2 Yorum

Ebru’nun Gebelik Günlüğü-26.-29. Hafta

Yazar Hakkında

EBRU Y. – Yemek yapmayı seven ama yemeyi sevmeyen, dağınık ve plansız yaşamaktan keyif alan ama bunu pek başaramayan, enerjisini güneş ışığından alan, hayvanlara büyük zaafı ve doğaya sonsuz saygısı olan biri. 34 yaşında. Eşiyle ve kedisiyle birlikte Amsterdam’da yaşıyor.

Ofiste geçen yorucu günler, bayram ve sonrasındaki yoğun gündem derken gerçek hayatın hızına yetişmedim gebelik günlüklerimde. Haftalar su gibi akıp gitti. Bu haftayı “aylık” yazarsam arayı kapatabilirim!

İstenmeyen süpriz (!) Ebemin 20. haftaların başında şeker testini yaptırmama gerek olmadığını, çünkü riskli grupta yer almadığımı söylemesi zaten nispeten kolay ve sıkıntısız geçen hamileliğime ayrı bir hava kattı. Diyordum ki “Benim yaptırmama gerek yokmuş, zaten negatif çıkacak bir şey için niye zahmete gireyim, niye o şekerli şurubu içeyim” minvalinde üst perdeden konuşmalar yapıyordum. Taa ki o güne kadar..

27. haftada kan ve şeker testi için hastanenin yolunu tuttum. Zaten karnım aç gitmiştim, bir de üstüne 75 gr’lik şurubu içinde alt üst oldum. Hafif başım döndü, midem bulandı. 2 saat bekleyecektim yemeden içmeden. Uff sırf içimiz rahat etsin diye niye bu sıkıntılara katlanıyorum diye söylendim durdum. Cep telefonundan eski dizileri izleyerek geçirdim 2 saati. Karnım guruldarken “sen Bihter Ziyagilsin, aptallık etme” diyordu Firdevs hanım.

Ertesi gün telefonum acı acı çaldı. Yok şaka tabii, her zaman ayarladığım melodiyi çaldı telefonum. Ebem (ve yine Astrid! Başına adın kadar göktaşı düşsün e mi! Pardon o asteroid olacaktı sanırım) kan şekerimin yüksek çıktığını, gebelik diyabetimin olduğunu söylüyordu. İlk tepkim “Testlerin doğru olduğundan emin miyiz? Tekrar mı etsek acaba” oldu. Özgüvene bak sen. Astrid de beni dinlemiyordu zaten. Diyetisyene yönlendirdi. Bir de eczaneden evde yapabileceğim bir kit reçetesi gönderdi. Her gün 4 kez ölçüm yapıp haftalık sonuçları gönderecektim.

Sorun şu ki, çok dikkatli besleniyorum halihazırda. Yükte hafif pahada ağır şeyler yiyorum. Daha ne yapacaktım acaba?!? Hala inanmıyordum teste işte, beni hiç bir bilimsel veri ikna edemiyordu. Diyetisyene gitmedim ama hemen eczaneden test kiti aldım tezimi doğrulamak için. Bu kit ile birlikte parmağımı günde 4 kez delip kanımdaki şekeri ölçtüm yemeklerden sonra. İşte tam da beklediğim gibi, hiçbiri anormal çıkmadı, her zaman ne yiyorsam onları yiyordum üstelik. Sonra bir gün ofiste öğle yemeğinde hint yemekleri yedik, hatta hintli arkadaşım Gaurav’a gösteririm diye fotoğrafını da çekmiştim.


Bu yemekten 1 saat sonra yaptığım testte çıkan rakamı gördüğümde düşüp bayılacaktım nerdeyse. Genelde çıkan seviyelerimin iki katına fırlamıştı kan şekerim. (5mmol – 10 mmol). Nasıl olur canım, biraz fazla karbonhidrat aldım diye mi böyle olmuştu? (pirinç pilavı, ekmek, patates ve hindistan cevizi tatlısı-tabakların altına gizlenmiş). Sanırım artık yüzleşmem gerekiyordu gebelik diyabetimle. Kabul ediyorum, sen yendin deyip, elini sıktım. Sonra da paşa paşa diyetisyenin yolunu tuttum.


Diyetisyenin günlük rutinime kattığı tek farklı şey burda çokça tüketilen ama benim pek aramın olmadığı kwark oldu. Onun dışında yediklerim ve ölçüleri gayet iyi olduğunu söyledi. Ha bir de dışardan yeme olayını rafa kaldırdım. Hint yemeklerini de kara listeye aldım. Üzgünüm Gaurav.

Deniz’in umursamazlığı. 23. haftaydı sanırım, biz annemlerdeydik. Deniz bir gün nerdeyse hiç hareket etmedi. Ha etti, ha edecek diye bekledim durdum. Akşam oldu, yemek yedim, uzandım dinlendim ama yok işte hiçbir şey hissetmiyordum. Genelde gece hareket ediyor, 3-4 gibi kıpır kıpır olur her gece. Ama o gece hareket etmedi veya ben artık stresten hissedemez hale gelmiştim. Oturduk gecenin bir yarısı Ali ile, kitaplar okuduk, netten biraz araştırdık. 28. haftaya kadar düzenli olmaz, fetüs bazı günleri uzun uzun uyuyarak geçirir, dikkate bile almayın diyordu bilimsel yazılar. Bizim yaramaz da sanırım o günü uyuyarak geçirdi diyerek rahatladık.

Geçen hafta ise yine benzer bir şey yaşadım. 29. haftada olmama rağmen Deniz o Pazar günü 3-4 kez hareket etti sadece, o da içerde çok yumuşak kaymalar şeklinde. Hareketler azalınca da arayın diyordu ebem. Yine aldı beni bir stres, kuru üzüm yiyordum, uzanıyorum, yok yok.. “Hadi oğlum, hadi yavrum, bir ses ver” diyorum, göbeğimle oynuyorum. Kafayı yemek üzereyim, gece oldu, hafif hareketlenmeye başladı ama hala çok yavaş ve sakin hareketler. Bu arada Ali de huzursuzluğunu artık gizleyemiyor, göbeğimi öpüyor, bir türlü soramıyor ama bekliyordu ki ben “şimdi hareket etti” diyeyim.

Ertesi gün ilk iş ebeye gidecektim eğer Deniz sabah karnımda davul çalmaya başlamasaydı. Ali’ye döndüm “Bak bu çocuk büyüdüğünde kesin oraya gidecek buraya gidecek, bize haber vermeyecek, biz acaba başına bir şey mi geldi diye kafayı yerken o ise kendi eğlencesinde olacak” diyerek annelik serüvenimin ilk şikayetini yaptım ve hatta evrene de bu mesajı gönderdim ki büyüdüğünde öyle olsun(!?!)

Hayaller ve baba romantizmi. Birkaç sene önce Saros’da deniz kampı yapıyorduk arkadaşlarımızla. Akşam oldu, ateşimizi yaktık, yemeğimizi yedik, içkilerimiz eşliğinde koyu bir muhabbete daldık. Soru “Bundan 10 yıl sonraki hayatını nasıl hayal ediyorsun?” Sınır yoktu, tek kural çekinmeden anlatmak..Ali anlattı, ben anlattım.. kurduğumuz tek ortak hayal bu bebekti sanırım, hatta benim hayalimde bebekler vardı, Ali de ise bebek. Düşünüyordum da aynı yastığa baş koyuyor bile olsak farklı hayallere sahip olmamız kadar normal bir şey yok ve farklı hayallere sahip olmamız bizi mutlu bir aile olmaktan alıkoymuyor. Aksine bu farklılıkların farkında olarak karşındakini korkusuzca sevmek de güçlü bağlar yaratabiliyor. Bir de hayaller hep değişebilir, kimi yanımda isterdim diye düşünürüm hep. Ali o gün bahçeli bir ev, bahçesinde oynayan bir çocuk, sakin, huzurlu ve mütevazi bir hayatın tarifini yapmıştı. Ben ise şehrin güzel bir semtinde, lüks sayılabilecek bir evde, mutlu bir aile ve başarılı bir iş kadını hayal etmiştim.

Bu yaz deniz tatili biraz yalan oldu bize. Oysa nasıl da canım istiyor sahilde vakit geçirmek. Geçen gün internette gezinirken bütün yazı deniz kenarında asgari şartlarda yaşayarak geçiren insanların haberini gördüm. Gündüz denize giriyor, akşamları ise birlikte vakit geçiyorlardı. Ali’ye gönderdim işte benim bu aralar hayalim diye. Ali de hemen bir cevap yazdı mailime, bu da benim hayalim başlığıyla. Dosyayı açmadan önce kesin serin bir yerde, muhtemelen dağda, ormanda kamp yapan insanları göndermiştir diye düşündüm. Ali, büyük bir kağıt parçasına kocaman harflerle Aliş, Ebuş, Deniz ve Üzüm yazmış sadece. Bu da benim hayalimdeki hayat demiş. Gözlerim doldu. Bir an kendi hayalimin bencilliğinden utandım. Bu çocuk ya tribünlere nasıl oynanacağını çok iyi biliyor ya da yoğun bir baba romantizmi yaşıyor.

Bu işi sevmeye başladım. En rahat haftalarımı yaşıyorum. Güzel güzel uyuduğum bir gecenin sabahında uyandığımda göbeğimi kontrol ediyorum hala yerinde mi diye. Bazen hamile olduğumu unutuyor, bir yerlerde boy aynası olurda kendimi görürsem hatırlıyorum. Haaa diyorum cidden büyük bir göbeğim varmış. Bu işi cidden sevmeye başladım. Bundan 3 ay sonra hamile olmayacağım. Belki bir daha hiç olmayacağım. Böyle düşününce üzülüyorum aslında. Tadını çıkarmam gerektiğini hissediyorum bu güzel günlerin. Denizi içimde hissetmek, her yere onunla gitmek hoşuma gidiyor. Geçen gün ofiste koca koca adamlara sunum yapıyordum. O ise içerde kıpır kıpırdı. Bir an dışardan kendimi hayal ettim, karnım şeffaf tabi. Ben orada ciddi birşeyler anlatırken Deniz içerde oyun oynuyor ve bu da dışardan izlenebiliyor olsaydı ne komik olurdu. “Dur evladım, ciddi birşeyler konuşuyoruz burda, biraz müsade et lütfen” derdim, mahçup olurdum belki. Onun için hiç birşey ifade etmeyen bu rakamları, bu grafikleri görse bile aldırmayacaktı, onun ciddi meselesi o an oyun oynamak olacaktı muhtemelen.

Geçen gece karnıma sancı girdi, böyle ara ara hissettiğim. Bir yerde okumuştum doğuma hazırlık yapan vücut 24. haftadan itibaren Brakstin Hiks (Braxton Hicks) kasılmaları yaşayabilirmiş. İsmi bu kadar havalı olan birşeyi kesin ben yaşıyorumdur diye düşündüm o gece. Sağa döndüm, sola döndüm ama geçmedi. Ali uyandı, iyi misin diye sordu. “Canım brakstin hiks” dedim havalı bir şekilde, “çok önemli değil, uyu sen.” Sancılar geçmeyince kalktım yataktan, bir tuvalete gideyim dedim. Brakstin hiks zannettiğim sancı meğerse gazmış, çıkardım geçti.

Deniz’e bu arada birkaç parça mobilya aldık evimizi her şeyi olan mağazadan. Öncesinde internetten beğenip liste yapmıştım zaten, 1,5 saat içinde eşyaları toplayıp nakliyeye vermiştik bile. Deniz bizimle kalacak uzun bir süre, çünkü evimizde onun için bir oda yok. Aslında bu bizim de tercihimiz, en azından ilk 6 ay, sonrasına bakarız diye düşündük. Belki daha büyük bir eve taşınırız. Ali’nin hayal ettiği gibi bahçeli, bahçesinde Deniz’in oynadığı mütevazı bir eve…

Haftaya görüşmek üzere

Sevgiler,

Ebru

Gebelik Günlükleri

Ebru’nun Gebelik Günlüğü’ndeki tüm yazıları buradan okuyabilir, Blogcu Anne Gebelik Günlükleri’nin hepsini buradan okuyabilirsiniz.

2 yorum

  1. Haha aynı şeker hikayesinden bende de var. Yalnız bu olayda sağlıkçıların yeteri kadar bilgilendirme yapmayarak anneyi gereksiz endişeye sevk ettiğini düşünüyorum. Ben hamileliğimin tamamında haftada 3-4 gün spor yapan, yediğine içtiğine dikkat eden, glisemik endeksi düşük beslenmeye çalışan bir hamileydim ve 50’lik şekerli su ile yapılan ilk tarama testim yüksek çıkınca, doktorumun gösterdiği panik havası (ki doktorum spor yaptığımı, süreç boyunca fazla kilo almadığımı falan biliyordu) sayesinde o kadar moralim bozuldu ki soğuk algınlığı oldum (moralin hastalıklara etkisinden eminim, kötü moral mikroplara fırsat verir, iyi moralsa korur). Bu kadar bozulmamın sebebi “Daha ne kadar dikkat edebilirim, ne yapabilirim ki” şeklindeydi… Ben de şeker aleti ile takip yaptığımda gördüm ki normal düzenimde şekerim gayet dengeli, arada karbonhidratı abartınca evet yükseliyor…
    Doktorum bana normal düzenimle (yaptığım spor ve beslenme şeklimle), o an içirilen o şekerli suyun bir bağlantısı olmadığını söyleme nezaketini göstermiş olsaydı gerçekten çok iyi olurdu. Şimdiki aklım olsa zaten şeker ölçerle takip yaparım; ama şeker testi yaptırmam. Önemli olan normal beslenme düzeninde şekerin nasıl olduğu…

    • aynen Eda, al benden de o kadar. Daha ne yapabilirim, herseye dikkat ediyorum dedim. Testi bize tam anlatamamislar, aslinda duyarliliga bakiyor, problem var demekten ziyade dikkat et diyor sadece. Dikkat ediyorsan ne ala..