10 Yorum

Kahraman mı? Canavar mı?

Coco Chanel’le ilgili bir araştırma yapıyordum geçenlerde… Araştırma derken, hayat hikâyesini okuyordum. İlham veren bir kadın olduğunu düşünüyordum çünkü… Daha doğrusu -benim düşünmeme gerek yok- öyle…

19. yüzyılın sonlarında doğan, 12 yaşında annesini kaybettikten sonra yerleştirildiği manastırda dikiş dikmeyi öğrenen, manastırdan sonraki hayatında bir dönem şarkı söylediği barlarda askerlerin -söylediği bir şarkıdan yola çıkarak- Coco adını taktığı Gabriel Chanel, kadınları korseden kurtarıp daha rahat fakat aynı zamanda feminen bir stile kavuşturan bir moda ikonu…

O Coco Chanel ki nice kitaplara, filmlere ilham olmuş, “Asi Kızlara Uykudan Önce Hikâyeler” kitabında kendine yer edinmiş. Ancak geçen hafta kendisiyle ilgili bir gerçek öğrendim ki, bendeki Chanel algısını sonsuza dek alt üst etti: Irkçılığı…

Asi Kızlara Uykudan Önce Hikâyeler kitabından Coco Chanel ile ilgili bölüm…

Döpiyeslerden parfüme, şapkalardan Hollywood’un birçok filmlerinde gördüğümüz kostümlere kadar günümüz modasını tanımlamış olan Chanel’in, Alman işgali altındaki Fransa’da, Nazi subaylarının kaldığı otelde kalmasına izin verilen tek Fransız olduğunu biliyor muydunuz?

Parfüm markasının finansörü olan Yahudi kardeşleri, ikinci dünya savaşı sırasında yahudilerin iş yerlerine el konulması furyası sırasında Alman hükümetine şikayet edip şirketin tüm mülkiyetini üzerine almaya çalıştığını? Sevgilisinin yüksek rütbeli bir Nazi subayı olduğunu?

Ben bilmiyordum. Keşke bilmeseydim.

Bilmek isteyenler için Wikipedia’daki Coco Chanel yazısı iyi bir başlangıç olabilir. Şu yazı da kafanıza büyük soru işaretleri sokmak için yeterli. Daha da ileri gitmek isterseniz, Chanel’in Nazi sempatizanı (ve hatta ajanlıkla suçlanmış) yönünü ortaya çıkaran Sleeping With the Enemy: Coco Chanel’s Secret War kitabını okuyabilirsiniz. Ben okumadım, ama kitapta yazılanlar hakkında okuduklarım gerçekten beni hayal kırıklığına uğrattı. Her ne kadar New York Times’daki, kitap hakkındaki şu yazı, yazarı, kitapta çok fazla sayıda resmi dokümanı çok fazla uzunlukta yer vermekle itham etse de yazının girişi, Coco Chanel hakkında alışılagelmişin çok dışında bir tablo çiziyor:

Coco Chanel sefil bir insandı. Yahudi düşmanı, homofobik, sosyeteye girmek için elinden geleni ardına koymayan, fırsatçı, züppe, morfin bağımlısı…

Bundan bir süre önce, doğumun tarihçesi ile ilgili bir kitap okumuştum: Get Me Out: A History of Childbirth. “Bir kadının hayatının en sıradan parçası olan gebelik, nasıl oldu da patolojik, uzman-gözetimi gerektiren özel bir tedavi haline geldi?” sorusuyla başlıyordu. Çok ilginç bir kitap gerçekten, konuya ilgi duyanlara tavsiye ederim. Türkçeye çevrilip çevrilmediğini bilmiyorum.

Kitapta doğumla ilgili pek çok ezber-bozan bölüm var ama beni en çok şaşırtanı, “modern jinekolojinin babası” olarak bilinen J. Marion Sims ile ilgili kısımdı. Şurası:

“1845’ten 1849’a kadar [Dr.] Sims, Betsey, Anarcha ve Lucy ile birlikte yedi kız üzerinde tekrar tekrar operasyon yaptı. Kızları diğer köle sahiplerinden ödünç ya da satın aldı. Anarcha’yı 30 kere dikti. Diğer kızların kaç operasyona maruz kaldığını kimse bilmiyor, ancak onları, sadece üzerinde operasyon yapılabilecek adaylar olmaları halinde elinde tuttuğu biliniyor.

New York’taki Central Park’ta heykeli bulunan Sims’in 1800’lü yılların ortalarında yaptığı deneyler, modern jinekolojinin bugünkü halini almasında çok önemli rol oynamış. Buradaki sorun şu: Sims, bu deneyleri köle kadınlar üzerinde yapmış. Hiçbir ağrı kesici ya da anestezi kullanmadan… Defalarca…

İnsanlığa katkıda bulunmuş insanların karanlık bir taraflarının olması sadece Chanel ya da Sims ile sınırlı değil. Darwin’in, kadınların biyolojik olarak ikinci sınıf yaratıklar olduğunu söylediğini, Einstein’in, kendisi gibi matematikçi olan karısını geri planda bıraktığı artık sadece söylentiden ibaret değil. O kadar geriye gitmeye gerek yok; son 30 yılda sinemanın en sevilen, en başarılı filmleri arasında sayılan birçok filmin yapımcısı olan Miramax Stüdyolarının kurucusu olan Harvey Weinstein’in, bu kariyeri sırasında birçok kadına taciz ve tecavüz ettiği de ortada…

Kadınların Nesi Var? kitabından alıntı. Desen Yayınları.

Bu isimlere #MeToo hareketiyle birlikte ortaya dökülen birçok idolü de ekleyebiliriz: Kevin Spacey beni en çok şaşırtan ve üzen isimlerden biri oldu. Ve şimdi bunlara, çocukluğumun efsane isimlerinden Bill Cosby de eklendi. Yıllar boyu 60’tan fazla kadının taciz ve tecavüzle suçladığı Cosby, sonunda hüküm giydi ve 30 yıllık bir hapis cezasına çarptırıldı.

Bu nasıl olabiliyor? Nasıl oluyor da insanlığa katkıda bulunan, faydalı eserler bırakan, çoğu ortalamanın üzerinde zeki ya da yaratıcı ya da azimli olan bu insanlar, aynı zamanda en büyük hakaretlere konu olabilecek derecede karanlık taraflar barındırabiliyorlar bünyelerinde?

Bu sorunun yanıtı,

Sen, her zaman, sandığın sen değilsin. “Kendinin” ne olduğuna dair bir kelime dağarcığından oluşuyorsun. Zaman içinde dönüştüğün insanların birer versiyonusun aslında…

olarak karşımıza çıkıyor NPR’ın podcast yayınlarından biri olan Invisiblia’nın “True You” başlıklı bölümünde. (yayın İngilizce).

Peki, tıbba olsun, modaya olsun, sanata olsun böylesine dönüştürücü katkılarda bulunmuş insanların gerçek yüzleri -ya da karanlık tarafları- ortaya çıkınca ne yapmalı? Harvey Weinstein’in -benim için başta Good Will Hunting olmak üzere,- imza attığı sayısız filmini, Kevin Spacey’nin muhteşem performanslarını, Cosby ailesinin hepimizi kahkahaya boğmasını nasıl unutacağız? Unutacak mıyız? Unutabilir miyiz?

Ve bu hayalkırıklığını ne yapacağız?

J. Marion Sims’in Central Park’taki heykeli geçtiğimiz sene saldırıya uğradı. Üzerine kanı çağrıştıran kırmızı renkle “IRKÇI” yazılan heykelin kaldırılması için sivil girişimler var…

“Get Me Out” kitabının yazarı Randi Hutter Epstein, saldırıdan çok önce yazdığı kitabında Marion Sims’in heykeline ne olması gerektiği sorusunu şöyle soruyor:

Kadınlar üzerinde son derece korkunç deneyler yapan, ancak aynı zamanda kadın sağlığı alanına müthiş katkıları olan bir adamı nasıl değerlendirirsiniz? Bir kahraman olarak mı, yoksa bir canavar mı? 19. yüzyılda yaşamış, güneyli bir köle sahibini 20. yüzyıl etik değerleriyle yargılayabilir miyiz? [Sims’in üzerinde deneyler gerçekleştirdiği] Anarcha, Betsey ve diğer kadınlar onun hikâyesini nasıl anlatırlardı? Ya heykelleri? Bu anıtları yıkmanın ya da üzerlerindeki yazıları güncellemenin zamanı geldi mi?

Belki de, bazı tarihçilerin söylediği gibi, heykellerini indirmenin ya da tıp tarihindeki Sims dosyasını yok etmenin zamanı değildir. Belki de Sims’e yardımcı olan kadınların anısına, onların da heykelini dikme zamanıdır?

Ne dersiniz?

10 yorum

  1. Chanel’in Nazilerle olan iliskisini biliyordum. Hatta Nazi isgalinden kurtulan Fransa’da Nazilerle isbirligi yapan kadinlarin saclari kazinip yolda grup halinde yurutulup insanlar tarafindan asagilandigi bir uygulamadan son anda tanidiklari sayesinde mi ya da Isvicre’ye son anda kactigi icin mi ne kurtuluyor Chanel.
    Tarihi o gunun kosullarinda degerlendirmek lazim. Bugunun degerleri uzerinden yargiladigimizda carpik sonuclara ulasiriz. Bugunku degerlere de o yollardan gecerek ulastik.
    Ben de bu aralar cok ilginc bir kitap okuyorum. Turkceye cevirisi yok (ben Italyancasini okuyorum), tavsiye ederim.
    Steven Pinker, The better angels of our nature.
    Sevgiler

  2. Yıldız Tilbe’nin Hitler’i öven, Yahudileri iyi ki öldürmüş vb berbat sözlerinin ardından yağan tepkilere Aksu Bora yanıt vermişti; “kadın siyasi lider değil, o yıldız tilbe, saçmalayabilir. Kolay bir hedef olduğu için, açığı yakalanınca kötücül bir neşe duyuluyor.” Ben Coco Chanel’i aynı doğrultuda düşünüyorum, o dönemde Avrupa’da Nazilerden öyle çok da rahatsız olmamış ve hatta sempatiyle bakmış insanlara küsersek şimdinin ortalama bir Avrupa ülkesi kadar insan eder. En başta Nazi döneminde hiç rahatını bozmayan Almanlar. Yani, Coco Hanımın Nazi sevgisi, o koşullardan çıkıp gelse aynı şekilde devam eder mi tartışılır, dünyada normlar çok hızlı değişiyor. İçim kaldırmasa da doktoru da aynı şekilde değerlendirmeye çalışıyorum ama o kadınları düşününce bi kenara koyuyorum. Ve düşünüyorum, kölelik ve siyahlara bakış açısı şimdi bizim hayvanlara bakış açımızla eş olabilir mi? Acaba 100 yıl sonra insanlar hayvan yediğimize, vahşice mezbahalarda katlettiğimize inanamayacaklar mı?
    Dolayısıyla cinsel istismarcılar bu tartışmadan tamamen ayrı bence, dönemsel fark, algı, konjontürel koşullar vs yok, adı üstünde istismar var.

  3. Tarihin tozlu sayfalarında o kadar fazla melek gibi dikte edilen şeytan var ki, inanamazsınız. Ama işte bunları bilmek için de geçmişi okuyarak öğrenmek en güzeli. İnsan unutuyor, değiştiriyor çarpıtıyor inisiyatif kendisine bırakılırsa.

  4. İnsanları değil, fikirleri ve tavırları kötü ilan edelim derim. İnsan denen varlık içinde iyi ve kötüyü barındırıyor. Kim bilir, belki yüz yıl sonra bizim savunduğumuz nice doğru da canice bulunacak..

  5. sadece şunu sormak istiyorum ” bu insanlar yaşadıkları dönemde geleceğe damga vuracaklarını bilerek mi yaşıyorlardı, onlara bu değeri biz mi atfettik ?”

  6. coco chanel küçük yaşta kimsesiz kalmış, hayatı var olma mücadelesiyle beraber kavramak zorunda kalmış bir bir çocuk olarak algılıyorum okuduğum yazılardan yola çıkarak, doktor Sims ve Einstein ise çoğu dahide var olan narsistlik ve EQ gelişmemişliğinden muzdarip. Neden bu insanların dünyaya muhteşem katkılarından sanki bunu insanlık için yapmışlar gibi bahsediyoruz ki, bu insanlar bütün bu çabalarını sadece kendi egolarını tatmin için yaptılar, zekalarını ünlü olmak, başarılı olmak, bilinmek, değer görmek için yaptılar zaten, hangisi ben bilinmek istemiyorum, para, pul şöhret istemiyorum, sadece insanlık iyi olsun, gelişsin dedi ki? (DEMELİ Mİ?) onların bu zihniyette olduğunu ya da olması gerektiğini düşünen biziz,kendimizce insanlığa bu kadar faydası olan kişilerin iyi ve ahlaklı olması gerektiğine inanıyoruz, heykellerini yapan da onları hak etmedikleri göklere çıkaran da biziz. Aslında bu insanlar sadece içlerindeki çocuğu büyütme, besleme çabasındaydılar, hepimiz gibi.

  7. Obsesif takıntılar ile gerçeği arayan bazı bilim insanları, insanlığa hizmet eden buluşlar ortaya koyarken kendi gözünde hiçbir değeri olmayan kadına, azınlıklara ve diğer canlılara karşı insani duygulardan tamamen arındırılmış bir yaklaşım benimsemiş. Bu gün Kadıköy’ün simgesi boğa heykelinin de yaratıcısı olarak gösterilen ünlü heykeltraş Rodin’in eserlerinin asıl sahibi olan Camille Claudel ömrünü bir akıl hastanesinde ailesi tarafından dışlanarak tamamlamıştır. Bugün tanıdığımız birçok ünlü sanatçı, bilim insanı, politikacı vb. kişinin yıkıcı bir ihtirasa sahip olduğu yadsınamaz bir gerçek.
    Sevgili Elif, bir Modalı olarak tanışmayı çok isterim. Sevgiler

  8. “Niçin İyi İnsanlar Kötü Şeyler Yaparlar” – Debbie Ford.. benim farketmediğim yönlerimle tanıştıran bir kitaptı..