0 Yorum

Hiç Toplanamayan Ev

Dayanıklı Aileler, Biricik Hikâyeler serisinin üçüncü çekimi geçtiğimiz ayın sonlarında Demirel ailesinin evinde gerçekleşti.

Sıcak bir yaz gününde Ceren, Tolga, Tuna ve Han’ın kapısını çaldık.

Daha doğrusu çalmadık.

İki çocuklu bir evin en doğal hali bizi karşıladı içeri girince…

Tuna (8) ve Han (3) okuldan gelmiş, Dünya Kupası elemelerini takip eden Tolga’nın yanında takılıyorlardı.

Ceren ise “gerçek” mutfağında “MÜTİŞ” yemeklerini hazırlıyordu.

“İşte Gerçek Mutfak Ceren Demirel MÜTİŞ Yemekleriyle”

Ceren, terapi için yemek yapanlardan… Yemek yapmaktan sıkılan biri olarak imrendiğim bir insan türüdür o, en temel bir ihtiyaç için üretirken kendini iyi hissedenler… Kalabalık sayılabilecek (5 kişilik) ve sürekli gelen gideni olan bir ailede büyüyen Ceren’se “misafir ağırlamayı, sofralar kurmayı, herkese zevkine göre yemekler yapıp sofraya sürpriz detaylar çıkarmayı” çok sevenlerden…

Masanın üzerindeki o ekmekler var ya… Onlar bizim içinmiş meğer!

İki çocuklu bir ailenin sıradan bir rutini var Demirel’lerin evinde de… Çocuklarla ne kadar sıradan olunursa tabii… Hafta içi uyandıktan sonra çocukları okula yollayarak başlıyorlar güne… Hafta sonu ise Tuna’nın futbolu için evden çıkana kadar evde birlikte zaman geçiriyorlar. Bizim ziyaretimiz yaz tatiline denk geldiği için Han okuluna devam ederken Tuna yaz kampına başlamıştı. Akşam üzeri saatlerinde eve geldiğimizde artık günlük akış inişe geçmişti.

Han, eve gelen her misafirin kendisiyle oynamaya geldiğini zanneden küçük insanlardan… O küçük insanları ben çok iyi tanıyorum çünkü bende de bi’ tane var aynısından. Hal böyle olunca, ben içeri girer girmez Han’ın beni elimden tutup odasına götürmesine hiç şaşırmadım. Anında oyun arkadaşı olmuştum!

“Yardımcımız yok, yemek ve tüm sorumluluk anneye ait bir aile hayatımız var” diye tarif ediyor Ceren yaşamlarını… Eski milli satranç oyuncusu ve antrenör Tolga’nın işi gece ayakta olmasını gerektirdiğinden, gündüz geç saate kadar uyuyor. Aile akşam yemeklerinde bir araya geliyor.

Normalde gittiğimiz evlerde ortalıkta çok görünmemeye çalışıyoruz biz ki rutini bozmayalım… Eğer ziyaretimiz akşam yemeğine denk geliyorsa aileler biraz içerliyorlar bu durumu, “Ne demek, biz yiyeceğiz, siz bakacak mısınız yani?!” diye… Ceren’in de ısrarlarına daha fazla dayanamayınca kendimize balkonda biber dolması ısmarladık. (Tamam, Ceren çok fazla ısrar etmemiş olabilir, söz konusu Gerçek Mutfak olunca biz kayıtsız kalmamış olabiliriz!)

Her ne kadar yemek yerlerken ailenin rutinini bozmamaya çalışsak da sohbetlerine kulak misafiri olmamak elde değil. Her şeyi kendi kendine -ve kendi zamanında- yapmak isteyen bir 3 yaş çocuğuyla, gün sonunda artık enerjisinin ve sabrının sonuna yaklaşsa da dayanıklılığını korumak için uğraşan bir anneni aşağıdaki diyaloğu çok tanıdık geldi bana, acaba nereden?..

Han: Ben kendim yicem.
Ceren: Ben kendim yedirebilir miyim?

Seri bir şekilde yemeğini yiyip kalkan Tuna’nın futbol tutkusu playstation başında devam ederken…

Han annesinin “yemeğini yemezse oyun hamurlarının ortadan kalkacağı” konusundaki hatırlatmalarını (!) pek de ciddiye alıyor gibi değildi…

Yemekten sonra Tolga iş başı yaptığında hanenin geri kalanı için saatler normal akışında geçti…

Önce biraz oyun…

Sonrasında banyo saati…

Tuna banyodan çıkmış hazırlanır…

Han’sa yeni bulduğu oyun arkadaşıyla birlikte kinetik kumlara plastik böcekleri saplarken…

Ceren kısa bir mola verebildi.

Han’la muhabbeti ilerlettiğimiz saatlerde, tüm yetişkin sıkıcılığımla ona son derece klişe bir soru sordum: “Okula gidiyor musun Han?

3 yaşın verdiği dürüstlükle dümdüz bir şekilde yanıtladı: “Hayır. Daha yeni gittim.” Haklıydı tabii çocuk, henüz okuldan geleli birkaç saat olmuştu, neden yeniden gitsindi ki?!

Tuna’nın sahalara dönmesi ve oyuna dahil olmasıyla Han yeni oyun arkadaşını unutmuştu. Çünkü hepimiz, en iyi oyun arkadaşının, ona şefkatle bakan ve nasıl bir oyun istediğini bilen bir abi (ya da abla) olduğunu biliyoruz.

“Hiç toplanamayan bir evde hep ‘birazcık belki toplayabilirim’ çabasında olan bir anne ile durumla zerre ilgilenmeyen erkekler birleşmesinden oluşan bir haneyiz.” diye tarif etmişti Ceren ilk iletişim kurduğumuzda aile hayatlarını… Aşağıdaki fotoğraflar, tam da bu “Birazcık, belki toplayabilirim” diyen anneyi resmediyor…

Dünya kupası grup maçlarının devam ettiği iki maçlık dönemde, tam da Almanya’nın sürpriz bir şekilde kupadan elendiği günde, ikinci maçın başlama saatinin yaklaşmasıyla Tolga yeniden sahalara döndü.

Ama asıl saha, evin koridoruydu.

O sırada acı haber (!) geldi: Han’ın yatma saati gelmişti.

Elbette her şey o kadar kolay olmayacaktı. Han “Bitti” demeden bitmezdi.

Ancak son gülen iyi güler, son sözü Ceren söylerdi.

Han son oyun kartlarını oynasa da artık yatma zamanı gelmiş, Ceren kırmızı kartı göstermişti.

Brezilya Sırbistan’ı 2-0 elerken, Tuna da oldukça sıkıcı geçen maç karşısında uykuya daha fazla kayıtsız kalamamıştı.

Tuna ve Han günü noktaladıklarında…

Ceren ve Tolga için hayat yeni başlıyordu…

Ceren, Tolga, Tuna ve Han’a, “Hiç toplanamayan ev”lerini bize açarak sıradan bir akşamlarına ortak ettikleri için teşekkür ediyor, kendilerine dayanıklılıklarından ötürü 10 puan, 10 puan, 10 puan veriyoruz!

Tüm gün temizlenip toplanmış bir ev, akşam üstü gelen çocuklar sayesinde (yüzünden desek daha iyi!) 2-3 saat içinde savaş alanına dönüyor.

Yemek hazırlığı sırasında mutfak;
Oyun saatinde oda;
Yıkanma saatinde banyo;
Yemek saatinde de salon mahvolup gün bitiyor.
Adım adım , oda oda görev tamamlar gibi her akşam mutlaka her yer talan ediliyor
Akşamüstü tsunamizi var bizde hep.

diye anlatıyor Ceren ‘hiç toplanmayan ev’lerini… Nasıl olduğunu hepimiz biliyoruz sanırım: “Çocuklu bir evi temiz tutmak, kar yağarken kar kürmeye benzer.”

O halde şimdi geriye yaslanıyoruz ve hep birlikte bir kez daha tekrarlıyoruz: Dağınıklık değil o bi kere, yaşanmışlık!

 

Dayanıklı Aileler, Biricik Hikâyeler serisindeki tüm hikâyeleri buradan okuyabilir, İstanbul içindeyseniz katılmak için iletisim@blogcuanne.com adresine yazabilirsiniz. Tüm fotoğraflar Ferhan Saral tarafından çekilmiştir. 

Profilo

Bu yazı dizisi, ‘Ebeveynlerin zorlu koşulları varsa, bizde de onların hayatını kolaylaştıracak Profilo’lar var’ söylemiyle hayatı kolaylaştıran Profilo Dayanıklı Ev Aletleri’nin desteğiyle hayata geçirilmiştir. Uzun ömürlü ve yaşam süresi boyunca sorunsuz ürünler sunmanın yanı sıra ailelerin yanında olmayı, onların zorlu koşullarını anlamayı ve bu rutinde ev hayatında ailelere destek olacak ürünler sunmayı hedefleyen Profilo’ya bu projede yanımda olduğu için teşekkür ederim. Profilo Ev Aletleri’nin web sitesini buradan inceleyebilir, Instagram ve Facebook hesaplarını takip edebilirsiniz.