5 Yorum

Gülce’ler Diyarında Sıradan Bir Gündü…

Dayanıklı Aileler, Biricik Hikâyeler serisinin bizim evden sonraki ilk çekimi Çelebi Ailesi’nin üç kedili, bir bebeli evinde gerçekleşti.

Bayram tatilinden çok kısa bir süre önce, Marmara Üniversitesi’nde akademisyen olan Çiğdem, bir sigorta şirketinde çalışan Orhan ve iki yaşında bir kız çocuğu olmakla meşgul olan Gülce’nin, Balkız, Cingöz ve Pıtırcık isimli kedileriyle paylaştıkları evlerindeydik.

Anne baba işteyken Gülce’ye bakan anneanne, yaklaşan bayram tatili sebebiyle tabir-i caizse “izne çıkmış” olduğundan kendisiyle tanışamadık.

Ferhan fotoğraf makinesini, ben telefonumu kuşanıp Çelebi’lerin kapısını tıkladığımızda bizi Çiğdem karşıladı. O gün işten erken dönen babasıyla birlikte oyuncakçıya giden Gülce eve geldiğinde bizler kahvemizi içmiş, kedilerle tanışmıştık bile…

Gülce ambulansları çok seviyor. Babası bir ambulans almaya götürmüştü o gün onu… Oyuncakçıya gitmişken, Gülce’nin kayıtsız kalamadığı bebek de dönüşte eve gelince, Gülce’nin ilerleyen saatlerde adını “At” koyma girişiminde bulunduğu ilk oyuncak bebeğine kavuştuğu günü fotoğraflarla kaydetmiş olduk…

Oyuncak bebek cidden çok şeker ve aşağıdaki fotoğraflarda da göreceğiniz gibi günün geri kalanında Gülce’ye eşlik etti.

Ambulans da günün çoğunda Gülce’ye eşlik etti ancak o pek şeker değil çünkü çok gürültülü…

“Ses ayarı olsaydı bari!..”

Neyse ki en gürültülü oyuncağı seçmeyi başaran babalar, aynı zamanda o oyuncağı susturmasını da biliyorlar… Orhan’ın tam zamanında devreye giren bantlı çözümü evdeki herkesi olası bir işitme arızasından kurtardı!

Saatler boya yapmakla…

Çamaşırları katlamakla…

Salonda “zıp zıp yapmak”la…

geçti…

Çünkü hayat zıplayınca güzel!

İki yaşında olmak çok zor biliyorsunuz, insanın yapacak işleri bitmiyor bir türlü… Oyuncak bebeğini emzirmek, saçını taramak falan… bunlar önemli işler…

Gülce’nin, saçlarını yolmak pahasına taradığı bu bebeğin yüzüne gözüne makyaj yapılacağını, belki tırnaklarının boyanacağını, gün gelip tanınmayacak hale geleceğini kim bilebilirdi? Ben bildim, çünkü ben de bebeklerime öyle yapardım. Ama bu öngörümü o an kendime sakladım…

Hem tek çocuk olmasından dolayı, hem de anne babanın oldukça sakin insanlar olmasından dolayı herhalde, oldukça sakin geçiyordu akşam üzeri… Bir yandan iki yaş bıdığı bir şekilde oyalanırken, bir yandan da yapılması gereken işler (çamaşırların düzenlenmesi, yaklaşan iftara hazırlık yapılması, arada Gülce için atıştırmalık hazırlanması…) sırayla akıyordu.

İster istemez bizim evi düşündüm o anda… Akşam üzeri altıdan sonra, herkesin heyheylerinin üzerinde olduğu, anneannemin “Çocuğun dokuz arabası varmış. Birini gün boyu doldurur, sekizini akşama bırakırmış” sözündeki sekiz arabanın çarpışan otomobiller gibi evin içinde oradan oraya savrulduğu, herkesi önce sofraya, sonra banyoya, sonra uykuya ikna etmeye uğraştığımız, “Bitse de gitsek” dediğimiz o saatler geldi aklıma… Her evin nasıl farklı olduğu, bir yandan da nasıl aynı şeylerin yaşandığını düşünüyordum ki Ferhan’ın “Cingöz bebeği yiyooooor!” nidasıyla kendime geldim…

Aslında gittiğimiz evlerde sessiz kalmaya ve akışı bozmamaya gayret ediyoruz Ferhan’la… Misafir gibi değil de, dekor gibi olmaya çalışıyoruz ortamda. Daha doğrusu bu, onun fotoğrafçılık işinde edindiği bir deneyim. Benim böyle bir bilgim yoktu, bana kalsa ben bir yandan lak lak ederdim.

O ana kadar da hakikaten gölge gibiydik evin içinde, ancak takdir edersiniz ki yeni bebeğin saçlarının evin kedisi tarafından yenmesi karşısında kayıtsız kalamazdık!

Gerekli müdahaleler yapıldıktan sonra hayat normal akışına döndü…

Çekimler sırasında Çiğdem, “Balkız başrolde olacak” demişti, gerçekten de her fotoğrafta bir kedi var! Nasıl olmasın ki, üç taneler, Gülce’den çok önceden beri varlar, herkes birbirine alışmış, kabullenmiş ve alanına saygı duyuyor…

Kedilerden Cingöz’ün gözlerinde bir problem var ve düzenli bakım gerektiriyor. Pıtırcık maaşallah tosun gibi, kuyruğunun eksikliğini fazla kilolarıyla kapatıyor. Balkız ise ismiyle müsemma… Kendini bir o koltuğa, bir bu koltuğa atıp güneşin peşinden koşuyor… 

İftarın geç saatte olması ve Gülce’nin o gün uzun uyumuş olması, akşam yemeğine birlikte oturmadan önce bir şeyler atıştırmasını gerektirdi. Ve uzun yaz günlerinde karpuzdan daha iştahla yenilen ne olabilir?

Karpuzun ardından enerjisini toplayan Gülce’nin aklına yeniden ambulans geldi. Bir şeylere çarptıkça yön değiştiren ambulansın peşine bu kez maaile düşüldü.

Tam o sırada babası Gülce’nin elini gördü ve arttırdı: Bir ambulanstan daha kötü ne olabilir? İKİ AMBULANS! N’ayır, n’olamaz!

Neyse ki o sırada çalan zil sesi, hem Çiğdem, hem Orhan için biraz olsun molanın da müjdecisiydi: Teyze gelmişti!

Hep söylerim: Genç bir teyze bir annenin başına gelebilecek en iyi şey!

Ancak aynı teyzelerin elbette bir sosyal hayatı da olduğundan, bir süre sonra onları çağıran şeylere de gidiyorlar… Nazlı da gitti…

Olsun! Gülce de annesiyle köfte yapar!

Babası da azcık soluklanır…

Çünkü sonrasında maratona kalındığı yerden devam edilecekti. Önce Gülce biraz keyif yapacak, ardından banyoda oyalanacak, “cobacan” (kocaman) topla oynayacak, anneyle baba sofrayı kurarken o yenilenip sahalara dönecekti.

Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum, günün sonuna doğru Çiğdem’in saçlarında bir değişiklik olmaya başladı… Eve ilk geldiğimizde oldukça düzgün bir şekilde taranmış olan saçlar, tempo arttıkça giderek tepeden toplanmaya ve gelişigüzel tutturulmaya başlanmıştı!

Gülce’nin banyo seansından sonra yeniden sahalara dönmesiyle son hazırlıklar da tamamlandı. Ve sofraya oturuldu, hayda bre!

Bundan sonrası artık daha kolay aktı…

Biliyorsunuz en olmadık zamanda kaka yapmak, bezli bebek olmanın şanında vardır. Gülce de bunun için kendisinin karnının doyduğu, anne-babasının nihayet soluklanıp iki lokma yemek yiyecekleri anı seçmişti ama olsun, kimse ne zaman kaka yapacağını bizden öğrenecek değil!

O noktada artık Çiğdem’le Orhan’ın yemeği bitmiş miydi, yoksa herkes sabırsızlıkla bazı küçük insanların yataklarına girmesini istediğinden mi her şey bir Charlie Chaplin filmi hızında gerçekleşti, bilmiyorum. Bildiğim, Gülce’nin yatağa girmesini bekleyen canlılar arasında sadece iki ayaklıların olmadığı…

Artık pijamalar giyilmiş, nefesler tutulmuş, herkes hakemin düdüğü çalmasını bekliyordu. Ancak Gülce “bitti” demeden bitmezdi ve Gülce’ye göre, henüz doksan dakika sona ermemiş, uzatmalar oynanıyordu…

Geriye, yatmadan önce içilmesi gereken ilaçlar kalmıştı.

Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarsa da, hiçbir tatlı dil iki yaşındaki bir bıdığı ilacını içmeye ikna edemezdi.

Çiğdem, Gülce’ye büyük bir sabırla ilacı neden içmesi gerektiğini anlatırken dışarıdan gelen ek kuvvet olaya son noktayı koydu.

Elbette bu beklenmeyen ancak son derece gerekli müdahale, biraz duygusal tamir gerektirdi.

Sonra bir baktık ışıklar sönmüş, kapılar kapanmış ve Gülce rüyalar alemine doğru yola koyulmuş…

Geriye sesi kısılmış bir ambulans ve yorgun ama “gece genç” diyen bir baba kalmış…

Gecenin bundan sonrasında, Çiğdem’in odadan ne zaman çıkacağı -hatta çıkıp çıkmayacağı belli olmadığı için (çünkü yorgunluktan uyuyakalınabilir, olabilir, dayanıklı olsalar da annelerin de şarj olmaya ihtiyacı var) biz sessizce Çelebi’lerin evinden ayrıldık… Gerçi biz gittikten sonra yataktan tekrar çıkıldığına ve bebekle yeniden oynandığına dair söylentiler var ama elimizde kanıt olmadığı için onu saymıyor, dayanıklılıklarından ötürü Çelebi ailesine 10 puan, 10 puan, 10 puan veriyoruz!

Çiğdem, Orhan ve Gülce’ye bize evlerini açtıkları ve sıradan bir akşamlarını bizlerle paylaştıkları için çok teşekkür ederim.

Yıllar sonra, o bebeğin yüzü gözü kalemle çizilip saçları tel tel olduğunda Gülce “O bebeği aldığımız güne dair bir fotoğrafım var” der umarım…

Dayanıklı Aileler, Biricik Hikâyeler serisindeki tüm hikâyeleri buradan okuyabilir, İstanbul içindeyseniz katılmak için iletisim@blogcuanne.com adresine yazabilirsiniz. Tüm fotoğraflar Ferhan Saral tarafından çekilmiştir. 

Profilo

Bu yazı dizisi, ‘Ebeveynlerin zorlu koşulları varsa, bizde de onların hayatını kolaylaştıracak Profilo’lar var’ söylemiyle hayatı kolaylaştıran Profilo Dayanıklı Ev Aletleri’nin desteğiyle hayata geçirilmiştir. Uzun ömürlü ve yaşam süresi boyunca sorunsuz ürünler sunmanın yanı sıra ailelerin yanında olmayı, onların zorlu koşullarını anlamayı ve bu rutinde ev hayatında ailelere destek olacak ürünler sunmayı hedefleyen Profilo’ya bu projede yanımda olduğu için teşekkür ederim. Profilo Ev Aletleri’nin web sitesini buradan inceleyebilir, Instagram ve Facebook hesaplarını takip edebilirsiniz.

5 yorum

  1. Çok şekerler…

  2. Evin kapılarını açmak beni biraz tedirgin eden bir süreçti, ama sana çok güveniyorum ve şimdi yazıya ve fotoğraflara bakınca “İyi ki!” diyorum. Eve dışarıdan bakmak, sizinle tanışmak ve geleceğe böyle bir anı bırakmak çok hoş. Yeniden, biz teşekkür ederiz.

  3. Çok çok güzel, hiç sıkılmadan ama oldukça normal bir hayatı takip etmek pek hoş 🙂

  4. Çok keyifliydi🐱

  5. Bayıldım ben bu fotoğraflı hikayelere! Kediler de adeta rol kesmiş gibiler. 😀