26 Yorum

Küçüklerimi de saymak

Bundan yıllar önce bir Amerika seyahatimiz sırasında o zaman 5-6 yaşlarında olan oğlum, oranın 5M Migros’u gibi düşünebileceğiniz Target mağazasında kaybolmuştu. Görevliye söyler söylemez telsizden anons yapmışlardı, ve mağazaya giriş çıkışları kapatmışlardı. Kısa bir süre sonra oğlanı bulmuştuk ancak ömrümden ömür gitmişti.

Geçen gün Yalıkavak Migros’ta şimdiki en küçük oğlum 20 saniyeliğine falan gözden kayboldu (artık 5 kişiyiz ya) hepimiz mağazanın bir yerine dağıldık ve benim ilk koştuğum yer kapı oldu. Hem kendisi çıkmasın, hem herhangi biri alıp götürmesin diye… Bunu refleks olarak ve kendi kendime yaptım çünkü biliyorum görevliye söylesem anlamayacak böyle bir şeyi çünkü böyle bir uygulama -henüz- yok çünkü ÇOCUKLAR HAK ETTİKLERİ ÖNEMİ GÖRMÜYORLAR BU ÜLKEDE…

Çocuklarla metroya bindik geçenlerde; iki büyükle birlikte…

Kalabalıkça bir saatti, oturacak yer yoktu, üçümüz ayakta durduk ilk önce… Sonra yer açıldı, 8 Yaş’ı oturttum, biz ayakta durmaya devam ettik 12 Yaş’la birlikte…

Bir sonraki duraktan yaşlı bir kadın girdi, elinde ağır bir pazar çantası, 8 Yaş’a doğru ilerledi, o sırada -kimse yerinden kalkmadı- ben 8 Yaş’a “Yanıma gel” işareti yapmıştım, kalktı geldi, dedi ki “Anne o yaşlı kadın bana ‘Kalkar mısın?’ dedi, bu ayıp değil mi?” 

Dedim ki “Çok yaşlı ve elinde ağır eşyalar var, ama haklısın ayıp çünkü burada senden daha kolay ayakta durabilecek bir sürü insan var ve onların yer vermesi lazım. Ve dahası, onun ilk olarak sana yönlenmemesi lazım; ne yazık ki birçok insan çocukların, birçok yetişkinden önce oturması gerektiğini bilmiyor.”

Böyle dedim ama içimde de kaldı açıkçası, bir süre sonra kadının yanına gidip “Çocuğumu yerinden kaldırmışsınız; oturmaya ihtiyacınız olduğunu anlıyorum ve ben zaten onu kaldıracaktım, ancak bilin ki ilk yönlenmeniz gereken kişi bir çocuk olmamalı” dedim. Bunu da oldukça yüksek sesle söyledim çünkü sadece onun değil, etrafındaki herkesin duymasını istedim.

Bunu takip eden günlerde çocuklarla tramvaya bindik, yine çok kalabalıktı, hepimiz ayakta gidiyoruz, bir süre sonra 12 Yaş yanıma geldi, “Anne bu yaşlı adam bana tekme attı” diye… Ayağına basmış yanlışlıkla, adam da tekme atmış buna… Adamla yüzleştiğimde “Yok canım, yok öyle bir şey, olur mu hiç” dedi, ben de “Yanlış anlamışız demek ki!” diyerek konuyu kapattım ama herkes doğru anladı. Akşamında çocuklara bir daha böyle bir şey olması halinde o kişiye bağırmalarını, “Ne yapıyorsun, bana tekme atamazsın!” diye herkesin duyacağı şekilde haykırmalarını söyledik; “Ama yaşlı, ama saygı” falan dediler ve ben o an acaba yanlış bir şey mi yapıyoruz diye kendimden şüphe ettim.

Kusura bakmayın ama kimse sadece yaşlı olduğu için saygı görmeyi hak etmiyor. Örneğin beni -sonradan öğrendiğime göre ve ailemdeki başka kız çocuklarını da- taciz etmiş olan adam şu an ak sakallı bir dede… Ve fakat herif seri tacizci!

Şu son birkaç günkü istismar ve cinayet olaylarına kendimi kapattım ben… Uzun zamandır (ve hatta belki de) ilk kez böyle bir şey yaptım ve dahil olmadım. Kolay olmadı ve her ne kadar haberlerden kaçsam da o iki küçük kız çocuğunun başlarına geleni öğrendim, ancak olayların ayrıntılarından kendimi korudum bu kez.

Çünkü neden bilmem, bu kez -her ne kadar çoğu içten gelen bir duyguyla yapılsa da- bu bağrışların, çağrışların, ekran karartmaların, bela okumaların, hiç ama hiçbir faydası olmadığını, tam tersi, hem olayla ilgili, kimseyi ilgilendirmeyen ayrıntıları afişe ederek dayanılmaz bir acıyla karşı karşıya olan ailenin acısını katlamak, hem de istismarı görünür kılarmış gibi yaparken aslında normalleştirmek gibi bir işlevi olduğunu fark ettim.

Henüz iki gün öncesine kadar ismini bilmediğimiz ve ailesi dışında herkes için isimden öteye gitmeyen çocukların fotoğraflarını tekrar tekrar paylaşmanın, isimlerini tekrar tekrar telaffuz etmenin incitici olduğunu idrak ettim.

Bu incinme sadece bu olaylarda çocuklarını kaybeden ailelere mahsus da değil üstelik. Onların acısını tarif etmeye cesaret bile edemem. Ve istismarın bu kadar normalleştirilmesinden, “şöyle olmuş böyle olmuş” diye neredeyse pornografik denilebilecek bir şekilde bahsedilmesinden, “çocuk” ve “tecavüz” kelimelerinin aynı cümle içinde bu kadar kolaylıkla telaffuz edilmesinden zarar gören bir kesim daha var: İstismar mağdurları.

Kendimden biliyorum.

Her bu tür olayda içim sıkışıyor, kendi geçmişimle yüzleşiyorum, beni taciz eden adamın elini kolunu sallayarak (hatta kitaplar yazarak!) gezdiği aklıma geliyor, her ne kadar ailesiyle yüzleştiysek de yaptıklarının karşılığını almadığını ve hiçbir zaman da almayacağını düşünüyor ve kendimi müthiş haksızlığa uğramış hissediyorum.

Ama bu yazı benimle ilgili değil.

Bugün çocuklarla Yalıkavak’ta gezerken 2,5 Yaş, önünden geçtiğimiz bir tatlıcının vitrinindeki tatlıları gördü ve “Bu neee?” diyerek ellerini cama yasladı. Ben biraz daha ilerideydim ve “Bu kazandibi, bu tavukgöğsü” falan demek üzere yanına gidiyordum ki dükkan sahibi/çalışanı olan kişi çıkıp “Lütfen ellerimizi sürmeyelim” gibi bir şey söyledi oğluma. 2,5 yaşındaki çocuğa… İki buçuk yaşında, kelimenin tam anlamıyla “bacak kadar” boyu olan bir insandan rahatsız oldu ve ona bakarak ilk söylediği şey vitrine elini sürmemesi oldu…

Oğlanı alıp gittim oradan, dükkanın adını -daha doğrusu konumunu- aklıma not ettim oradan hiçbir şey almamak adına… Tıpkı daha önce yaptığım gibi

Şimdi bi kere 2,5 yaşındaki bir insanın o çok kıymetli vitrininin camına dokunmasını istemiyorsan o tatlıları onun göz hizasında sergilemeyeceksin, bir. 2,5 yaşındaki bir insan onları merak edip elini uzattığında da aklına ilk gelen şey camın olmayacak, iki… Çünkü cam bu, silersin geçer. Nasıl oluyor da bunları düşünemeyip, o küçücük insanı uyarma gereği hissediyor ve aslında bulunduğun yetişkin pozisyonunu istismar ediyorsun?

Nasıl oluyor, ben size söyleyeyim:

“Su(s) küçüğün, söz büyüğün” ile oluyor.

(Pedagojik değil, ideolojik kaygılarla da olsa bence kaldırılması yerinde olan) Andımız’daki “Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak” ile oluyor.

Hatta bu, işin kilit noktası.

“Küçüklerimi KORUMAK, büyüklerimi SAYMAK.”

“Küçükler, küçük oldukları için korunmaya ihtiyaç duyarlar. Büyükler de büyük oldukları için saygıyı hak ederler.” – Bu toplumdaki hakim anlayış bu…

Tüm beklentiler bunun üzerine kuruluyor. Bu yüzden yabancı insanlar çocuklarımız yanımızdayken onlar hakkında ve onlar yokmuşlarcasına, fütursuzca soru sorabiliyorlar (Neden hâlâ parmağını emiyor?), bu yüzden toplu taşıma araçlarında, kendinden büyüklere -her ne sebeple olursa olsun- yer vermeyen gençler cıkcıklanıyor, bu yüzden yetişkinler önüne gelen çocuğa istediği soruyu sorabilme hakkını kendinde bulabiliyor.

Bunun değişmesi lazım.

Ben artık yetişkinlerin, çocukları birey yerine koymamalarından, tepeden bakan bir üslupla istedikleri soruyu sorabileceklerini, istedikleri sözü söyleyebileceklerini zannetmelerinden bıktım usandım.

Ve bu konuda da çok fena bilendim.

Bütün bu istismar ve tecavüz ve cinayet vakalarının altında, “Çocuktur anlamaz”, “Çocuktur bilmez”, “Çocuktur susar” bakış açısı var.

Bu bakış açısı toplu taşıma araçlarında oturan çocuğu kaldırmak şeklinde karşımıza çıkıyor, istismara açık bir ortamda -ve kötü niyetli bir insanın elinde- çocuğu taciz etmek şeklinde… Ama hepsinin temeli aynı: “Çocuktur, anlamaz.”

Moda’daki tramvay yolunun bir kısmındaki duvarın üzerini ahşapla kapladılar. Çocuklar o duvarın üstünden yürürlerdi eskiden, şimdi de yürüyorlar. Önüne gelen insan çocuklarıma laf ediyor, efendim orada oturuyorlarmış.

Güçleri bir tek çocuklara yetiyor. Moda’nın her yeri kedi kakası, her yeri bok götürüyor, bütün sokaklar çer çöp dolu; neymiş, oturdukları yere basıyormuş çocuklar. Hiç samimi değilsiniz! Tek derdiniz çocuklar üzerinden güç tatmini yapmak!

Herkes kendine bir dönsün baksın. Bir çocuğa bir şey söylemeden önce, bir soru sormadan önce, bir başkasının çocuğunu ikaz etme hakkını kendinde bulmadan önce, bir düşünsün: Karşımda bir yetişkin olsaydı bunları söyleme/sorma cesaretini -daha doğrusu nezaketsizliğini!- gösterir miydim?

Yanıt şüphesiz “hayır.”

O zaman çocukları rahat bırakın!

Ben demiyorum ki kimse kurallara uymasın; çocuklar küçük yaştan itibaren içinde bulundukları toplumun kurallarını elbette öğrenmeli ve ona göre davranmaya davet edilmeli — öncelikle EBEVEYNLERİ TARAFINDAN! Ha, hiç mi hanzo ebeveyn yok, hem de gırla var, ancak o zaman da ebeveynleri muhatap alırsın, çocukları değil. Ebeveynler ortada yoksa ve çocuk kamu düzenini bozuyor, etrafa zarar veriyorsa o zaman -nasıl ki bir yetişkine müdahale edeceksen- edersin: SAYGI ÇERÇEVESİNDE! Gücünü istismar etmeden!

Bu toplumun düzenini bozan, etrafı pisleten, gürültü kirliliği yapan nice yetişkin varken herkesin oklarını çocuklara -ve ergenlere- yöneltmesi inanılmaz bir ikiyüzlülük!

Müthiş bir iktidar sömürüsü bu! Yetişkinler, geçmişte yaşadıkları ezilmişliklerin telafisini başkalarının çocukları üzerinden yapıyorlar adeta! Çocukları rahat bırakın!

Bu son olaylar -yine ve ne yazık ki son kez değil- bir infiale yol açtı, herkes bir şeyler yapmak gerektiğinden bahsediyor ve maalesef hepimiz biliyoruz ki (bizzat iktidar partisi çocuk istismarına yönelik araştırmaları reddetmişken) kamusal olarak bu anlamda bir ilerleme kaydetmek yakın zamanda mümkün olmayacak.

O zaman ne yapacağız?

Ben ne yapıyorum, onu anlatayım.

Çocuklarım adına -ve bence tüm çocuklar adına- ses çıkarıyorum.

Ben de büyüklerimi saymak, yaşlılara yer vermek gibi toplumsal kodlamalarla büyütüldüm, ancak geldiğimiz noktada (anne olduktan sonra) bu ilişkinin çok tek taraflı olduğunu fark etmeye başladım.

Herkes çocuklardan saygı bekliyor, onlara saygı gösteren yok!

Toplu taşımaya biniyoruz, hepimize bilet almış basmışım, araca binen herkesin gözü çocuklarımın oturduğu yerde… Herkes “Çocuk neden oturuyor ki?” dermişçesine bakıyor, bunu benim duyabileceğim şekilde dile getirenler bile var!

Elbette eğitim çok önemli ve çocukların haklarının farkında olmaları ve sessiz kalmamayı öğrenmeleri falan… Ama daha da önemli olan bir şey varsa, bence o yetişkinlerin, çocukların haklarının farkında olması… Ve bu hakları savunması. Onların önünde.

Bundan bir süre önce birçok ünlünün de katıldığı “Çocuk susar, sen susma” kampanyası, iyi niyetli olmakla beraber çok yanlış bir temele oturtulmuştu. Çocuğun susmasının sebebi, ona bunun öğretilmiş olması… Çocuklar susmaz aslında ama susturulur, bu toplumda öyle çünkü… O yüzden çocuklara susmamaları gerektiğini öğretmek için, susmayabileceklerini göstermek için önce yetişkinlerin ses çıkarması lazım.

Sadece cinsel istismar olaylarında değil, sadece kendi çocuklarımız için de değil, bir insana, sırf çocuk olduğu için ezilen bir insana yapılan yanlışa karşı çıkmamız lazım. Toplu taşıma aracında yerinden kaldırılan ya da kucağımıza almamız gerektiği söylenen çocuğumuz için -ya da çocuğunu kucağına alması söylenen anne için- “Hayır, asıl çocukların oturması lazım” diyerek bir iki kişiye daha fark ettirmemiz lazım mesela… (Gerekirse ben yer veririm, veriyorum da, ama çocuk oturacak). Ya da arabasını kirletiyor diye çocuğu almak istemeyen taksicinin ayrımcılık yaptığını yüzüne vurmamız lazım (çünkü gerçekten yaptığı o!) Sırf karşısındaki çocuk olduğu için onunla eğlenebileceğini, dalga geçebileceğini, “Oyuncağın benim olsun mu?”, “Senin annen benim annem olsun mu?”, “Elindekini bana verir misin?” gibi iyi niyetle olmasının hiçbir önemi olmayan, akla hayale sığmayacak şuursuzlukta sorular soran insanlara bunun yersiz ve hadsiz bir yaklaşım olduğunu fark ettirmemiz lazım…

Çocukların en çok korunmaları gereken ve aynı zamanda bir o kadar da saygıyı hak eden İNSANLAR olduğunu önce fark etmemiz ve kabul etmemiz, sonrasında da bunu herkese fark ettirmemiz ve kabul ettirmemiz lazım…

Bu benim kendi küçük, kişisel davam…

Ve bence bunu dava edinenlerin sayısı giderek artıyor.

26 yorum

  1. Merhaba, istismar öyle bir konu ki çok hassas çok özel, biz psikologlar için dahi (bence) çalışılması en zor alan. Ama şu konuda aynı şekilde düşünüyorum. Mağdur medyada o kadar çok afişe ediliyor ki, çoçuğun adresine kadar paylaşılıyor. Bu çocukların yaşayacakları koca bir ömür var, aileler yaşamaya devam edecek. İki çocuğu olan bir anneyim. Çocuklarıma sürekli anlayamayacakları şekilde konuşulmasından ben de çok sıkıldım artık. “Neden bu kadar zayıfsın, annen yemek vermiyor mu sana”, “kardeşini bize götürelim” “anneni üzme hasta olur” “adam olmaz bu çocuk” vs vs. Neresinden tutsan yanlış. Nasıl düşünemiyorlar diyorum hep bu çağda, bir insanı, bir çocuğu üzdüklerini nasıl anlayamıyorlar. O kadar çok insan empati yoksunu ki, nerden başlamalı nasıl eğitmeli. Sanırım merhamet eksikliği. Malesef istismar vakaları o kadar fazla ki medyaya yansıyan kısmı sadece bunlar. En yakınından görüyor çocuklar bunu, anlam veremiyorlar, konduramıyorlar, babalarına, amcalarına, dedelerine 🙁 Kelimlerin bittiği değil, ekranların karartılması gereken değil; söyleyecek çok şeyin, yapılması gereken çok şeyin olduğu çokça çalışılması gereken bir konu bu 😔

  2. Sizin gibi yazamam ama altına imzamı atıyorum. Çok çok çok haklısınız.

  3. Resmen içimdeki herşeye sözcü olmuşsunuz. En son bir minibuste günün ortasında semt pazarı gezmesine çıkan bir yurdum teyzesi beni çocuğumu kaldırmamak için telefonumla oynamakla itham etti. Yaşım 44
    Çok teşekkür ederim siz3 ve yazdiklariniza

  4. benim anlayamadigim neden kisisel bir dava oldugu..yasadigim ulkede herseyin sinirlari kanunlarla belirlenmistir..en ufak ayrintilar bile..kimse ozellikle toplu yasam kurallarinda bu benim kisiselim diyemez mesela..sorunun kaynagi bu olabilir mi acaba? dogru veya yanlis farketmez..kisisellikten cikip hukuk duzeyinde bir yasam standartina gecilmesi gerek miyor mu? diger turlu kaos ortami olusmaz mi? veya yoksa ben cok mu utopik dusunuyorum..yasadigim ulke utopyalarin ulkesi mi ki? olabilir..

  5. Nefret ediyorum yetişkinlerden. Babasıyla konuşan kızıma babanı bıktırdın ne cok konusuyosun diye çıkışan HACI TEYZEE. Eşime bagıra bagıra cocukluya dayanamıyosa taksi tutsun .toplu taşımaya binmesin. Derken . Sinirimden patladım. Yer Kayseri .

  6. çok güzel yazmışsınız, teşekkür ediyorum

  7. Çok doğru tespitler,duygu ve düşüncelerime çok güzel tercüman oldunuz…Son günlerde gördüğüm çocuk fotoğraflarına bakamıyorum bile ama bu fotoğraflara bakıp,şöyle mi böyle mi olmuş diye konuşan insanlardan tiksindim…Geçen yaz İsviçre’de yaşayan ablama gitmiştik.5 yaşındaki yeğenimin okuluna gittiğimde öğretmenlerin çocuklara karşı olan tavırlarından,büyüklerle konuşur gibi konuşup tokalaşmaşlarından bir öğretmen olarak çok etkilenmiştim.Bizim ülkemizle ve okulllarımızla karşılaştırdığımda çocukların birey olarak sürekli yok sayıldıklarına sizin de yazdığınız gibi defalarca şahit oldum…Bu konuda farkındalığı oluşturmak için üzerimize düşen görevi hiç çekinmeden ifade etmeliyiz…Çekinmeden diyorum çünkü biz de böyle bir toplumda büyüdüğümüz için acaba ayıp mı olur,saygısızlık mı olur diye düşünüyoruz.

  8. Tokyo’dayız. Yanımda Mavisel Yener ve Esra Alkan.
    Asansöre bindik, Tokyo Tower’dan aşağıya iniyoruz.
    Hemen önümüzde bir Japon aile, 4-5 yaşında çocuklarıyla. Oğlan huysuzlandı, ağlamaya, tepinmeye başladı. Onu oyalamak için, “Hey, hello” falan gibi bir şeyler söylemeye çalıştım ki, anne kınayıcı gözlerini yüzüme dikip, “No no!” diye beni durdurdu.
    Oğlunun eğitimi ona aitti, kimsenin ne onu, ne çocuğunu yargılamaya ya da karışmaya hakkı yoktu. Oysa biz bayılırız ya, her alanda fikir yürütmeye, hele başkalarının çocuklarına karışmaya…
    Amanın… ne güzel aldım dersimi!

  9. ve her sey o cocuklara evde saygi gostermekle, onlari evde bir birey olarak kabul etmekle basliyor galiba. Ki zaten senin gibi bunu topluma yaymak isteyenler bunu coktan yapmis oluyor. Tum bu olaylar ustune biz de evde cok konustuk tabi ki. Kendimizi degerlendirdik, neyi dogru neyi yanlis yapiyoruz diye konustuk konustuk. Ve farkettik ki Elif, cocuklarmiza ogrettiklerimiz cok onemli evet ama cok da bir anlami yok. mesela kizimi izin almadan opmuyorum genelde ama o hayir derse duran biri var su an karsisinda. BU pislikler durmuyor ki 🙁 Ona birisi istemedigi bir sey yaparsa hayir demesini bagirmasini soyluyorum. Ama evde hayir dediginde duruyoruz karsisinda. Bu pislikler durmuyor ki 🙁 Dolayisiyla vardigim nokta su biz bu cocuklarin yaninda olacagiz. Her zaman. ve atamadiklari yumruk olacagiz, carpamadiklari tokat. Sadece kendi cocuklarimiz icin degil her cocuk icin. Iste yazdigin gibi otobuste oturabilir diyen olacagiz, ona dokunamzsin diye olacagiz, bakisini cocuklarin uzerinden cek diyen olacagiz. Bilmiyorum ise yarayacak mi ama aklima gelen ve elimden gelen su anda sadece bu…

  10. Medyada dillendirildikçe bu konuda eğilim olanların dikkatini çekiyor ve -bunu söylemek istemezdim ama başka türlü tarif edemedim- heyecanı tatmak istiyorlar! Bu sapkın eğilimlerine kurban aramaya girişiyorlar gibi geliyor. Belki kelimelerşm tam yerinde olmadı tarif edemedim ama lanet okumakla, ah vah la çözüm bulunacağını sanmıyorum. Ben 4 yaşındaki kızımı anneanne ve babanne dışında kimseye emanet etmiyor, gittiğim heryerde dibinden ayrılmıyorum. ayrılmak zorunda kalırsam da mutlaka takipte oluyorum. Korkuyorum ona pis bir el dokunacak diye, kötü bir bakış değecek diye . Bu yıl kreşe başlayacak ve çok tedirginim hiç tanımadığım birine emanet etmek çok tuhaf geliyor.

  11. Çok çocuk odaklı bir ülkeyiz bence. Çocuk ya baş tavı ve her isteği anında yapılıyor ya en değersiz varlık, dövülüyor sövülüyor ama ortası yok yani ona birey olarak saygı duyma, mesela öpmeden önce seni öpebilir miyim diye sorma ya da onu gerçekten düşünerek hareket etme ve sınırları kuralları öğrenmesine yardımcı olma.. Yok. Malesef genel anlayış ‘çocuk ailenin malıdır’ yönünde olunca, bizim bu anlayışa ters bir birey olarak yetiştirmeye ve kendine çevresine saygı ve sevgi duymayı öğretmeye çalıştığımız çocuklar da ‘pasif’ diye ‘hakkını aramıyor’ diye ‘vurana vurarak karşılık veremiyor(!)’ diye naif bulunuyor.. Naif çocuk da zorbaların en kolay hedefi oluyor.. Çok zor çocuğa bu dengeyi öğretmek..

  12. Merhabalar,
    Hislerime tercüman olmuşsunuz bu yazı ile… Çocuklara sanki onlar yokmuş ya da önemsiz varlıklarmış gibi davranan öyle çok insan var ki… Bu hislerle büyüyen çocuklar… Yurtdisinda bir ülkede toplu taşımada oturan çocuklar ve ayakta bekleyen büyükler görmüş ve çok şaşırmıştım. Böylesine önemli hissettirilen çocukların yetişkinlikleri de sağlıklı olur diye düşünmüştüm.
    Bir de önem veriyoruz diye çocuk hallerinden daha büyük şeyler bekleyen aileler de var. Çocuklar herkesi yönettiğini sanıyor…
    Kısaca çocukları hayatın bir parçası ve yaşayan mekanizması içinde bir yer veremeden kafalarını karıştırıyoruz…
    sadece yaşlı olmak saygı duyacağız anlamına gelmiyor. Edinilen bir statü (anne olmak, kardeş olmak, yaşlı olmak…) varsa onun içini doldurmak bizim elimizde olmalı…
    Sevgiyle kalın… Kaleminize, yani klavyenize sağlık 🙂

  13. Ne kadar güzel bir yazı olmuş.
    Çok klişe olacak belki ama 1 hafta önce yurtdışındaydık.Bütün şehir çocukları düşünerek düzenlenmiş bence o kadar hoşuma gitt ki.Müzeye gidiyorsunuz mutlaka çocukları oyalacak bir oyun alanı,birkaç puzzle parçası var.
    Metroya bindik.Çok kalabalıktı.Bir adam kalkıp kızıma(6 yaş)yer verdi.
    Bütün tuvaletler,lavabolar onlarında bireysel olarak ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri gibi düzenlenmiş.Daha bu sabah bir kamu alanında kızımı ellerini yıkayabilmesi için kucağıma almak zorunda kaldım.
    Onları sevmemiz yetmiyor demek ki onlarında birer birey olduğunu kabul edip saygı duymalıyız sizin de dediğiniz gibi.

  14. Füsun Çetinel

    Olayı, bakış açınızı çok güzel anlatmışsınız. Hemen hemen aynı düşünüyorum sizinle. Ancak bu yazınızı okuyup doğru bir çıkarım yapamayacak onlarca- anababa diyemiyorum- ana -Türkiye koşullarında- babalar daha hamilelikte dışlanıp felç ediliyor sonra da suçlanıyor- var çevremde. Her şey onların küçük yavruları ekseninde dönüyor ya. Bir kafeye girdim kızımla içerisi bomba atılmış gibi, herkes bahçede ne hikmetse. Kalabalık bir anne grubu ve çocukları – 6-8 yaş arası- beni görür görmez arkadaşlarına, ” bakalım bunlar ne kadar dayanabilecek,” dedi. Çocuklar bağıra bağıra konuşuyor, çığlık atıyor, gülüyor. Durmanın imkanı yok. Garsonlar belli ki çoktan derslerini almışlar sesleri çıkmıyor. O güzelim çocuklara çok üzüldüm gerçekten, kendini bilmez analar yüzünden çevreleri tarafından istenmeyen bireyler yetişecek. Pılımızı pırtımızı topladık biz de bahçeye çıktık. Bir taraf olmamalı ne olursa olsun çocuklular ve çocuksuzlar veya çocuğu büyümüşler diye. Dediğiniz gibi çocuk çok değerli bir birey ve yetişkinler onların doğru yolda gelişmesinden sorumlu. Umarım bu güzel yazınız yanlış anlaşılmaz, çocuklarımız-geleceğimiz- istedikleri gibi serpilip büyürler, kendi kararlarını verebilen ama saygılı ve duyarlı bireyler olurlar. Teşekkürler.

    • Kendi çocuğunu diğer her insandan daha önemli zanneden, ebeveyn oldu diye kendinde birçok şeyi hak gören haddinden fazla talepkar insanlar -ve onların çocukları- bence de bir başka önemli sorun. “Çocuktur anlamaz” ile “Çocuktur (her şeyi) yapar” arasındaki çizgi bazı insanlar için çok ince; halbuki arada koskoca bir sağduyu mekanizması var.

  15. Bu kadar aynı şeyi düşündüğüm başka bir insan yok. Eşimle bile, ki aynı pencereden baktığımıza çok eminim, bu kadar ayynı düşünmüyoruz. çok haklısın Elif. Sen böyle yazınca ayrıca ben kendimde ki hataları da fark ediyorum. Bazen ben de toplu taşıma da oturan çocuklara öyle bakarken yakalıyordum kendimi. lütfen yaz ve daha çok yaz. Keşke bu yazıları da derleyip bir kitap yapsan. Biz de ara ara kendimize kendine gel desek …
    sevgilerle

  16. Merhaba Elif,
    Bu konu uzun bir süredir benim meselem çünkü bu saygısızlık faşizmle birleşince sonuç sizin hissettiğinizden daha sarsıcı olabiliyor mesela benim Kürtçe konuşan 2.5 yaşındaki çocuğum çok daha göze batan(!) ve tahammülsüzlükle karşılaşan bir çocuk olabiliyor

  17. Tam bilemiyorum hissettiğim ne ama bu tarz bakış açılarıyla karşılaştığımda içimde bir korku oluyor. İyinin içinde kötü, kötünün içinde iyi barınır ya, öyle bir şey.
    Bizim kültürümüz müdahaleci bir kültür evet. Çocuklar konusunda teklifsiz izinsiz müdahaleler olağan, hepimizin karşılaştığı durumlar evet. Ve gelişmiş ülkelerdeki şahane ebeveynler-şahane yetişkinler çocuklara olsun annelere olsun şahane davranıyorlar, birey olmayı destekliyorlar, saygı duyuyorlar, şöyle yapıyorlar, böyle yapıyorlar, evet. Ve biz onlara gıptayla bakıyoruz, doğrudur. Ben de gıpta ediyorum ve ben de çocuk üşüyor, çocuk aç, hala bezli mi, emzik mi cık cık cık… durumlarından rahatsızım.
    Üniversite öğrencisiydim, gece otobüs yolculuğundayım, bebek hastalandı durmuyor, ağlıyor, kusuyor, durum gitgide kötüleşti. Rahatsız olan yetişkinler oldu, gürültü var, uyuyamıyorlar, söyleniyorlar. Bir kadın çıktı, 2-3 kadın destekçi buldu kendine, bütün hakimiyeti eline aldı. Söylenenlerin hepsini susturdu. Anne şaşkın, genç, bilgisiz. Kadın tatlı-sert bir uslupla anneyi sorguya çekti, buldu çocuğun derdini. Çocuğa mama yapmak için kullandığı süt yol boyu dayanır mı, ekşimiş, bunu düşünememiş o anne. İyi süt vermek istemiş bebeğine ama bozuk sütü içirmiş. Müdahaleci kadın şöföre dedi ki dur süt alacağız, şöför dedi ki duramam yasak. O kadınlar o şöföre de söz geçirdi, canına okudu bir nevi. Süt alındı, mama yapıldı, bebek rahatladı, kadın uyuttu bebeği öyle verdi annnesinin kucağına.
    O kadın(lar) olmasaydı o yolculuk nasıl devam ederdi, o bebek sütten zehirlenir miydi, o annenin bir daha bebeğiyle bi yerden bi yere gidecek cesareti olur muydu hiç bilmiyorum.
    Kendim çocuk büyütürken de sayısız negatif müdahaleyle karşılaştığım gibi sayısız yardımla da karşılaştım. Teklifsiz üstünü örtmeye çalışanlar gibi, teklifsiz güldürenler, benim omzumdan yük alanlar da oldu. Bir şeyleri kazanırken, başka şeyleri kaybedeceğiz diye korkuyorum sanırım.

  18. Oglum 2 yaslarindayken pazarda cocuk arabasi ile alisveris yapardim. Bircok teyzenin elinde pazar arabasi oldugu halde gelen gecen benim cocuk arabama laf edip dururdu.
    Bir seferinde birisi tam arkamdan soylenmeye ( cocukla pazara mi cikilir, evinde oturacaksin vs) basladi. Ben de dayanamayip arkama dondum ve ne yapayim kucuk cocugum var diye evden cikmayim mi dedim. Bana verdigi cevap komsuma birakacakmisim, onlar eskiden cocugu komsuya birakip cikarmis. Birakacak komsum yok kusura bakmayin dedim. O zaman annen bakacak dedi. Ben de annem hayatta degil bakamaz diyince bir anda saskina dondu ve ozur dilemisti.
    Aslinda annem hayatta fakat sirf kadin kendine gelsin diye oyle soylemistim.
    Bu arada hepsi pazar arabalarini orta yerlerde birakir insanlarin gecisini engeller. Ben bebek arabasiyla kimsenin gecisini engellememisimdir.
    Bizim insanin genel sorunu saygisiz ve sirf kendini dusunen, onyargili, akilsiz, kustah, anca kendi yakinina anlayis sahibi vs vs. Yazinca gene sinirlendim;)

  19. Sadece çocuklara mı? 28 haftalık hamileyken otobüste oturuyorum, gidiş yönünde, karşı tarafımdaki koltuğa bir yaşlı teyze oturdu. Ters yönde gidiyor. Bana baktı; bana yer ver ters gidemem ben dedi, gayet de emreder ve üstten bakar bir tavırla. Kucağımdaki çantayı kaldırdım; ben de hamileyim ben de ters gidemiyorum dedim. Eğer bana ters gidemiyorum yer değiştirebilir miyiz dese mutlaka yer değiştirirdim ama tavrı öyle bir kanıma dokundu ki…. Kimse kimseyle nerede ve nasıl konuşacağını bilmiyor malesef, hele yaşlıysa en ufak bir nezaket kırıntısı göstermeye bile tenezzül etmiyor. O yaşlı zaten istediği olmalı mutlaka. Eh bir yetişkine(yaşın o zaman 36’ydı) saygı göstermeyen kişi niye çocuğa göstersin ki?

  20. Oldukça samimi ve güzel bir yazı olmuş blogcu anne! 🙂
    Güzel ve ince tespitler var…

  21. Ahhh ahhhh… Kiminle nasıl konuşulacağını bilmeyen insanlar! “Çocuk nasıl olsa!” diyerek kaba itici bir üslupla çocuğu canından bezdirenler…
    Geçen ay seyahatten dönüyoruz, rahatsızım… Uçak inişe geçtiğinde farkettim ki ayağa bile kalkamayacağım… Sessizce kızıma -11 yaş- dönüp; “Lütfen uçak inince ayağa kalk, izin iste ve 5 sıra öndeki halana git… İyi olmadığımı ilet canım olur mu?” dedim. Yavrum uçak iner inmez kalktı, ki geç bile kalmıştı. Çok çok acelesi olanlar zaten koridoru doldurmuştu. Kızım önündeki yolcudan, ki yaşı itibariyle babanne ya da anneanne olabileceğini varsayıyorum- “Geçebilir miyim lütfen?” diyerek izin istedi. Aman Tanrımdı! Bir hışımla dönüp 11 yaşındaki çocuğa “Nereye? Nereye? Geçeceksek biz de geçeceğiz!!!” diye çıkışmasın mı? Ya o an beni geçtim, o çocuğun acil bir ihtiyacı olabilirdi, zor durumda olabilirdi. Bilmiyorum işte milyon tane sebebi olabilirdi yani… Ayağa bile kalkamadım, o kadar kötüyüm. Cılız bir sesle “Lütfen izin verir misiniz? Çok rahatsızım, halasını çağırmaya gidecekti.” dedim ama…İnan Elif hem hastalıktan hem o an yaşadığım sinirden gözümden yaşlar boşandı!
    Kuzumun yüzünde o mahcubiyeti gördüm ya… Hala içim acıyor… 🙁

  22. Cok guzel tespitleriniz olmus.