15 Yorum

Olan ama olmayan annenin peşinden…

Aşağıdaki yazı Blogcu Anne okurlarından Zeynep tarafından kaleme alındı.

Yazar Hakkında

ZEYNEP – Küçük bir kız çocuğu, sosyal bilimci bir yetişkin ve bazen de kedi annesi. El işlerini ve seyahat etmeyi çok seviyor.

21 yaşındayım ve annelik bloglarını çok seviyorum. Hiç sıkılmadan okuyorum, hamilelik süreçleri, bağlanma süreçlerini, uyku problemlerini veya kendilerine zaman yaratmaya çalışmarını zevkle okuyorum. Benim maalesef iki ebeveynim de ebeveynlik konularında buradakilerden biraz farklıydı. Ben ebeveynlerimden pek ebeveynlik görerek büyümedim. Sanırım bundan dolayı okumak hoşuma gidiyor. İyi ki varsınız.

Bakım veren kişilerle ya da ebeveynlerle diyelim biz ona, kurduğumuz bağ hayatımızın her yerinde karşımıza çıkıyor. Bu zaten bilimsel bir gerçek. Çok küçük yaştan beri (zaten ne kadar büyüdüm ki) yaşadığım sıkıntılarımı çözmek adına çok uzun bir süredir kendi imkanımlarımla bir terapiden geçiyorum.

Benim adıma çok zorlu bir süreç. 3 senelik bir sürece devam ederken görüyorum ki insan, olmayan şeyi görmemek adına varmış gibi düşünüyor. Çok iyi bir ailede büyüdüğümü düşünürken boşluklarımı ve yaralarımı gördüm. Ağır bir süreç benim için. Koşulsuz sevgi ve kabulu görememek, sevilmek adına itaat etmek ve çok uslu/çalışkan bir kız çocuğu olmak, ebeveynin çocuğu değil onun arkadaşı/terapisti/ebeveyni olmak beni meğersem ne çok yaralamış.

Terapiye ilk kez başlarken yaşadığım fiziksel semptomlardan bahsederken meğer hepsinin bunlarla o kadar ilgisi varmış ki.

Eskiden ben ayrıcalıklı ve tekim sanardım. Bipolar anne, narsist bir baba, zorlu hastalıklardan geçen bir kardeş ile aynı evde büyümüştüm. Ebeveynlerim önemli insanlardı, işlerinde iyilerdi. Akademisyen olarak saygı gören meslekleri vardı. Biliyorum ki tek ve ayrıcalıklı değilim, olan ama olmayan ebeveynlerle büyüyen ve dışarıda harika bir aile tablosu çizen aileler var.

Aslında şu an yazmamın tek bir sebebi var, o da şu: Biliyorum benim gibi bir sürü yetişkin var ve buradan onlara seslenmek istiyorum. Olan ama olmayan bir annenin peşinden koşan çocuklara sesleniyorum.

Anneler çocuklarını sever. Benimki sadece güçsüzmüş, yaşadığı psikolojik, sosyal ve fizyolojik sorunlar bizi hiç bağlamadı. Biz hiç bağ kuramadık, bağlanamadık. Hayatım boyunca o bağın peşinden koşmuşum. Hâlâ bile bağlanmak için çırpınıyorum ki annemden kopabileyim diye. Bu yazıyı kendime de yazıyorum, ben büyüdüm. Anneme ebeveynlik yapamam, beni anlayabilmesi için peşinden koşamam. Bazen annenin durumunu ve sevgisini olduğu gibi kabul etmem lazım. Duygu sömürüsünü, itaati ve anlaşılmamayı görüyorum. Onun benliğini öyle kabul ediyorum. Kendimi korumak ve ondan farklı biri olduğumu görmek için.

Senden ayrışabilmek ve kopabilmek için anne… Sana benzememek için, kendi çözemediğin problemleri kendi hayatıma koyup yaşamamak için…

Güvenli ayrışabilmek için güvenli bağlanmak gerekir fakat o kadar kopukmuşuz ki o bağ yokmuş meğer. İlişkimiz seni beni görebileceğin güçte olduğuna inanmak istedim hep. Bağ kurabilmek için iletişim gerekir. Biz de o olmamış.

Olmayan bağlara koşmuşum.

Büyük anneannemin sözüyle; ”Çocuk çocukken sevilir.” Bazı şeyler çok geçti ama kendimiz için önümüzde kocaman bir yol var. Sevilmek uğruna güvenli sandığımız yerden çıkmak, kendimizi sevmek ve ne kadar sevsek de bize ağır gelen kişilere sınır koymak için önümüzde bir şans var.

Terapideki ilk seanslarımda “Keşke bu koltuğa 40 yaşında boşanmış biri olarak gelseydim” demiştim. Terapistim “Bu yaşta yardım alarak en güzelini yapıyorsun” demişti. O zaman anlamamıştım ama şimdi anlıyorum.

O koltuğa ben lisede küçük bir kızken yaşadığım ilişkiden şiddet gören, 5 yaşında araba unutulup belki de ölümden dönen, iki akademisyen çocuğuyken üniversitenin ilk senesinde para biriktirebilmek için bar tuvaleti temizleyen biri olarak oturmuştum.

Hepsini görmek bana iyi geldi, ne olursa olsun hayatımın devamı için heyecanlıyım. Kendi içimizdeki o çocuğu sevelim, dinleyelim. Kendimize iyi bakalım, uygun sınırları çizelim ve kendimizi tanıyalım.

Son olarak da bu şarkı içindeki küçük çocuklara sarılmak isteyenlere…

Konuk Yazarlık

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

15 yorum

  1. Teşekkürler zeynep. Var olan annenin yokluğunda kendi yolunu bulma çabanı tebrik ederim. Anneler için de faydalı bir yazı kaleme almışsın. Gözlerinden öperim.

  2. Terapistin adını e-posta olarak yazabilir misin Zeynep? Yarar gördüğüne göre işinde iyi biri. Ben de başlamak istiyorum, kendim çözemiyorum artık

    • Ben de aynı talepte bulunacaktım. Bu konuda gerçekten işin ehli olmadan olmayacak gibi geliyor bu nedenle kendim için bir adım atamıyorum. Referansı iyi olan bir terapiste gitmeyi çok istiyorum 🙏

  3. Ne güzel bir farkındalık. Ne güzel tavsiyeler. Yolunuz açık olsun.

  4. Benim koyduğum sınırlara saygı duymadılar. İçe, içeriye girmeye çalıştılar hep saygısızca. Çocukluğum yaralarla dolu. Babamın dayaklarıyla, hakaretleriyle, aşağılamarıyla… Annemin cinnetleriyle, dayaklarıyla, keşke seni doğurmasaydım demeleriyle… Ve benim,ne yaparsalar yapsınlar kendimi onlara sevdirme çabalarımla, hayal kırıklıklarımla, göz yaşlarımla, isyanlarımla… O kadar değersiz sanırdım ki kendimi hep beni sevmeyenlerin peşinden koştum. Ailemden öyle görünce, ilişkiler öyle olur sandım.

    Masallarda beyaz atlı prens çıkıp gelir ya, benim prensim geldiğinde ben de 21 yaşındaydım. Evliyiz şimdi. 2 çocuğumuz var. Ebeveynlerim istemediler sevgilimi en başından. Ben ayak diredim. Önemli olan benim mutluluğum değil, onların avukat, doktor, mühendis (…) damada sahip olmalarıydı çünkü. Çocuğumdan sonra bile boşanmam için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Geçen sene ben 9 aylık hamileyken, annem çocuğum ve kocamın önünde beni dövmeye kalkınca kovdum onu. Sınırla olmadı. Hayatımdan tamamen çıkardım. Mutlu geniş aile tabloları görünce içim burkuluyor hala. Benimkiler kendi bencilliklerinden sevemediler beni. Benim kurduğum aileyi. Uzak olduğumuzda mutlu olabiliyorum ben. Sen onları oldukları gibi kabul etsen de onlar seni kabul etmeyince olmuyor çünkü.

    İçimi dökmek istedim yazıyı okuyunca. Kendimi hala sevdiğim adam kadar, çocuklarım kadar sevemiyorum. 30 yaşın eşiğindeyim; ama deniyorum. Sevgiler.

  5. Ben de öyle bir anne ve babanın çocuğuyum, ve hala kendimi tamir etmeye çalışıyorum. 33 yaşındayım ve yeni farkettim ki gerçeği farkedip kabul edince epey iyileşiyor insan. Ve hiç korkma! En çok korktuğum annem gibi bir anneliğim olmaması için çok çabalıyorum ve başarabiliyorum! Kocaman sarılıyorum sana, ama sen kendine sarılmayı öğreniyorsun, bu da en değerlisi 🙂 çok sevgiler.

  6. Ben her zaman mutsuz bir annenin çocuğuyum hayatın zorlukları onu yormuş yüzünü güldürmemiş ,negatif görüşü benimsemiş..baba desen kromozom babası ..Çocuğum olunca birşeyler değişir diye düşünmüştüm ama huylu huyundan vazgeçmiyor ..annem sanki başkasının torunu gibi haftada bir kaç görüntülü arama yapıyor . Bir kere yanımda olduğunu hissettirmiyor .. artık beklentim azalsada destek anane dedeleri gördükçe burnum sızlıyor ..geçiyor herşey geçiyor ama içimizden bir çok şeyi alıp götürerek ..

  7. Bir an yazıyı ben mi yazdım acaba diye afalladım. Birebir yaşanan her şey aynı. Ve tabi hissedilenler de. Okurken içime bir yumru oturdu, yutkunamadım bile. Çok çok zor yaşanılanlar, atlatılamayanlar.. Benim de babam çevre (!) taradından çok saygınlık gören biriydi, herkes aile hayatımıza imrenirdi. Ancak beni yerlerde sürükleyerek döverdi, saçlarımdan tutarak savururdu. Buna rağmen babama hayran olarak görürdüm kendimi. Boşluğumu o şekilde doldurmuşum. Keza annemi de öyle. Şimdi yeni yeni arkama dönüp baktığımda farkediyorum yaralarımı.. Hala hiçkimseye anlatamadığım şeyler var içimde. Öyle ebeveyn olmaksa en büyük korkum.

  8. Merhaba sevgili 21 yaşım diyesim geldi okurken. Kocaman sarılasım. Artık 35’im ve bu konu bende yakın zamanlarda hafifledi (tabi ki bitti diyemem). Kendime ne derdim deme şansım olsaydı diye düşündüm ama aklıma çok da bilgece, senin bilmediğini düşündüğüm, bir şey gelmedi. Sadece tek bir cümle belki; kimse kendisinde olmayan bir şeyi başkasına veremez, anne baba bile olsa.

    Benim terapide katettiğim en iyi mesafe annemi o zamanın ruhunu, o dönemde uğraştığı binbir zorluğu hesaba katarak değerlendirebilmek oldu. Anne babalarımızın bizim hiç tanık olmadığımız bir geçmişi var. Bir çocuk mahkemede şahit ne kadar kabul edilebilirse bizim anne babamız hakkındaki yargılarımız da o kadar kabul edilebilir aslında.

    Bir de iki gözüm önüme aksın büyükannen haksız:) İnsan hep sevilir. Her yaşta. En baştan. Sıfırdan. Çocukluk da statik bir dönem değil zaten. Onu hatırladığın her yaşta baştan yazılıyor sanki. Şu an aklımdaki çocukluğum senin yaşlarında hatırladığımdan çok daha mutlu. 20lerimde çocukluğumu çok durgun olarak tasvir ederdim, üzerdi bu beni. Şimdi sorsalar gözlem yapma heveslisi ve bu sebepten bi tık geride duran derim. Geçmişe karşı taktığımız gözlük zamanla daha gerçekçi daha şefkatli oluyor.

    Son olarak benzer yollardan geçen abla tavsiyesi; lütfen kendini sevilmek için rahat bıraktığına emin ol. Çok sevilesi duruyorsun zira:)

    • Belen ne kadar güzel ifade etmişsin duygularını bir çift söz etmeden geçemedim. Bende annesi ile arasındaki duvara yıllardır mantıklı bir sebep arayan biri olarak ortak hassasiyetlerimizden öper, kucaklarım. Sevgiyle

      • Bizi bu kız kardeşlik kurtarıyor:) Ortalarda dolanan bir anaç duygu var, büyülü güçlü bir şey. Annesinin gözbebeği ol(a)mayan kızlar ondan beslenememiş oluyor. Ama o hala orada ve hepimize yetecek kadar çok. O büyüye bir şekilde dokunmuş bir kadın diğerine onu geçirebiliyor. Sizin bana yaptığınız gibi:) Benim yapmaya çabaladığım gibi.

        Ve evet duygularımı ifade etme konusunda biraz fazla hevesliyimdir:))

  9. Yakın şeyler… ben 40 yaşımda, 8-9 yaşlarındaki çocuğumu sevmeye çalışırken ama çokça da yanılırken çözdüm. Ne şanslısın…

  10. Zeynep cesaretin icin seni tebrik ederim.
    Terapi koltugu zevkli birsey degil ama bu genc yasinda oturmam hafiflemene yardimci olacaktir.Ne kadar erken ozgurlesirsen okadar iyi.Neyazikki sen ne kadar iyilessen de hayatin boyunca herzaman bu eksikligi,uzakligi hissedeceksin,oliur olmaz zamanlarda enerjini dusurecek bu durum, anne oldugunda daha anlamayacaksin anneni daha da uzaklasacaksin.Cok gencsin heyecanini ve umudunu sakin kaybetme.Onunde guzel bir hayat var,herseye ragmen.

  11. Merhaba adaşım !
    Ne guzel bunu 21 yasinda fark edebilmissin ben bunu 37 yasimda lohusa donemimde anladim, ne aciydi yuregime oturan okuz hala orada..
    Iyi haber geciyor ! Ve daha bilincli olarak hem kendimizi hem anneligimizi tamir ediyoruz..
    Sevgiler,

  12. Bu çıkarımları henüz anne olmadan bu kadar erkenden yapabilmiş olmak ne büyük bir kazanç!