2 Yorum

3. Ulusal Aşı Çalıştayı’ndan Notlar…

Sağlık Bakanlığı ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği‘nin geçtiğimiz Mart ayında üçüncüsünü düzenlediği Ulusal Aşı Çalıştayı‘nın katılımcıları arasındaydım.

Çalıştaydan birkaç hafta önce davet mektubu geldiğinde oldukça şaşırdım. Halam da üyesi olduğu için Enfeksiyon Hastalıkları Derneği’ne aşinaydım. Bildiğim kadarıyla doktorların üye olduğu bir dernekti, kongreler falan düzenlerlerdi, sağlık sektörü dışında bir insan aşı çalıştayında ne yapsındı? Organizatör firma ile durumu netleştirince daveti kabul edip yola düştüm.

“Ankara’ya gittim, gelicem.” ✈ Sağlık Bakanlığı ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği’nin düzenlediği 3. Aşı Çalıştayı’na katılmak üzere yola çıkıyorum. 💉 Daveti ilk aldığımda ben de şaşırdım; “Yanlış Elif olmasın o, Elif Çakır’dır @guncel_anne’dir?” falan dedim, “Yok” dediler, “onu da çağırdık ama bu davet BlogcuAnne Elif Doğan’a…” 🤔 Halama sordum “Kız hala, dernekten bana davet geldi ne iş?” dedim, “Git bakalım, demek sizlerin de ilgisini çekecek bir şeyler söyleyecekler” dedi. 💉 Katılacağım oturumların arasında “Aşıların Uygulamasında Problemler: Aşı Reddi ve Çözüm Yolları – Medya ile ilgili sorunlar ve çözüm yolları (Yazılı basın, görsel basın, sosyal medya)” konulu bir oturum da var. Tahminimce, son zamanlarda daha organize hale gelen aşı karşıtlığı ve Suriye’den gelen göç ile birlikte yeniden görülmeye başlayan hastalıklar ile ilgili konuyu masaya yatırırken, sosyal medya aracılığı ile ebeveynlere de sesini duyurmak istiyor bakanlık ve dernek. Bu benim tahminim, ne olduğunu gidince göreceğiz. Çok enteresan bir tecrübe olacak benim için. #aşıçalıştayı

A post shared by Elif Dogan (@blogcuanne) on


Programım, üç günlük çalıştayın ikinci gününe katılmama el verdi. Konuların hepsi ilgimi çekse de, bence zaten en “anlayabileceğim” içerik ikinci günkü “Aşıların Uygulamasında Problemler: Aşı Reddi ve Çözüm Yolları” idi.

Bu uzun yazıya başlamadan önce nerede durduğumu açık edeyim. Herkesin, her şeyin bir “tarafı” olmasının beklendiği günümüzde kendimi “aşı yanlısı” olarak telaffuz etmememin tek sebebi, bu konuda herhangi bir bireysel propaganda ya da ikna çabasına girmiyor olmam. Öte yandan, “Aşıların Gerekliliği”nin tartışıldığı bir çalıştaydan aldığım notları paylaşmam herhalde tam da bu amaca hizmet edecek.

Benim sorgulamadığım bazı konular var. Sünnet bunlardan biri değil mesela… Zamanında yeterince sorgulamadım, sorgulamış olsaydım farklı kararlar vermiş ve o kararlardan daha mutlu olmuş olabilirdim.

Ama aşı bunlardan biri. O, halamın alanı. Hacettepe Tıp’tan mezun olmuş, Marmara Tıp’ta mikrobiyoloji profesörü kadın. Müsaadenizle benden daha bilgili bu konuda… Ona sorup, o ne diyorsa onu yapıyorum aşı konusunda… Kafama takılan şeyler olduğunda (örneğin bundan 8 sene önceki domuz gribi aşısı) ona soruyorum, sorguluyorum, yetkinliğim ölçüsünde tartışıyorum ama son söz onun oluyor. Zaten onun son sözüne ikna olmuş oluyorum o noktada ben de… Kısacası aşı konusunda “Ben bilmem, halam bilir.” 

Bir de gerçekten ilgimi çekmiyor aşı konusunu araştırmak… Benim çok dışımda, üstümde, neyse işte, uzağımda kalıyor bu konu… Konuyu sorgulayabilmek ve hatta soru sorabilmek için çok fazla mesai harcamam gerekirmiş gibi geliyor ve öyle bir zamanım da, ilgi alanım da yok.

Aşı Çalıştayı’na da böyle bir pozisyondan katıldım. Aşağıdaki görseller, çalıştay sırasında çektiğim sunumlardan…

Çalıştayın, benim katılmadığım birinci gününde influenza ve zatürre aşıları ile ilgili oturumlar olmuştu. Üçüncü gününde de rotavirüs ve menenjit aşıları konuşuldu. Ben sadece ikinci günkü oturumlara katılabildiğim için aşağıdaki notlar onları yansıtacak. Tüm oturumlara dair çıktıların yer verildiği çalıştay raporunu da bu yazının sonuna ekliyorum.

Şansıma, Güncel Anne blogunun yazarı Dr. Elif Çakır da katılımcılar arasındaydı. Elif’in orada olması çok iyi oldu, bir nevi Google gibiydi benim için…

Yetişkin Aşıları

Katıldığım ilk oturumunda, “Dünyada Yetişkin Aşılaması” konulu sunumda ‘aşılamada yeni hedefler’ paylaşıldıktan sonra Amerika, Kanada ve Avrupa’dan örneklere yer verildi. Aşılanma oranlarının ülkeler arasında farklılık gösterdiği, Avrupa’da en yüksek oranın Hollanda, İngiltere ve İsveç’te olduğu söylendi.

Yaşam Boyu Aşılama

“Yetişkin aşılaması mı??? Aşılar çocukluk çağında bitmiyor muydu?” diye soruyor olabilirsiniz, nitekim ben de sordum. “Niçin erişkin aşılaması?” sorusunu şöyle açıklandı:

Günümüzde, aşı ile önlenebilir hastalıklardan ölüm, erişkinlerde, çocuklara oranla 200 kat daha fazlaymış. Bu istatistik, meme kanseri, trafik kazası veya HIV/AIDS’den daha fazla kişinin ölümüne tekabül ediyormuş. Yani geçmişte aşısını olmadığınız bir hastalığa yetişkinliğinizde yakalanmanız halinde ölme riskiniz, çocukluğunuzda yakalanmanız halinde ölme olasılığınızdan çok (200 kat!) daha fazla.

Doktorların Türkiye’de “çok yetersiz” olduğunu belirttikleri erişkinlerde aşılanma oranını arttırmak;

  • Sağlık kuruluşlarına başvuru sayısını azaltmak
  • Hastaneye yatışı azaltmak
  • Daha az antibiyotik kullanımı
  • Dirençli mikroorganizmalarla olabilecek enfeksiyonları azaltmak
  • Ölümü azaltmak
  • ve daha nitelikli bir yaşam sürmek adına önemliymiş.

Erişkinlerde aşılamanın sebeplerinden biri, yaşla azalan bağışıklık ve artan duyarlılık olmakla birlikte, en ikna edici sebep “sevdiklerinize hastalık bulaştırmamak”mış. Bunu kişisel deneyimimden de biliyorum, nitekim grip aşısı olduğum tek dönem emzirdiğim ve bebeğime olası bir influenza mikrobu bulaştırmak istemediğim dönemdi. Bu çalıştaydan sonra grip aşısına olan bakışım değişecek mi, bilmiyorum. İlk günkü oturumlara katılsaydım, belki…

Son zamanlarda yükselen aşı karşıtlığında, aşıların olası yan etkileri oldukça önemli rol oynuyormuş. Oysa “Aşıların yan etkileri, hastalığın verebileceği zararla orantılanmalı”ymış. Türkiye’deki erişkin aşılama oranlarının “kabul edilemeyecek” seviyede az olduğundan bahseden Dr. Esin Şenol, konuşmasında şöyle dedi:

Bir yılda

  • 350 kişi duş kazasında ölüyor – duş mu almayalım?
  • 200 kişi yemek yerken ölüyor – yemek yemeyeceğiz diyebilir miyiz?
  • 40 kişi yıldırım çarpması sonucunda ölüyor

Bir şeyin yararı veya zararı, ancak önlediği şeyle ölçülerek eleştirilebilir.

Türkiye’de erişkin aşılaması en çok seyahatla birlikte gündeme geliyormuş. Hacca gidenlerin aşılanması önemliymiş. Ve tabii ki Suriye’den gelen göç sadece çocukluk çağı aşılarını değil, yetişkin aşılanmasını da daha önemli kılıyormuş.

“Keşke sadece kuşlar göç etse…”

Ergenlikte Aşı Bilinci

Erişkin aşılamasının oturabilmesi için, “çocukluk çağında kaldı” gözüyle bakılan aşılamaların ergenlikte devam etmesi gerekliymiş, çünkü hiçbir yetişkin, çocuklukla sınırladığı bir alışkanlığı yetişkinlikte yeniden başlatmazmış. Ergenlerde aşı bilincini oluşturmadan yetişkin aşılamasını yerleştiremezsiniz. ‘Aşı çocuğa aittir’ diyor gençler” dedi doktorlar. Adolesan (ergenlik) aşılanması hakkında herkesin bilinçlenmesi gerekliymiş. Ergenlik, insan hayatının en sağlıklı ve doktorlara hastalık için değil, danışmak için gidilen dönemmiş. O dönemde doktorun aşı önermesini dikkate alıyormuş gençler. Ve ergenlik döneminde atlanan hiçbir erişkin, hiçbir zaman aşılanmazmış. Doğru valla…

Bu alanda geçmişte çok da önemli çalışmalar yapılmış aslında…2005’te Gençlik Danışma Merkezileri kurulmuş, sadece ergenlere hizmet veren… Gerçekten ergen odaklıymış, ergenler için ayrı girişi varmış, ailelerinden bağımsız olarak da gelebilsinler diye… Sonra kapatılmış bu merkezler… Yazık olmuş…

Söz ergenlerden açılınca konu biraz daha genişledi… Ergenliğe girmek üzere olan bir oğlum olunca benim özellikle ilgili çekti bu tartışmalar… “Cinsel sağlık” gibi konular okullarda ancak biyoloji öğretmeni isterse konuşuluyormuş. E tepe yönetim zaten cinselliğin konuşulmasını “Eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek” olarak gördüğünden, yazılı olarak ifade edilmese de (ki bu da şaşırtıcı olmazdı!) genel bir “Konuşmayın” mesajı verildiğinden, okullarda pek de konuşulmuyormuş bu konu… Burada bir parantez açıp, Danimarka’da bu konunun nasıl ele alındığını hatırlayalım mı? Hatırlayalım.

2011-2020 yılları arasında aşılama sayesinde dünyada 23 milyon çocuk ölümü engellenmiş olacakmış. Aşılar sayesinde -verem gibi- birçok hastalık yok olmuş; kızamık ve difteri çok çok azalmış, çocuk felci ise bitmek üzereyken, şimdi savaşın ardından gelen göçle birlikte yeniden görülmeye başlanmış.

Aşılara karşı, kimi haklı, kimi komplo teorisine giren önyargılar var… Aşıların, sadece ilaç şirketlerinin para kazanması için yapıldığı iddiası da bunlardan biri. Elbette ilaç şirketleri aşılardan para kazanıyorlar -neticede hepsi hem de çok para kazanan! ticari şirketler- ancak aşıların yapılma sebebinin buna indirgenmesi yönündeki iddiaları şu şekilde yanıtlıyor doktorlar: “Hastalıkları tedavi etmek, [şirketlerin] çok daha fazla işine gelirdi. Aşının kazancı 2 dolar, hastaneye yatışınki ise 2000 dolar.”

Sağlık Okuryazarlığı

“Aşı Reddi”nde medyanın çok önemli bir rolü var kuşkusuz. Bir kere insanlar, anlaşılır olanı tercih ediyorlarmış ve bu anlaşılır dili eğer “aşı yanlıları” (yani sağlık sektörü) değil de “aşı karşıtları” (ki birçok farklı gruptan oluşabiliyor) kullanırsa, insanlar aşı karşıtlarının argümanlarını benimsiyorlarmış. Dolayısıyla medyanın basit bir dil kullanması gerekliymiş… İnsanların da, okudukları hakkında bilinçlenmesi… İşte sağlık okuryazarlığı bu noktada devreye giriyor.

Sağlık haberciliği yapanların yetkinliği tartışılır. Bunun yanı sıra, sağlık ile ilgili bir konuda haber yapılacağı zaman, konuda uzmanlığı ve deneyimi bulunan, konu üzerinde çalışmalar yapmış bireylerden çok,  “profesör” ya da “doçent” gibi akademik ünvana sahip olan kişiler tercih ediliyormuş. Toplum olarak unvanlara olan düşkünlüğümüz, sözü söyleyen kişinin o konuda yetkin olup olmamasını sorgulamamızın önüne geçiyor ne yazık ki… Alanında uzman olmayan kişilerin, birçok farklı konuda insanları yönlendirebilecek beyanlar vermelerinde sorumluluk bu kişileri olduğu kadar, onları parlatan medyanın da aynı zamanda…

Kamuoyu Algısı

Bence bu listede “Sosyal medya” eksik

Sunumları takip eden tartışmalarda, doktolarla hastaların arasının açıldığından da bahsedildi. “Ebeleri kaybettik” dedi doktorlardan biri, “oysa onlar hekimin giremediği yerlere giriyorlardı.” Ne önemli bir içgörü… Ebelerin devre dışı bırakılması sağlık sektörü ve genel olarak halk sağlığı adına ne büyük bir kayıp oldu…

“Çocukların gücü her şeye yetiyor” dedi doktorlar. “Bizim yaptıramadıklarımızı onlar yaptırabiliyorlar, babaannesine grip aşısı yaptıran çocuklar var.” Bu, çok doğru değil mi? Annemle babamın, neredeyse 40 yıl içtikleri sigarayı torun sahibi olduktan sonra bıraktıklarını düşününce…

Bilgiye kolay erişim, bir yandan bilgi kirliliğini de beraberinde getiriyor. Sağlık okuryazarlığı konusunda kat edilmesi gereken çok yol var.

Buraya kadar yazdıklarım, çalıştay sırasında yapılan sunumlar ve tartışmalar sırasında aldığım notlardan ve sonrasında yayımlanan çalıştay raporundan derlediklerimdi. Biraz da kişisel fikir ve görüşlerimi eklemek istiyorum.

Çalıştay raporundaki katılımcı listesine bakınca, isminin önünde “Dr” ifadesi olmayan birkaç kişiden biri olduğumu gördüm, ki oradayken de algım bu yöndeydi. Bu bana hem iyi, hem kötü geldi. İyi geldi, çünkü böyle bir gruba dahil edilmek beni mutlu etti. Kötü geldi, çünkü keşke sağlık sektörünün dışından daha çok insan olsaydı. Anladığım kadarıyla başka davetler de gitmiş ancak dönüş bu kadar olmuş.

2016’da Dijital Topuklar’a taa Batman’dan gelerek beni inanılmaz mutlu eden İrem’le bu kez Aşı Çalıştayı’nda karşılaştık. Meğer doktormuş!

Böyle bir çalıştayda aşı karşıtı görüşün temsilcilerinin de olması bence tamamlayıcı ve geliştirici olurdu. Bunu dile getirdiğimde, onlara da davetlerin gönderildiğini, örneğin bu çalıştaydan kısa bir süre önce “Aşı Yalanı” başlıklı bir yazı yazan gazeteci Soner Yalçın’ın da davet edildiğini, programına uymadığı için katılamadığını, daha sonra dernek başkanı ile bir araya geleceklerini söylediler.

Orada olmak konusunda çok tedirgindim ben. Ne bileyim, “koskoca doktorlar!” Bunda, doktorluğu kendi gözümde yüceltmemin olduğu kadar, bazı doktorların burunlarından kıl aldırmamasının da etkisi var. Örneğin çalıştaydaki sunumlarda yer verilen görsellerden birini Instagram’da paylaştığımda bir doktor “Sizin gibi doktor olamayan insanların nefreti yüzünden..!” gibi bir ifade kullandı benim için… Gerçekten de insanları “doktor olanlar” ve “doktor ol(a)mayanlar” olarak ayıran doktorlar var. Ve bu bakış açısı, akademi dünyasının toplumdan soyutlanmasına sebep oluyor bence…

Çalıştay sırasında söz almak konusunda çekimser kaldım önce… Sonra, oraya davet edildiğime göre benim de söyleyeceklerime ilgi duyulacağını hatırlattım kendime… Gerçekten de ilgiyle dinleyenler vardı… Diğer yandan, neredeyse herkesin birbirine ismiyle hitap edecek kadar yakın olduğu bir ortamda daha önce orada bulunmamış olan ve nihayet söz sırası kendine gelince sözüne “Ben doktor değilim” diyerek başlayan birisine “Nesiniz peki?” şeklinde soru soranlar da… Uzaylıyım ben, uzaylı.

Doktorluk çok zor bir meslek ve -kendi ailemde de olduğundan yakından biliyorum- müthiş sebat gerektiriyor. Ve fakat bu, bazı kişilerde bir çeşit üstünlük hissine yol açabiliyor, ki bu hissi taşıyan doktorlar çok itici ve uzaklaştırıcı olabiliyor gerçekten.

Örneğin:

Geçtiğimiz aylarda boğaz ağrısı ve ateş sıkıntısıyla hastaneye gittim. Ateşim çok yüksek değildi, henüz 38 bile olmamıştı, ancak kırgınlığım vardı ve yutkunma zorluğu vardı (halam ateş+yutkunma zorluğu olunca mutlaka beta testi ister). Ben muayene olmak ve test yaptırmak için hastaneye gittiğimde, ateşimi ölçmeden damardan ateş düşürücü vermek istedi doktor. Dedim ki “Ateşim o kadar yüksek değil, ölçmediniz bile, damardan ateş düşürücüye gerek var mı gerçekten?” Var dediler. İstemedim. Halamı arayıp sordum. “Yok” dedi, “önce bir ne olduğu ortaya çıksın.” Ben de öyle düşünüyordum zaten. Bunu söyleyince bana sanki ötenazi istiyormuşum gibi baktılar. Hatta Ferhan’a (beni o götürmüştü hastaneye) beni işaret ederek “Takıntısı mı var?” diye sormuş doktor. Hayır, takıntım yok. Gereksiz yere ilaç almak istemiyorum sadece…

Bilgi çok daha erişilebilir ve sorgulanabilir artık… Beni muayene eden doktordan daha fazla şey bildiğimi iddia etmiyorum ama kendi bedenim hakkında da söz sahibiyim izninizle. Bedenime girecek herhangi bir şeyi sorgulama hakkına da sahibim. Aynısı aşı için de geçerli… Çocuğumun bedenine giren her şeyi sorgulayabilirim. Ben, biraz da ailemde benden bu konuda çok daha donanımlı bir insanın olmasının verdiği rahatlıkla bu konuyu kurcalamıyorum. Ama bu, insanların kurcalama hakkı olmadığı anlamına gelmiyor.

Aşılamaya karşı geliştirilen mitler (Aşı Çalıştayından)

Aşı karşıtlığının hepsini aynı potada eritmek bence doğru değil. Dini sebeplerden dolayı çocuğuna aşı yaptırmayan ebeveynle, aşıların içeriğini sorgulayan araştırmacı bir ebeveynin aşı yaptırmama gerekçeleri aynı değil. Dolayısıyla bu grupların aşıya karşı olmalarının altında yatan sebepler ayrı değerlendirilmeli ve her biriyle farklı bir dilde konuşulmalı… Amaç onları da kazanmaksa tabi…

Amaç onları kazanmak da olmayabilir bu arada… “Kalan sağlar bizimdir” de bir alternatif. Öte yandan şöyle bir gerçek var:

Bu rakam 2017 yılında 23 bin olmuş. İki senede neredeyse beşe katlanmış yani…

Düşündürücü… Çok hem de…

Çalıştaydan dönüşte, havaalanına giderken bir gazeteciyle aynı aracı paylaştık. Onun görüşlerini sorduğumda, aşı reddinde medyanın rolü hakkında söylenenlere kısmen katıldığını, ancak ne zaman görüş almak için doktorları arasa onlara ya ulaşamadığını ya da tatmin edici bir görüş alamadığını söyledi… Benzer duvarlar orada da geçerli, ve bu duvarları incelten/yıkan doktorlar -konularında uzman olmasalar dahi- medyada daha çok yer buluyorlar kendilerine… Ondan sonra işte televizyonlar uzmanlık alanının dışındaki konularda fetva vermekten çekinmeyen doktorlardan geçilmiyor…

Uzun lafın kısası, tıp dünyasının, kendi çemberi dışında çok daha kapsayıcı ve paylaşımcı olması gerektiğine inanıyorum ben. Aşılar söz konusu olduğunda bu kapsayıcılık, çocuklarını aşılatma konusunda bir numaralı söz sahibi olan ebeveynleri de içermeli… Yermeden, yargılamadan… Sorarak, merak ederek… Tartışmaya dahil ederek. Anlamaya çalışarak…

Doktorların da anlaşılmaya ihtiyaçları var… “Hepimiz mi ilaç şirketlerinin kölesiyiz?” diye sordu mesela bir doktor tartışmalar sırasında, bazı aşı karşıtları tarafından yöneltilen suçlamalara dair… Gerçekten iyilik için, sağlık için uğraşan birçok tıp çalışanı var ve onların da bu niyetlerinin anlaşılması lazım.

Başta Enfeksiyon Hastalıkları Derneği olmak üzere beni davet eden ve ağırlayan herkese teşekkür ederim. Benim için çok önemli bir deneyim oldu. Umarım seneye çok daha fazla “dışarıdan” katılımcı olur. Dilerim aşı karşıtları da olur ve herkes medeni bir şekilde anlatır derdini…

Bu uzun yazıyı bitirirken, yukarı verdiğim iki istatistiği tekrarlamak isterim:

  1. 2011-2020 yılları arasında aşılama sayesinde dünyada 23 milyon çocuk ölümü engellenmiş olacak.
  2. 2015’te 5 bin, 2016’da olan aşıyı reddeden aile sayısı, 2017’de 23 bine çıktı.

Bu, aşılama konusunda çok daha açık bir iletişime gerek olduğu anlamına gelmiyor mu?

Çalıştay Raporu

2 yorum

  1. Öncelikle bu değerli yazınız için teşekkürler, Konu hakkında her anne bilgi sahibi olmalıdır. Aşılar çocuklar için birçok hastalığın önüne geçmektedir. Bu değerli bilgilerinize istinaden,
    http://droloji.com/post/asi-takvimi-2018-ay-ay-bebek-asi-takvimi 2018 yılı aşı takviminide annelerin incelemesi gerektiğini düşünüyorum..
    Yazı için teşekkürler.

  2. karmakarışık

    oğlum geçen yıl kızıl, bu yıl ise tüm okulca su çiçeği oldular. kızıl’ı doktorların teşhis etmesi 5 günlerini aldı. su çiçeği ise 2.hastanede anlaşıldı üstelik ilk gittiğim hastane çocuk hastanesi olduğu halde.
    oğlumun testislerinin altında penisin sol yanında, ayak parmaklarının altında ve içinde… aklınıza gelecek ne ince yer varsa orada su çiçeği sivilceleri ile doldu. ateş 38,5 ta kaldı 3 gün boyunca.
    Bence bu ve benzeri durumları her salgın hastalığında yaşayıp görmektense aşı olmasını yeğlerim. Aşı olmuştu ve bu hafif olan kısmıymış. Eskiden aşımı vardı böyle böyle güçlenecek nesiller diyorsanız saygı ile eğiliyorum. yiyeceklerin içeceklerin hatta soluduğumuz havada bile bu kadar sağlıksız etkenler varken eski sağlıklı yaşama zor geliriz gibi !!!