4 Yorum

Ebru’nun Gebelik Günlüğü – 30.-31. Hafta

Yazar Hakkında

EBRU Y. – Yemek yapmayı seven ama yemeyi sevmeyen, dağınık ve plansız yaşamaktan keyif alan ama bunu pek başaramayan, enerjisini güneş ışığından alan, hayvanlara büyük zaafı ve doğaya sonsuz saygısı olan biri. 34 yaşında. Eşiyle ve kedisiyle birlikte Amsterdam’da yaşıyor.

Evde bakım hemşiresi. Haftalar önce ebem burda kraamzorg denilen bir sistemden bahsetmişti. Bu, doğumdan sonraki ilk hafta boyunca her gün evimize gelecek, bebek ve benimle ilgilenecek bir bakım hemşiresi. Neyse ki sigortamız büyük bölümünü karşılıyor, hiç düşünmeden bu hizmeti veren bir bakım şirketiyle anlaştım.

Artık bebek bakımının bir önceki nesilden veya daha önce doğum yapmış akrabalardan öğrenme modeli geride kaldı sanırım. Ben de küçükken teyzemin torunlarını oyaladığımı falan hatırlatırım birkaç saatliğine, ama sonrası yok. Geçenlerde yeni doğum yapan bir arkadaşım bebeğini verdi kucağıma. Bir bebek bu kadar mı kötü tutulur! Zaten bebeği kucağıma aldığımdaki kendime güvensizliğim, elimi kolumu nereye koyacağımı bilememem ele verdi her şeyi. Bu bakım hemşiresi olayı, Deniz’i ailelerimizden, tanıdık bildik yüzlerden uzak bir yerde kucağıma alacağımı düşününce benim için hayli kritik bir hale geliyor. En azından rahatlatıyor beni.

Bu hafta anlaştığım şirketten biri geldi tanışma görüşmesine. Ayy o Üzüm ne sırnaştı kadına, gören de bu kedi üvey evlat, külkedisi muamalesi görüyor, hiç sevilmiyor, zavallıcık zanneder. Kadının kucağına atladı hemen, döndürdü vücudunu, zorla sevdirdi kendini. İlk on dakika sadece Üzümle ilgili konuştuktan sonra, görevli kadın bu hizmetin içeriğinden bahsetti, gelen kişinin hizmetçi olmadığından dem vurdu, bir de benim beklentilerimi sordu. Beklentim gayet açık aslında, emzirme, alt değiştirme, uyutma, banyo yaptırma gibi aktiviteleri yapmama yardımcı olsun hatta gerektiği yerde motive de etsin. Ee yeri geldiğinde gazla çalışan bir insanım ben, özgüvenin bittiği yerde gaz başlamalı..

Femur da femur. Deniz’in 29. haftanın sonunda ultrason kontrolü vardı, gelişimini ölçtüler. Baş çevresi, bel çevresi, femur uzunluğu derken ebem gayet güzel şeyler söyledi. 1364 grama ulaşmış ve bu rakam benim cep telefonumda takip ettiğim hafta hafta hamilelik uygulamaları ile aynı. Sonra ölçtüğü rakamları bir büyüme eğrisine koydu. Deniz tam bir kitap bebeği, ortalamalara uygun gidiyor, ne küçük ne de büyük. Bu gelişim eğrisi ile giderse doğuma kadar 3400 gr’a ulaşacak. Sonra ebem amaa dedi -evet yine başlıyoruz, ne geliyor acaba- derken bana çok absürt gelen bir konudan bahsetti. Deniz’in bütün verileri ortalamaları takip ederken femur uzunluğu (üst bacak kemiği) 1-2 hafta geriden geliyor, yani daha küçük bebeklerin boyutlarında. 2 hafta sonra yine gelin bir daha bakalım, bebeklerin her yeri aynı ölçüde büyümez, bazı kısımları sonradan atak gösterir gibi açıklama yaptı. Boş boş baktım ebeme, niye tekrar geliyoruz bunun için anlamadım dedim. Ciddi bir durum mu bu? Hayır yine kısa çıksa ne yapacağız, müdahale etme şansımız var mı?

Sanırım ebem beni kelimenin tam anlamıyla görmezden geliyor, yani fiziksel olarak. Yoksa annesinin boyu 1.57 olan Deniz bebeğin femurunun biraz kısa çıkması normal karşılardı diye düşünüyorum. Ya da bu benim boyumla ilgili değil, herşeye rağmen ortalamayı yakalaması bekleniyor da olabilir.

Bizi tekrar çağırmasına ve bundan bize bahsetmesine bile elimde olmadan söylendim biraz. Bence bahse değer bir konu değil, eğer öyleyse de pek açıklayamadı neden ciddi olduğunu. Kızgınlığım konuyu hemen toplumsal bir boyuta taşıdı. Hep bir standart konusu dedim içimden, çocuklarımıza daha doğmadan standartları yakalaması, hatta üzerine çıkmasını bekliyoruz. Bunu da doğduktan sonra büyüme ataklarıyla, diğer bebeklerle karşılaştırarak ve daha da büyüyünce sınavlarla, okul dereceleriyle yapıyoruz. Ne yani benim çocuğumun femuru da kısa oluversin, hepsinin boyu, huyu büyüyünce farklı olmayacak mı zaten?

Sonraki iki hafta bu konuyu kafama takmamak için dalga geçtim, endişelerimle savaşma yöntemim bu. Aklıma geldikçe femur ile ilgili şakalar yaptım, Deniz her tekme attığında ‘Aferin oğlum, uzat femurunu bakayım” dedim.

İki haftanın sonunda Astrid karşıladı bizi ve aramızda o büyük buzul parçalarını çözecek cümleleri kurdu bize. Arkadaşım size femur uzunluğu için çağırmış ama bu önemli bir konu değil, çünkü bizim Avrupa standartlarına göre değerlendiriyoruz, belki sizin ülkenizde farklıdır dedi. Bu arada bana bir bakış atıp, kısa boylu olduğumu söylese de, bebeğin femur uzunluğunun normal olduğunu söyleyerek konuyu daha bilimsel bir zemine oturtması hoşuma gitti. Belki de sadece benim duymak istediğim cümleleri kurdu ama her iki durumda da fark etmez, o bizim bebeğimiz, her durumda ve şartta.

Bu arada tekrar ultrasonda baktık ölçülerine, Deniz 1785 gr olmuş, büyümesi yine kitaba uygun gidiyor ve femuru da uzamış. Her ne kadar henüz Avrupa standartlarına ulaşmadıysa da (!) önceki ölçüme göre bir atak göstermiş.

Hollanda sahilleri. Havalar çok güzel gidiyor geçen yaza göre. Mesela bu yaz akşamları ağustos böceklerinin seslerini duyuyorum, kurumuş otların kokusunu alıyorum ki geçen yaz hiç hatırlamıyorum böyle şeyleri. Doğru dürüst şort bile giyememiştim geçen yaz.

Denize olan aşkım aşikar ya, haftasonu sahile gitmeyi önerdim Ali’ye. Zanvoort’a gittik bir gün, bikinimi de götürdüm, denize girmeye kararlıyım. Su buzz gibi, hava rüzgarlı, adına kuzey denizi deseler de bizim tanımını yaptığımız denizden bayağı uzak… Yine de çok keyifli geçti, Ali ile kıyıda yürüdük sahil boyunca, yorulunca sahil kafelerin birine oturduk denize karşı, akşam muhabbeti yaptık. Eve geldiğimizde saat 10 olmuştu ve benim hala enerjim yerindeydi.

Bir ara sahilde yürürken göbeğimi göstermekten çekindiğimi farkettim. Nasılsa yüzmeyeceğim diye tişörtümü çıkarmadım. Neden bilmiyorum, tarif etmek zor o duyguyu, belki birilerinin dikkatini çekip bana bakma ihtimali rahatsız etti. Ali cesaretlendirdi beni, ne var bunda, aç göbeğini, çekinecek bir şey yok diyince bağladım tişörtümü. İlerledim biraz denizde, göbüşün ıslanmasına izin verdim, Deniz’i kuzey deniziyle tanıştırdım.

Ertesi hafta ise Scheveningen sahiline gittik bir heves. Bu sefer kıyıda yürürken rüzgardan bayağı üşüdük, yine bir sahil cafeye sığındık. Kocaman bir pizza söyledik gebelik şekerime rağmen. Tüm hafta, bütün öğünlerime dikkat etmiştim, o yüzden bugünü kendime tatil ilan ettim. Yok hepsini yemedim tabi, Ali ile paylaştık bu devasa pizzayı.

Cengaverliğe gerek var mı? Bana sırf hamile olduğum için daha az sorumluluk verilirse motivasyonum düşeceğini söylemiştim ofistekilere. Sağ olsun onlar da bu sözümü bayağı dinlediler. Geçenlerde bir projeye dahil olmamı istediler. Proje gecikmiş, ekibin yardıma ihtiyacı varmış, yapabilir misin diye sordular. Bu sözün üstüne bir de yapamam mı diyecektim, çocuk da yaparım kariyer de cümlesinin hakkını vermek adına seve seve yaparım dedim.

Projeye başlayınca günde 8 saatlik mesai ile yetiştirmenin imkansız olduğunu anladıma ama iş işten geçmişti artık, birine devredebileceğim veya paylaşabileceğim noktadan da çok uzaktaydım. Teslim tarihine kadar işi bitirmek benim için bir onur ve gurur meselesine dönüştü, kararlıydım bitirecektim. Hamileliğimin 30. haftasında günde ortalama 12 saat mesai yaptım. Uyanıyordum, kahvaltı yapıp çalışmaya başlıyordum. Hızlı bir öğle yemeği yiyor sonra sindiremeden yine çalışmaya başlıyordum. Taa ki bitkin düşene kadar. Cuma akşamı proje çıktılarını göndermem gerekiyordu, saat akşam 9 oldu baktım hala bitecek gibi değil, Cumartesi de çalışıp gönderdim. Nüfuzlu yöneticilerimden gelen mail, haftasonu çalışmama dem vurup teşekkür ediyordu. Tek derdim aslında verdiğim sözü tutmuş olmaktı.

Bu tecrübeyle hamilelik iznimin başladığı 36. haftaya kadar ne böyle bir söz vermeye ne de cengaverlik yapmaya kalkmayacağım dedim. Hayır gerek var mı, kime neyi ispatlamaya çalışıyorum ki derken çocuk da yaparım kariyer de sözüyle en çok da kendi kendime baskı yaptığımın farkına vardım. Sakin ol şampiyon dedim kendime, sakin…

Haftaya görüşmek üzere

Sevgiler,

Ebru

Gebelik Günlükleri

Ebru’nun Gebelik Günlüğü’ndeki tüm yazıları buradan okuyabilir, Blogcu Anne Gebelik Günlükleri’nin hepsini buradan okuyabilirsiniz.

4 yorum

  1. Gobusunuz de tatli, siz de cok tatlisiniz! Geri kalan hamilelik surecinizin tasasiz, mesaisiz ve nese icinde gecmesi dilegiyle! Deniz ismi de favorimdir, harika bir isim secmissiniz!

    • ayy simardim galiba:) pek alisik degilim boyle tatli sozlere, malum ofisteki arkadaslarim daha ciddi yorumlar yapiyorlar genelde:) cok tesekkur ederim guzel dilekleriniz icin!
      Sevgiler

  2. Merhaba,
    Benim de esimin de boyu 160cm. Esim Italyan, evet avrupali ama Avrupali cok genis bir toplulugu ifade ediyor. Esim Italyan erkek boyu ortalamasindan kisa ben de pek uzun sayilmam. Haliyle hamileligim boyunca burdaki doktorum bebegin olcumlerini yaparken bizi rahatlatmak adina ikiniz de ufak tefeksiniz o yuzden sizden iri bir bebek dogmasi beklenemez. Onemli olan kendi persentili icinde buyumesi gibi bir seyler demisti. Yani her turlu organi, kilo alimi, uzamasi gelisiyorsa rahat olun bence, stres olmayin. Simdi yanlis bir sey soylemeyeyim ama bu persenti degerleri abd’deki cocuklarin degerleri diye bir yerlerde okudugumu hatirliyorum. Bir de Kuzey Avrupalilar cok uzunlar, kemik yapilari bariz farkli biz akdenizlilerden. Eminim Deniz oglan cok keyifli buyuyordur o gobekte. Bir de ne kadar sakin ve rahat bir hamilelik o kadar sakin bebek ve lohusalik diyorum. Hic kimseye bir sey ispat etmek zorunda degil hamile kadinlar. Ustelik muthis bir fizyolojik degisim yasiyorsun vucudunda, bir insan buyutuyorsun. Cok dogal daha cabuk yorulmak, onceki performansi gosterememek. Bu bir eksiklik degil sadece enerjin su an baska bir seye gidiyor.
    Cok guzelsin gobeginle.
    Sevgiler

    • Deniz cok haklisin, bir suru faktor var ve anormal kelimesinin tanimi ailelere dogru aciklanmali, yoksa boyle endise ediyoruz. Aslinda ultrason olcumlerinde dikkate alinan bebek boyutlari Turkiye ve Avrupa da ayni bildigim kadariyla, belki de dedigin gibi tum dunya US olculerini kullaniyor.
      Guzel dileklerin ve iltifatin icin cok tesekkur ederim, benim de kalbimden guzel seyler geciyor:)
      Sevgiler