4 Yorum

İçeri

Aşağıdaki yazı Blogcu Anne okurlarından Pınar Ç. tarafından kaleme alındı.

Yazar Hakkında

PINAR Ç. – Hayatı boyunca anne olmak istemiş; olunca önce başı göğe ermiş, sonra ayakları yere basmış, bebeğiyle birlikte büyüyen, değişen, daha iyi biri olmaya çalışan hevesli bir kadın. 

“İçeri”den sesleniyorum!

Herhalde yaşanmadan, hatta bazen zorlukları yaşansa da, zamanla anıların silinmesiyle birlikte hakkında bol bol ahkam kesilebilen bir mevzu annelik.

Herkesin bir fikri var annelikle ilgili. “2 yaşına kadar anne sütü şart”, “aaa 6 ay yetmez, az süt vermişsin”, “aaa kocaman çocuk bu, artık sütü kes”, “her isteğine “evet” deme, şımarır”, “her isteğine “hayır” deme özgüvensiz olur”, “bence yeterince uyarmıyorsun, sınırlarını öğrenmeli”, “aaa neden kızıyorsun çocuğa, mahsun oldu çocuk”, “uyku eğitimi şart”, “bırak seninle uyusun”, “gece emzirmesini kes, mis gibi uyur”, “çocuk zaten göremiyor seni, bari akşam hasretini gidersin, emzir gitsin”, “balık yedir”, “tavuk yedirme”, “dana eti zararlı, kuzu yedir”, “çocuğa yeterince bakmıyorsun, kafasını oraya buraya çarpıyor”, “etrafında dolanıp çocuğu engelleme, bırak keşfetsin”, “gece yatarken kitap oku”, “yok daha kitap için erken, bir şey anlamaz”, “eşinle bir kaçamak yap, çocuk alışsın sensiz olmaya”, “bir yaşında bir gece, iki yaşında iki gece, üç yaşında üç gece sensiz yapabilir”, “çocuğu kendine çok alıştırdın”, “çocuğu bakıcıya çok alıştırdın”, “çocuğu annene hiç alıştırmadın”…

Sanki bütün bu cümleler ve daha niceleri kafamın içinde dolanmıyormuş gibi, bir de bunlara dışarıdaki sesler eklenince kafam iyice allak bullak oluyor.

Empati yapabildiğimi düşünürdüm hep. Ama şimdi benden önce anne olmuş arkadaşlarıma dediklerimi hatırlıyor, “içeri” “dışarı”dan çok farklıymış diyor ve özür diliyorum.

İşte yaptıklarıma karşı yaşadıklarım:

18 aylık bebeğini emziren arkadaşıma durup durup “Ne zaman bitiriyorsun emzirme işini?” diye sorup durdum. Oysa bana ne?!
Bebeğim 17 aylık ve 2 yaşına kadar emzirebilirim diye düşünüyorum.

Bebeği emzik almayan arkadaşıma “Yeterince denemedin belki de, aslında çok rahatlatan bir şey diyorlar” demiştim.
Sanki arkadaşım bunun farkında değil! Bebeğim emziğin ne işe yaradığını hiç anlamadı, hatta anlamak bile istemedi.

Alışveriş merkezinde kendini yere yatan oğlunun istediği şeyi yapan arkadaşıma, “Ama hayır diyebilmelisin; sonuçta ağlamayı kesip peşinden gelecek; senin bu hallerini kullanıyor” dedim. (Kim bilir nasıl bir moddaydı, belki de kaçıncı kez “hayır” demişti ona ve artık mücadele edecek gücü kalmamıştı.)

Mutfakta kucağımda durmak isteyen ve kesinlikle park yatağı reddedip kucak için yalandan ağlayan bebeğime hayır diyemeyip akşam yemeğini hazırlayamayabiliyorum. Hâlâ ara ara oluyor bu.

Arkadaşımın çikolata kemiren bebesine bakarak, “Meyve sevmiyor herhalde, aslında çikolatanın tadını hiç bilmeseymiş iyiymiş” dedim.
Dün yaşlı bir komşumuz bizi evine davet etti; bizimki de kadıncağızın bana ısrar kıyamet ikram ettiği kakaolu muhallebiyi bir güzel mideye indirdi. Eve dönünce “mamaa, mamaaa” diye ortalığı yıktı. Demek ki her zaman hayır denemeyebiliyor ve çocuk deniyor, seviyor.

Uçakta koltuğuma tekme atan çocuğun annesine öldürücü bakışlar atardım.
Daha geçen gün uçakta, kucağımda durmadan kendini oradan oraya atan; ayağını koltuk arasından öndeki teyzenin omzuna süren ve verdiği rahatsızlığın farkında olmayan bebeğimle ne yapacağımı bilemedim. Teyze de illallah etmiştir bizden. Özür dileriz teyzeciğim.

“Ben bebeğim olunca kimselere bırakmadan en az 2 sene kendim bakarım, sen erken döndün galiba işe.“ (bebeği 9 aylıkken dönen arkadaşıma demiştim)
Bebeğim 4 aylıkken döndüm işe! Yapamadım. Çok bunaldım, duramadım. Her gün eve, işe gittiğim için suçluluk duygusuyla döndüm ama gitmeyi de bırakmadım. Çünkü akıl sağlığıma başka türlü mukayyet olamayacaktım.

“Fransızlar bebeği biraz ağlatıp öyle yanına gidiyorlarmış, o arada bebek bir şekilde uykuya tekrar dönüyormuş, sen de dene istersen.”
Ben ve bebeği ağlatmak mı? Şaka herhâlde. Hani yememesi veya dokunmaması gereken bir şey olduğunda ağlamasına izin veriyorum ama uyku konusunda yapamadım, olmadı. “Gık “ sesini duyunca dibinde bittim; kendimi tutamadım.

“3. ayda bebeğin yatağını ayırmak lazım aslında.”
Valla mı? Ama ben bebeğimin tombik yanaklarına hayran hayran bakıp uyumayı çok seviyorum. Hatta bazen yatakta dönerken yüzümü ellerinin arasına alıp uyuyor, bitiyorum! (Kendime not: ama çok tekme de atıyor; bari 18. ay kontrolünde şu yatak ayırma işini konuşayım)

“Aaa kocanı boşlama.”
En sevdiğim!..

Nasıl bir kafayla demişim bunu acaba? Tabii ki eşlerin önce eş olduklarının bilincinde hareket etmeleri ve ilişkilerine iyi bakmaları çok mühim. Ama ben bilmiyordum ki lohusa bir kadının en son düşüncesinin kocasını boşlamamak olduğunu. Zavallı lohusa kim bilir kafası hangi konulara takıktı o dönemde. Hatta “Kocam kimdi yahu?” diye bile cevap verebilirdi bana; öyle karışıyormuş insanın aklı o dönemde.

Tabii bu dediklerimin hiçbirini dostlarımı kötü hissettirmek için söylemedim ve hatta çoğunu bu yazıyı yazarken anımsadım ve utandım. Umarım onlar, bunları söylediğimi unutmuşlardır. Zaten çocuk büyütürken aynı anda binlerce şey düşünmeye çalıştığımız için, bazen bir şeyler gümbürtüye gidiyor. Umarım benim yorumlarım da gümbürtüye gitmiştir.

“Mini mini birler”den, “felaket ikilere” doğru yol aldığımız bu günlerde, kim bilir “içeri”deki ne karanlık dehlizlere girip çıkacağım. Ama karanlık dehlizlerden sonraki köşede de cennet bahçeleri var diyorlar, ne dersiniz? “Aaa yok valla, daha beter günler bekliyor seni” veya “Eee kendi düşen ağlamaz” demeyin şimdi, n’olur. Hepimiz, ister yolculuklarımıza “içeri”den, isterse “dışarı”dan devam edelim, hepimiz aslında aynı gemideyiz ve hayatımızda aldığımız kararlar hakkında önyargısızca dinlenip biraz rahatlatılmaya ihtiyacımız var. Yeter ki bunun farkında olalım.

Konuk Yazarlık

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

4 yorum

  1. Ne guzel bir yazi 🙂

  2. O çok bilmişlerden biri de burada🖐“6. Aydan sonra gece beslenmesi kesilebilirmiş( meme olayı tamamen bitene kadar gece emdi)”, “aaa ayakta,battaniye içinde şurada burada sallayamam(sıkışınca denemediğim yol kalmadı)”, “çocuğu kucağa alıştırmamak lazım ( bu aralar favorimiz yemek saatlerinde ille de benim kucağımda yemek istemesi)”, “asla tv açılmayacak,asla eline telefon verilmeyecek, asla çikolata vs verilmeyecek,asla.. asla…assla…( niloya evimizin bir ferdi oldu, dikkatini çekmek adına tüm aile fertleri tarafından telefon adeta gözüne sokuldu, çikolatayı da ilk olarak babası verdi vs..)”🙈sonuç: büyük lokma ye büyük söz söyleme

  3. Basa gelmeden anlasilmiyor gercekten 🙂 kınadığını yaşamadan ölmezmişsin…

  4. En bombası bende “İlerde evde sebze günleri yapacağım. Mesela bugün ıspanak günü diyeceğim ve o gün ıspanak yiyecek, hatta pırasa için de yapacağım. Oyuna çevireceğim yemek işini.” Sonuç; Anne bu köftede siyahlar (ıspanak) var bu pis yemem.
    Zaten bu cümleyi kurduğumda annem nedense yüzüme boş boş bakmıştı.