16 Yorum

Yapabiliyormuşum…

Yazar Hakkında

Sibel EKDEMİR KAYA – Otuzyedi yaşında, iki çocuk annesi, yazmayı, bisiklete binmeyi, filmleri, kitapları seven, kendine hep biraz yabancı, hayata hep az buçuk acemi, ama hevesli mi hevesli, kendi yağında bir kadın. Ayrıca Kurabiye Çocuk ve Anne Beni Duy sayfalarının yazarı. Facebook: AnneBeniDuy

İlk yazımdan sonra blogdan ve özelden ulaşıp; acımı, sevincimi yani tüm kafa karışıklığımı benimle paylaşan, satırları gözyaşlarıyla okuduğunu, aynen onları anlattığımı söyleyen birçok anne oldu. Bu yazıyı, önce kendime sonra çocuklarıma, sonra da tüm o annelere borç bildim…

İkinci doğumdan bu yana yedi buçuk ay oldu. Ve o sahilde bisiklete binmek için izin isteyen kadından, iki çocuğunu iki koluyla kavrayıp “Balıklar yakaladım!” diyerek koridor boyu taşıyabilen bir şeye döndüm. Nasıl oldu, emin değilim. Ama oldu, oluyor. Belki de hayat değişken, belki her şey geçici. “Geçiyor değil mi?” diyen anneler oldu, evet geçiyor, vallahi billahi geçiyor, ama her şey geçiyor, o yüzden belki de acıyı da, sevinci de abartmamak gerekiyor. Ha ben bunu biliyor muyum, tabi biliyorum. Peki uyguluyor muyum, tabi uygulayamıyorum. Ama olsun, bu da geçiyor.

İki çocuğum olduğu için acıyan, tuhaf ve kaygılı gözlerle bana bakan kadınlar, en çok kadınlar görüyorum. Halbuki isteyerek yaptım ben, kardeş olsunlar çok istedim. Zordu yolculuğumun başı, belki daha da zor olacak ileride, ama şimdi, evet şimdi çok keyifli. Ve benim adıma sevinmesini beklediğim hemcinslerimin bana karanlık gözlerle bakması çok tuhafıma gidiyor, hatta birazcık güldürüyor.

O gözlere en çok restoranlarda rastlıyoruz. Anne, baba, çok hareketli bir abi ile her şeye meraklı bir kız kardeşle beraber gittiğimiz yemeklerde, abiyi hareket kabiliyetini az buçuk da olsa kısıtlayabilmek için en köşe kuytu sandalyeye yönlendirken ve kıza mama sandalyesi aranırken, ikisinin tam ortasına da beni konumlandırırken misal. Bi birine bi birine yemek yedirirken komik görünüyor olabilirim kabul, ama maaile çok eğlendiğimizi fark ettik bu süreçte, ya da ben öyle sanıyorum, ama benim sanmam yeter, ben anneyim, anneler bilirler, biliyorumdur.

Kızın dudaklarına, bazen de yanlışlıkla burnuna yoğurt değdiriyoruz misal, kokusundan kıllanıp yaladığı an mest oluyor ve daha çok istiyor. Yoğurda karşı koyamadığını fark ettik evet, ne yemese araya yoğurt molası verip, aklını başından almayı deniyoruz. İşe yarıyor mu, yani çoğu kez yarıyor, ama her yer yoğurt oluyor mu, evet oluyor. Ama olsun, yoğurt lekesi silince geçiyor. Çünkü her şey geçiyor.

Bu esnada abi yemek yerken, aniden masanın altına girip yere yatabiliyor, ya da yerden bir kürdan alıp “Anne bak ne buldum” diyebiliyor. Bunları yaparken, şayet masa örtülüyse ve örtü biraz uzunca sarkıyorsa sağdan soldan, bazen bazı şanssız tabaklar düşeyazabiliyor. Sonra ben ve atik kocam olaya müdahale ediyoruz, zimmetli ekipmanları güvenli bir bölgeye taşıyoruz. Ama kalkmıyoruz öyle hemen, üzerine çay içiyor hatta tatlı yiyoruz.

Çünkü eğleniyoruz. Kızın tüm suratı, benim ayakkabım, bazen abinin saçları, bazen babanın kolu yoğurda bulandığında, ya da bazı çatal kaşıklar ve ah o sular ve yarı açılmış ayranlar yere düştüğünde, kahkahalarla gülen abisine hayran hayran bakan kız çocuğu da gülümsediğinde, biz de kendimizi bıraksak gülebildiğimizi gördüğümüzden beri gülüyoruz. Yani bu biraz delilik mi, bilmiyorum. Yani sanmıyorum.

Çok ucuza mutlu olmanın yolunu bulduk, çok kolay ve çok çabuk. Abisinin “Bak bu ayak” demesiyle, ayağını ağzına götüren bir kız çocuğu var evde diyorum size. Ayağı kardeşinin ağzına girince kahkahaya boğulan bir abi, o öyle gülünce gözleri parlayan bir kardeş. Yani, ne ne kadar kötü olabilir ki? Olamaz ki? Di mi?

Ve biz ilk tatilimize Ege’ye gittik maaile komple, eğlendik mi hem de çok. Kaka çiş ne varsa hepsi için durduk otobanda onlarca defa, dördümüz için sırayla. Beş gün boyunca her arabaya binişte, “Tatile geldik mi, tatil burası mı, kumlu tatile gitces mi?” diyen bir abi; “Altımı değiştir öyle uyucam” ile “Emzir öyle uyucam” ve “Hayır, bugün uyumıcam”ı farklı tonlarla anlatan bir kız çocuğu; çantasında cüzdan, telefon, güneş gözlüğünün yanı sıra bez, çiş şisesi, su şişesi, ıslak mendil, kıza yemek, oğlana elma, kendine alkolsüz malt içeceği bulunduran son derece sıradan bir anne ve artık bu kadına hayır demekten vazgeçerek gezgin olmayı çoktan kabullenmiş bir baba olarak dördümüz çok eğlendik. Ve bir daha düşüyoruz yollara, hem de bir adaya, neden, çünkü ömür kısa, dört nala eğlenmemiz gerek.

Arada, “Çok güzel olmadılar mı bunlar”, diyorum kocama. Hafif belerttiğim gözlerimle “Bir tane daha yapsak mı?” diyorum sonra. Sakinliğini ve sükunetini hiç bozmayan o dağ, kendi kendime durulmam için sessizce duruyor karşımda bir süre. Çünkü biliyor, az sonra geçecek. Neden?

Çünkü her şey geçici… ☺

Sibel Kurabiye Çocuk ve Anne Beni Duy sayfalarının yazarı. Facebook’ta AnneBeniDuy  sayfasında ve Instagram hesabında da paylaşımlar yapıyor. 

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

16 yorum

  1. Harika, neşeli, capcanlı ve motive edici bir yazı… ama ben ağlıyorum şu an. Ve hayır toz falan kaçmadı gözüme. Bildiğin ağlıyorum. Sessiz sessiz, kibar kibar… bu aralar hatta bugün tam da şu an kendimi bomb.k hissediyorum. Anneligimden nefret ediyorum. Sabırsız, asabi, yorgun, mutsuzum… her şeye yetişmeye çalışırken ve hatta yetisirken kendimden nasıl da uzaklaştığımı görüyorum ve daha da mutsuz oluyorum. Iki oğlan var ben de, biri 4 biri 9. Şöyle söyleyeyim, kavga etmedikleri tek an uykuda oldukları an. Beni birbirlerinden deli gibi kıskanıyorlar beni ikisi de en çok istiyor ve ben yetemiyorum. Ahh… biliyorum geçecek. Geçecek değil mi? 😢

  2. Ha bir de geçen bir ünlü anne(en iyi süper hiper oyuncu olanindan) evde çocukların hic kavga etmediğini, birbirlerini çok çok sevdiklerini asla kötü söz söylemediklerini anlatmış gururla. Bir de demiş ki “ben bunun için kaç yıl uğraştım, emek verdim. Sen de uğraş senin de olsun” . Vay be dedim… sen de anneyim diye gez ortalıkta. Milletin çocuklar birbirlerini allı güllü ağırlıyor, seninkiler nerdeyse boğaz boğaza. Bir teşekkür de Blogcuanneme… bu gerçek yazılarla bizi buluşturduğu için.

    • Güldürdünüz beni sagolun😊Aynı yazıyı ben de okumustum ve derin bir suçluluk hissetmiştim…hah iste bak benim hatammis bak ben beceremiyormuşum diye kederlenmiştim..oysa severim kendisini böyle hissettirmek gibi bi kastının olmadığına da inanmaya hazırım ama iste yine de kırıcıydı💕

    • Gerçek yazılarla buluşturma konusuna katılıyorum. Ben de burada ne yazılar okuyup duygudan duyguya savruluyorum bazen arşivi bile açıp… Okumak iyi geliyor, çünkü yalnız olmadığımızı hissettiriyor, tam da bu hisle yazılıyor bence yazı, iz bırakmak ve yalnız olmadığını hissetmek için. Herkesin yolculuğu farklı evet, ama her yolculuk bir diğerine umut, fikir, tılsım ve hatta inanç verebiliyor. Ben buna inanıyorum her birimiz için. Sevgiyle:)

  3. Önceki yazıya tekrar dönüp hatırlamam gerekti önce, okurken yine göz sulandırdım. Sonra tekrar dönüp bu yazıyı okumak iyi geldi…

    Bizde de eş durumundan 17lik bi abi ile 15 aylık bi kızkardeş var. Çok iyi anlaşıyor olsalar da yine de yaşlarının aralı olması nedeniyle üçüncüyü düşünsem mi diyorum. Eşim bunlara yetebilelim de diyor, hem maddi hem de yaş durumlarından ötürü. Karışık işler, bakalım… Sizin cephede gülüşlerin artmasına sevindim ama. Candan selamlar 🙂

    • Çok teşekkürler:) Gülüşler, çocukların gülüşlerini gördükçe arttı bir şekilde. Patırdanak katıla katıla gülebilen iki çocuk var evde, kendinden geçercesine. Sadece ona tutunabilsek ne güzel olur halbuki. Geçen gün deniz otobüsünde dönen video’da bir bilgi takıldı gözüme, günümü aydınlattı diyebilirim kafam bunlarla doluyken. Bebekler ve çocuklar bir günde bir yetişkinin 5 katı kadar gülüyorlarmış, biliyor musunuz? Ondan, madem küçülemiyoruz, bari onlardan feyz alalım istiyorum kendi adıma:)

  4. 🙂 Çok keyifli! “Bu da geçer felsefesi” .. Ya bazı şeyler hızlı geçsin (hastalıklar, kardeş problemleri, sıkıntılar) ama bazı şeyler de çoooook yavaş geçsin (kahkahalı anlar, tatiller, kucaklaşmalar).. Hani zaman göreceli ya.. Bir yolu bulunsa..

    • Bence mümkün:) Kötü şeylere “aman canım, bu da geçecek” deyip çabuklaştırıp; iyi şeylere “hiiii, bu da geçecek amaa!” deyip yavaşlatmamız bence mümkün:)
      Güzel dondurmayı tadını çıkara çıkara, çok yavaş yemek gibi:) Ama bitecek, evet bitecek:)

  5. Tam da bir oğlum varken ve ikinci bebeğime, kızıma hamile olduğum şu günlerde yazınızı okumak iyi geldi. Geleceğimizi gördüm satırlarınızda. Evet korkuyorum, hem de çok. Ama bir evlat severken iki evlat sevmenin, öpmenin, koklamanın nesi kötü olabilir ki ? İlk yazınızı da az önce okudum. Kaleminize sağlık.

  6. İlk yazıyı yazdığınızda şu aşamaya çok yaklaşmış, ama gene de eski halime üzülmekten kendimi alamamıştım. Bu yazıda ise şimdi daha çok “Ayyynı ben!” dedim. Hele o son cümledeki dağımın sessizce gözüme bakması ve içinden “geçecek” demesi bile aynı! Çok güldüm. 😀 Siz çok yaşayın e mi?

    • 🙂 Sizler de:) Çünkü hepimiz aynı yıldıztozundan üfürülmüşüz ondan, ilk yazıda da bu yazıda da, hatta bu blogdaki diğer anne yazarların yazılarında da herbirimiz varız:) Sevgiyle:)

  7. Bu yazıyı okuyunca “yapabilirim sanmıŞtım”ı bulup okudum, ikincilerin yaşları aynı, ilk çocuğum sizinkinden de küçük, içimden geçen tek şey, “yapabilirim sanmıŞtım…” onun üstüne bu yazı iyi geldi. Ben de umarım bi gün “yapabiliyormuşum…” derim. Elinize sağlık.

  8. Biri 8 diğeri 3 yaşında olan iki kız çocugum var. Bazen özlüyorum bebekliklerini. 3. Yü istiyorum bazen 🙂 yüreğinize sağlık.. Selamlarr