43 Yorum

Kürtajı Neden Konuşamıyoruz?

Aşağıdaki yazı, ismini saklı tutmak isteyen bir Blogcu Anne okuru tarafından kaleme alındı.

Kürtaj.

Evet tam adı bu. Gebe kadının içinden doktor tarafından doku alınması. Teknik bir konu.

Yersen.

Kasım 2014’te hamileliğim ramazan davulcusunun davulunu kapıp, sokaklarda “Hamileyim!” diye davul çalarak gezme istediği ile “Aman ilk haftalar kimseye söylemeyelim, nazar değmesin” ketumluğu arasındaki sıkışmışlıkla başlamıştı. Herkese söylenebilirdi. Sonra da duruma fazlasıyla alışıp, “Ben hep böyleydim ki” diye düşünürken 41. haftada doğum yapmıştım. Güzel günlerdi. Her şey tam da beklendiği gibi olup bitmişti.

Mart 2018’de ise bir pazar sabahına çift çizgili bir “Merhaba” dedik. Planlanan ve beklenen bir durum değil. Şaşkınlık dışında hiçbir duygu yok. Sadece şaşırıyoruz. Ve sonra düşünmeye başlıyoruz.

Düşünüyoruz.

Plan yapmaya çalışıyoruz ama hiçbirini beğenmiyoruz. Her şey çok zorlama. Taşlar oturmuyor yerine. Sonra ilk o bahsediyor diğer seçeneğimizden. Ben onun buna karşı çıkacağını düşündüğüm için seçenek olarak düşünmemişken bile o söyleyiveriyor. Rahatlıyorum. Diğer bir seçeneğin de konuşuluyor olmasından mutluyum.

Düşünüyoruz.

Hissetmiyoruz. Özellikle hep düşünüyoruz. Hep zihin seviyesinde kalıyoruz. Konuşuyoruz bol bol. Sadece aramızda konuşuyoruz. Konuşmak istiyoruz, paylaşma ihtiyacı duyuyoruz.

Kan tahlili yaptırıyoruz. 1043 diyor. Gebesin. Nöbetçi doktora gözükmeden eve geçiyoruz.

Çok şaşkınız.

Düşünüyoruz.

Konuşuyoruz. Yetmiyor ikimizin zihni ama ötesine geçemiyoruz. Aramızda kalıyor.

Pazartesi işe gidiyoruz. Hatta o şehir dışına gidiyor günübirlik.

İş iyi geliyor.

Daha az düşünüyoruz.

Ne yiyip içeceğimi şaşırıyorum. Daha az kahve içeyim diyorum. Geçen hafta normalden fazla da alkol almıştım. Ay ben midye de yemiştim öğrenmeden önce! Kafa karışık…

Birine söylüyorum. Diğer hamileliğimi de ilk öğrenen kişi. Yine ilk o öğreniyor. “Çok heyecan yapma” diyorum, “aldıracağız.” İlk defa o an birkaç damla kayıyor yanaklarımdan. Onun da ikinci gebeliği sürprizdi. Öğrendiğinde ilk ne hissettiğini soruyorum “Çok büyük bir sevinç” diyor. Anlamıştım bende bir şeylerin eksik olduğunu.

Ve bombayı patlatıyor: Evlenmeden önce o da kürtaj olmak zorunda kalmış. Hem sürpriz gebelik hem kürtaj, hepsini yaşamış beni yine anlıyor. Yaşasın!

Akşam evde eşimle konuşmaya devam ediyoruz. Onun da kafası karışık. Oysaki karar verdiğimizi düşünüyordum. İçim buruluyor. Çok mu hızlı gidiyoruz?

Salı sabahı randevumuz var. Görüyoruz küçük keseyi. Doktora bahsediyoruz. Bizim hastanede kürtaj yapılmıyormuş. Dışarıda birine yönlendiriliyoruz. Diğer doktorun adını duyunca şaşırıyoruz. Birinci gebeliğimde ilk kontrole gittiğimiz doktor. İkinci kontrole gidecekken hastaneden ayrılmıştı ve biz başka doktora devam etmiştik. Tanıdık biri olması hoşuma gidiyor. Garip bir “başa dönmüş olma” hissi geliyor. Ama ya tanımıyor olsaydım? Başka birine yönlendirilmek zorunda kalmak içimi buruyor.

Çıkışta çok az konuşuyoruz.

Herkes işine dönmek üzere yola dökülüyor.

Diğer kıtaya geçeceğim motora biniyorum. Tam kalkarken telefonum çalıyor. Yuvadan arıyorlar; bir numara sabahtan beri çok fazla kaşınıyormuş. O anda her şey çok fazla geliyor. İki dakika önce arasalar iner, koşa koşa giderdim okula ama şu anda denizin ortasındayım. Sıkışıp kalıyorum. Aklımdan annemin arabasının kayınpederimde olduğu, bu yüzden ne annemin ne de kayınvalidemin okula gidemeyeceği geçiyor. Panik olmayı hiç sevmem. Olmam da. Ama o an panik oluyorum. Hormonlarım şaha kalmış gidiyorlar. Eşimi arıyorum, “Ben gider alır doktora götürürüm” diyor. Bunu yapabileceğini hiç düşünmediğimi fark ediyorum. (Başlı başına bir yazı çıkar buradan) Okulu arayıp haber veriyorum. Sorun çözülüyor.

Ve başlıyorum ağlamaya… Oh hava da çok güzel, güneşli, pırıl pırıl. Boğaz mis gibi masmavi. Ve ben ağlıyorum çağıl çağıl. Gözyaşlarım çözüyor düğümlerimi… Korkularımı… Doğurmaktan korktuklarımı, doğurmama kararının yankılarını…

Motordan iniyorum. Ama henüz işe dönebilecek gibi değilim. Öğlene kadar izin almıştım zaten. Hemen kahve içecek bir yer buluyorum. Günün kahve hakkını kullanıyorum. Oturuyorum dışarı, hava nasıl güzel…

Önce, ilk konuştuğum arkadaşımı arıyorum. Kesmiyor, bir de kalbimin öbür yarısını arıyorum. Planlı bir şekilde ikinci çocuğunu doğuralı daha iki ay olmadı.

“Nasılsın?” diyorum.

Başlıyor anlatmaya. Nasıl ihtiyacı var konuşmaya, kıyamıyorum. Kesemiyorum. Önce o dökülüyor. Sonra o bana soruyor: “Nasılsın?”

Hamile olduğumu söylediğimde müthiş bir mutluluk yansıyor sesine. “Hemen sevinme” diyorum hızlıca “Aldıracağız.” “Neden?” diyor, “Az önce anlattıklarını dinleteyim mi sana” diyorum gülerek. O ilk çocuktan sonra sevmediği işini bırakıp evinde kalmayı, bense işine geri dönmeyi tercih etmiştim. Farklı hayat ritimlerimizle birbirimizi anlamaya çalışıyoruz.

Konuşuyoruz. Beni bir şeylere ikna etmeye çalışmak yerine anlamaya çalışıyor, sadece yanımda oluyor, dinliyor. Tam da ihtiyaç duyduğum gibi.

Ne de iyi geliyor paylaşmak. İyi geldikçe daha çok anlatmak istiyorum birilerine. Ama olmaz öyle. Herkesle konuşulmaz bu konu. Sahi, neden konuşulmaz?

O gün arayamıyorum diğer doktoru. Alt üst geçiriyorum tüm günü. Çalışıyorum, akşam yüksek lisans dersime giriyorum. Aynı anda hem çalışan, hem eş, hem anne, hem gebe, hem de öğrenciliği deneyimliyorum. Kendimi deniyorum ama çok zorlanıyorum. Gözümden uyku akıyor. Zar zor eve varıyorum.

Kocamın gözlerine bakıyorum ve anlıyorum.

Evet, karar vermişiz.

Çarşamba günü arıyorum doktoru. Çok ılımlı yaklaşıyor. Cuma olur mu diye konuşuyoruz. Perşembe sabahı netleşiyor. Cuma sabah 10.30.

Hemen izin alıyorum. Sonra da ekliyorum, “Ufak bir operasyon geçireceğim”, alt metinde “mail atma bakamam” demeye çalışıyorum. Ekiple biraz daha detaylı paylaşmak istiyorum ama sonra vazgeçiyorum. Sonra bir şey olduğundan bu durumdaki duygusal “travma”ya bağlanmasından korkuyorum, “kadınlık halleri” normal hal değil ya, böyle koruyorsun kendini.

Davul çalıp ilan etme isteğiyle, herkesten saklama ihtiyacını yine yaşıyorum. Neden konuşamıyoruz ki bu konuyu daha açık?

Cuma günleri okul yok, annem geliyor. Hafta içi bir şey bırakmak için bize uğradığında masanın üzerinde unuttuğumuz hastane faturasını görüp sormuştu “Ne tahlili yaptırdın, neyin var?” diye. Geçiştirmiştim. Bütün hafta da aramaktan kaçmıştım. Kızgın biraz, tripli takılıyor. Ah bilse! Çok istiyorum söylemek ama onu üzmemek için susuyorum.

İşe gider gibi çıkıp, hastaneye gidiyoruz. Normalde tercih etmeyeceğimiz bir yer. Çok da kötü değil ama alışık olmadığımız bir tarz. Doktorun sunduğu üç seçenekten en makul olanı buydu.

Giriş yaparken “Gebelik sonlandırma mı?” diye soruyor kayıt alan kadın.

“Gebelik sonlandırma mı? Kürtaj ayol o!” diyesim geliyor. Onun yerine “Evet” diyorum. Biri sanki “Vajina” yerine “kuku” demiş gibi geliyor. Öyle değil aslında ama öyle gibi de işte.

Odaya giriyoruz, duvarlar pembe ve perdelerde Hello Kitty var. Doğum odası konseptini çok yanlış anlamış bir yerdeyiz. Hatta Hello Kitty değil, Hello Baby yazdığını fark ediyorum sonra. Tam bir fiyasko.

Üzerimi değiştirip başlıyorum beklemeye. Erken gelmişiz, doktorun da acil bir müdahalesi çıkmış o da gecikiyor. Oh ne güzel. “Modern Family” izliyorum bir bölüm. Biraz üşüyorum.

Doktor geliyor. Evet hatırladığım gibi çok güler yüzlü. Kısaca bahsediyor süreçten ve geçiyoruz içeri.

Yatıyorum yatağa. Herkes pek güler yüzlü. Henüz ilaç da vermediler ama pek iyiyim. Hayırlısı.

Masanın ayak yerlerini görüyorum ama bacaklarımı yerleştirmemi istemiyorlar, sadece uzanıyorum. Bu çok hoşuma gidiyor.

“Birazdan uyuyacaksın” diyorlar. Galiba sayıyorlar da, pek emin değilim. Bir şeyler konuşuyoruz ama her şey flu.

Ve odadayım. Hop yatağa alıyorlar.

Eşim şok olmuş. Meğer neredeyse 15 dakikada dönmüşüm. Her şey olup bitivermiş.

Doktor gelip yine bilgi veriyor, ilaç yazıyor ve gidiyor. “Dinlenin istediğiniz kadar” diyor.

Kalakalıyoruz eşimle. Kafam yerine gelmeye başlıyor. Kurt gibi açım. 12 saatten fazladır bir şey yememişim. Tek istediğim yemek yemek.

Kalkıp giyiniyorum. Daha fazla bu pembe minnoşluk içinde duramayacağım. Çıkıyoruz.

Saate bak sen, anca daha öğlen olmuş, tüm gün bizim. Uzun zaman sonra gün içinde baş başayız.

Öbüryarım arıyor, “Yatmak istersen gel. Sana yer yaparım, dinlenirsin. Sanma ki öyle gezebileceksin” diyor.

Öyle olmuyor. Karı koca baş başa takılıyoruz caddede. Geziyoruz. Alışveriş yapıyoruz.

Kahve içerken 94 yaşında bir hanımefendi geliyor yanımıza. Bizimle oturuyor. Tam da gününde, kesin verecek bir mesajı vardır diye heyecanla dinliyoruz hayatın bize göndermiş olabileceği mesajı. Yok! “Evlilik çok güçlü bir şeydir” cinsi bir cümle dışında kedisinin maceralarını dinliyoruz sadece. Olsun. Belki de sadece bizi seçmiş olmasıydı mesajın kendisiydi diyoruz. Bir ara anlatmak istiyorum. “Bugün kürtaj oldum” demek istiyorum. Diyemiyorum. Bak yine geldi aklıma gerçekten: neden konuşamıyoruz bu konuda?

Bu kadar avarelik yetiyor. Kalkıp, eve gidiyoruz. Ve kızımıza sarılıyoruz.

Pazardan cumaya bir gebelik testi ve ultrason çıktısı kalıyor geriye. Bir de üzerine konuşabilme isteği.

Konuk Yazarlık

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

43 yorum

  1. Neden konuşamıyoruz biliyor musun? Meydana gelmesi için aslında hiçbir etkimizin olmadığı bir konuda, insiyatifi ele alıyor olmak (olduğumuzu sanmak) omuzlarımıza ağır geliyor ve bunun mahcubiyeti altında eziliyoruz.

  2. Spiral varken gebe kaldigimi öğrendim, Şok geçirdim, mutluluk ile hüzün arası birseydi, hatta eşimle birbirimizi tebrik bile ettik. Sonra ablamı aradım, 3 çocuk hiç bir yere sığmaz, doğurursan pişman olursun dedi. Ben de aldırma fikrine dünden hazirmisim, bir günde aldirdik bitti gitti. Ama hala zaman zaman ağlarım, bazen pişman olurum, bazen doğrusu öyleydi derim. hele sizin Derya’nin her yere sigdigini görünce nasıl içim yanar, nasıl size hayran kalırım .

    • Aynısını yaşadım pişmanim kendime öfkeliyim keşkeyle yaşamak can sıkıcı.

  3. Konuşamazsın çünkü üzerler, üzülürsün. Ama haklılar. Çünkü bu kadar kolay olmamalı o cana kıymak… Acı ama gerçek

  4. Tam 1 yıl oldu kürtaj olalı ve 1 yıldır kimseye söyleyemedim.. Kürtaja da tek başıma gitmiştim zaten. Iceri girdiğimde hemşire “tek başına mısınız?” diye sorduğunda dank etmişti her şey. Tek başımaydım, kimseye söyleyememistim. Iki kez uyutuldum. Normalde 10-15 dakika sürecek olan operasyon, bende tam 4 saat sürdü. Çıktığımda öyle sersem haldeydim ki aglayamadım. Hiçbir şey yapamadım. O günden beri hep konuşmak istiyorum, sarılıp ağlamak istiyorum ama yapamıyorum. Öylece içimde duruyordu her şey.. Taa ki bu yazıyı okuyana dek..

  5. Ben de ikinci hamilleliğimi yıllar önce sonlandırmak zorunda kaldım…Çok yıllar sonra bir gün kızımı okula bırakırken yanında bir yaş küçüğü bir kardeşi daha olmuş olabileceği ve bunun ne kadar harika birşey olabileleceği dank etti. Çok pişman oldum. Maalesef evliliğim de sona erdi sonraki yıllarda. Şu anda bekarım ve 44 yaşındayım. Bir daha çocuğum olmayacağını kabullenmem çok zor oldu (ve belki hala daha kızgınım o yüzden). O çocuğu hiç düşünmeden aldırmış olmam ve o dönem bana verilen yanlış telkinlere çok isyan ettim. O telkinleri verenleri çok suçladım, kendime çok kızdım. Sizin bu yazınızı okuyunca, şimdiden pişman olduğunuzu düşündüm sadece. İnşallah hakkınızda hayırlısı olmuştur.

  6. Hayatımda bu kadar saçma bişey okumadım. Niyetim kimseyi kırmak yada kınamak değil ama burda sadece şımarık ve bencillik okudum ve acayip öfkelendirdi bu beni uzgunum

    • “Niyetim kimseyi kırmak ya da kınamak değil.” Ama kırdınız ve kınadınız.

      • Normalde her okuduğuna yorum yazan biri değilim.bunu okuyunca o kadar uzuldum ki tutamadım kendimi ve o anki duygularımla çıkıverdi.kirmak kınamaktan kastım bilinçli olarak polemik olsun diye yazmadım.ama bunun sanki dis falan çektirilmiş gibi basitlikte yazılmış olması da beni çok kırdı.iki evladım var 3 yıl önce plansız gebeligim sadece 7 haftalıkken dusukle sonlandi aylarca kendime gelemedim.hala biri düşük dediğinde burnumun direği sızlar.yanlis anlaşılmasın kürtaj karşıtı falan değilim isteyen istediğini yapsın ama bunu bu kadar duygusuzca anlatıp bir şekilde kayıp yaşayanları da üzmesin…

        • Samimiyetiniz buradan anlaşılıyor ancak, herkesin her şeye aynı duyguyla yaklaşmasını beklemek ne kadar doğru? Yazarın bu yazısı bana hiç duygusuz gelmedi örneğin, gerçekten çok derinden etkiledi beni… Sanırım “Bu yazı beni öfkelendirdi, üzdü” demeniz anlaşılırdı, ama için içine karşı tarafı şımarıklık ve bencillikle itham etmek girince ben kırıcı olduğunu düşündüm…

    • Size kesinlikle katılıyorum, insanlar çocuk sahibi olabilmek o çift çizgiyi görebilmek için maddi manevi o kadar kayıplar yaşıyorlar ki, umutlar bağlıyorlar ve bir ay bekliyorlar bu mutlu haberi, kalp atışını duymak için. bir bireyin haytına son vermek nedir ,kürtaj resmen katillik…

  7. Konuşamıyoruz çünkü insanlar yargılamaya hemen hazır. Konuşamıyoruz çünkü istemediğin belki de geleceğini hazırlayamayacağın bebeği doğurmak kendinden vermek hep daha önemli, saçı süpürge kadınlarız biz zira; olmalıyız. Konuşamıyoruz çünkü insanlar başkasının özeline, yeri geldiğinde kullanmaya çok meraklı. Az önce kızlarla konusu olduğunda ay keşke menapoza girsem de hamilelikten korkmama gerek kalmasa dedim. Çünkü bir tane var ikinciyi istemiyoruz. Niye menopoz kaçış? İstemeden gebe kalma ve kürtaj olma kararı beni korkutuyor. Niye korkutuyor? E çünkü o konuşamadığımız konuda öyle şartlanmalarımız var ki altından kalkamamaktan korkuyorum. Böyle dökülüverdim. Lüzumsuz oldu belki biraz ama en başta yazmam gerekeni de yazayım; Kocaman sarılıyorum size. Konuşabileceğiniz insanların çok olması dileğiyle

  8. boğazımda bir yumruyla okudum. o konuk yazar gelse karşıma sımsıkı sarılmak isterdim. ne kadar güçlü olduğunu söylemek isterdim.
    kızımın çok zor bir bebek olması sebebi ile eşimle bir gece birlikteliğimizin ardından, “dikkat etseydin biliyorsun 2 çocuk istememe konusunda hem fikiriz” lafıma karşı ” dikkat ediyorum ama kaza olursa aldırırız” demişti. eşimin bu kadar dan diye söylemesi kalbimi bursa da, evet biz de aldırırız.

  9. Konuşamamak sadece toplumsal mı ki? O süreç yaşanıp bittikten sonraki dönemler de eşimizle de konuşamıyoruz hatta daha ilerisi Kendi kendimizle de konuşamıyoruz..aynaya geçip kendini haklı görecek iki kelam edemiyorsun.. ya aldırmasaydım nasıl olurdu diye düşünemiyorsun, bencillik miydi yoksa dogru muydu diye iç muhasebe bile yaptırmıyor o katilmişsin gibi hissettiren bıçak sırtı duygu.. sen de pişmanlık, ben deyim analık.. tuhaf bir yumru işte..

  10. Virginia Satir

    Virginia Satir aile terapisinin kurucusu. 1960larda keşfetmiş. Aile haritası çıkarılırken düşük ve kürtajları da diğer kardeşlerin yanına ekliyor. Ve yası tutulmayan kayıp bebeklerin nesiller boyunca yasının aktarıldığını söylüyor. Ailede saklanan bebek ölümlerinin paylaşılmadığı için travmaya sebep olduğunu söylüyor. Bir kaybınız olmuş. Her ne kadar bilinçli bir kararla da olsa, atlatırsınız ailecek inşallah. Kendinizin yas tutmasına izin verin

    • Ne kadar yumuşak ve rahatlatıcı bir mesaj. Keşke yargılamadan beni olduğum gibi kabul edebilecek bir arkadaşım olsaydı yakınımda.Tüm sevdiklerimden benden uzakta

    • Çok önemli bir noktaya değinmişsiniz. Canadada sırf bu yüzden kürtaj yada düşük sebebi ile alınmak zorunda kalan bebeklere bir isim verilip onlar sembolikde olsa uğurlanıyormuş.
      böylece yok sayılmıyorlar. Alınan ya da düşen bebekten mutlaka 2. cocugum ya da 3. cocugum diye bahsetmek vakti geldiğinde kardeşlerine onu anlatmak yani kabullenmek gerekiyormuş. Tabi bunu yazmak kolay uygulamak ise çok zor:(

    • İlkini 6 haftalıkken düşük yaptığım, iki hamilelik geçirdim. İkinci hamileliğimin son haftalarinda nts’ye girerken ‘kaçıncı gebelik?’ sorusuna hep 2. derdim. Belki zigotun bile oluşmadığı boş gebelikti yaşadığım ama yasının tutulması konusunda hemfikirim

  11. Çocuk sahibi olmak için yıllarca tedavi görüp yanıt alamayan, çocuk sahibi olamayan, ya da tek çocuktan sonra ona kardeş yapamayan arkadaşlarım var benim. Belki de yanlış ama böyle şeyler okuyunca çok üzülüyorum, herkesin kendi hayatı diyemiyorum, dahası o doğmamış çocuğun da yaşama hakkının elinden alınmasına dayanamıyorum. Kaza nasıl olur inanın bilmiyorum, büyük konuşmayayım ama yetişkinlerin dikkatsizliği sebebiyle bir cana kıyması kabul edilemez, eğer hata yapılmışsa herkes sonucuna katlanmalı, kürtaj olurum ne olacak ki anlayışı bana çok uzak

  12. Okurken hep “hah iste pisman oldu ve vazgecti” diyebilmeyi bekledim. Bebekcik gitti… tabii ki herkesin kendi karari ama uzuldum.

  13. Yazı için şunu söyleyebilirim: Bir erkek olarak, bu konuda hayli sınırlı olan empati potansiyelimin arttığını hissettim. Teşekkür ederim.
    Yazıdan sonra yorumları okudum. Sorunuzun yanıtını orada, yorumlarda buldum. Anladığım kadarıyla yorum sahiplerinin hepsi kadın. Buna rağmen yazınıza gelen tepkilerin büyük bölümü yaranızı deşmek, acınızı çoğaltmak üzere kurulmuş cümlelerden oluşuyor. Kadınlar kadınlara bunu neden yapar? Erkeklere diyecek lafım yok artık. Biz erkeklere peşinen nalet girse de kurtulsanız. Ama kadınların kadınlara ettiği?
    Ağustos’ta Rapsodi filminde müthiş bir sahne vardır. Nagasaki’ye atılan atom bombasından kurtulmuş bir nine sahnenin odağındadır. Amerika’da yaşayan torun (Richard Gere) torunları ziyaretine gelmiştir. Ninenin kendi gibi bir arkadaşı vardır. Bu iki nine, yıllardır her ağustos ayında, bombanın atıldığı tarihte buluşurlar. Ne yaparlar peki? Karşılıklı otururlar. Konuşmadan. Yalnızca orada bulunarak kaybettiklerini anarlar, yas tutarlar. Birbirlerinin acısını o kadar iyi bilirler ki, konuşmaya ihtiyaçları yoktur. Bırakın yarayı kanırtacak yorumlar yazmayı…

    • Nasıl beğendim yorumunuzu. Niyetim o olmadığı halde yara kanatacak bir şey yazmış mıyım diye tekrar baktım kendi yorumuma. Kaleminiz dert görmesin (ya da klavyeniz)

    • Yıldıray Bey, yorumunuzu okuyunca ilk anda “çok duyarlı bir yaklaşım, hele ki yazan bir erkek” diye düşünüp, sizi çok takdir ettim. Ama sonra “bir dakika” dedim çünkü birşey beni rahatsız ediyordu. Yorumları okudum, ben yazarın acısını kanırtacak bir ifadeye rastlamadım hiçbirinde. Üstelik yazı kürtajı konuşmaya davet eden bir yazıydı, yazarı teselli etmek ya da kaybını konuşmak ya da onu onaylamamız veya yermemiz beklenmiyordu bizden.. Nitekim yorumlarda herkes kendi deneyimini ve hissettiklerini paylaşıyordu. Sonuç olarak yorumunuzun bende bıraktığı “Hey kadınlar, arkadaşınızı üzmeyin bakayım, doğru doğru geçinin” hissini sevmedim (niyetiniz buydu demiyorum, ancak bende rahatsızlık yaratan hissi tam da böyle tarif edebilirim). Biz kadınlar, gerekirse birbirimizi acıtabiliriz ama bir noktada da birbirimize merhem de oluruz. Bu bizim iletişim şeklimiz. Lütfen, siz erkekler olarak bize ayar vermeyin ve karışmayın.

  14. Kurtaj olmanin nedenleri konusunda, buna nasil karar verilir bir kadin oncesinde sonrasinda ne yasar konusunda fikri olmayan, yazik cana, ne yaptiniz gibi yorumlarda bulunacaklar hic yazmasinlar daha iyi. Insan tecrube ettigini bilir, geri kalanlar kulak dolgunlugudur.

    Sizce yukaridaki yaziyi yazan kisi sizin dusunduklerinizi dusunemiyor mudur? Sizden once ben cevap vereyim, bence sizden daha iyi dusunuyordur ve buna ragmen bu karari vermistir. Zaten bu gibi yorumlar sebebiyle bu konuyu konusamiyor, cok yanlis bir sey yapmis gibi suclaniyoruz. Hayir cok yanlis bir sey yapmadik. Yargilamaniza ihtiyacimiz hic yok ve hatta bilin biz kendimizi binlerce kez yargiladik, canimizi kendimiz acittik. Sizin acitmaniza ihtiyacimiz yok, almayalim tesekkurler.

    Bakin sayenizde yine kendi yaramizi kendimiz sariyoruz, ne kadar guclu oldugumuzu bir kez daha hatirlatiyorsunuz.

    Iki cocugum ve iki kurtajim var, aklima gelince icim cok fena burulur. Daha duygusal anlarimda hungur hungur aglarim, daha rasyonel dusundugum zamanlarda ise boyle bir karar verdim, ve o an o dogruydu derim. Aksi halde hayatimin sadece o noktasinda kalir ve yasayamam. Hic bir zaman kolay değil bu kararla yasamak ama kararimizi ve acimizi yasayip kabullenmek lazim. Bu da hayatimizda cok isteyerek vermedigimiz kararlardan biri, yasandi, ve onu kabul ederek hayatimiza devam edebiliriz, ediyoruz.

    Konusamayan tum kadinlara sıkı sıkı sarılıyorum, sizi anliyorum.

  15. Ben de ikinci çocuğumu ogrendigim de yasadim bu hissi , oglum tam 21 aylikti .. sadece hissettim , hissetmeye çalıştım.. kafamda ölçtüm tarttim .. gurbetteyim , kayinvalide tarafi tam bir problem yuvasi esime de arada kızıyorum ama seviyorum huyunu vicdanini beni incitmemeye calismasini lakin bunlar icin 2 .cocuk hem de ilk bebegim de olece esimle yalniz büyütmek onun bebekligini elinden almak fikri , yetemeyecegim duygusu .. ama kimseye soyleyemedim once esime de aklimdan gecerken dahi biri duyacak diye korktum , k….. dedim geriisi sifreli gibi kendimle kendim konustum .. sonra oylece kaldı kizim doğdu. Zorlaniyorum yalniz kauinvalide hala sorunlu . Ama cocuklarim canım. Sorarsan pisman değilim. Ama o ilk ogrendigim de birine sarılıp yapamam ben acaba aldirmalimiyim hadi ama biseyler soyle sence ne olmali nasil yön vermeliyiz diye tek bir kiisiye dagi soramadim .. kendi kendimi bastırdım. Sesimi duygularimi dahasi sanki baskasi bana aldirmayi dusunurmusun diye sorsa gozlerimi belertip sacmalama diyecek kadar öğrettim kendimi .. cunki özgürlüğü kadin esitligini savunan ben sozlerde ki yıkımı konunun anneligime ve bundan sonra ki yillarima değeceğini simdi dogmus olurdu simdi 4 yasindaydi velki simdi 30 olmuştu ya gidecegini biliyordum! Doğurdum iyi ki dogurdum pisman değilim ama konusabilseydim birine ben yapamam hazir degilim diyebilseydim .. duygularim oylece içimde kafama çarpıp çarpıp dönmeseydi gomulmeseydi içime.

    • ne güzel yazmışsınız. içinde büyümemeli. 2. çocuğum 1 aylıkken beşiğe sertçe koydum onu çok ağlıyor diye. sonra ablamı arayıp ağladım çocuğuma sabrım yok diye. senin yaşadıkların zor, ilk önce bunu kabul et, kendine kızma demişti. çok rahatlamıştım. herşeyi konuşabilmeli insan. konuşunca çok şey değişiyor.

  16. Tebrikler:) Toplumun, ailenin kısaca sizin dışınızda kalan herkesin fikirlerine göre değil de, hayatınızdaki en önemli varlığın yani KENDİNİZİN istediği şekilde hareket ettiğiniz için..Sebebi ne olursa olsun hatta sebep olmasın… hayat sizin.. İstediğiniz gibi yaşama özgürlüğünüz var..Kocaman sarılıyorum…

    Eğer bir ruh bu dünyaya gelmeye karar verdiyse bir kanaldan gelir, gelmek istemediyse de yine bir yolunu bulur gelmez diye düşünürüm hep..O nedenle kimseye engel de olmadınız…Büyük resimde herşey yolunda…

    • Bu acıyı yaşayan her kadının evrenin dengesine ya da kadere adına ne derseniz deyin inanaması çok önemli. çok katılıyorum söylediğinize ” bir ruh dünyaya gelmek isterse bir şekilde gelir, eğer gelmemişse onun gelmemesinin bize yaşattıklarının da bir sebebi mutlaka vardır.

  17. Aynı şeyleri yaşadım..kızım 1.5 yaşında bile değildi sürpriz bir hamilelik haberi aldığımda..öğrenciyim kızım var kayınvalidem bakıyor eşimin yoğun iş temposu..göze alamadım kızım çok zorladı beni sütüm yetmedi gazı oldu uykusuz geceler alınan kilolar..bu şekilde 2.çocuğuma verimli olmam imkansızdı..annem’in ebe olması büyük şanstı benim için gittik ve hallettik aynen 15 dk sürdü..günah mı cinayet mi bilemem ama anne psikolojisi sağlam değilse mutlak bir gereklilik..

  18. benim de ikinci gebeliğim plansızdı. elimde 9 aylık bebeğim, 5 gün geciktim, çift çizgiyi görünce şok olmuştum. oysa 2 yıl emzirecektim. ağladım, ne olacak şimdi dedim. keşke daha çok dikkat etseydik dedim. aklımdan geçmedi dersem yalan olur, belki dini duygularım izin verse bunu daha çok düşünürdüm. sonra devam ettim. ilk 3 ay düşer mi diye bekledim, bir de bu düşüncenin vicdan azabı eklendi ana yüreğime. kimseye söyleyemedim hamileyim diye. sonra karnım büyüdü herkes öğrendi, konuşmadım üstüne süpriz dedim geçtim. 5 aylıktı bebeğim karnımda, güzel bir rüya gördüm, içim ferahladı, bu bebekle hayat daha güzel olacak dedim. doğduğunda bacakları mosmordu ilk onu gördüm, yanıma koydular, şimdi nasıl büyüyecek bu bebek dedim, hiç unutamıyorum. ne depresyonlara girip çıktım. ne acılar çektim. sonunda eşimden ayrıldım çünkü ben bunları ve anlatamadığım daha fazlasını yaşarken o yanımda yoktu. şimdi büyüdüler ikisi de. okulu bitirip bir iş bulup kendi yaklarımın üzerinde durmak için uğraşıyorum. bir gün olacak biliyorum. iki kardeş oldukları için mutluyum, belki bir daha kardeş veremeyeceğim onlara. birlikte büyüdükleri için mutluyum. ama hiçbiri kolay olmadı. ve hala o kadar kolay değil. ben içimde bir yerde değdiğini/değeceğini hissediyorum. bu da benim hikayem.

  19. Konuşmak istersin çok ama konuşamazsın çünkü hayatta sadece dinleyecek insanlar o kadar az ki. Çok sarılıyorum size!

  20. Kürtaj için gittiğim doktor bana “ağlama, o sadece bir kan pıhtısı, bir bebek değil” demişti, yazarken kulağa sert bir ifade gibi geliyor ama aslında hastasına karşı müthiş şefkatli ve merhametli bir doktorun sözleriydi. Ve bana iyi gelmişti. Kürtaj embriyoyu aldırmak aslında, teknik olarak spiral taktırmakla ya da doğum kontrol hapı kullanmakla benzer, çok yorucu ve acılı bir operasyon olması ayrı bir şey. Embriyo bebek değildir, bebeğe dönüşür. İlk haftalarda düşük yaşandığında üzüldüğümüz şey bebeğin hayatını yitirmesi değil, hücrelerin bir bebek oluşumuna varamaması, tutunamaması. Dolayısıyla, kürtaj cinayet değildir, bunu iddia etmek de bilimsel değildir.

  21. 3 çocuğum var, 2 ay önce kürtaj oldum.4.yü doğuramazdım.Ne ilgilenecek gücüm ne de zamanım olacaktı…Şımarıklık veya bencillik değil bu…Eğer doğursaydım özellikle en küçüğe haksızlık olacaktı çünkü bana şu an en çok ihtiyacı olan o…Bazı insanlar çabucak hamile kalıyor,bazıları kalamıyor.Tamamen biyolojik bir durum yani. Maalesef %100 güvenli bir korunma yöntemi yok.Hamile kalıp doğurmamak şımarıklık değil,tamamen bir seçim…

  22. Çok geçmiş olsun zor bir süreç, kimse güle oynaya kürtaj yaptırmaz. Sizi yargılayanlar bu durumu yaşamamış olanlardır. Ne zaman aynı şey insanın başına gelir o zaman farkeder olayın acıtıcılığını. Ben de aynı şeyleri yaşadım veanneme bile söyleyemedim. Eşim ve doktorum dışında hiç kimse bilmedi ve hiç konuşmadım. Biliyordum ki kırılacaktım

  23. 7 sene önce ilk çocuğumdan sonra ben de aynı şeyleri yaşadım. Hamilelik fikrine 2.çocuk fikrine hiç alışamadım, butunlesemedik ve aldırdım. Hiç pişman değilim. 2 yıl sonra tekrar anne olmak istedim hem de çok. Ve bu sefer gerçekten isteyerek bütünleşerek bir hamilelik yaşadım. Çok şükür 2 çocuğum var ve aldığım karardan pişman değilim. Hiç olmadım. Siz de ileride isterseniz tekrar çocuk sahibi olabilirsiniz. Her ailenin şartları farklı. Aldığıniz karar size göre doğru. Benim ki bana göre doğru. Yasadiklarimi herkesle paylaşmak konuşmak istemedim. Bir-kac gerçek arkadaş yeterli bence paylaşmak için. Siz çok güçlü bir kadınsınız. Yaşadıklarınızı yazmanız bile ne kadar güçlü olduğunuzu gösteriyor. Sevgiler.

  24. Çok geçmiş olsun, gerçekten zor bir karar vermişsiniz, umarım fiziksel ve psikolojik anlamda çabuk toparlarsınız.. Verilen kararın doğruluğunu biraz da kararı veren kişi(ler)in kararın arkasında dimdik durabilmesi kanıtlıyor bence. O kadar özel şart ve koşullar ile alınan bir karar ki kürtaj, kimse kimseyi yargılamaya kalkmamalı.. Nasıl ki “neden yaptın bu çocuğu?” demiyorsak, “neden yapmadın?” da diyememeliyiz.
    Neden konuşamıyoruz? kısmına gelince.. Sanırım bazen anlatabilmek için konuşmak istiyoruz ve anlamayacaklar diye susuyoruz. Oysa bazen sadece konuşmak bile iyi gelir, bazen sadece birinin dinlemesi yeterlidir. Biz sizi duyduk, çoğumuz anladık, birkaçımız empati kurabildik. Paylaştığınız için teşekkürler..

  25. 4 ay önce yasadım bende. Hala ailelere söylemedik. kardeşim ve arkadaşlarım biliyor. can arkadaşlarıma bile söyleyebilmem için aradan 3 ay geçmesi gerekti.
    benimki farklı bir duygu söyleyebileceğim beni anlayacak çok arkadaşım var ama ben konuşamıyorum. kendi kendime düşünüyorum ama ağzımdan çıkamıyor sözler.

    bunu yaşamayan kadınlara söylüyorum: inansanınzda inanmasanızda sebebi ne olursa olsun kürtaj hiç kolay değil. Kararınızdan emin bile olsanız hep bir acaba var. hep bir gitmeseydi şimdi söyle olurdu var. bir ömür taşınacak bir yük var. öyle sizlerin yazdığı gibi şımarıklı, bencillik değil.

    Sadece şuna inanmak insana yardım ediyor, böyle olduysa vardır bir sebebi.
    Bunu yaşayan hemcinslerime tek tavsiyem ( ben de henüz yapamadım ama ) onu yok saymayın, ailenizdeki herkese anlatın. onu ailenizin bir parçası olarak kabul edin. yoksa sonraki nesillerde farklı sorunlara sebep olabiliyor.

  26. Cok gecmis olsun. Kolay bir tecrube degil, hormonlarinin etkisi de henuz gecmemistir o yuzden umarim buradaki olumsuz yorumlar seni fazla uzmez. Ne yaparsan yap seni elestirecek birsuru insan var cunku. Bu yaziyi ‘yaa arada kaldim ama dogurdum fakat pismanim simdi, imdat’ diye yazsaydin bu yaziyi ‘e dogurmasaydin o zaman’ diye de elestirecek pek cok kisi cikardi, emin ol. Oturulan yerden ahkam kesmek her zaman cok kolaydir. Kimse senin konumunda degil, senin hayatini, icinde oldugun durumu ne kadar biliyorlar da yargiliyorlar? Pes! Ben de kurtaj yaptirdim ve kararimdan dolayi hic pisman olmadim. Yine ayni kosullarda aynisi olsa yine yaptiririm. Hep ornek gosterilen o zozuk sahibi olamayan arkadaslar da ayri bir konu. Benim, ailemin ve istenmeden dogacak o cocugun hayati altust oldugunda o cocuk sahibi olamayan arkadaslar iyi mi hissedecek? Onlara ne gibi bir faydasi var bu durumun? Bunu kucukken bize hep soylenen yemegini bitir bak Afrikada ac cocuklar var lafina benzetiyorum. Ben kusana kadar yiyince o cocuklar doyuyor mu? Insanlar kendilerini isteyerek bu konuma sokuyormus gibi yapilan yorumlara ayrica sinir oluyorum. Herseyi kontrol edemiyorsunuz su hayatta. Tuplerini baglatsan bile hamile kalma riskin varken bu iste yuzde yuz kontrolun var nasil denebiliyor?

    Neyse fazla uzatmayayim. Sana kocaman sarilayim ve sevgilerimi yollayayim diye gelmistim. Konusmak istersen bir email uzakliktayim. Ic huzurunun bir an once donmesini diliyorum.

  27. Öncelikle kadın ve sonra aile olarak kendinizi hazır hissetmiyorsanız; bakabilecek maddi ve manevi imkanlarınız, psikolojiniz, sabrınız, koşullarınız uygun değilse kürtaj en doğrusu. Bir öğretmen olarak öyle anne-babalarla karşılaşıyorum ki ilgisiz, baskıcı, kararsız, tutarsız ya da mükemmelliyetçi … Keşke diyorum bakamayacağının farkında olduğun halde sırf kürtaj yaptırmamak için doğurmasaydın. Benim de tek çocuğum var, sizi çok iyi anlıyorum ve kocaman sarılıyorum.

  28. Sanırım bu konu zavallı sehir hayatlarımız ve onların ne kadar da zor olmasıyla iliskili. Kadının cocuk bakımında erkekten çok yogun bir rol üstlenmesi calışma hayati ekonomik güçlükler bir nevi can havliyle kürtaj kararı aldirabiliyor.. Bir cana kıymak iste boyle oluyor bence..Benim de calisan bir annem vardi bankacıydı, hayat şartları, esinin yardim etmemesi,hic bi yardimcisinin olmaması sebebiyle 2 kürtaj olmuş ve ben tek cocuk kalmisim. Hala falcilar fallarımda 3 kardeşsiniz der ben donar kalirim..Iste bu sebeplerden üniversite mezunu olup calisan bir anne olamadim. Ama hayat bana daha iyi davrandı, 3. çocuğumu dogurabildim. Allah kimseye evlat acısı vermesin hiç bi sekilde..

  29. hayatımda okuduğum en iyi yazı toplumun sakladığı utandığı şeyleri gerçekten güzel bir şekilde anlatmışsın herkes adına ben teşekkür ederim.

  30. “Katil”, sadece birini öldürene mi denir? Bir canı yaşatabilecekken yaşama hakkını elinden alana mı?
    Dünya’ya gelmesine vesile olana deniyor ise “anne”, buna izin vermeyene ne denir?
    Minik ellerini, ayaklarını Dünyalara sığdıramadığınız o canları parça parça rahminizden teslim etmeniz hiç anormal gelmez mi? En uç noktalarda saygı duyduğumu düşünüyorum da, öldürmek için doğmuş olması mı gerekli diye sormadan edemiyorum kendime. Sahi cevaplar mısınız? Bir çocuğu öldürmeniz için yaşaması şart mı?

    Biraz da felsefi bakacak olursak, bloğunuzun bile başlığına konu olacak sıfatı reddetmek ne denli kişiliğiniz ile bağdaşıyor? Bir anne bloğundan kürtaj yazısı…

    • Yorumunuzun ilk iki paragrafındaki ithamları üzerime almıyorum. Bunlar, kürtajın “tartışmaya açık olmayan”, daha doğrusu tartışılsa bile bir yere varmayacak olan yanları, bence. Siz kürtaj yaptırana katil diyorsunuz, ben demiyorum. Nokta.

      “Bir anne blogundan kürtaj yazısı” yorumunuza gelince, bu yazının en çok da bir anne bloguna yakıştığını düşünüyorum. Kürtajı yaşayan ve gerek fiziksel, gerek duygusal tüm zorluklarını yaşayanlar olarak… Aksi, bunun inkârı ve aynı zamanda “annelik kutsaldır” yanılgısına teslim olmak olurdu, ki benim annelik algım bütün bunlardan çok uzak…