3 Yorum

Feminizm Herkes İçindir

Yazar Hakkında

NAGİHAN UZUN ORDU – Feminizmin kıyılarında gezinerek, düşe kalka, bazen ağlaya sızlaya, bazen güle oynaya tecrübe ettiği anneliğin her rengini kucaklamaktan keyif alan, 30 yaşında, evli, bir kız çocuk annesi. 

Geçenlerde bulunduğum bir ortamda orta yaşın biraz üzerinde bir hanım, şöyle diyordu: “Kadınlar artık pek bir rahat. İş isterlerse var, çoğunun altında araba, kocası zenginse zaten daha ne olsun? Bir de hâlâ mutsuzlarmış, o psikolog senin bu psikiyatr benim fır fır gezip, dertlerine çare arıyorlarmış, neyse artık dertleri? Rahat batıyor bunlara, rahat!

23 aylık kızımı götürdüğüm oyun grubunda, gruptaki aynı yaşta bir erkek çocuk kızıma sarılmak istedi ve diğer annenin tepkisi şu oldu: “Ay bak görüyor musun, şimdiden başladı çapkınlığa! Fena, fena, kızların canını çok yakar bu çocuk dedi, daha belki de 1 aydır gördüğü 2 yaşlarında bir çocuk için…

Oradan çıkıp arabaya bindim ve çıkan radyo programının jingle olarak seçtiği şarkının sözleri şuydu: “Paralar cebimizde, kızlar elimizde.”

Ve aradan bir kaç gün geçtikten sonra da Burcu Esmersoy’un feminist kuramı ağlatan sözleri ise şöyleydi: Yanınızda erkek arkadaşınız varsa cüzdana ihtiyacınız olmayabilir.”

Evet, yüksek müsaadenizle başlıyorum: Yukarıda alıntıladığım ilk sözler orada da belirttiğim gibi bir hanıma ait ve esasen bunları söylerken etrafındaki herkes tarafından son derece dikkatle dinlenen, gerek kafalarını sallayıp, gerek “Aa evet çok haklısınlarla” onayladıklarını belli ettikleri, “baskın” bir karakter. Feminizmin karşısında duran, onu tü ka ka, öcü olarak gösteren birçok insanın argümanı feminizmi erkek düşmanlığı olarak algılama yanılgısına düşmeleridir. Halbuki feminizmin erkek düşmanlığıyla daha doğrusu herhangi bir cinsiyete düşmanlıkla ilgisi yok; aramızdaki düşmanlığı besleyenler tam da yukarıda geçen sözleri söyleyenler ve de onlara hak verenlerdir. Toplumumuzda feminizme bakışın pek de iç açıcı olmamasının en önemli sebebi, bence bilmemek ve de bilmek için en ufak bir gayret sarf etmemek. Feminizmin erkek düşmanlığı olduğunu savunan, ya da “Feministlik kocayı bulana kadar” gibi esprileri yapanların acaba kaçı, merak edip, bu kuramla ilgili en azından temel bilgileri öğrenmek istedi?

“Peki ne diyor bu feminizm tam olarak?” sorusuna, Bell Hooks, nefis bir açıklama yapmış:

Kadınlarla erkeklerin birbirine benzemediği ve hatta daima eşit de olmadığı ama ilişkilerimizi şekillendiren yaşam felsefesinin karşılıklılık esası üzerine inşa edildiği bir dünyada yaşadığımızı düşünün. Feminist devrim tek başına böyle bir dünya yaratmaz; ırkçılığı, sınıf elitizmini ve emperyalizmi de sona erdirmemiz gerekir. Fakat feminizm, kendini tümüyle gerçekleştirmiş kadın ve erkekler olarak özlediğimiz toplumuzu yaratabilmemizi mümkün kılacaktır; özgürlük ve adalet hayallerimizi gerçekleştirebileceğimiz, hepimizin “eşit yaratıldığımız” hakikatini hayata geçirebileceğimiz bir toplumda hep beraber yaşayabilmemizi sağlayacaktır. Yaklaşın. Feminizmin yaşamınıza, hepimizin yaşamına nasıl dokunup bu yaşamları nasıl değiştirebileceğini görün. Yaklaşın ve feminist hareketin derdinin ne olduğunu kendi gözlerinizle görün. Yaklaşın şunu göreceksiniz: Feminizm herkes içindir.”

Beni rahatsız eden, cinsiyetçiliğin ayyuka çıktığı konuşmaları duyduğum ortamlarda hemen rahatsızlığımı belli edip, bu şekilde birbirimizi kucaklamanın, “kız kardeşlik” bağını güçlendirmenin mümkün olmadığını söylediğimde, genellikle şunu işitirim: “Kızım sen beni yanlış anladın galiba, ben kötü bir şey söylemedim ki, kadınlar da insan tabii ki evladım, onların da sevgiye, saygıya ihtiyacı var.” Ya da onu onaylayanlardan biri çıkıp şu şekilde bam telime basar: “ama onun niyeti kötü değil ki, çok iyi niyetlidir aslında.”

Evet, iyi niyet, toplumumuzun bence kanayan yaralarından biri. Niyet, toplum olarak çok üzerinde durduğumuz, birçok hatayı süpürme özelliğine sahip sihirli bir değnek gibidir. Örneğin, biri yanlış bir şey yaptığında, “Ama benim niyetim öyle değildi, hem ameller niyetlere göredir” deyip kendini suya sabuna dokunmadan temize çeker. Peki sizce de bu kadar kolay mı? Kuru bir iyi niyetin arkasına saklanıp, ağzımıza gelen her şeyi saymak kabul edilebilir mi?

Sıradaki gelsin: oyun grubundaki çapkınlık muhabbeti, masum bir çocuğun sevgisini belli etme şekliyken sonunda geldi genetik konusuna bağlandı. Şu şekilde: “çapkın” diye etiketlenen çocuğun velisi, “Hayret ya babası da hiç öyle değildir aslında” dedikten hemen sonra, bir başka veli, “o zaman dedelere bakmak lazım, bu konuda yedi kuşak çekiyor,” deyip genetik biliminin şimdiye kadar yapıp yapabileceği en “çarpıcı” veriyi sundu. Bu “seviyeli” muhabbete, “Aslında çapkınlığın genetikle ilgisi olduğunu pek sanmıyorum,” diyerek ben de dahil oldum; ama sanırım diğerleri tarafından espri yaptığım sanılarak kahkahalar eşliğinde konu kapandı.

Ve son olarak; “Paralar cebimizde, kızlar elimizde” , “erkek arkadaşınız varsa cüzdana ihtiyacınız olmayabilir” sözlerini, tek bir çatı altında inceleyebiliriz, neticede ikisinin de ortak ve de tek vurgusu: kadın ve para. İkisi de erkeğin cebinde para olmasının önemini vurgularken, kadının sadece erkeğin yanında hatta “elinde”, var olmasını yeterli görüyor. Tutulacak bir yanı olmayan talihsiz bir açıklama olduğunu düşündüğüm bu konuyla ilgili, “ilk buluşmada hesabı erkeğin ödemesinin bir görgü kuralı olduğu” şeklinde talihsiz ikinci bir açıklama daha geliyor. Evet, kural; toplumsal cinsiyet eşitliğinin önünde koca bir kapı gibi duran, önüne ‘görgü’ eklenerek güzelleştirilmeye çalışılan, asla sebepsiz yere çıkmadığını düşündüğüm bu kurallar, inançlar, rivayetler ve dahasını sayamayacağım onlarca şey, bizzat yukarıda saydığım örnekleri normalleştiren.

Normalleşmesin, normalleştirmeyelim, lütfen, yanlış olduğuna inandığımız şeyleri söylemekten çekinmeyelim. Biz kendimizi ifade edemezsek, kimsenin bizi anlamasını ve hak vermesini bekleyemeyiz. Bu anlama ve hak verme meselesi belki hemen gerçekleşmez; ama belki şimdiden otuz yıl sonra yaşanabilecek değişikliklerle ilgili bir tohum atıp, ümit ve sabırla bekleyebiliriz. Eğer çocuklarımızı, torunlarımızı ufak bir ihtimal de olsa bu cinsiyetçi tavırdan koruyabileceksek, bence denemeye değer, peki ya sizce?

Konuk Yazarlık

Nagihan’ın diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz. Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

3 yorum

  1. Harika bir yazı, bu niyet konusu çok can sıkıcı. bir süre boyunca etrafımda ki insanlara neden bayan değil kadın dememiz gerektiğini, hangisinin nerede ne anlamda kullanılacağını anlatıyorum, başlarda çok ciddi şekilde eleştirilip ama ne alaksı var, ben cinsiyetçilik yapmıyorum ki, benim niyetim öyle değil ki, ama öbürü çok kaba oluyor ben iyi niyetle söylüyorum diye tepkiler alıyordum, şimdi yavaş yavaş anlamaya başlıyorlar. “Senin niyetinin iyi olup olmaması değil” buradaki problem, buradaki problem yanlış yapıyor olman. Kesinlikle niyet konusuna katılıyorum, herkes herşeyi yapıyor ama niyeti iyi, parkta tanımadığın bir çocuğa yanındaki yetişkine danışmadan bisküvi veremezsin mesela, ne yaptım ki, kötü bir niyetim yoktu ki diyemezsin bunun için. Sonuçları senin iyi niyetinden dolayı hafiflemeyecek çünkü. Bayan/Kadın konusu da böyle. Siz bir özenin dikkat edin, ama ne değişecek ki demeyin. 30 yıl sonranın tohumlarını atın 🙂 atın ki birileri çıkıp bizler için “kadın mı kız mı” diyemesin.

  2. Sevdiğim bir laf var; Sanırım bir İngiliz atasözü: Cehenneme giden yollar iyiniyet taşlarıyla örülüdür. Biz de çok iyiniyetli koşullanmalarla kendi cehennemimizin yoluna taş döşüyoruz işte

  3. Harika bir yazi.Cok tesekkurler.