5 Yorum

Ebru’nun Gebelik Günlüğü, 22-23. hafta

Yazar Hakkında

EBRU Y. – Yemek yapmayı seven ama yemeyi sevmeyen, dağınık ve plansız yaşamaktan keyif alan ama bunu pek başaramayan, enerjisini güneş ışığından alan, hayvanlara büyük zaafı ve doğaya sonsuz saygısı olan biri. 34 yaşında. Eşiyle ve kedisiyle birlikte Amsterdam’da yaşıyor.

Talihim yok bahtım kara. Kıraç’tan dinlemiştim bu şarkıyı, çok severim. Türkiye seyahatine valiz yaparken, şort, askılı badiler hatta bikini koyan ben Mersin’e vardığımızda bu şarkıyı söyledim bol bol. Yağışlı bir hafta bekliyordu bizi, hava sıcaklıkları da düşecekti. Hollanda ise yanıyordu resmen, güneşli ve güzel günler Amsterdam’da kalanları bekliyordu. Yine de eğlendik tabii, Mersin’de hava ne kadar soğuk olabilir ki? Hatta tek gecelik tatile bile gittik Ali ile baş başa. Erdemli Kumkuyu’da ağaçlar arasında şirin bir kumsalda hayalim tuzlu sularda yüzmek, bebeğimi Akdeniz ile tanıştırmaktı. Yağmurlu bir güne denk gelince belime kadar girip göbüşümü ıslatabildim. Bi de kıyıda bir o tarafa bir bu tarafa yürüdüm jandarma gibi.

Ofisin ilk günü, Can’a rastladım kahve makinesinin orda. Ne yaptın, ne ettin derken “Hiç yanmamışsın, haa bi de Mersin’e gittin” diyerek hayretini belli etti. Bu arada kendisi kelimenin tam anlamıyla çifte kavrulmuş bisküvilere dönmüş. “Asıl sen nerelerdeydin, bayağı bronzlaşmışın?” dedim. Kendisi Amsterdam’da yanmış, haftasonları sahillerde ve parklarda güneşlenmiş.

Şimdi hızlı adımlarla uzaklas Can, gözüm görmesin seni!

Mavi Deniz. Biz küçükken de tatile Erdemli’ye gelirdik, tabii o zaman otele para vermek gibi bir konsept yoktu, en azından bizim ailede… Alata’da çamların arasında evi dar ama gönlü bol akrabaların yanında kalırdık. Annem, ben çok küçükken hem denizden çok korktuğumu hem de çok sevdiğimi söyler. İçine girince ağlar ama kıyıdan da uzaklaşmazmışım, aynen bu kısa tatilimizde yaptığımız gibi. Bir fotoğrafım var, üzerimde açık renkli havlu şort, böyle ıslanınca ağırlığından kayıp düşeyazan, memişler meydanda, saçlar kısa, 5-6 yaşında varım ama bizimkiler sağolsun kız kimliğimden eser yok.. Gelecek seneye üzerime olmayacak bir mayoya para verilecek değildi herhalde…

O günlerden beri denize sevdalıyım, ellerim ayaklarım buruş buruş olana kadar, hava iyice kararıp sahilde kimse kalmayana kadar kalırım denizde. Bir gün isim düşünürken, Ali “Deniz mi olsa acaba” dedi. Deniz ismi kulağıma hep güzel gelmiştir. Uzun süre Hollanda’da yaşarsak onun için de kolay olacak, söylemesi kolay, okuması kolay, herkesin anlayabileceği de bir isim. Bizimkilere de “Hala düşünüyoruz, acaba Deniz mi koys..” demeye kalmadan mailenin tatilin geri kalanını ‘Deniz bebek’, ‘Deniz oğlan’ diye çağırmasıyla bebeğimizin ismi topluca ‘Deniz’ konulmuş oldu.

Teknolojinin getirdikleri. İstanbul’a gitmişken ilk hamileliğimde devam ettiğimiz doktorumuza bir gidelim istedik. Yurtdışında yaşayıp aile ziyaretine gelen hiçbir anne adayı bu fırsatı kaçırmıyordur eminim. Emrah yine bizi büyük bir soğukkanlılıkla karşıladı, şu ana kadar neler yapıldığını ve ne kullandığımı sordu ve sonra da sisteme kan kustu. Bir kere demir hapı kullanmalıymışım (ben dememiş miydim?!?), neden glukoz tolerans testi (şeker yüklemesi) yapmıyorlarmış, gebelik şekeri riskini almaya değmezmiş, yapılmalıymış bu test. Oysa bana yapmaya gerek görmemişlerdi, gidince sorayım bari. Ayrıca Omega 3 hapları almalıymışım hatta bir de kiril yağı diye bir şey varmış, o daha iyiymiş. İçinde omega olan vitamin alıyorum, balık da yiyorum düzenli. O zaman çok da gerek yokmuş ayrıca omega hapları almaya.
Ultrasonda da kontrol etti bebeği, organları, kalbini, bebeği besleyen damarları..ve sonra o an geldi. Yüzüne yaklaştı ve bebeğin 3D fotoğrafını çekti. Ali’ye döndü, göz kırptı ‘sana benziyor’ dedi. Benden acı bir ‘yaaaaa’ sesi geldi. Bebek cidden Ali’nin tıpatıp aynısı. Peki ya ben? Ben onun annesiyim! Bana bu kadar mı az benzer?.. Ali kesin bana komplo kurmuş. Bi de diyor ki “Burnu ile dudağı arasındaki kalan kısım da sana benziyor.” Züğürt tesellisi bu olsa gerek. Neyse ki beni seven bazı arkadaşlarım daha değişebileceğini söylüyorlar.

Deniz’in ağacı. Bizimkiler kışları Mersin’de, yazları da Konya’da kalıyorlar. Fatoş annelerden sonra Konya’ya geçtik. Uzun süre sonra otogardan şehirlerarası otobüse bindik. Çocukken başladı otogar serüvenim, anneanneye Mut’a gidilirdi tatillerde. Yatılı fen lisesini kazanınca da yalnız devam ettim bu serüvene. Kendimi çok yalnız, çok mutsuz, çok kaybolmuş hissediyorum otogarda. Hele bir de kokusu yok mu? Egzoz kokusu, koltuk kokusu, muavin kokusu, ter kokusu, kusmuk kokusu, ucuz kahve, çay kokusu… Gidenlerin ve gelenlerin geçici buluşma noktası, bir tür araf, arada kalınmışlık yeri. Yılmaz Erdoğan’ın dediği gibi sanırım ben de şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan.

Babam bize bahçeyi gezdirirken Ali bebeğimiz için ağaç dikmek istediğini, yer olup olmadığını sordu. “Aa o da laf mı? Gerekirse olan ağaçları söker, Deniz için yine dikeriz” diyen aile üyeleri birkaç yer alternatifi sundu bu arada. Abartmayı seven bir tür bu büyükbaba ve büyükanneler… Ertesi gün biz dışarıda dolaşırken Deniz’in dayıları çoktan ağacın yerini hazırlamışlardı bile. Sonra büyük dayı, çok yorgun hissetmemize rağmen ısrarla ağaç almaya gitmeyi teklif etti. Kıramadık, bu ağaç olayı çoktan bir aile misyonuna dönüşmüştü. Bu arada büyük dayı kendi hayalini de ekledi bu hikayeye “Deniz’e anlatın, bu ağacı dayınla aldık diye. Tabii o zamanlar dayın şimdiki gibi zengin değildi, jipe binmiyordu, yatları katları yoktu…”

Bir ladin beğendik Ali ile. Ama işte anne faydacılığı, istedim ki geldiğinde yiyebileceği birşeyler de olsun, yanına bir şeftali bir de erik ağacı eklendi sonradan…

Haftaya görüşmek üzere,

Sevgiler,

Ebru

Gebelik Günlükleri

Ebru’nun Gebelik Günlüğü’ndeki tüm yazıları buradan, Blogcu Anne Gebelik Günlükleri’ndeki diğer yazıları buradan okuyabilirsiniz.

5 yorum

  1. Ben de doğumumu Hollanda’da yaptım ama şeker testi yaptırdım. Burada yapılmıyor diye duymadım çünkü çok hamile arkadaşım var hepsi oldu. Sadece size daha zaman gelmemiş diye söylememiş olabilirler yanlış hatırlamıyorsam 28. Haftada idi. Demir hapı kullanmadım ama ebeler sık sık parmağımı iğne ile delip bir damla kan ile hemen yanımda Demir’i ölçtüler. Gerek olmadığı için vermediler. Siz de sorabilirsiniz. Ve omega 3 yağlarını kendim sordum, onlar da destekledi sürekli kullandım. Sağlıklıcakla gelsin inşallah Deniz’cik <3

    • GeCe guzel dilegin ve faydali bilgiler icin cok tesekkurler, bu arada bloguna da goz attim, ailecek faydalanabilecegimizi dusunuyorum:)
      Benim programimda da var seker testi, sonraki randevulari ve gerekli konusurken bana gerek olmadigini soyledi ebem, sanirim talep edicem bu testi, dedigin gibi 27-28. haftada gorunuyor

      • Bloğumdan ziyade Amsterdam anneleri fb grubundan çok faydalanacağına eminim. Eğer üye değilsen bekleriz (grup benim değil bu arada yanlış anlaşılma olmasın, sadece çok faydalı buluyorum.)

  2. Merhaba, yine bir ortak nokta görünce yazmadan edemedim. Oğlum iki yaşındayken bir çam fidanı dikmesine yardım etmiştik. Fotoğraf/video ile kaydedip, ikisi de büyüdüğünde göstermeyi planladık tabii. Aradan bir yıl geçti. Bebeğimin kolu kadar olan fidan, şimdi neredeyse boyu kadar oluyor. Fakat ben dayanamayıp, bu bahar tadını beğendiği meyvelerin çekirdeklerini filizlendirmeye başladım. Dikmeye hazır olunca birlikte toprağa verip can suyuyla olayı bitiriyoruz. “Anne faydacılığı” tâbirine bayıldım çünkü bu yaptıklarımın adını siz koydunuz :)) Deniz bebeğin ilk ağaçları hayırlı olsun. Dilerim bahçeyle birlikte uğraşacağınız günler bir an önce gelir. Sevgiler :))

    • Oznur aslinda aklima guzel bir fikir getirdin, onunla birlikte dikmek ve fotograflamak cok daha guzel olabilir! Umarim o guzel gunler saglikla gelir de dedeye tekrar sorariz yer var mi diye:) Nasilsa tadi sevilen bir meyve daha bulunur:)
      Birlikte diktiginiz agacin onunla buyudugunu gormek ne guzel degil mi? Eminim oglunu da dogaya yaklastiriyodur bu aktiviteler, darisi basima!
      Tesekkur ederim guzel dileklerin icin, sevgiler