3 Yorum

Bir Annenin Fantezisi

Aşağıdaki yazı Blogcu Anne okurlarından Pınar Ç. tarafından kaleme alındı.

Yazar Hakkında

PINAR Ç. – Hayatı boyunca anne olmak istemiş; olunca önce başı göğe ermiş, sonra ayakları yere basmış, bebeğiyle birlikte büyüyen, değişen, daha iyi biri olmaya çalışan hevesli bir kadın. 

Şu anda bilgisayarımın başında değil de, deniz kenarında bir masanın başında olsam… Önümde dosyalar değil, ince belli bardakta bir çay olsa. Üstümde siyah ceketim değil, şöyle hafifçecik bir şal olsa (malum deniz kenarı sabahları biraz serince oluyor). Uzaktan tazecik yapılmakta olan gözlemenin kokusu gelse (Pişi de olur, çıtır simit de olur, pamuk ekmek de olur… Bu fantezide diyette değilmişim, verilecek hiç kilom yokmuş, çok fitmişim, harikaymışım…)

Kahvaltıyı tabii ki başkası hazırlıyor, hem kahvaltı hazırlamakla benim ne alakam var, değil mi? Masada yok yok. Aman Allahım. İsli peynir, ezine peyniri, tuzsuz sele, mantarlı omlet, bal ve kadim dostu kaymak, karadut reçeli, ayva reçeli, mis gibi tereyağı, daha neler neler… (Gene yemeğe döndüm, diyet bana yaramıyor arkadaş!)

Ay nasıl keyifliyim sofrada. Denize bakarak sakin sakin, ne yediğimi anlayarak, keyfine vararak, yiyecekler boğazıma dizilmeden yavaş yavaş ediyorum kahvaltımı. Çayım hiç soğumuyor burada, devamlı tazeleniyor hatta. Masada yalnızım. Masada söylediklerini dinle(ye)mediğim için suratını sallandıran veya kendisiyle yeterince göz teması kurmayınca mamalarını yere fırlatan kimse yok. Masada kendisini doyurmamı bekleyen irili ufaklı kimse de yok. Onlar nerede mi? Onlar bana uzak ama istediğim anda uzanabileceğim bir yerdeler. Şu anda ne yaptıklarını merak ettiğimde, puf! yanımda bir tablet beliriyor, bakıyorum oraya, ay ne güzel eğleniyorlar, aman da aman, baba kişisi hiç sıkılmadan, terlemeden, söylenmeden güzelce oynuyor kızıyla, bebe kişisi ise kâh legolarıyla, kâh yapbozlarıyla, kâh bebekleriyle oynarken zamanı unutuyor, beni hiç aramıyor, “nenneeee neeenneeee” diye ağlamıyor. Oh iki dakika göz attım onlara, içim rahatladı. Şimdi deniz kenarına dönebilirim.

Kahvaltım bitti; güneş de yavaş yavaş tenimi yakmaya başladı. Denize girme vakti geliyor ama önce bir kahve. Kahvem nerde benim?! Ah çok teşekkürler, elinize sağlık. Hüüüüp! Oh.

Kahvemi yudumlarken bir anda gözlerim ellerime, ve maalesef sonra da ayaklarıma takılıyor. Benim bir de ayaklarım vardı değil mi? Eskiden bakımlarını hiç aksatmadan, iki güne bir mutlaka ojelerini yenilediğim çilekeş ayaklarım. Pardon?! Burada bakım yaptırabileceğim biri var m.. Ah merhaba. Ojem kırmızı olsun lütfen. Oh.. Gözlerimin üstüne de salatalık dilimleri koyalım. Gözlerimi kapattım. Açtım. Voila! Ellerim, ayaklarım gıcır. Getirin bikinimi, denize atlayacağım!

“Aaaa şekerim sen de mi buradasın?” Ay en sevdiğim dostlarımın bir anda yanımda belirivermesine inanamıyorum! “Gelin şu dubaya doğru yüzelim, ay size anlatacağım ne kadar çok şey birikti!”

“Güneş iyice tepeye çıktı, gel çıkalım iskeleye”. Puf! “Aaa nereye gittiniz tatlım?” Ay neyse, sağ olsunlar, geldiler, hasret giderdik. Ama yemek zamanı geldi gene. Yalnız olmak en iyisi. 2.5 senedir ağzıma üzüm suyu bile sürmedim. Bir bira istiyorum ya! Şöyle suçluluk hissetmeden bir kere gevşesem ne olur sanki?.. Buzlu bardakta gelsin lütfen! Yanına illaki patates kızartması ve midye dolma. Çok teşekkürler, elinize sağlık. Benimkiler ne yapıyor acaba? Puf! Tablette gördüklerime inanamıyorum. İrili ufaklı kişiler yemeklerini birlikte yiyorlar, a-aa sonra da birlikte uyuyorlar. Aman ne güzel. Ben patatesime, birama dönüyorum o zaman.

Karnımı da ne güzel doyurdum. Göz kapaklarıma bir ağırlık çökmeye başladı sanki. Şurada bir hamak var, gölgede. Yanıma güzel bir kitap alayım da sallana sallana okuyayım. Ay kitabı yarılamışım. Kitap okumayalı ne kadar olmuştu. Ne iyi geldi, bir süre kendimi, bebeği, kocayı, annemi, babamı, kardeşimi, işimi düşünmeden başkalarının hayatlarına girmek. Ama bünye de bu kadar okumaya alışkın değil; biraz dinlenmek lazım şimdi. Uykum geldi, gündüz vakti de hiç uyuyamamzzZzZzzz… Uzaktan duyuyorum… Arka planda rüzgarla salınan ağaçların çıkardığı tatlı sesleri, uzaktaki sahilden gelen insan seslerini… Bir sağa bir sola sallanan hamağım ve ben…

Ne zamandır uyuyormuşum bilmiyorum. Ne kadar iyi geldi. Uzun süredir “Beni beklemiştir, beni istemiştir, akşama yemek olarak ne ayarlasam, ay evde soğan bitmişti, neyse yoldan alırım, yarına o dosyayı tamamlamam lazım, kızın yoğurdunun da günü geçti, akşam uyuyunca mayalarım” gibi bitmek bilmeyen sorular ve sorunlarla yanmış olan beynim kendine geldi.

Ama hasret de yavaştan içime dolmaya başladı. O zaman gelsin bakalım irili ufaklı kişiler. Bir dakika. Emin miyim? Yeter mi bu kadarcık? Ay yetsin, özledim. Puf!

“Hoşgeldiniiiizz! Kuzum! Gel bakalım nenneye. Ne? Meme mi? Kızım burda meme olmaz şimdi. Dur tatlım. Aaa burada ne varmış? Aaa bak kedi kardeş”

“Efendim canım? Nooldu? Çok mu sıcak? E sen denize gir istersen. Ben bakarım kıza. Tamam. Acıktın mı? Bak burada çok güzel yiyecekler var. Pardon bakar mısınız? E, tamam sen bilirsin. Kız durmuyo ya, ben onu şuradaki parka götüreyim. Tamam. Hadi görüşürüz”

Öğlen 4 civarında fantezisine son veren anne, güneşin alnında bebesini salıncakta sallarken, “Keşke araya bir masaj sıkıştırıp öyle çağıraydın, tablette idare ediyor gibilerdi aslında, sende aklı yok kızım” diyerek düşünmekteydi.

Diğer yandan bir yazı daha yazıp o masajı yaptırma ihtimalini de saklı tutmaktaydı.

Konuk Yazarlık

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

3 yorum

  1. ofiste ufak bir ara verip okudum yazıyı arka planda yine yağmur ve gökgürültüsü sesleri ile nasıl iyi geldi yazı.

    kendimi saf saf gülerken buldum. Ahh hayat çok şükür sahip olduklarımıza arada kaçamak ve izinler de daha fazla olsa süper olacak herşey.

  2. Niye bitti ne güzel okuyorduk, masajla devam etsin 🙂 Güzel bir yazıydı, teşekkürler:)

  3. Hep aynı hisler, onlar orada dursunlar istediğim zaman ulaşabileyim ama ne olur biraz yanlız kalayım.