), yürür gidersin. Ama en yakınlarından en fazla şeyi beklemiyor mu insan? Ve hep en yakınları onu en büyük hayal kırıklığına uğratmıyor mu? (Ya da ona öyleymiş gibi geliyor.)

20 seneye merdiven dayayan bir evlilik ve 3 çocuktan sonra nihayet anladım ki sevgi emektir. Bunu klişe olarak söylemiyorum, gerçekten de emek istiyor bir ilişkiyi yürütmek… Ve fedakârlık (ama karşılıklı) ve tahammül ve anlayış ve birçok şey…

Ve bugün artık: EŞİTLİK.

Fotoğraf için Fidelilerin bir sanat eserini kullandım, sanırım bana kızmazlar…

Adil olmayan bir ilişkide mutlu olabilmek benim için mümkün olmazdı, bence kimse için değil.

Bir süre önce bir terapist arkadaşımızla üçlü bir sohbet sırasında ona “iş bölümünü” nasıl tanımladığını sormuştum. Çünkü bizim aramızdaki bir sürtüşme konusuydu bu: “Her işi herkesin yapması şart mı?”

Ben ne zaman Doğan’a “Sen çamaşır makinesini çalıştırmayı bile bilmiyorsun” desem, o da “İyi de arabanın bakımını da ben yaptırıyorum” diyor, soruyordu: “Her şeyi eşit yapmak zorunda mıyız?”

Bu sorunun yanıtını tam olarak veremiyordum ben, çünkü söylemek istediğim şey “Ben bu hafta üç makine çamaşır yıkadım, sen de 3 kez yıka” değildi. Benim derdim, çamaşır yıkama işinin sadece benim görevim olması, onunsa çamaşır makinesini çalıştırmak için bana SORMASI gerekmesiydi.

Ve terapist arkadaşımız benim yıllardır yapamadığım tanımı çok güzel yaptı ve benim bir türlü yanıtlayamadığım “Herkes her işi yapmak zorunda mı?” sorusunu “Hayır, ama yapmayı BİLMEK zorunda.” olarak ifade etti.

Hay dedim ağzını öpeyim ya! Budur!

Evet, ben söyleyince bulaşık makinesini boşaltıyorsun ama ben söylemeden de boşaltmanı istiyorum ben…

Evet, ben hazırlayınca çocuğun üstünü giydirebiliyorsun ama o kıyafetleri hazırlamak bile bana yük oluyor. Çünkü aynı zamanda hafta sonu gidilecek doğum günü için hediye almak ve akşama ne yemek yapılacağını düşünmek ve -yemeği ben yapmasam bile- malzemeleri temin etmek ve okul gezisi için formu doldurmak ve bebeğin aşı takvimini takip etmek ve biten çamaşır deterjanını sipariş etmek ve daha bir sürü ama bir sürü hiçbir yerde yazmayan ve senin haberinin bile olmadığı biiiiir sürü küçük, önemsiz görünen ama yapmayı bıraktığım anda tüm düzenin birbirine gireceği işi aklımda tutuyorum ben. Ve bir yandan da kendi işimi yapmaya ve boş zamanlarımda da insan kalmaya çalışıyorum.

Ve tüm bu düzende, ben iki günlük bir iş seyahatine gittiğimde bana telefonda “Çamaşır makinesi nasıl çalışıyor?” diye sorulması beni müthiş hayal kırıklığına uğratıyor. Hayır, “Deterjanı şuraya koy, 40 dereceye getir, pamuklular ayarı yap, düğmeye bas” demek çok vaktimi aldığından değil. Hatta bunu söylemek, bununla ilgili hayal kırıklığımı anlatmaya çalışmaktan çok daha kolay olurdu belki… Ama ben bu kadar önemli, kilit bir insan olmak istemiyorum bu hayatta. Bu evin her şeyinden sorumlu olmak, çocukların her şeyinden sorumlu olmak, hem çocuk hem kariyer hem doğum günü hem ev hem iş yapmak istemiyorum, çünkü zaten YAPAMIYORUM.

Bizim yıllarımız, tüm bunları önce benim fark etmemle, sorgulamaya başlamamla, sonra bunları ortaya koymaya başlamamla ve anlatmam anlatmam anlatmamla geçti. Bazen -ve hatta çoğu zaman- öfkem, anlatmak istediklerimin önüne geçtiğinden söylemeye çalıştığım şey, nasıl söylediğimin gerisinde kaldı. Kimi zaman kırdım dağıttım, kimi zaman karşımdakinde bir aydınlanma yarattı anlatmaya çalıştıklarım…

25 senelik birliktelik, üç çocuk ve onca yaşanmışlıktan sonra sanırım artık şunu söyleyebilirim: Biz, eşitliğin erotizmini bence fark ettik. 

Bu demek değil ki her işi elli elli bölüşüyoruz.

Çamaşır makinesini hâlâ ben çalıştırıyorum, ama o da eskiden bana bıraktığı tencereleri artık ben söylemeden yıkıyor.

Bulaşık makinesini bence ben hâla ondan daha iyi yerleştiriyorum, ama artık bunu dert etmiyorum. Onun yerleştirdiğini düzeltmekten, tabakları temizleyip yerleştirmem için üst üste dizmesini “Kolaya kaçmak” ya da “benim işimi kolaylaştırmak” olarak görmektense, o şekilde iş bölümü yaptığımızı düşünüyorum.

Artık “Hafta sonu falancanın doğum günü var, hediye almamız lazım” dediğimde “Ben alamam ki” demiyor meselâ. (Ve hatta bundan cesaret alıp, bu sene ortancanın doğum gününü organize etmesini teklif ettim. Şimdilik topa girmedi ama seneye onu da yapar bence!)

Günümüz koşullarında, sevgilisinin/kocasının bulaşık eldivenli halini, George Clooney’nin smokinli haline tercih edecek kadın sayısı hiç de az değildir bence…

Erkekler, kafanızı çalıştırın! O “Armut piş, ağzıma düş” günleri geçmiş yüzyılda kaldı…

Artık kadınlar -Hülya Avşar’ın söylediğinin aksine!- hayatı, kendisini koruyup kollayacak erkeklerle değil,  hayata ortak olacak erkeklerle paylaşmak istiyor.

Ondan sonra sonsuza dek mutlu yaşarız belki…

 

23 yorum

  1. Tam da bu ! Kesinlikle katılıyorum.

  2. Jenerasyon farkından mıdır bilmiyorum ama bizim evde yemek yapan, bulaşık yıkayan, çamaşır makinesini çalıştırabilen ilk erkek birey ben oldum. Babamın bu yeteneklerini annem ameliyat süreçleri geçirmeden öncesine kadar pek bilmezdim. Oysa ki babam çok başarılı yemek yapıyor, gayet güzel bulaşık yıkıyor, süper çamaşır asabiliyormuş. Daha öncesinde ise annem bize pek iş bırakmadığı ve babamın mesai saatleri uzun sürdüğü için pek rast gelememiştik.

    Bir insan ailesinden ne görüyorsa onu kabulleniyor. Ben de bu süreçte yemek yapmayı, çamaşır makinesinin haznelerini, köşe bucağı temizlemeyi babama yardım ede ede öğrendim. Fakat önemli olan mecburiyeti beklemeden örnek olabilmek. Ayrıca 21 yaşında bir okurunuz olarak, yolun henüz başlarında bir erkek olarak, şu satırlarınızı mutlulukla okudum:

    “Günümüz koşullarında, sevgilisinin/kocasının bulaşık eldivenli halini, George Clooney’nin smokinli haline tercih edecek kadın sayısı hiç de az değildir bence…”

  3. Her yazınızı okuduğumda neden takip ettiğim, her yazdığını okuduğum tek blogger olduğunuzu daha iyi anlıyorum. Söyleyemediğim, kendimi ifade edemediğim şeyleri öyle güzel anlatmışsınız ki. En çok da şu cümleye vuruldum: “…… ve boş zamanlarımda insan kalmaya çalışıyorum.” Çok yazdım biliyorum ama bunu da yazmasam olmaz. Her yazınızı okuduğumda içimde bir yazma aşkı oluşuyor. Sevgi ve saygılarımla

  4. Aynı anda aynı mücadeleler, bu yaşlarına kadar kendileri adına bile sorumluluk almamış, başka bir kişinin bakımını sorumluluğunun ne olduğundan habersiz erkek birey.Şimdi bunlari yapmamalarının karşısındakine haksızlık, mutsuzluk hissettirdiğini anlatmaya çalışmakla geçiyor günlerim.Ne mutlu ki önce reddediyor sonra anlıyor, yapmaya çalışıyor, bazı görevleri yaptıkça zevk alıp yapmaya devam ediyor.Her görevi kadının mükemmel bir şekilde yaptığı bu düzende onlara da bu kimlikler sorgusuz sualsiz verilmiş diye düşünüyorum.

  5. Ezgi Elibol Topçuoğlu

    Blogcuanne’den yine hislere tercüman bir yazı! Ben buna bazen de şöyle bakıyorum; evet bakıcım var ama bütün psikolojik yük, planlama bende… Baba çok ilgili, ilgili bir oyun arkadaşı sağolsun 🙂 Yine de onu en çok bensiz çocuğa güzel güzel baktığı zamanlar çekici buluyorum!

  6. Benim eşim iki işte çalışıyor. Yani haftanın 7 günü çalışıyor. Bu nedenle evin sorumluluğu ağırlıklı olarak bende oluyor ama bu kadar sorumluluk bana ağır geliyor(Çalışan bir anneyim). Hayat paylaşınca daha kolay. Eşime bunu anlatamıyorum. Kendisi tam bir iş kolik. Zamanını işlerine cömertçe harcarken konu ev ihtiyaçları olduğunda cimriliğe varıyor. Çok kırgınım,çok yorgunum. “Çamaşır makinesini çalıştırmak ” ilişki içinde kilit bir rol olmamalı.Eşit ya da dengeli ama mutlaka bilgili

  7. Yoğun iş+ev işi+ hareketli çocuk+hareketsiz eş = yanan anne aha da hayatımın özeti… Valla bu denklem de hiç kimse benden iyi bir evlilik için gereken emeği verecek enerjiyi beklemesin.Yok çünkü!

  8. Ben de eşimin ev işlerine katkısı (yada katkısızlığı desek daha doğru olur) benzer düşünceler içindeydim. Fakat sonradan düşününce bizim ailede kendiliğinden oluşmuş bir iş bölümü var. Ben ev içi, eşim ev dışı işlerle uğraşır. Bir de yurt dışında yaşadığımız için normalden biraz daha fazla yük oluyor. Mesela faturalar, ödemeler, eve gelen resmi mektuplar (hiç de az değil, çevirilip olayı anlayıp gerekenin yapılması gerekiyor, okullardan gelen mailler, tatillerin programlanması, evde çıkan tamir işleri için gerekli malzeme eleman vs ayarlanması, doktor randevularının takibi, evin ve ailemizin güvenlik önlemleri gibi bir sürü işi oluyor. Hatta upuzun bir yapılacak işler listesi vardır, araştırmalar hiç bitmiyor. Ben daha azını yapmıyorum ama hem çalışıp hem bunları yaptığı halde daha fazlasını beklemekle haksızlık mı yapıyorum diye düşünüyorum bazen. Uzun lafın kısası, erkeklerin de böyle bir sürü şey düşündüğü konular olabilir ve sanırım onlar bunu pek dile getirmiyor :/

    • Bence kadınlar bu konuda -pek çok konuda olduğu gibi- erkeklere oranla daha fazla seslerini yükseltiyorlar. Erkeklerin de kalıp rollerin içine sıkıştırıldıklarını düşünüyorum. Ve bizim aksimize, belki kendilerini ifade etmekte, duygularını dile getirmekte daha bile çok zorlanıyorlar…

  9. Kaleminize sağlık.

  10. Okuyunca hay ağzını öpeyim demek geçiyor icimden…duygularimin yaşadıklarımın tam da karşılığı bu kelimeler👏👏😍😍🙏

  11. Geçenlerde buna benzer bir şey yazdığımda sizin evde pek böyle olmadığını düşünmüştüm Elif. Doğan epey aktif görünüyor. Şimdi yazını okuyunca arkadaşlarımın eşim için “Ama çok yardım ediyor. ” demesi aklıma geldi. Demek ki hakikaten bu sadece bu ikiliye özgü değil, çağla ilgili bir şey. Ve yineliyorum: artık erkeklerin harekete geçmesi gerek. Çook sevgilerimle… 💜

    • Doğan çok aktif Çiğdem, başından beri öyleydi… Ama yine de kalıp rollere teslim olma meylimiz vardı – ikimizin de… Ben de çok daha dişi kuştum mesela. Dediğin gibi, bence çağ ile de alâkalı bir durum…

  12. Terapist arkadaşınız yapmayı bilmeli derken doğru söylemiş ama bu öyle yüzyılın buluşu veya özgün bir fikir değil, gayet basit bir gerçeklik. Ayrıca yapmayı bilmenin ötesinde yapmalı da, siz 3 çocuğun bakımını, o ise dışarıdaki ücretli çalışma (ki siz de para kazanıyorsunuz) görevini üstlenirken, ev işleri ortak olmalı. Kırk yılın başı hatta belki bir arabanın ömrü boyunca 1-2 kez yapılacak bir tamir işiyle, 5 kişilik bir ailenin çamaşır yükü (bu örnek üzerinden gittiğiniz için) bir mi sizce gerçekten? Bilmesi yetmez, eğer yazının teması eşitlikse, yapmalı da. (eşiniz üzerinden genele örnek verdim, anlaşıldığını umuyorum)

    • Evet, zaten bunu temel bir gereksinim olarak söylemişti: Dünyaya gelen herkes kendi başına yetmeyi bilmeli diye…

  13. Esimle 11 yildir birlikteyiz, bunun 7 yili sevgililik sureciydi ve bu surecte birlike yasama sansi bulamadik. Evliligimizin ilk yilinda islerin buyuk bir kismi benim ustumdeydi, cunku henuz calismiyordum ve esim cok yogundu. Sonra ben de calismaya baslayinca, hala islerin buyuk cogunlugunun benim ustumde oldugunu fark ettim. Bu isler neydi? Yemek, bulasik, camasir, temizlik, alisveris gibi temel ihtiyaclardi. Ev islerinin patronu olunca malesef aklimda hep su is eksik, bu is bitmedi, su yapilacak gibi listeler donuyordu ve esimle vakit gecirdigimizde bile aklim hep mesgul oluyordu. O da neden surekli zihnimin mesgul oldugunu merak ediyor, birden romantik bir moda giremememi garip karsiliyordu. Yani, elele tutusup guzel bir yuruyus yaparken kim beyazlarin yikanmasi gerektigini dusunmek ister ki?

    Esimi karsima alip durumu anlattim. Bana hak verdi, fakat onerdigi cozum ona isleri hatirlatmamdi. Yani camasiri bitince ona camasir yikamasini hatirlatmam gerekiyordu. Veya bulasiklar birikince ona bulasik yikamasini soyleyecektim. Bu benim acimdan hicbir seyi degistirmiyordu, tam tersi bu sefer hatirlatici olarak yeni bir gorev ustlenmem gerekiyordu. Bir sure boyle idare ettik, fakat zihinsel yukumun daha da arttigini fark edince baska bir strateji dusundum.

    Esimin hicbir isine karismamaya basladim. Bu yeni stratejimden esime hic bahsetmedim. Camasirlarini yikamayi, ya da hatirlatmayi biraktim. Koskocaman akli basinda bir insan, cekmecede ic camasiri kalmayinca herhalde yikamayi akil edebilirdi. Bulasiklara da dokunmayi biraktim. Herhalde lavaboda bulasiktan yer kalmayinca fark edecekti. Esim ilk birkac hafta afalladi, “aa camasirim bitmis” veya “bulasiklar da burada kaldi” gibi seyler deyince, “aa evet” disinda hicbir tepki vermedim. Yavas yavas inisiyatifi ele almaya basladi. Tabii bu surecte camasir sepetimiz tepeleme doldu, bulasiklar dag oldu, ev bir sure kirli kaldi ve buzdolabimiz bosaldi. Umursamadim, gormezden geldim. Artik ev isleri patronu olmak istemiyordum.

    Bu surecten sonra artik isleri ortaklasa goturuyoruz diyebilirim. Artik elele yuruyus yaptigimiz zaman alisveriste ne almamiz gerektigini, ne zaman araba bakimi yapilacagini, hangi camasirin yikanacagini birlikte konusuyoruz.

    Cocuk yapma fikrine cok soguk bakmamin nedeni de, zaten ustumdeki sorumluluklarin ustune bir de kocaman bir bebek sorumlulugu eklemek istemememdi. Artik ev sorumlulugunu paylastigimiz icin esim de cocuk yapmaktan tamamen vazgecti. Cunku biliyor ki tek basima hicbir seyi ustlenmeyecegim, eyvallah etmeyecegim.

    Yana yakila cocuk isteyip cocuk olduktan sonra kilini kipirdatmayan erkekler, kadinlara ne kadar haksizlik yaptiklarinin farkinda degiller. Bu hayata sadece alisveris listesini, camasir sepetini ve cocugun asi takvimini takip etmeye gelmedik. Erkeklerin es sifatini hak edebilmek icin artik tasin altina ellerini koymalari gerkeyor.

  14. Ama en yakınlarından en fazla şeyi beklemiyor mu insan? Ve hep en yakınları onu en büyük hayal kırıklığına uğratmıyor mu? (Ya da ona öyleymiş gibi geliyor.)
    İşte burada her şeyi kendi yarattığını anlayınca insan, hayal kırıklığından başka bir hisse geçiyor 🙂

  15. Ben sizin yazılarınız sayesinde evimizde hayallerimdeki eşit hayatı kurmanın doğru yollarını buldum. Benim eşim ütüsünü kendisi yapardı her zaman ama başka bir şeye karışmazdı. Zamanla eşit olduğumuzu anladı ve şuan güzel bir dengemiz var.
    Örnek olarak şunu söylüyorum: Sabahattin Ali, kızının ileride beraber olacağı erkeğin nasıl olması gerektiğini kızına modellemek için her gün eve gelince ütü yaparmış. Sen de kızının ileride sevgilisinin evinde hizmetli değil, sevdiğiyle ortak bir hayatı paylaştığı bir yaşamı olmasını hayal ediyorsan örnek olmalısın diyorum. Çok faydası oluyor 🙂

    • Çok güzel bir örnek. Babalar kızlarına nasıl bir eş seçmeleri gerektiği, oğullarına da nasıl bir eş olmaları gerektiği konusunda rol model olduklarının farkında değiller. Hiçbir baba sorsanız kızının bir “öküzle” evlenmesini istemez. Ama alttan alta buna destek verir🙄

  16. Peki sen arabanın tamirini yaptırıyor musun? 🙂
    Şaka bir yana, güzel yazıydı ama katılmadığım konu şu; “bazı işlerin yapılması değilse de bilinmesi gerekir” kısmına katılmıyorum. Bence zorlama yapılan hiç bir işten hayır gelmiyor, mesela bir çok erkek, eşinden şunu duymuştur: “o bardak bulaşık makinasının dibine kadar geliyor da neden içine giremiyor, o makina neden fırlatıp atılmış şekilde dolduruluyor ve 3 bardak 4 tabaktan sonra dolmuş oluyor, neden doluluğu görülse bile düğmesine basılmıyor?” Ha işte sorun aslında bunların yapılması değil, kadınların eşlerini çocuk gibi görüp herşeyin ince ayrıntılı şekilde kendi planlarına uygun olarak yapılmasını istemesi.
    Yani bulaşık makinesini doldur ve yıka gibi “erkek tipi diretif” vermek yerine “onu şu noktaya bu şekilde koy, şu düğmeye şu uzunlukta bas”larla adamların kafalarını karıştırıyoruz ve bizi zaten baştan “bla bla bla sex bla bla bla” olarak dinledikleri için, sorun uzuyor da uzuyor.
    Bence kadınlar olarak gerçek anlamda eşitlik istiyorsak, erkek gibi düşünmeyi anlamaya çalışmamız lazım (ha niye onlar kadın gibi düşünemiyor da biz bu işi yapmalıyız derseniz o konu uzun, kısaca “eeeh yeter be 1000 defa söyleyeceğime kendim yaparım, hem iş daha iyi olur hem de aklım selim kalır” diye özetleyebilirim).
    Yani karışık uzun direktifler yerine kısa, nedeni içinde gizli değil açık.. Sadece işler için değil ilişki için de bu yalınlık ve açıklık önemli..
    Erkeklere de düşen şu: kadınları bla bla sex bla bla diye dinlemeyin kardeşim, bir anlamaya çalışın bu kadın sadece obsesif mi yoksa mantıklı bir nedeni var mı o makineyi o şekilde dizmenizi isterken..

  17. Süper Ötesi bir eşim var evin her türlü düzenini her noktasına kadar bilir. Çamaşır yıkamktan ütü yapmaya ev supurmekten yer silmeye yemek yapmaktan bulaşık yıkamaya kadar her işi üstlenir ve layıkıyla yapar. Çok şanslıyım 💕

  18. Şaaahaaneee bir yazı olmuş. Bu kadar mı aynı olur yaaaa dedim yine…Sizi takip ederek ne kadar da iyi yaptığımı yine anladım. Çoook seviyorum sizi ve içtenliğinizi.