9 Yorum

Kelimelerin Gücü Adına

Yazar Hakkında

NAGİHAN UZUN ORDU – Feminizmin kıyılarında gezinerek, düşe kalka, bazen ağlaya sızlaya, bazen güle oynaya tecrübe ettiği anneliğin her rengini kucaklamaktan keyif alan, 30 yaşında, evli, bir kız çocuk annesi. 

Konuya olan ilginizi içselleştirebilmeniz için okumaya başlarken sizden bir ricam olacak: toplamda beş çalışanı olan bir iş yeri hayal etmenizi ve bu iş yerinde sadece bir kişinin bütün işin sorumluluğunu üstlendiğini, hesaplar, müşteriler, işe alımlar, yönetim, reklam ve bir iş yerinde yapılan, aklınıza gelebilecek her şeyle ilgilendiğini düşünmenizi istiyorum. Diğer dört kişi ise arada bir aylık rapor hazırlıyor, ya da haftada iki müşteri görüşmesi yapıyor ve bunun karşılığında herkesten ne kadar çalışkan, çok iyi bir iş arkadaşı, yardımsever olduğuna dair methiyeler alıyor. Kulağa nasıl geliyor? Korkunç, acımasız, adaletsiz?

Peki ya buna çok benzer bir düzenin aslında evlerimizde olduğunu söylesem, örneğin dört kişilik bir ailenin, yemek, temizlik gibi çoğu yaşamsal gerekliliklerinin bir kişinin sorumluluğuna bırakıldığını ve bu kişinin de çoğu zaman anne olduğunu söylesem, ne dersiniz?

Kadın bütün gün evde sonuçta, adam yorgun argın işten gelip bir de ev işiyle mi uğraşsın?

Hem erkekler pek anlamaz ki, ev işlerinden, ellerine yüzlerine bulaştırırlar?

Ama onun kocası çok iyidir, karısına hep ‘yardım’ eder.

gibi cümleler mi gelir genelde aklınıza ya da kulağınıza? Yoksa bu işin ciddi bir adalet sorunu olduğunu düşünüp, ama sadece düşünüp, evinizde uygulamaya geçmekte zorlanır mısınız?

Erkek egemen olarak kurgulanan toplumun, kadını evin içine, erkeği de evin dışına yerleştirdiği klasik anlatım bir süredir su sızdırmaya başladı ve sızan sular çoğu evliliği boğulma tehlikesiyle karşı karşıya getirdi. Kadının ‘dışarıda’ bir işinin olması, erkekleri evde nispeten daha ‘yardımcı’ bir role sürüklerken, evde olan kadına ‘yardım’ eden koca adeta ‘kanatsız melek’ ilan edildi.

Çocuğu kucağında yemek yiyen bir babaya, “Ay yazık ya adamcağız da doğru düzgün yemek yiyemedi” diye acıyan gözlerle bakılırken, bunu her daim yapan annelerin kucağındaki çocuklar sanki görünmez oldu, herkes rahatladı, çocuk ‘ait’ olduğu yeri buldu. Bütün gün evde, o evde yaşayan her insanın yemek, temizlik, barınma gibi hayati faaliyetlerini sürdürmesini sağlayan birinin, “Yok o çalışmıyor, evde” diye yarım ağızla, aşağılanmasının normal karşılamanın ciddi bir sorun olduğunu düşünüyorum. Peki bu sorunun çözümü nerede, kimde ya da var mı? Bu soruların her biri tek bir yazının konusu olabilecek kadar uzunca işlenip, sosyolojik tahliller yapılmayı hak ediyor; fakat bu yazıda ben çapımı biraz daha dar tutup, “Evimizden çözmeye başlayabiliriz” diye bir iddia atıyorum ortaya.

Doğup büyüdüğümüz toprakların biz ne kadar farklılıklara açık olmaya çalışsak da hafızamıza, biz farkında olmadan kaydettiği bazı değerler var. Bu “değerler” bize kendimizi değersiz hissettirmeye başladığı yerde, şöyle bir durup, hayatımıza yeni “değerler” katma telaşına düştüğümüz zaman toplumda “ayrık otu” muamelesi görmeyi de baştan kabul etmek gerekir. Kabul etmediğimiz, bizi rahatsız eden değerleri söylemekten, “Büyükler ne der?” lafının arkasına gizlenip vazgeçmemeliyiz. Neticede feminizm akımı, birçok farklı konuyla, panellerde, söyleşilerde konuşulmaya; kitaplarda yazılmaya devam ediyor. Ama bunlar sadece, konuşulduğu ve yazıldığı yerde kalırsa hayatımıza teorik bilgiden başka bir katkısı olmuyor.

Bunu pratik hayata, kendi hayatımıza sokabilmek için, toplumun en küçük parçası olan aileden, kendi ailemizden başlayabiliriz. Bütün gün çocukla ilgilenen, yemek yapan, evi temizleyen kadının “evde de” olsa yorulma ihtimalini; akşam yemeğinin bulaşıklarını makineye koyan erkeğin, “mükemmel” ya da “yardımsever” olmadığını, kendi evlerinde yaptıkları işin adının ‘yardım’ değil iş bölümü olduğunu kabul etmek, ailemizde bir konuda olsun cinsiyetçi dili silmenin ilk adımları olabilir. Kültürün kuşaktan kuşağa aktarılmasında, dil önemli bir yere sahip olduğundan, konuştuğumuz dile dikkat etmenin önemini vurgulamak için sözü Mahatma Gandhi’ye bırakıyorum:

Söylediklerinize dikkat edin
düşüncelere dönüşür…
Düşüncelerinize dikkat edin
duygularınıza dönüşür…
Duygularınıza dikkat edin
davranışlarınıza dönüşür…
Davranışlarınıza dikkat edin
alışkanlıklarınıza dönüşür…
Alışkanlıklarınıza dikkat edin
değerlerinize dönüşür…
Değerlerinize dikkat edin
karakterinize dönüşür…
Karakterinize dikkat edin
kaderinize dönüşür…

Fazlasıyla dijitalleşen dünyada artık farklı hayatları, kültürleri, değerleri hep izliyoruz görüyoruz ve okuyoruz; fakat toplumsal hafıza dediğimiz şey öyle “Bir kitap okudum ya da bir film izledim ve hayatım değişti” diyecek kadar kolay oluşmadığı için, bu farklılıkları bilmekle, hayatımızda yer vermek aynı şeyler değil ve hemen olacak şeyler de değil biliyorum. Ama eşeğin kulağına su kaçırmak, meselesi var ya hani, belki diyorum, neden olmasın?

Konuk Yazarlık

Nagihan’ın diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz. Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

9 yorum

  1. Benim esim herkesin istediginin tam tersini istiyor,evde o kalacak,ben ise gideegim,cocuklara bakacak ev isi yapacak hatta zevkle yemek yapabilecegini soyluyor.
    Ben de saskinim bu konuya nasil yaklasacagimi bilemiyorum.ABD yasiyoruz,kendi isyerimiz var ve esim cok yoruluyor.O cok calisirken,benim calismiyor olmam onu asiri rahatsiz ediyor.3cocugumuz var.Zaten ne ev hanimligimi ne yaptigim yemekleri ne de cocuk bakmami begenmiyor.O yuzden ben evin disinda olmaliymisim,o evde olmaliymis.Konuya nasil yaklasmam gerektiginkonusunda onerisi olan?

    • Bence 1 hafta 10 gün ile bir deneme yapsın bakalım yine ayni düşünecek mi? Ben Hollanda’da yaşıyorum ve çok yakından tanıdığım bir aile var baba bakıyor çocuklara doğduğundan beri. Tabi mutlaka emek veriyor, elinden gelenin en iyisini yapıyor ama asla bir kadının bakması ile ayni standartta değil

      • “Bir kadının bakmasıyla aynı standartta olmak zorunda mı?” diye sormak geliyor benim aklıma… Belki de bizim standartlarımız olması gerekenden fazla yüksektir?..

        • Türk kadını için standart her zaman arşa değer! tarih de bunu böyle yazdı, biz de böyle bir habitatta, bu kodla büyüdük malesef:( Türkiye’de doğmuş ve bu değerler eşliğinde büyütülmüş bir kadın, ister iş hayatında kariyer yapmış olsun, ister profesyonel hayatta çalışmamayı tercih etmiş ve “ev çalışanı” olarak hayatını sürdürüyor olsun,kendinden içten içe beklentisi “evinin temiz – en azından derli toplu-, çocuklarının düzenli beslenmiş, eşine yeterince ilgi göstermiş ve gün sonunda kendine bir kahve yapıp, herkes yattığında kendisiyle başbaşa kalabilmektir. Annesi çalışan veya evde çalışan çocuklardık, görerek büyüdüğümüz gerçeklik, duyarak büyüdüğümüz çeşitli dedikodular ( “aman o da, çalışıyorum diye evi hepten boşladı, geçen gün gittim çay içmeye bardak kalmamış!” veya “onun kocası melek melek! sabah kalkınca yatağını topluyormuş, Pazar günleri sırf karısı uyusun diye çocuğu alıp oyalıyormuş, e daha ne istiyor? Şımarıklık bu düpedüz” ) sayesinde bilincimizin en altına-en derinlere doğru inen, atasözü ile de ballanmış “yuvayı dişi kuş yapar” söylemini içselleştirmişiz ki “ev dağınıkken çalışamıyorum şekerim!” “aman ben yapsam ya şu işi 5 dk’da (kocasına bulaşık yıkatmadı)”lar doğmuş. biz, eve gelen yardımcıya ayıp olmasın diye, önden mini temizlik yapan annelerin evlatlarıyız! seneler önce size bir yazınızda şöyle yazmıştım: “nerede tertemiz-dört dörtlük bir ev varsa, o evde dibine kadar yaşan-a-mamış bir hayat vardır”! bilincimizin altını süpürebilmeyi ve ne olursa olsun, artık bu sayılanların bizim görevimiz olmadığını anlayabilmeyi umuyorum! kendim anladığım oranda, çocuklarıma da aktarabilmeyi…Yazı harika, tespit muhteşem..bu bilinçaltı döngüsünü kırabilecek en içe dönük nesil biziz ve biz erkek çocuk anneleri bunu ancak “yardım değil iş bölümü” adı altında yapabiliriz.

          Sevgiler,

          • çok uzun yazınca ve yazdığım saat sabahın körü olunca, bazı cümlelerde düşüklükler olmuş. çok üzgünüm

            • Yazıda kendimi buldum 🙂
              Hem işte hem evde çalışan bir anne olarak “sıfır yardım bir koca” yı bu hale getirenin biraz da kendim olduğumu farkettikten sonra ufak adımlar attım. Hala eşit paylaşamıyoruz ama artık kendi adıma hesap kitap yapıyorum.
              Örneğin 6 yıldır işten kreşe/okula yetişmek için kırk takla atıyor, streslere giriyordum. Bir kez bile eşimin alması gündeme gelmemişti. Al dediğimde de işi vardı, toplantısı vardı falandı filandı.
              Bu yıl almadım. Bazen bilerek bazen iş için yarım saat geç çıkmaya başladım, hergün okuldan alıyor artık.
              Makinedeki bulaşıkları bir kez kaldırmadı 10 yıllık evliliğimizde. Dün aradım, evdelerdi makineyi boşalt geliyorum dedim, 30 dk da avm de gezdim. Normalde ben koştur koştur gider, makine boşaltır, yemek yapar, sonrasında toplardım. O da suyunu içer, koltukta dinlenir, oyalanırdı. Gittiğimde yapılmıştı.
              Temizlik parasını hep ondan alıyorum. O düzeyde dahil olsun sürece diye.
              Bunların hepsi yıpratıcı, ama erkekler de malesef bazı şeyleri direk söylemeden anlamıyor. Meyveleri soyulup önüne getirilen çocuklar olmuşlar genelde. Hayatı da aynı sanıyorlar malesef!

        • Evet bu da doğru tabi, biz biraz daha mükemmel olması için uğraşıp duruyoruz malesef. Tabi ki o çocuklar da bu yaşa gelmişler sağlıklı ve mutlular demek ki en temel ihtiyaçlar sağlanmış. Bizim didinmelerimiz de onlara fazla geliyor muhtemelen.

  2. Vallahi yazmak istediklerime içimden bağırdıklarıma tercüman olmuşsunuz.Ben evdeyim eşim çalışan kişi evimizde.Ve sürekli ilgi beklenen dinlenmesi sağlanan kişi o olmak zorunda..Bana yardım ettiği ufacık şeylere bile kutlama için bando takımı bekliyor çoğu kez yada aşırı bir teşekkür.Çünkü o benim görevlerime(!)yardım ediyor kendince.Bundan tek sorumlu kvdem.30 yaşındaki bir yetişkine bebek gibi davranır üstünden çıkardığı kıyafeti bile toplamasını söylemeyip sen yerden kaldirirsan böyle evdeki tüm herşeyi kadının görevi olarak gören bir zihniyet yetiştirirsin..Artık kavga etmekten söylenmekten bıktım çünkü gerçekten bir çözüm bulamıyorum.Yoruldum ve fazlasıyla darlandim.Lanet olsun toplumumuzdaki bu zihniyete.Konuşsak dertleşmeye çok ihtiyacım varda neyse:)

  3. On gündür evi topluyor, ölesiye temizliyor,bir taraftan dis çıkaran bebeyle uğraşıyorum diğeri ameliyat oldu iyileşme aşamasında nazlaniyor.bir gün içinde her yer yine rezalet oldu ütü desen yığınla. Ammma güzel yemek yok diye göz ucuyla bakan eş beni yetersiz hissettiriyor işte. Bir işe yaramaz niye varsın hissettiriyor…ne yazık bize