16 Yorum

Bir bencillik hali olarak Annelik

Yazar Hakkında

ÖZGE CANAN AYDIN -İçindeki kızı yeniden büyütürken bir de oğlan çocuğuyla ödüllendirilen küçük kadın. Her sabah yürüdüğü yolların acemisi. İzmir’de yaşar, çalışır, üretir. Hayatı ve insanları sever.  29 yaşına demir attığı rivayet edilir.

Eğer şu anda bu satırları okuyorsanız; ilk bebeğime hamileyken takip etmeye başladığım, anneliği öğrenirken içgüdülerimden ve hatalarımdan sonra en çok faydalandığım yerde yayındayım demektir. Heyecanla sizlere el salladığımı ve akrabalarıma selam gönderdiğimi hayal edin! İnsanlık için küçük ama benim için çok büyük bir adım.

Yazı arşivinin çoğunu okusam da bazılarının üzerinden yıllar geçti. Anneliğin her halinin ve her boyutunun tartışıldığı bir yerde ahkâm kesmeye çalışmak biraz tedirginlik verici. Tabii ben ahkâm kesmeyeceğim de; yazı da beni nereye götürür bilemedim. Şu an için niyetim sadece, “Bir de şu açıdan mı baksak?” deyip yorumlarınızı beklemek.

Anneliğin nasıl bir fedakarlık hali olduğuna dikkat çekmek için hepimiz yanıp tutuşuyoruz. Tabii ki öyle. Tabii ki dikkat çekelim. İfade etmemizde hiçbir sakınca yok, hatta edelim ki yardım alalım. Birilerinden takdir görmeyi bekliyorsak bunun da tek yolu yaptıklarımızın altını çizmek, ona da varım. Peki ama, yapıyorsak kendi çocuğumuza yapıyoruz, o ne olacak? Her şeyden çok, kendi çocuğumuz için en iyisini istemekten yıpranıyoruz. Sandığımız kadar kutsal varlıklar olmayabilir miyiz? Sadece soru.

Kendi çocuğumuz diğer çocuklardan iyi beslensin diye organik gıdaya yaptığımız yatırımla bir tarım reformu da yaşanabilir örneğin. Az buz harcamıyoruz ki? Tabii, asıl amacımız diğer çocukların zarar görmesi değil; ama bir araya gelip konuşalım, gerekli mercileri harekete geçirelim diyen de yok. Sahile vuran deniz yıldızlarının hikayesi gibi; hepimiz sadece kendi elimizdeki yıldızı okyanusa döndürmeye çalışıyoruz. Kıyıdaki binlercesi de çöp yesin artık, ne gelir elden.

Yine “kendimizden bir parça gibi gördüğümüz” yavrumuzun resmini sosyal medyaya yükleyip, altına da övgüler diziyoruz! Selfie çekip altına “Ne güzel burnum var”, “Oyy saçlarıma bakın hele!” yazmaktan farkı nedir bunun? İç sesimizle savaşalım demiyorum, elbette içimizden en derin duygular taşacak özbeöz yavrumuza bakarken. Ama bunun ayna karşısında objektif olamamaktan farkı yok ki. Nasıl düzebiliyoruz bu methiyeleri herkesin içinde kendimize?

En güzel oyuncağı almayalım, en iyi okula göndermeyelim ya da en görkemli doğum gününü düzenlemeyelim demiyorum. Desem ne olacak, yine yapacağız. Ama bu bizim ilkel benliğimizin bir eseri, kendi soyumuza çalışıyoruz işte resmen! Bunun için alkış beklemek nedir? Ona her yaptığımız aslında kendimize.

Başkasının çocuğu için uykusuz kalan biri olsa dinleyeceğim. Başkasının çocuğu için yemeği soğuyan insan ne güzel insan. Başkasının çocuğuna şekersiz kek yapıp ikram eden birini kutsal ilan edersek ben de katılırım seve seve.

Yakın zamanda bir arkadaşım bebeğini kaybetti. Sorsanız, hepimizin içi yandı. Ama ortak çevremizin çocuklu, bebekli sosyal medya paylaşımlarında bir azalma olmadı hiç. Olay günü bile “kendinden bir parçanın” nasıl melekler gibi uyuduğunu paylaşan vardı, o kadar söyleyeyim! Geçtiğimiz yıllarda bir blogger anne bebeğini kaybettiğinde de, çok üzülen diğer anneler “kendi” bebeklerine sarılarak nasıl ağladıklarını anlatmışlardı yorumlarda. Çok net hatırlıyorum. Ne teselli ama!

Çocuk sahibi olmak, “Başkası açken tok yatamam!” deyip kenara iteceğimiz bir durum değil. Yine devam edelim minik kuzularımızın kollarını, butlarını ısırmaya. Peki bunu yaparken, şu çok fedakar yaratıklar olduğumuz yönündeki söylemi de yavaşça yere bırakalım mı? Ne dersiniz? Biz de az bencil değiliz.

İnsanlar kendi çocukları olmadan, yani o kutsal “annelik” duygusunu tatmadan bile kilometrelerce öteye insani yardım götürebiliyor. Bambaşka bir ülkede aş evi açıp karın doyurabiliyor. Kendi sokağındaki yavru kedilere annelik edebiliyor. Ne bileyim. Bizim biraz da geleceğimize yatırım olarak büyüttüğümüz çocuklar üzerinden bu kadar edebiyat yapmamız hoş değil… Şu anda kabul etmesek de, bir gün yaşlandığımızda onların bize bakacağı bir çemberin üzerinde ilerliyoruz sonuçta. Bakmayabilirler tabii, ama bu sefer de vicdani bir yük olur yine yükleniriz sırtlarına.

Sözün özü; kendi biricik yavrusu için çırpınan her anne hâlâ kendi öyküsünü yazıyor. Burada yüceltecek bir şey olmayabilir, bir kez daha düşünmeye davet ediyorum. Yorgunluk, fedakarlık, uykusuzluk ya da her neyse, sonunda bu dünyaya “gerçekten” bir şey katmış oluyor muyuz?

Ne kadar bencil, ne kadar kendi dünyasında yaşayan insanlar olduğumuzda anlaşırsak gerisi gelebilir. Küçülen elbiseleri, üzerinde lekesiyle bağış kutusuna tepmekten bahsetmiyorum tabii. Başka çocuklar için gerçek bir bütçe ayırmak güzel olabilir mesela. Askıya atma alışkanlığı edinmek güzel olabilir. Kendi çocuğun için ne alıyorsan, hop bir tane de askıya! Dünyalar saydığımız kolejin yöneticilerine burslu çocuklar için baskı yapmak güzel olabilir. Örnekler sayıca çoğaltılabilir elbette. Hatta başka neler olur, lütfen siz de söyleyin.

Anne olduğumuz için en güzel hislerle donatıldık madem; içimizdeki bu potansiyeli gerçekten hayırlı işlere çevirebilmek dileğiyle…

Teşekkürler, iyi günler.

Konuk Yazarlık

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

16 yorum

  1. Merhaba, değişik bir bakış açısı olmuş, her insan biraz bencil bence de, ama anne olarak yada insan olarak yaptığımız şeyleri başkalarıyla kıyaslamak için yapmıyoruz, yada çoğul konuşmayım ben yapmıyorum, yazınız bana biraz öyle bir izlenim verdi, aslında o anda kızım için ulaşabildiğimin en iyisini istemek benim yaptığım “diğer çocuklardan daha iyisini” değil. Evet amaç diğer çocukların zarar görmesi değil organik almamda ki ama yazınız da ki “Kendi çocuğumuz diğer çocuklardan iyi beslensin diye” de değil. Burda bir karşılaştırma yok benim kafamda. Kızım kimseden iyi olsun, kimseden güçlü olsun, güzel olsun, akıllı olsun istemiyorum. Ben elimdeki imkanları sunayım o ne kadar olabiliyorsa o kadar olsun istiyorum. Belki bunların tam tersini yapmak, elinden gelenin en iyisini tek bir çocuğa bile olsa sunmamakta bencillik sayılabilir? ne dersiniz. Ama ortak akıl, ortak mücadele, bir çocuk yerine binlerce çocuğa ulaşmak bu konulara çok çok katılıyorum. Gezi döneminde, eğitim sistemi değişikliğinde vs. vs. sürekli protestolara destek verdim. Elimden geldiğince dahil oldum. İnanın etrafımda sen ne uğraşıyorsun zaten özel okula vereceksin kızını diyen insanlar vardı. Hatta polis ile şiddetli bir mucadelenin olduğu günden sonra bir mektup yazmıştım onlara, çünkü o gün bana niye sokaktasın diye bağıran polise senin için demiştim azıcık anlaması umuduyla. Kendim için olduğu kadar senin için!Evet ben büyük bir aksilik olmazsa kolejde okutucam çocuğumu, böyle bir imkanım var. Ama istiyor muyum hayır. Kolej diye birşey niye var zaten? Paralı eğitim nedir? Çok mu saçma buluyorum, evet çok saçma buluyorum, ve bu imkanlara sahipken bile aynı imkanlara sahip olmayan insanlar bağırmaya başladığında ben yine onlarla birlikte bağırıcam. Ama kızımı paralı eğitim saçmalığına sokacak mıyım evet sokucam. Bu bencillik mi? Emin olamıyorum.

    • Merhaba, yorumunuz için teşekkür ederim öncelikle. Evet, kastımız diğer çocuklardan daha iyi/daha mutlu olsun değil elbette; bize emanet edilene sahip çıkmasaydık daha da büyük bencillik olabilirdi katılıyorum buna.. Zaten anlaşmışız işin özünde, sevgiler…

  2. Selamlar, Özge Hanım. Anneliği gerçekleştirmenin sadece biyolojik yavrumuza karşı değil, ulaşabileceğimiz bütün yavrulara, bütün canlılara karşı pek çok yolu var ve bu konuda çok haklısınız. Çocuklarımız için iyi bir şeyler yapmaya çalışmamız kadar doğal bir şey olmasa gerek. Fakat motivasyonumuz -kendi adıma- diğerlerinden iyi olsun, en iyi benim evlat beslensin, en zeki, en önde benimki olsun diye değil, elimdekinin en iyisini verebilme derdi. Bana göre hayat bir yarış değil.. hiç olmadı ve evladım için de olmaması için uğraş veriyorum. Dileğim, her konuda bütünsel düşünceye kavuşmamızdır. Annelik bütün herkes için, yardımlaşma bütün herkes için, iyilik, sevgi, paylaşım hepimiz için. Çok ütopik görünse de umarım bir gün böyle bir dünyada yaşarız.

    • Selamlar, aynı umudu paylaşıyoruz, ne güzel, inşallah mümkün olur bir gün. Yarış konusunu istemeden parlatmışım anlaşılan, aslında sadece yolun oraya çıktığından endişe ettim. Yorumunuz için çok teşekkür ederim.

  3. Merhaba, tam ben de kutsal annelik üzerine kafa yoruyorum çokca bugünlerde hatta bir yazı bile kaleme aldım ama henüz göndermeye cesaret edemedim. Sizinki de benim düşünceme yakın bir görüş ve ne güzel ifade etmişsiniz. Annelik bir sarıp sarmalama hali bence de ve bu sadece kendi çocuklarımız için olmamalı. Sevgiler 🙂

    • Yalnız olmadığımı görmek beni çok mutlu etti, cesaretlendirdi… Teşekkür ederim..

  4. Tebrik ederim, harika bir kafa bu işte! Kendimiz için, kendi çocuğumuz için düşündüğümüzü karşımızdaki ve diğer çocuklar için de düşünebildiğimiz an, işte o zamanbir adım ileriye gidiyoruz demektir.. Yoksa aynen bence de, anneliğin dibine vurmuşuz, şahane çocuklar yetiştirmişiz, yine elde var sadece 1.. Toplumumuz için, gelecek için artık daha geniş ve ileriye dönük düşünmenin ve eyleme geçmenin zamanı geldi. Mızmız mızmız “aman da dünya berbat bir yer, aman da herşey ne kadar kötü” ile varılmıyor bir yere! kalkmak, harekete geçmek zamanı! Elinize ağzınıza sağlık, umarım bu yazı bir çok insanı yüreklendirir ve harakete geçirir..

    • Ah keşke! Teşekkür ederim, aynı konuya kafa yorduğumuzu bilmek bile bana umut verdi!

  5. Belki biraz buralardan bakmayı başarabilirsek pek çok şey değişir… kendi çocuğundan başka çocukların da olduğunu farketmek, tıpkı kendinden başka insanların da olduğunu fark etmek gibi… Yıllar önce “organik” bir anaokulu ile görüşmeye gitmiştim, nasıl sıradışı olduklarını, organik sütlerini ve yumurtalarını nerelerden aldıklarını anlatıp durmuştu okul yöneticisi. Bu işte bir tuhaflık, bir yapaylık olduğunu, fazlasıyla izole bir durum olduğunu düşünmüştüm…Ve evet güzel bir yazı, kendi gemini kurtarmak yetmiyor, bu dünya bizim ve biz de bu dünyada yaşıyoruz…

    • Umarım başarabiliriz! Başaramasak da, ne bileyim, hiç değilse kurtaramadığımız gemiler için sorumluluk hissetmemiz gerek. Teşekkür ederim yorumunuza.

  6. Kutsallık cinsiyette değil, insanlıkta değil mi zaten… İnsan olmanın bir cinsiyeti yok ki. Kutsal dediğimiz ‘hâl’ değil mi? Ne mutlu yaratılış gayesi o hali yaşayabilene.

    • Evet, öyle olmalı… Cinsiyeti yok elbette ama annelikle birlikte biraz hazıra konuyoruz sanki. O hali sorgulamaya hep devam etmek gerek, bir ömür. Teşekkür ederim katkınıza.

  7. Babam kızımı kucağına aldığında ben bu çocuğu tüm çocuklardan daha çok seviyorum demişti. halbuki mesele tüm çocukları en az kendi çocuğun kadar sevmektir demişti. Erich Fromm tarzı “olmak” tam da budur , ötesi insani bencilliğimiz…

    • Evet tam da bu. En çok kendi yavrusunu seven hiçbir canlıyı kınayamam ama bunun için alkışlayamam da. Teşekkür ederim yorumunuza.

  8. Bakış açınıza kesinlikle katılıyorum..ara ara sorguladığım ve çevremde çok ca gözlemlediğim bi taraftı.. Bencilliğimizin bir başka boyutu gibi…

    • Bunu sorgulayanlar olarak hiç de az değilmişiz, bu da umut verdi bana. Teşekkür ederim yorumunuza.