2 Yorum

Babalar Ebeveynliğin Neresinde?

Bu blogu ilk yazmaya başladığımda sesimi babaların da duyacağını hesaplamamıştım.

Aslında sesimi kimsenin duyacağını hesaplamamıştım, daha doğrusu sesimi duyurmak için değil, içimdekini dışarı atmak için yazmaya başlamıştım ama bir sürü insan duydu, ne de güzel oldu!

Geldiğimiz noktada Blogcu Anne okurlarının (hem blogda, hem sosyal medyada) yüzde 20’ye yakınını erkekler oluşturuyor.

Bunların büyük bir bölümü baba olmakla birlikte aralarında baba olmayan, belki de hiç olmayacak olanlar da var ve adı “Blogcu ANNE” olan bir blogu okumaları -genelde sessiz kalmayı tercih etseler de- beni çok mutlu ediyor. Çünkü söylediklerim onları da ilgilendiriyor…

Blogu ilk yazmaya başladığım zamanlara dönecek olursak, yazılarımı erkeklerin/babaların okuyacağını o kadar düşünmemiştim ki, etiketleri oluştururken BABALAR İÇİN diye de bir etiket yapmıştım. Babalar İçin değil bak, BABALAR İÇİN. B Ü Y Ü K harflerle… Aman mutlaka okusunlar diye…

Geriye dönünce, bunun biraz kibirli, biraz tepeden bakan, biraz buyurgan bir tavır olduğunu düşünüyorum.

Bir kere herkese açık bir platformda yazılan bir yazının kimin için olacağına yazar değil, okur karar verir. Sen Babalar İçin yazarsın ama Amcalar okur, Anneler için dersin ama Teyzeler okur, ona karar verecek durumda olan kişi yazar değil…

İkincisi, bir yazıyı bir grup için (ki bu konu özelinde babalar) sınıflandırmak, başka bir yazıyı onların ilgi alanına dahil etmemek anlamına geliyor. Bu da -aynı şekilde kibirli ve buyurgan bir tavır olmakla birlikte- bu tavrı ciddiye alanlar açısından riskli bir durum; çünkü babalar için’i okur ama ne bileyim, annelik halleri‘ni okumaz mesela… Halbuki o annelik halleri’nde de ona değen birçok şey vardır belki de…

Bu gereksiz ve ayrımcı sınıflandırmayı içime çok sindirememiş olmalıyım ki bir süre sonra o etiketi kullanmayı bıraktım. Baba Olmak dedim bazılarında, sonrasında anne-baba diye ayırmayı bile bıraktım bazı şeyleri, hatta “annelik” başlığına sığdırdığım birçok şeyi artık “ebeveynlik” olarak tanımlamaya başladım çünkü ben de yazmaya başladığım bu dokuz sene içinde büyüdüm, değiştim, anneliğe/babalığa/ebeveynliğe olan bakışımı geliştirdim. Ancak hâlâ bu blogda BABALIK diye bir kategori yok, bırak babalığı, EBEVEYNLİK bile başlı başına kategori değil -anneliği ne kadar merkeze almışsam!- ve ben bu yazıyı nereye koyacağımı bilmiyorum!

Bu değişim/gelişim sürecinden geçen bir tek ben değilim elbette… Toplumsal bir süreç bu… Bir yandan kadınlık, radikal ve baskıcı bir zihniyet tarafından -kaç çocuk doğuracağı ve nasıl doğuracağı da dikte edilerek- eve sıkıştırılmaya çalışılırken, bir yandan da önlenemez bir dönüşüm var kadınlığın özgürleşmesi, kadınları ilgilendiren sorunların daha geniş bir bakış açısıyla ele alınmasına dair…

Ve erkeklik ve babalık da bunlardan nasibini alıyor tabii ki… Almalı da…

1950’li yıllarda çocuk büyütmek annenin işiydi. Babalar olayın dışında kalırlar, çocuklarıyla ara sıra top oynasalar ya da balık tutmaya gitseler de çoğunlukla “evin ekmek getireni ve disiplincisi” rolünü üstlenmekle yetinirlerdi.

Günümüzde ise babaların rolü tamamen değişti. Artık babalar eşleriyle birlikte doğuma hazırlık derslerine giriyorlar. Bununla da yetinmeyip doğumda koçluk yapıyor, anne sancıyla başa çıkarken nefes almasını hatırlatıyorlar. Günümüzde babalar doğuma şahit oluyor, ve genellikle de bebeklerini ilk kucaklayan kişi oluyorlar.

Ancak anne-baba arasındaki bu ortaklık genellikle bebeğin eve gelmesi ve babanın, bebek bakımı konusunda kendini yetersiz hissetmesiyle son buluyor. Birçok durumda, anne, istese de istemese de “uzman” pozisyonunu üstleniyor.

diyor bu blogda sık sık bahsettiğim Raising Cain adlı kitapta… (Kitaptan yaptığım genişçe bir alıntıyı buradan okuyabilirsiniz)

Annenin bu -genelde istemeden- konumlandığı uzman pozisyonu (ben Müdür diyorum) kadına fazladan yük bindiriyor, birçok ilişkiyi geriyor ve anne-baba (karı-koca) arasında belki tam olarak tanımlanamayan ancak sürüp giden bir sürtüşmeye yol açıyor.

Ebeveynlik başlı başına zor. Annelik, içine sıkıştırılmaya çalışıldığı “kutsallık” pozisyonunun getirdiği ve günümüzde demode olan “çilekeş ana” rolünden dolayı daha da zor (hatta bir yazar bunu Annelik Her Zaman Tozpembe Değil olarak tarif etmiş!).

Ancak eğri oturup doğru konuşalım: Babalık da kolay değil.

Hatta -biz anneler fiziksel olarak daha çok yoruluyor, duygusal olarak daha fazla eziliyoruz belki ama -babaların, toplumun onları da sıkıştırdığı güçlü ERRRRRRKEK pozisyonlarının ama bilerek ama bilmeyerek hakkını verebilmek için duygularından kopuk yaşadığına, ve özellikle de duygusal olarak altından kalkabileceklerinden fazlasını taşıdıklarına inanıyorum ben…

Biz kadınlar birbirimizle konuşuyor, dertleşiyor, fiziksel ortamlarımızda yalnız kalsak bile internet ve sosyal medya üzerinden bizim gibi olan başka kadınlara ulaşıyoruz. En azından yalnız olmadığımızı biliyoruz.

Erkekler bunu pek yapmıyorlar. Yalnız kalıyorlar, yalnız olmanın güçlü olmak, güçlü olmanın “erkek adam” olmak şeklinde tarif edildiği ataerlik bir toplumda, kendi duygularından kopuk ve hem kendilerine, hem de çevrelerine karşı empatiden uzak bir hayat sürdürmeye itiliyorlar.

İnsanlık tarihinin ilk dönemlerinde erkek-kadın arasındaki iş bölümü şöyleydi: Erkekler beslenmek için avcılık yapardı, yaşlı kadınlar çocukları büyütür, bitkilerden ilaç hazırlardı, genç kadınlar ve kızlarsa gene beslenmeleri için doğadan ot toplarlardı.

Dışarıda avlanmak işi erkeğin, yakında çalışmak, ev işlerini yapmak kadınındı.

Kuşkusuz, kadın beden fizyolojisi çocuk doğurmak için hazırlanmıştır.

Ama kadını çocuğun bakımına, ev hizmetlerine, erkeğin çalışmasına bağımlı kılan olgu, kadının fizyolojisi değil, toplumda egemen yaşama biçimidir.

Gerek tarihteki gelişmelere, gerekse bugünün kırsal kesimde yapılan üretim işlerine bakalım, kadının sürekli çalıştığını görürüz.

Endüstrileşmenin başlamasıyla kadın işçiler, en ağır işlerde çalışan kız çocukları, tarlada çalışan kadınlar gözümüzün önünde değil mi?

Tanrı kadını çocuk doğursun, evine baksın diye yaratmıştı öyle mi? Peki, tarlalarda yıllardan beri çalışan kadınlar Tanrı’nın isteğine karşı mı geliyordu?

Savaşlar çıkıp da erkekler cepheye gidince, cephe gerisinde, kentlerde, kasabalarda, köylerde bütün hizmetleri üstlenen kadınlar değil miydi?

Bütün bunları görmezden gelmek “kadın olmak” konusuna yanlış bakmaktan kaynaklanıyor kuşkusuz.

“Kadın olmak” için ne evine kapanıp kalmak gereklidir, ne “süslenmesini bilmek” yeterlidir. Yumuşaklığı, şefkati, ilgi göstermeyi sadece kadından beklemekse, erkek egosunun şartlandığı yanlış bir beklentidir.

Toplumdaki üretime, hizmetlere, hareketlere katılmak erkek-kadın ayrımı olmaksızın bütün insanların paylaşması gereken bir eylemdir.

Yumuşaklık, şefkat, ilgi kadının değil, herkesin sahip olması gereken davranış biçimleridir

diyor Erdal Atabek Kışkırtılmış Erkeklik, Bastırılmış Kadınlık kitabında…

Erdal Atabek bunu 1989 yılında söylemiş. Benzer dönemlerden başlayarak Duygu Asena’nın da başını çektiği feminist hareket şimdi meyvelerini veriyor ve artık erkekler de, kadınlara terk edilmiş konularda söz sahibi olmak için harekete geçiyorlar.

Bu konuların başında da ebeveynlik geliyor.

Babaların ebeveynliğe dahil olması konusundaki en aktif sivil toplum kuruluşlarından biri AÇEV.

AÇEV’in, “İlgili Babalık” konusunda attığı adımlara, bu sene özel sektörü de dahil ederek düzenlediği “İlk İş Babalık” semineri, benim bir kadın/anne olarak azınlıkta olmaktan ilk kez mutlu olduğum bir etkinlikti.


AÇEV’in 10 yılı aşkın Baba Destek Programı’nın (BADEP) grup lideri ve saha danışmanı gönüllüleriyle başlayan ve özerk bir yapı kazanan bir grup baba, şimdi İyi Babalar Platformu olarak adlandırdıkları oluşum üzerinden kimi zaman eğitim faaliyetleri düzenleyerek, kimi zaman sadece bir araya gelip babalığı konuşarak gönüllü toplantılarına devam ediyorlar.

Bu akşam saat 21:30’da Ashoka’nın Fark Yaratan Ebeveynlik programı çerçevesinde Instagram üzerinden gerçekleştireceğimiz canlı yayında tam da bunu konuşacağız: Babalar Ebeveynliğin Neresinde? Nerede olmak istiyorlar? Nerede olmaya itiliyorlar?

Nihayet onların da söyleyecekleri var.

Canlı yayın için:
Instagram/BlogcuAnne
Instagram/FarkYaratan_Ebeveynlik

2 yorum

  1. Eyvah, mercek onların üstüne doğru kayıyor, acaba tüm anneler bu iş bölümünü gönüllü olarak babalara da verebilecek mi, yoksa biraz da sorun annelerin kendilerini severek isteyerek merkeze koymaları ve babaları aslında en baştan “dur o öyle tutulmaz, o öyle yapılmaz” diyerek dışlamaları mı? Hani “hayatım direksiyon öyle tutulmaz rahat otur biraz, benzinin bitiyor dur ben alayım sen yorulma” gibi gibi.. Çok mu klişe örnekler oldu, değiştik mi aslında biz anneler? Emin değilim..

  2. <3 Çok güzel bir girişim, öncülük eden tüm babaları kutluyor ve destekliyorum.