6 Yorum

Anneliğin Gerçek Yüzü

Yazar Hakkında

NAGİHAN UZUN ORDU – Feminizmin kıyılarında gezinerek, düşe kalka, bazen ağlaya sızlaya, bazen güle oynaya tecrübe ettiği anneliğin her rengini kucaklamaktan keyif alan, 30 yaşında, evli, bir kız çocuk annesi. 

Sosyal medyada metrekare başına düşen ‘fenomen’ sayısı her geçen gün artmakta ve bu artış beraberinde bir çok yeni modayı da ekranlarımıza düşürmektedir. Çoğu düğünden bile şaşalı doğum günü kutlamaları, anne-bebek-baba kombin kıyafetleri derken şu sıralar minimalizm ve anneliğin ‘gerçek yüzünü’ göstermek revaçta.

Bu yazıdaki amacım yukarıda bahsettiğim ‘anneliğin’ gerçek yüzü meselesinin bir ters okumasını yapmaktır. Sosyal medyada anne-çocuk fotoğrafları paylaşmanın ‘moda’ haline gelmesinin tarihi çok da eskilere dayanmıyor -ki sosyal medya dediğimiz yer de keza öyle. Fakat ilk zamanlar genelde süslü-püslü, cicili-bicili fotoğraflar, altına ‘Unutulmaz anılardan bir kesit’ , ‘Bugün de anı kutumuzu böyle doldurduk’, ‘Hatıraları koyduk cebimize, gidiyoruz evimize’ şeklinde yazılarla paylaşılırken; bir gün geldi ve birisi ‘sahici’ annelik diye bir şeyden bahsetmeye başladı ve sosyal medyada yeni bir akım başladı. Bu ‘sahicilik’ ilk kiminle başladı ve ilk kim aslında çocuk yetiştirmenin kırlarda uzanıp, saçlara papatyalardan taçlar takarak çekilmiş fotoğraflardan ibaret olmadığını gösterdi bilmiyorum; ama belki de yaşadığı gerçekliği gösterirken farkında bile olmadan, savunucuları her gün artmakta olan bir akımın öncüsü oldu.

Bu akım genellikle mizahı kullanarak, karşısında durdukları durumu eleştirirler ve ‘gerçek anneliğin’ toz pembe balonlar arasından gülen iki çift gözle gösterilemeyeceğini savunurlar. Benim fark ettiğim bu akımın savunucuları özellikle son bir yıldır çığ gibi büyümekte; ancak bu kontrolsüz büyümenin de ne kadar ‘sahici’ olduğuna emin olamıyorum. Neticede yaptıkları, devamlı gülen anne-çocuk, hep mutlu ebeveyn, günün her saati bakımlı anne ve düzenli ev hallerini ters çevirip göstermek olduğu için, bu iki “moda”, içerik olarak birbirinden ayrılsa da çok temel bir ortak noktada buluşuyorlar, o da: bardağın hep aynı tarafından bakmak.

Evet, arkadaşlar, çok haklısınız, çocuk büyütmek sadece pembeli, mavili kombin kıyafetlerle geçen günler anlamına gelmediği gibi sadece uykusuz gecelerden, diş döneminde yaşanan zorluklardan, büyüme ataklarından ve 2,3,4 yaş sendromlarından da ibaret değil. Bir tabak makarnayı yere döktü diye gününüzü mahvettiğini söylediğiniz yavruyu, siz dünyaya getirdiniz, o ilk çaresiz, şaşkın bakışlarıyla siz karşılaştınız. Makarna konusunda yükselmeniz ve tüm sinirinizi sosyal medyaya kusmanız ne kadar gerçekse, uyuduğunu izlerken hissettikleriniz de o kadar gerçek. Her iki taraf da aslında var olan bir gerçeklikten bahsediyor ama bazı yerleri atlayarak, anneliğin diğer yüzünün üzerini çizerek, yokmuş gibi yaparak.

İşin bir başka boyutu da, sosyal medyada kimse hayatını tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermek zorunda değil, herkes hayatının istediği kısmını paylaşmakta özgür. Fakat bu aslında gerçek bir özgürlük mü, yoksa bilinçli bir seçim mi?

Bir süredir kafamı kurcalayan bu gerçeklik konusunu, Dijital Topuklar’ın instagram hesabından yaptıkları bir paylaşımla daha net bir yere oturtabildim. Hikâyeni nasıl belirliyorsun? diye bir soru sorup, okuyanlara göre mi, yaratacağı etkiye göre mi, içinden gelenlere göre mi? diye de seçenekler sunuyordu.

Evet, tam olarak buydu olan, herkes hikayesini kendi belirliyor ve beklentisine göre paylaşımlar yapıyordu. Bunun doğruluğu, yanlışlığı tamamen farklı bir yazının konusu; fakat ekranlarımıza düşen paylaşımların gerçekliği herkesin kendi hikâyesinin kahramanına giydirmek istediği role göre değişiyor. Bu kadar değişken bir alanın insanlar üzerinde yarattığı etki, gözümün önünde, kişilerin kendilerinin yazıp paylaşım yaptıkları hesapların, başkaları tarafından ele geçirilmesi gibi, teknolojinin hayatımıza getirdiği, ürpertici ama bir o kadar da gerçek bir Black Mirror bölümü gibi canlandı..

Modayla ilgili çok klişe bir laf vardır ya hani: “Moda insanın kendine yakışanı giymesidir” diye, arttırıyorum ve diyorum ki moda aynı zamanda insanın kendine yakışanı yazmasıdır da. Kendine ait olmayan düşünceler, başkalarından kopyalanan cümleler ele ele tutuşmuş, daha çok “like” almak için sağa sola yalpalayarak, sosyal medyanın içinde koşturup duruyorlar. Sağa dönsen yaşam koçuna, sola dönsen kişisel gelişimciye, önüne baksan uyku eğitimcisine, arkanı dönsen çocuk gelişimcisine çarptığın bir çiftlik izliyoruz ekranlarımızda. Bir kişiyi ya da bir mesleği eleştirmenin haddim olmadığının farkında olarak yazdığım bu yazıda, sadece kendimiz olmanın, daha çok ” like” almaktan çok daha değerli olduğunu anlatmaya çalıştım, umarım kimseyi kırıp dökmeden yapabilmişimdir.

Benjamin Franklin “Yarım gerçek çoğu kez korkunç bir yalandır” derken büyük ihtimalle, bugünün ‘fenomenlerini’ kastetmemiştir; ama gerçeklikle ilgili çağlar üstü bir duruş belirlemiştir hepimiz için. Hayatımızın önemli bir parçası haline gelen sosyal medyada bu duruşu koruyabilmek ümidiyle…

Konuk Yazarlık

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

6 yorum

  1. Sevgili Nagihan,
    Muthis bir yazi yazmissin. Cok dogru bir yerden yakalamissin, tebrik ediyorum. Bir yil once sahip oldugum iki sosyal medya hesabimi da kapattim. Yurtdisinda yasadigim icin iyi oluyordu ama ister istemez karsima cikan super anneler vs dogal anneler paylasimlarindan fenalik geldiydi.
    Bakin 24 saat nasil da mutluyuz vs Hayir, yalan cocuktan sonra hayat bir cehennem. Al birini vur otekine ama sen vurup dokmeden cok guzel elestirmissin.
    Sevgiler
    Deniz

  2. Peki çözüm?
    Bazen mükemmeli okumak isteriz, bazen benden de kötüler varmış diye halimize şükretmek.. Bence okuyucu için her iki tarafın da olması, yani bir nevi dengelenmek önemli. Tamam çocuğu merkezine alıp herşeyi toz pembe gösteren anneler kadar, çocuğu istismara varacak ölçüde rencide eden anneler de sorunlu ama, Allahaşkına söyleyin, hepimiz bunları ifade etmesek bile hissetmiyor muyuz? Mesela bazen seni veren Allah’a şükürler olsun diye bağırmak geliyor içimden, bazen de Allahım neydi günahım, bu mu cezam diyorum.. Ha bunu belki düşünmek bir yön, yazmak başka yön diyeceksiniz, haklısınız. Ama ifade özgürlüğü var (var mı emin olamadığım oluyor ama en azından bir yerlerde varmış diyorlar), bence anneleri ya da insanları düşünceleri kadar yazdıkları, çizdikleri ile de yargılamamak lazım.
    Ha çocuk istismarı konusuna dönersek, bence blog yazarları olarak, çocuklarımızı malımız gibi görmez ve onların ilerde büyüyeceklerini de hesaba katarsak, sanırım çuvaldızı batırırken biraz daha “şefkatli” davranabiliriz. Yani ben genelde çocuk bizi “çıldırtıyorsa”, önce kendimize batıralım o çuvaldızı, çok masumsak, ondan sonra çocuğa da bir iğne batıralım diyorum (modern “iğneci geliyooor”) 😛 Çocukla değil ama davranışlarıyla mizah yapabilmek bence çok rahatlatıcı bir eylem (sizi çok sinirlendirdiğinde arkasından dil çıkarmayı denediniz mi mesela, hakikaten çok eğlenceli ve çocuğa bağırmaktansa bin kat daha iyi bence) ama ilerde okuyunca kendi de gülecekse tabii.. E gülmeyecekse zaten o mizah değil, dalga geçmek, istismar falan oluyor tabii. Denge yani, denge..

    • Tamamen başka bir yazıya yorum yapmış gibisiniz, çok afedersiniz ama ben gerçekten hiç bir bağlantı kuramadım. Çocuk istismarı, blog yazarı vs diye devam eden paragrafı 3-5 kere okudum ama anlamadım hiçbirşey.

  3. Nagihan hanim, yaziniz icin cok tesekkurler.

    Firsattan istifade, sosyal medya veya kisisel bloglarinda anneligin “gercek yuzu”nu paylasan butun annelere tesekkur etmek istiyorum. Basta Blogcu Anne olmak uzere, tabii. Burasi ilk okumaya basladigim anne bloguydu, hala da duzenli takip ettigim nadir bloglardan biridir. Cocugu olmayan bir kadinin anne bloglarini bu kadar fazla okumasi garip gelebilir, ama ben anneligin gercek yuzu hakkinda cekinmeden yazan anneler sayesinde cocuk yapmaktan vazgectim, iyi ki de oyle olmus, iyi ki de o anneler var.

    Kendi annem bile cocuk sahibi olmanin zorluklarini itinayla saklayip, sadece pembe pitircik yonlerini bana anlatip cocuk sahibi olmami tesvik ederken, bazi durust annelerin cocuk sahibi olmakla birlikte gelen zorluklari acik yureklilikle paylasmasi bildiginiz amme hizmeti bence.

    Anne olmayi sadece pembe balonlarin icine atlamak gibi tasvir eden kadinlar bence diger kadinlara buyuk zarar veriyor. Bu tasvirleri dinleyen kadinlar anne olup da kendilerini pembe balonlar icinde bulmayinca, kendilerinde bir gariplik oldugunu dusunup depresyona girmekten tutun cocugundan bile soguyabiliyorlar. Daha yeni anne olan egitimli, belli bir yasin ustunde olan arkadasim aynen su cumleyi kullandi: “Bu bebek isi hic denildigi gibi degilmis. Hayatimdaki butun kadinlarin bir araya gelip beni kandirdiklarini hissediyorum. Hata yaptim galiba…”

    Annelik guzel bir sey olsa gerek, ama her dakika her saniye 100% mukemmel bir sey de olmasa gerek. O yuzden bu mukemmellik sanrisini yikan cesur annelere kucak dolusu tesekkurler, sevgiler, saygilar.

  4. Ne güzel bir yazı, tertemiz. Kelimelerin gücüne çok inanıyorum. Yani bir şeyi nasıl anlattığınız en az yaşarken size ne hissettirdiği kadar önemli bence. Çünkü aslında zaman uçup gidiyor ve ona şekil verip baştan anı olarak var eden onu anlatırken kurduğumuz cümleler. Yıllar sonra o anı değil onu nasıl anlattığımızı hatırlıyoruz. Ayrıca kabul edelim birbirimizin hayatını instagramdan takip eder olduk. Yani bir sonraki görüşmenizde arkadaşınız size post-makarna stres bozukluğunuzu sorsun istiyorsanız, onu o anla sınırlı bırakmayıp nice sohbetinize uzatmak istiyorsanız o anı paylaşmak çok işe yarayacaktır. Yani bence açık yüreklilikle sorunları anlatabilmekle sorunları ait oldukları anı aşıp uzun süre eşlikçiniz yapmak arasında ince bir çizgi var. Sorunu gösterip “ilgi ve desteğe ihtiyacım var” diyor olabilir anne babalar. Bu kadarı tamam. Ama ben şahsen oyumu yaşarken yeterince yıpratan anları o anlarda bırakmaktan yana kullanıyorum. Cicili pozları ise egomu kendime dost tutacak onu azıcık sakinleştirip pışpışlayacak oranda kullanıyorum:) Gerisi de çiçek böcek..

  5. Annelik gün içinde oğlumu sinirden camdan fırlatmakla, sevgiden içime sokmak arasında duygu gelgitleri yaşatan şey benim için. O yüzden ne toz pembe ne simsiyah. Olduğun gibi olmak kısmına katılıyorum. Kendi adıma beynimdeki filtreden geçiriyorum yazılanları, günün sonunda çok azının tortusu kalıyor. İnandırıcı bulmadıklarımı da takip etmiyorum sen sağ ben selamet. Sosyal medya kullanıcısı olarak bize düşüyor asıl görev lıkeları veren biziz. Bizim talebimize göre yürüyor bazı şeyler.