2 Yorum

Ebru’nun Gebelik Günlüğü: 15. hafta

Yazar Hakkında

EBRU Y. – Yemek yapmayı seven ama yemeyi sevmeyen, dağınık ve plansız yaşamaktan keyif alan ama bunu pek başaramayan, enerjisini güneş ışığından alan, hayvanlara büyük zaafı ve doğaya sonsuz saygısı olan biri. 34 yaşında. Eşiyle ve kedisiyle birlikte Amsterdam’da yaşıyor.

15. hafta. Bu ara günler çok güzel geçiyor, bulantım çok az, ofiste yoğun günler geçirsem de enerjim yerinde. Artık ofiste herkes biliyor hamile olduğumu, hatta dar kesim gömleklerimden pırtlayan göbeğime dikilen bakışları fark edebiliyorum. Ofisteki arkadaşlara söylediğimde çok güzel tepkiler aldım, yürekten tebrik ettiler, mutluluğumu gönülden paylaştıklarını hissettim. Hollandalılar beni bu konuda şaşırtıyorlar, bendeki imajları tamamen farklıydı buraya gelmeden önce. Evliliğin OUT, birlikte yaşamanın IN olduğu bu ülkede, birçok arkadaşım lisede tanıştıkları partneriyle yıllardır birlikte ve çocuk fikrine fazlasıyla sıcaklar. İş arkadaşlarım genelde babalardan oluşuyor ve her hafta 1 gün babalık izni alıp bebeklerine bakıyorlar, burada çocuk bakımı nerdeyse eşit şekilde paylaşılıyor anneyle…

Bu arada 15. haftaya ve bu güzel günlere gelmek pek de kolay olmadı benim için, bu hafta hem bu hikayemdem hem de buradaki sistemden bahsedeyim biraz..

Sistem. Gebelik testleri pozitif çıkınca ilk önce aile hekimime gittim. Çünkü burada uzman doktora direkt gidemiyorsunuz, aile hekiminiz sizi gerekli görüyorsa sevkediyor ki eğer soğuk algınlığı ve grip gibi şikayetleriniz varsa çoğu zaman bir uzmana sevk etmeden, birkaç tavsiye ile geçiştiriyor. Ha eğer kendinizi ölüme yakın hissediyorsanız o zaman 2-3 adet antibiyotik verebiliyor, o kadar.

Aile hekimine hamile olduğumu söylediğimde, “Emin misin?” diye sordu ve bana bir gebelik testi verip “Yapmak ister misin?” dedi. “Yok” dedim “5-6 kez yaptım, eminim”. “O zaman bir ebeye gitmen gerekiyor, benim yapabileceğim bir şey yok” deyip mahallemdeki ebe kuruluşunun web adresini yazdı bir kağıda. Neyse ki ingilizce seçeneği var sitede, hemen hamile bilgi formunu doldurdum ve 2 saat içinde telefonum çaldı. “Ebru ile mi görüşüyorum? Ben Ebe Marlouse, öncelikle hamileliğiniz için tebrik ederim”. Sonrasında bu tebrikleri daha çok duyacaktım, hayır arkadaşlarımdan değil sadece, randevu veren asistanlardan, kan testimi yaptırdığım hastanedeki hemşireden ve bir şekilde bunu bildirdiğim tüm resmi kurumlardan. Güzel bir his bu, önce tebrik ediyorlar sizi ve sonra “Kendini nasıl hissediyorsun?” diye soruyorlar. Ve ben başlıyorum anlatmaya yaşlı teyzeler gibi: “Çok kötüyüm, midem bulanıyor, başım ağrıyor, kendimi sürekli hasta hissediyorum…” Çok kibarlar, sonuna kadar ciddiyetle dinleyip beni anlayabildiklerini söylüyorlar.

Bana ilk randevuyu birkaç hafta sonrasına verdiler ve sadece görüşme olacağını, ilk ultrason kontrolünün 10-11. haftada olacağını söylediklerinde telefonda haykırdım: “Olamaz, beni daha önce ultrason kontrolüne almanız lazım, bir düşük yaptım daha önce, ya kalbi atmıyorsa, ya dış gebelikse, ya başka bir problem varsa?..” Böyle durumlarda kendime “Aferin kızım” diyorum, “ağırlığını koydun.” Israrlarıma dayanamadılar, 7. haftaya randevu verdiler ve ilk kalp atışını gördük.

Bu arada hala doktor görmedim, yani burdaki sistemin yaptığı tanıma göre ciddi bir sağlık sorunu yaşamadım. Başta çok zor gelen bu durumun beni rahatlattığını fark ediyorum şimdilerde, çünkü bebeği ultrasonda daha sık görmemin ve daha çok üzerinde konuşmamın bana ve bebeğe bir faydası yok sanırım. Hatta bu şekilde, hayatımın odak ve endişe noktası olmasını engelliyor, kendi günlük hayatıma daha çok odaklanabiliyorum. Sisteme göre hamilelik dışarıdan herhangi bir müdahaleye ihtiyaç olmayan tamamen doğal bir süreç (genelde!!). Mesela hamileliğiniz boyunca 3 kere ultrasona giriyorsunuz, 11. haftada bebeğin testler için yeterli büyüklüğe ulaştığını anlamak için, 20. haftada detaylı tarama ve 30. haftadan sonra bebeğin pozisyonu için. Bu kadar.

Testler. 11. hafta ultrason kontrolünde bebeğimizin parmaklarını saydık, inanamıyorum hala, 5 cm bile değildi ve parmaklarını açmış ellerini oynatıyordu. Bir tür havuzun içinde dibe battığınızda yüzeye zıpladığınız gibi yavaş çekimde zıplama hareketleri yapıyordu. Bu görüntü o an acayip motive etti, hastadan çok hamile hissettim, hatta o gün ultrason çıkışında televizyonda Beşiktaş maçı olmasına rağmen bir etliekmekçiye gittik Amsterdam’da, bebeğimizin sağlıklı oluşunu gurbette etliekmek ile kutladık.

Bize bu arada test yaptırmak isteyip istemediğinizi sordular. Ben tabii ki hepsine evet deyince bize bir sürü broşür verdiler ve ebem tarafından şiddetle okumamız tavsiye edildi. Broşürde ikili test ve NİPT’i karşılaştırıyor ve olası sonuçlarının nasıl yorumlayacağımızı anlatıyordu. Tabiki daha güvenilir sonuçlar veren NİPT’i seçtik ve 2 hafta sonra testimizden temiz sonucu çıktığını öğrendiğimizde artık hamileliğim resmiyet kazanmıştı. Bu güzel haberi paylaşacaktım artık, sevdiklerimle, iş arkadaşlarımla, tanıdık tanımadık herkesle!

Bunun yanında bir de basit bir kan testi yaptırdık ve beklenenin aksine, bu basit kan testinden sonra koptu asıl gürültü. Test sonucu telefonumdaki bir aplikasyona yüklendiğinde hemoglobin değerimin 7,3 olduğunu görüp bayılacaktım nerdeyse, hayır normalde bu değerle anemiden zaten bayılmam gerekmiyor muydu? Öte yandan ben burda ölümle pençeleşirken (!) neden beni kimse aramıyordu ebelerimden, neden kimse demir hapı falan önermiyordu, çok kızmıştım, sisteme küstüm bir anda. Akşam et, ıspanak ne bulduysam yedim, anemiden değil panikten öleceğimi hissettim. Arama motorları öyle söylüyordu çünkü, bu kan değerinin anne ve bebek için ölümcül olabileceğini…

Ertesi sabah bir sinirle ebemi arayıp beni neden aramadıklarını, değerlerimin düşük olduğunu söyledim. Ebem demez mi “Değerleriniz normal” diye. Ayy çıldırmak işten bile değil, “Hanım hanıııım! benim hemoglobinim 12’nin üzerindeydi, bu değer normal değil, hamile arkadaşlarıma da sordum, benim hemen demir hapı kullanmam lazım” diyip kendi teşhisimi koydum ve ebemin teknik bilgisine de meydan okudum. Ebem ise “Sanırım sorduğunuz arkadaşlarınız Hollanda’da yaşamıyor, çünkü burda kullandığımız ölçü birimi farklı, yani biri gramsa diğer ml gibi düşünebilirsin”. “Haaaa şimdi anladıııım” diyip çevir kazı yanmasın cümleleri kurmaya başladım ama çoktan olan olmuştu, sorgulayan (!) , düşünen (!) ve sağlığını, etrafındakilere ve internete sorup soruşturarak öğrenen (!) akıllı bir kadın olduğumu göstermiştim.

Meğerse burdaki 7.3, bizim Türkiye’de kullanılan ölçü birimde 11.7’ye denk geliyormuş ki 11 ve üzeri normal olarak geçiyor hamişler için. Ohh şükür..

Ebem, ebelerim. Ebe kuruluşunda 4 farklı ebe var ve siz hangisi müsaitse onunla görüşüyorsunuz, keza doğum sırasında hangisi nöbetteyse o giriyor doğumunuza. Şu ana kadar hepsiyle görüştüm ve sadece birinden hoşlanmadım ve eminim ki doğumuma hoşlanmadığım bu ebe denk gelecek, tıpkı yıllar önce olduğu gibi: İlkokul 3. sınıfa başka bir mahalle ve başka bir okulda başlamıştım. İlk gün okula beni annem götürdü. Tören sırasında karşımda okulun tüm öğretmenlerini görebiliyordum ve içlerinden birinden hiç ama hiç hoşlanmamıştım. İri yapılı bir kadındı bu, çok asık suratlıydı ve mutsuz görünüyordu. Bilin bakalım sınıfa girdiğimde kimi gördüm? O kadar öğretmen arasından, anneme “Anne, şu kadın benim öğretmenim olmasın” dediğim iri yapılı, asık suratlı kadın! Annem hala gülerek anlatır o anıyı.

Ebemle ilk görüşme 1 saat sürdü. Ali’ye ve bana bir sürü soru sordu geçmiş sağlık sorunlarımızla, hayat tarzımızla ilgili. Gebelik şikayetlerimi sabırla dinledi, çok hoş bir üslupla tavsiyeler verip motive etti beni. Yalnız sorduğu bir soru, odada buzzz gibi bir hava estirdi. Bebeği sisteme kaydederken soyadının benim kızlık soyadım mı yoksa Ali’nin soyadı mı olacağını öğrenmek istedi. Ali ile bir an göz göze geldik, afalladığını farkettim çünkü ebe bu sorunun cevabını bebeğin annesi olarak benden bekliyordu. Hahha aslında biraz bekleyip, düşünüyor gibi yaparak Ali’nin ne yapacağını görmek isterdim ama o an sıkıntıda bırakmak istemedim. Bebeğin soyadının hem Ali’nin hem de benim resmi soyadımla aynı olacağını söyledim. Ben her ne kadar kızlık soyadımı kullanmasam da bebeğe kızlık soyadımı verme hakkım var anladığım kadarıyla -eğer Hollanda vatandaşıysanız-. Tabii Türk vatandaşı olacağı için bu ihtimal dahilinde mi bilemiyorum.

Çıkışta ise bize içinde birçok promosyon ürünün olduğu bu tatlı kutuyu verdiler.

Bebeğin babası. Ali ilk ultrason kontrolüne giderken çok rahat görünüyordu. Kalp atışını görüp henüz uzaylıya benzeyen bebeğimizi gördüğümüzde çok rahatladığını, bana belli etmemek için çabaladığını ama aslında çok stres yaptığını söyledi. Bu çocuk beni şaşırtıyor.

Şikayetlerimin yoğun olduğu dönemde elimi hiçbirşeye süremedim. Akşamları genelde 10 gibi koltukta sızan Ali’ye ise bir enerji geldi, her şeyi çekip çevirdi bu dönemde. Sesli dile getirmese de -ki kendisi çok az konuşur- çok mutlu olduğunu görebiliyorum. Oysa 1-2 sene önceye kadar ‘cool’ bi şekilde “Ebru çocuğu olabildiğince geç yapalım, hatta hiç çocuğumuz olmasa da olur, benim için hava hoş, zaten seninle çocuk için evlenmedim” demeçleri veriyordu. Geçen gün elinde kedili bir emzik tutucuyla eve gelmiş, şok oldum, hiç öyle bi biri değil aslında(!). Bu çocuk beni şaşırtmaya devam ediyor.

Bi ara bana neden çok iyi davrandığını ve beni sırf hamile olduğum için daha çok mu sevdiğini sordum. Hamilelik hormonları işte… Gerçekten benimle mi yoksa bebekle mi ilgileniyordu? Daha az ilgilense normal karşılayıp daha mı mutlu olacaktım acaba? Normalde ilgiden pek hoşlanmayan ben, sağlıklı düşünebildiğim kısıtlı zamanlarda bu ilginin kötü olmadığı ve sebebini sorgulamanın gereksiz olduğu sonucuna vardım. Ne mi yaptım? Canım ne istediyse söyledim, hatta koltuktan her kalktığını gördüğümde mutlaka bir şeyler istedim, görmediğimde de istedim. Ehh en yapalım bu dönemde alan razı, veren razıymış…

Arasıra benden rol çalmaya çalıştığını da hissetmedim değil, işte koltukta 8-9 gibi sızmalar, çok yorgun olduğunu söylemeler, hatta yorulduğunda benim çıkardığım “ahhh” seslerine benzer ses çıkarmalar.. Bu evdeki tek hamilenin ben olduğumu hatırlıyorum o durumlarda, hayal kırıklığına uğruyor, “Bi tek onu yapmadım zaten” diye de üste çıkıyor.

Hayattaki küçük keyiflerin büyük önemi. Bu ilk 2-3 ay bana hayatta küçük keyiflerimin ne kadar önemli olduğunu hatırlattı. Mide bulantılarım yüzünden uzun süre kahve içemediğimi söylememiştim değil mi? Geçen gün ilk defa Türk kahvesi içebildim. Ne keyifmiş ama, çok özlemişim cidden! Konu aslında kahve içip kafein almaktan ziyade o ritüeli yaşamak, keyiflenmek, hayatın koşturmacası arasında bir tür terapi gibi geliyor… Hayatınızdan onlar da gittiğinde robota dönüştüğünüzü hissediyorsunuz. Ha mesela bir de uzun süre banyo yapmaktan nefret ettim, kokulu şampuan ve duş jellerine dayanamıyordum, yüzüme kokulu kremlerden de sürmek istemiyordum. Artık saçlarım yağlandığında ve terden ekşi ekşi koktuğumda zorunluluktan kısa bir duş alıyordum. Allah etrafımdakilere sabır versin. Sonra bir gün aşağıdakileri keşfettim ve banyo keyfini yeniden hayatıma eklemiş oldum.

İkinci trimester ile hepsi geride kaldı, artık yola farklı zorluklarla devam etme zamanı, tam gaz!

Haftaya büyük gün, cinsiyetini öğreniyoruz, heyecanımız tavan. Ben oğlan diyorum, Ali ise kız hissediyor.

Bakalım kimin hissi kablel vuku bulacak.

Ve söz, bu sefer sadece haftalık bir yazı yazıcam!

Görüşmek üzere

Sevgiler,

Ebru

Gebelik Günlükleri

Ebru’nun Gebelik Günlüğü’ndeki tüm yazıları buradan okuyabilir, Blogcu Anne Gebelik Günlükleri’nin hepsini buradan okuyabilirsiniz.

2 yorum

  1. Ne tatlı bir yazı. Umarım çok keyifli geçer bundan sonraki süreç. İlk haftaların bulantısı, yorgunluğu, tatsızlığı olduğu gibi bir de daha göbek tam çıkmadığı için hamile avantajlarından faydalanamıyorsunuz, hamilesiniz ama kimsenin umurunda değil gibi durumlar oluyor. O yüzden artık bu haftadan sonra gebelik tam gaz! Sağlıklı büyüsün minik susam tanesi.

    • Iste beni anlayan biri daha, cok tesekkur ederim guzel dileklerin icin ayrica.
      Ilk aylar sanki hic bitmeyecek gibiydi, bir de ofiste herkesten gizlemenin, hamile degilmis gibi davranmanin verdigi yuk! Simdilerde ise gobegimi gere gere geziyorum.
      Sevgiler!