5 Yorum

Onun Hayatı, Onun Kararı

Ortaokul yıllarımda piyano dersine başlamıştım. Mersin’deki, oldukça iyi bir piyano öğretmenine gidiyordum. İki üç sene kadar devam ettim, tam o sırada okulda da voleybol oynamaya başlamış, uzun uğraşlar sonucunda takıma da seçilmiştim.

Bir süre sonra aynı anda hem piyanoyu hem voleybolu götüremeyeceğim söylendi. Bunu kim söyledi hatırlamıyorum, ancak voleybol oynuyor olmamın ellerimi sertleştirdiği, piyanonun ise ellerimin yumuşak olmasını gerektirdiği gibi gerekçelendirme olduğunu hatırlıyorum.

Voleybol çok zevkliydi. Takım oyunuydu bir kere… En sevdiğim arkadaşlarım takımdaydı. Haftada birkaç gün okul sonrası kalıp antrenman yapıyorduk (ve hepimiz biliyoruz ki okulun en güzel saatleri kimsenin olmadığı saatlerdir). Maçlara, turnuvalara gidiyorduk, vazgeçmeyecek kadar çok seviyordum.

Piyanoyu da seviyordum. Ama o tek başıma yaptığım bir şeydi… Hem, ileride tekrar başlayabilirdim istersem… Piyanoyu bıraktım.

Annemle babam tercihimi piyanodan yana yapmamı istemişlerdi. Kararımı etkilemeye de çalıştılar ancak ben voleybolda direttim. Onlar da o noktadan sonra voleybolumu desteklemeye devam ettiler. Canlarım.

Aradan yıllar geçti… Voleybol kariyerim liseyle birlikte bitti. Üniversite için İstanbul’a geldiğimde buradaki takımlara girmek istedim, yakın diye Fenerbahçe’nin bir antrenmanına gittim ve ilk antrenman sonrasında vazgeçtim. Kızlar benden en az bir kafa daha uzundu, ben artık A takımı yaşındaydım ve yıldız oyuncular bile benden çok daha iyi oynuyorlardı. (“Türkiye’nin en iyi okulları”ndan biri de olsa, Tarsus’taki bir okulun spor imkanlarıyla, “üç büyüklerden biri”nin imkanları elbette çok farklıydı.)

O günden sonra voleybolla ilişkim, yazın “plaj voleybolu” oynamak seviyesinde kaldı. İçimde ukde de kaldı, keşke koşullar daha farklı olsaydı da devam edebilseydim.

İçimde ukde kalan tek şey voleybol değildi. Piyanoyu bıraktığıma da pişman oldum. Fark ettim ki piyanoyu çok daha uzun süre devam ettirebilirdim. Voleybol, evet, o zamanlar eğlenceliydi, ama uzun vadede piyano benim için daha sürdürülebilir bir hobiydi.

Bunların doğruluğu, yanlışlığı tartışılır. Bugün olsa “Varsın ellerim sertleşsin, ikisine de gittiği yere kadar devam edeceğim” diyebilirdim. Ailem de beni destekleyebilirdi. Ama o gün, o zaman öyle oldu.

Yıllar sonra annemlere de söylendim: “Keşke bana piyanoyu bıraktırmasaydınız…” Haklı olarak “Biz seni yönlendirmeye çalıştık, ama sen kararını vermiştin” dediler…

.

Deniz oğlum, beş sene önce yüzmeyle başladığı, son iki senedir altyapıda devam ettiği sutopunu bıraktı. Bir süredir çok akmıyordu zaten, antrenmanlara zor gidiyordu. Bırakmak istediğini söyleyince ben bir panik oldum, “Hay Allah, oysa ne güzel spor yapıyordu… Turnuvalara, seyahatlere gidiyordu? Şimdi ergenlik öncesi bırakması, boş kalması doğru olur mu? Ya ileride pişman olursa? Ya bize ‘Keşke bıraktırmasaydınız’ derse?..”

Babası daha serinkanlı yaklaştı: “Sen kendini sutopuyla tanımlamıyorsun. Sen sutopu oynayan bir insansın, ama hayatın sutopundan ibaret değil. Neden bırakmak istediğini iyice düşün, kararını ver, ne karar verirsen ver, biz arkandayız.”

Ve düşündü, taşındı, devam etmek istemediğine karar verdi bizimki. Ve bıraktı.

Sebepleri çeşitli ve -bu yazının konusu olmasa da- aslında tartışmaya değer. Kabaca “Türkiye’de -futbol haricindeki- spora veril(mey)en değeri biraz daha yakından görmüş olduk” deyip şimdilik bırakalım.

Aslında sutopu bizim hayatımızı oldukça zorlaştırıyordu. Her okul çıkışında antrenmana yetişmek, evde Cumartesi sabahları hafta içinden bile daha erken kalkmak, evde farklı saatlerde masa kurup kaldırmak gibi lojistik zorlukların yanı sıra, ailecek birlikte geçirdiğimiz saatler çok kısıtlanıyordu – ki bunu asıl bıraktıktan sonra fark ettik. Ancak “o istediği sürece biz tüm bu sıkıntılara razıyız” diyerek gittiği yere kadar devam ettirdik, gittiği yer de bu kadarmış.

Şimdi basketbol oynamak istediğini söylüyor, bakalım. Eylül’le birlikte öyle bir arayışa gireceğiz, çünkü gerçekten de hele de ergenlik döneminde bir şeylerle uğraşması gerekli bu çocukların. Daha yeni çocuğumuz olduğunda demişti Doğan, “Bana bak, oğlan çocuklarını ya spora, ya müziğe bulaştırmak lazım, kendimden biliyorum” diye…

Biz hakikaten de çocuğumuz profesyonel sporcu olsun diye yola çıkmamıştık, ilk hedefimiz hayatında okuldan başka bir şey de olsun idi… Ne yapsın diye düşünürken Barış “Önce jimnastikle başlatın, sonra yüzme yapsın, sonunda vücudu her türlü sporu yapacak altyapıya hazır olur” demişti. O sırada oturduğumuz sitede bir kapalı yüzme havuzu vardı, site sakinlerinden biri de yüzme öğretmeniydi (hatta birkaç sene önce ani bir şekilde kaybettik), Verda Hanım’dır Deniz’i yüzmeyle tanıştıran. Kadıköy’e taşınacağımızı öğrenince Galatasaray’ı araştırdı bizim için de öyle yollarımız kesişti. Önce kursiyer olarak devam etti Deniz, sonra altyapıya aldılar. Altyapıya aldıkları zaman bende bir sevinç, bir mutluluk, sanırsın çocuğum Olimpiyat şampiyonu oldu. Ama bunu ona hissettirmemeye çalıştım tabii, çünkü yük hissetsin istemedim omuzlarında…

Neyse işte sutopu macerası burada son buldu ve fakat Deniz bu sayede daha fazla sosyalleşebilmeye başladı diğer arkadaşlarıyla… Eskiden okul sonrası bir şey yapılacak olduğunda gidemezdi, herkes de bilirdi: “Deniz’in sutopu var.” Geçenlerde bir arkadaşının annesiyle derin derin sohbet ederken “Deniz sutopunu bıraktı, artık daha rahat görüşebilirler” deyince “Bu beni çok etkiledi” dedi. “Ne?” dedim, “‘Deniz sutopunu bıraktı’ demen” dedi… “‘Bıraktırdık’ demedin, ‘bırakmasını istedik’ demedin, kendi kararını verdiğini hissettirdin, bu bana çok iyi geldi” dedi.

Sutopu çok ağır bir spor gerçekten, haftada 6 gün, yazın çift antrenman yapıyorlar ve ancak ve ancak çok çok çok seversen devam edilebilecek bir tempo bu. Bir yandan “Demek ki o kadar da sevmiyormuş” diye kendimi rahatlatmaya çalışırken, bir yandan da “Ya ileride pişman olursa” başlıklı büyük soru işareti içimde yer etmeye devam ediyor.

İşte geçen gün o arkadaşımla sohbet ederken fark ettim ki, bu sorunun yanıtını hiç bilemeyeceğim. Pişman olursa olacak, “Keşke bıraktırmasaydınız” derse diyecek ve ben -tıpkı kendi anne-babamın bana dediği gibi- “Seni desteklemek istedik, senin kararındı” diyeceğim. Freud’un kehaneti böylelikle bir kez daha doğrulanmış olacak: “Ne yaparsanız yapın, nasıl olsa kötü olacak.”

Derin oğlum bir buçuk senedir piyano dersi alıyor. Her sene sonunda bir resital veriyorlar, dün de ikincisi vardı, süslenip püslenip gittik. Çok güzeldi tabii ki… Story’den paylaştığım videolara çok güzel yorumlar geldi (hatta arşivlensin diye Instagram’a da koydum sonra): “Ne büyük mutluluk sizin için! Nasıl gurur duymuşsunuzdur!”

Duyduk tabii, duymaz olur muyuz? Neticede üç kilo bilmemkaç gram doğurduğun şeyin, nice uykusuz geceler, kolikler, dişler, anaokulu, şimdi ilkokul ve bu teknik ayrıntıların yanı sıra adını koyamadığın biiiiiir sürü emekle birlikte toplanıp sahnede vücut bulduğunu görüyorsun. Kalkıp herkesin önünde piyano çalıyor, selam veriyor, herkes alkışlıyor falan. Hem de nasıl bir gurur! “Acaba bir sonraki Fazıl Say bizim evden mi çıkacak?” diye düşünmek işten bile değil böyle anlarda… Tıpkı “Oğlunuzu altyapıya almak istiyoruz” dediklerinde “Yoksa… Yoksa bir Michael Phelps mi yetiştiriyorum?” diye düşünmek gibi… (Ben mi? Yok canım, bi arkadaşım düşünmüş öyle!..)

İşte dünden beri bunu düşünüyorum ben de: Acaba çocuklarımızın başarılarıyla gurur duyarken -ister sutopu turnuvası olsun, ister piyano resitali- tam olarak onlar adına gurur duyduğumuzdan emin miyiz? Biraz da “Ben de anne/baba olarak iyi iş çıkardım be, aferin bana!” olmasın hissettiğimiz? Bana biraz öyleymiş gibi geliyor… (Çünkü bunu duymaya çok ihtiyacımız var, en çok da kendimizden)

11 küsur senelik ebeveynlik yolculuğumda sürekli yeni şeyler öğreniyorum, en çok da kendime dair… O yüzden, sutopu da yapsa, piyanoyu da bıraksa, dağa da çıksa, hep şunu hatırlatmaya çalışacağım kendime: “Ne yaparsan, kendin için yap yavrum. Ben senin, bunu gerçekleştirmen için gerekli altyapıyı (fiziksel ve duygusal) elimden geldiğince vereceğim. Gerisi senin hayatın, senin kararın.” 

Tam buraya Halil Cibran’ın şu çok güzel şiiri yakışır:

Çocuklar

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhlar yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.

5 yorum

  1. Gözlerim dolu dolu okuduğum bu yazıda öncelikle gerçekten çocuklarınızın şanslı olduğunu düşündüğümü bilmenizi istiyorum. Bunu hiç tanımadığınız birinden duymak iyi gelir mi bilmiyorum ama bu şekilde başlamak istedim. İnsan ilişkilerinde tek taraflı haklılığın olduğunu düşünmüyorum. Küçükken, şu oturduğu yerde bacaklarını açan, sokakta elleri üstünde yürüyen çocuklardan olduğumdan aileme beni jimnastiğe yazdırmaları için yalvardım. Kendilerince haklı sebepleri olduğundan olmadı tabi. Neticede sokakta dilediğimce oynuyordum, gayet de hareketliydim. Daha sonra ip atlama konusunda okulda hayli ünlendim fakat bir yere varmadı. Kız lisesi mezunuyum ve hala söylerim, lisede herkesin saçındaki föne dikkat ettiği dönemlerde beden derslerinde duvarda tek başıma top oynardım. Bu konuya dair eleştirel bakışımı buraya yazmayacağım. Annemin kendince gösterdiği çabayla yüzmeyi öğrendim, spora dair elimdeki en büyük başarı bu maalesef. Voleybola heves ettim o da olmadı. En son en azından spor olsun diyerek spora gitmek istedim fakat öğrenciyim ve buna destek çıkacak kişiler malum. Gitmek istediğim dalı saçma bulduklarından destek görmedim, onların istediğini de inat ederek ben istemedim, sonuçta yapacak olan benim. Ergenliğin verdiği inatla para biriktirip kendi istediğimi yaptım, ne yazık ki o da kısa sürdü. Şimdi hala vücudumun spora yatkın olduğunu söyleyen kişiler oluyor arada. Üşengeç olduğumu söylüyorum, elimden gelen en iyi şey bu artık.Çocuğum yok, tam olarak bir yetişkin de sayılmam. 21 yaşında bir öğrenciyim. Ve bugün hala destek bulamadığım bir şey için para biriktiriyorum. Ailem benim bir şeylere olan inancımı mı sınıyor bilmiyorum fakat bu yazıyı okuyan ebeveynler olursa lütfen çocuğunuz için çabalayın. Ben bu yazıyı yazarken üzüldüm. Bana ellerinden geldiğince destek olacak bir aileye değil, onların istediğini yaparsam destek olacak bir aileye sahip olduğum için üzüldüm. Kendimi kendime kanıtlamak için 21 yaşında bana bu yazıyı yazdırmalarına üzüldüm. Bir şeyleri başarmanın beni hayatta tuttuğunu kabul ettiğimi fakat hayal ettiğim hiçbir şeyi yapamadan öleceğime olan inancıma üzüldüm. Ben artık kimseyi suçlamasam bile giden günler için elimden bir şey gelmemesine üzüldüm. İçimde kalan hevesleri bildiğimden, ileride çocuk sahibi olursam yapacağım yanlışlardan korktuğuma üzüldüm. Kendince doğru olanı yapsalar bile ailemin benimle bir kere bile bunu konuşmamalarına üzüldüm. Kötü bir çocukluk geçirmedim, ama benim hayatım kendi seçimlerimden ibaret değildi. Önüme seçenekler sunulup onlardan birini yaşayabileceğim gerçekleriydi. Her zaman benden daha kötü şartlarda olanları düşünüp bu yazıya ağladığım için kendime üzüldüm. Ben de iyi bir şeyleri hak etmiyormuşum gibi sahip olduklarıma şükür etmemekle suçlandığıma üzüldüm. İçimi anonim olarak buraya döktüğüme üzüldüm. Kendi günlüğüme, birileri okur korkusuyla şifreli yazdığım yazılarıma üzüldüm. Ben küçükken spora gitmemiş biri olabilirim, spora gitsem milli sporcu çıkamayacak olabilirim, ama çocuktum. Ve aslında hala ihtiyacım olan şey beni devamlı eleştirmek yerine yapabileceğime inanan birileriydi. Lütfen, rica ediyorum o çok konforlu hayatlarda olduğunu düşündüğünüz çocukların kendi güçlerini fark etmek için zorlanmalarına fırsat verin. Benim ihtiyacım olan bütün maaşını bana veren bir aile değil, ben yine parayı kendim biriktiririm. Benim ihtiyacım olan, isteğime olan inançlarımı fark edip bana destek çıkacak bir aile. Çocuklarınızın elinden aldıklarınız için onları suçlamayın, lütfen! Onlara fırsatını bile vermediğiniz şeyler için zaten geçici bir heves yaşadıklarını söylemeyin. Onları kendi yaşayamadıklarınıza değil, onların istediğine yönlendirin. Yapamıyorsanız bunu onlara açıklayın. Çünkü en anlamaz dediğiniz dönemlerde bile biz çok şey anlıyoruz. Okuduğunuz için teşekkür ederim.

    • Elif, yazını okurken karışık duygular yaşadım. 21 yaşında genç bir kadının bu kadar derin bir farkındalıkla bunları yazmasına bir yandan sevinirken (çünkü rahatlama ve potansiyeli maksimum düzeye getirmenin yolu açılmıştır demektir), bir yandan desteksizlikten yanan canının acısını canımda hissettim. Sana sarılmak istedim. Bir de, ben Marmara Üniversitesi’nde aynı işi yaptığım için söylemek istedim. Psikolojik danışma merkezleri raporları benzer gelişim dönemindeki bireylerin benzer acılarla merkezlere başvurduğunu gösteriyor ki benim profesyonel gözlemim de bu yönde. Üniversitenin Psikolojik Danışma Merkezi var mı diye araştırıp bu derin farkındalığı yakalamışken kendine şefkat gösterip potansiyelini maksimum düzeyde kullanmak konusunda sana arkadaşlık edecek bir psikolojik danışman/ psikologtan yardım alman iyi olur diye düşündüm. Belki değerlendirirsin bu fikrimi? Sevgilerimle,

  2. teşbihte hata olmaz derler ama , biz sadece yaysak ve okun gittiği yönle ilgimiz sadece sağlam duruşsa bu mağrur baş ve gurur niye ? sadece sağlam durmayı başarabildik diye mi?
    belki de…

  3. Elıf hn merhabalar..yazınızı merakla okudum..cunku benım oglumda profesyonel olarak 6 yıldır yuzme sporuyla ugrasıyor…ama tabıkı bazen onunda gıtmeyecegım dedıgı ,arkadasları dogumgunlerıne gıderken yuzmeye gıtmeyecegım dedıgı gunler oluyor ..bız babasıyla bırlıkte bu konuda onu bıraz zorluyoruz ..cunku cok emek verdı ve belkıde gelecekte cok basarılı olacak…
    belkı mıchael phelps te zaman zaman pes etmıstır 🙂 🙂 belkıde aıle desteyıyle buralara gelmıstır ..
    bu konularda cocuklara caktırmadanda olsa bırazcık baskı kurmak ıyı olmazmı?

  4. Bu konuda ben de çok ikilem yaşadım. Okul disinda en az bir hobileri olsun istiyorum. Ama 3 cocukla onları alıp bir yerden bir yere götürmek bunu en az haftada 2 kere olması gerekmesi beni zorlasa da hatta kisin çok hastalanıp gidemeseler de, bazen istemeseler de hep daha küçükler zorlamak gerek biraz diye düşünuyorum. En iyisi birçok şey deneyip sevecekleri seye karar vermeleri onun icin bazen etkinlik değiştiriyoruz. spor da müzikte sonuçta disiplin gerektiriyor. Karar verdikleri seyde devam etmelerini isterim. Insallah:)